GenelGündemPolitikaTarih

Küresel ve Bölgesel Ülkelerin Büyük Ortadoğu Projesi’ne Bakışları

NATO-aks

Çalışmanın Sahibi: Beyza Tangülü

NATO ve Büyük Ortadogu Projesi

NATO yani Kuzey Atlantik Anlasması Örgütü (North Atlantic Treaty Organization) 4 Nisan 1949’da kurulmustur. Örgütün asıl amacı; ‘Batı Bloku’ olarak tanımlanan kapitalist sistemin ‘Dogu Bloku’ olarak tanımlanan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birligi (SSCB) ve Sosyalist sistem karsısında ortaklasa savunulması olarak tanımlanmıstır. Böylelikle Batı, ‘Sovyet Tehdidi’ne karsı kendi demokrasilerini koruma amacını ilan etmistir. Kurucu üyeleri; ABD, Danimarka, Kanada, talya, Norveç, Hollanda, Belçika, İngiltere, Lüksemburg, Fransa, Portekiz ve İzlanda’dır. Daha sonra Batı Almanya (1955), Yunanistan (18 Subat 1952), Türkiye (18 Subat 1952) ve İspanya (1982) katılmıstır. Günümüzde ise Çek Cumhuriyeti, Polonya, Estonya, Macaristan, Litvanya, Romanya Slovakya, Slovenya, Bulgaristan ve Letonya’nın da katılmasıyla toplum 26 üye olmustur. Bu ülkeler içinde en güçlü ve karar verici devlet ABD’dir. Ugur Mumcu’ya göre; Türkiye, 1950 yılında TBMM kararı olmaksızın Kore Savası’na girmis ve bu savasa girmenin ödülü olarak da NATO’ya alınmıstı. Bu ülkeleri bir araya getiren amaç, anlasmanın 5. maddesinde gayet net olarak tarif edilmistir. Bu çerçevede üye devletler; Avrupa ya da Kuzey Amerika’da aralarında bir ya da birkaçına karsı girisilecek silahlı bir saldırıyı, bütün üye devletlere karsı bir saldırı sayacaklar ve böyle bir saldırı sayacaklar ve böyle bir saldırı gerçeklestiginde de Birlesmis Milletler Antlasması’nın 51. maddesiyle tanına tek basına ya da toplu olarak kendini savunma hakkı uyarınca tek tek ve öteki üye devletlerle birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil, gerekli gördükleri bütün önlemleri alarak saldırıya ugrayan üye devlete ya da devletlere yardım edeceklerdir. Aynı anlasmanın 3. maddesine göre ise, silahlı saldırıya tek basına ve toplu olarak karsı koyabilmek için sürekli ve etkili çabalarla ve karsılıklı yardımlasma yoluyla savunma güçlerini korumaları ve gelistirmeleri hedeflenmistir.

14 Mayıs 1955’de de SSCB, Polonya, Dogu Almanya, Macaristan, Çekoslovakya, Arnavutluk, Romanya ve Bulgaristan NATO’ya karsı Varsova Paktı’nı kurdular. Böylece Dogu ve Batı olmak üzere dünyada iki kutuplu cephe olusturuldu. II. Dünya Savası’nın bittigi 1945’ten SSCB’nin yıkılısına kadar geçen bir soguk savas dönemi baslamıs oldu. 1990’lı yıllarda Varsova Blok’unun paralanmasından sonra, bu blogun içinde bulunan ülkelerin de yeniden yapılanmaları ve bölünmeleri sonucu birçok yeni devlet ortaya çıkmıstır. NATO’nun tüm faaliyetleri ve organizasyonu içinde ABD etkisi belirgin olmustur. Masraflarını büyük bir bölümünün ABD tarafından karsılanması yani ABD’nin bu etkinligi zaman zaman üyeler arasında huzursuzluk yaratmıstır. Böyle bir tepki ilk olarak 1958’de Fransa’nın ABD’nin NATO içindeki agırlıgını elestirmesi ve hatta ABD’nin bazı tavırlarının Fransa egemenligini çignedigini öne sürmesiyle su yüzüne çıkmıstır. Cumhurbaskanı De Gaulle, Fransa’nın baskalarını kararlarına uymaya zorunlu olmadıgını söylemistir. Bununla da kalmayarak 1 Temmuz 1966’da NATO’nun askeri kanadından resmi çekilmistir. Fransa sadece ‘açık ve kıskırtılmamıs bir saldırı durumunda anlasma maddelerine uyacagını’ bildirmis ve bundan sonra sadece bilgi alısverisi düzeyinde iliski kuracagını belirtmistir.

NATO, dogusundan itibaren tümüyle Sovyetler Birligi ve ‘komünizm tehdidi’ üzerine kurul oldugunu ilan etmisti. Oysa bu tehdit fiilen ortadan kalktıgına göre NATO’nun bundan sonraki islevi ne olacaktı. NATO’nun yeni durumu için alınan kararların sekillenmesi “23-25 Nisan 1999’da Washington’da yapılan NATO zirvesinde oldu…Çetin çatısmalar sonucu kabul edilen ‘Yeni NATO Konsepti’ ABD’nin ve küresel derin yapının çıkarlarına uygun olarak yeniden formatlanmıstır. Buna göre:

– NATO, alan dısı harekâtlara yönlendirilecektir.
– NATO, basta terör olmak üzere uyusturucu, insan kaçakçılıgı, ırk ayrımı v.b. sorunların çözümünde aktif rol oynayacaktır.
– NATO, Birlesmis Milletler kararı olmaksızın savas kararlarını kendi içinde alacaktır.
– NATO, bünyesi içinde ‘Çok Uluslu Birlesik Görev Kuvvetleri’ ve bu kuvvetlerin askeri harekâtlarda kullanımı saglanacaktır.
– NATO, küresel boyutta, ekonomik, politik, demokratik ve stratejik görevler üstlenecektir…

Bunlardan NATO’nun ‘Dünya Jandarmalıgı’ rolünü üstlendigini göstermektedir.

Soguk Savasın bitisiyle birlikte, NATO’nun varlıgına anlam kazandırma çabası içine girildi. ngiltere, bizzat ‘Demir Lady’ takma adlı Basbakanı, Thatcher, İskoçya’da 7-8 Haziran 1990’da gerçeklestirilen dorukta, yeni düsmanın ‘İslam Dünyası’ olacagının isaretini vermisti. NATO eski genel sekreteri Willy Claes, komünizmin çöküsünden sonra en ciddi tehdidin slam Dünyası oldugunu birçok kez dile getirmisti.

Yakın dönemde Avrupa’nın ve ABD’nin tehdit algılamalarını etkileyen iki önemli olay vardır. Bunlardan birincisi 1989’da Soguk Savasın sona ermesi ve 11 Eylül saldırılarıdır. Aslında bu iki olay birbirinden çok farklı olmasına ragmen dogurdugu sonuçlar olarak birbirine benzemektedir. Bu iki olayın sonucunda ABD ve Avrupa’da slam karsıtlıgı yükselise geçmistir. ABD, bu yeni tehdit algılamasından sonra önleyici taarruz olarak tanımladıgı tehdit gelismesinden harekete geçme stratejisini gelistirmistir. Bu strateji dogrultusunda NATO’nun da görev alanı degismeye baslamıstır. Soguk Savas döneminde NATO içinde en önemli tartısma konularından birisi olan üyelerin toprakları dısına müdahale edip etmeme tartısmaları geride kalmıstır. Mayıs 2000’de Reyjavik’te yapılan NATO Dıs İşleri Bakanları toplantısında tehdide çıktıgı yerde müdahale kararı alınmıstır.

NATO’nun bu savunma stratejisindeki degismeden baska görev aldıgı cografyada da söyle açıklanmıstır : 1991 Roma Zirvesi’nde sekillenen ve 1999’da Washington Dorugu’nda son sekline getirilen NATO’nun yeni stratejik Konsepti’nde İttifak’ın kurulus maksadı olan, üyelerin kollektif güvenligini saglama görevinde bir degisiklik olmadıgını vurgulamakta, güvenligin askeri boyutu yanında politik boyutuna agırlık verilmekte, buna baglı olarak istikrarın yaygınlastırılması için ittifakın hedeflerini paylasan fakat üye olmayan çevre cografyalarda bulunan ülkelerle yakın isbirligi öngörülmektedir. Bu cografi degisimin yanında NATO’nun Büyük Ortadogu Projesi’ne rol alması da ABD tarafından istenmektedir. Akar’a göre; Büyük Ortadogu Projesi’nde NATO’ya yoldaki çakıl taslarını temizlemek için dönüsüm geçirtilmek istenmektedir. Akar’ın bu düsüncesi paralelinde Emekli Tuggeneral Nejat Eslen, NATO’nun hem Avrupa’da askeri dengeyi sagladıgını hem de ABD’nin küresel çıkarlarına uygun zeminler yaratabildigini ifade ederek ABD, Büyük Ortadogu Projesi’ni NATO’yu tasoran yapmak isteyecegini söylemektedir. NATO’ya yeni konseptinde Ortadogu’ya müdahalenin bulunacagı bir misyon yüklenecektir. ‘Bunun ipuçları 19 Ocak 2003 tarihinde Çekoslovakya-Prag’da yapılan “Büyük Ortadogu Üzerine Düsünceler Konferansı”nda ABD’nin NATO nezdindeki Daimi Temsilcisi Nicholas Burns tarafından erilmis oldu. ‘Yeni NATO ve Büyük Ortadogu’ baslıgını tasıyan konusmasında Burns, yeni tehdit degerlendirmesi çerçevesinde, durumu Soguk Savas yıllarıyla kıyaslayarak ‘NATO, Misyonunu degistirmelidir ve bu misyon Ortadogu’dadır’ demekteydi. NATO’nun Yeni Genel Sekreteri Hoop’un ise; NATO’nun Büyük Ortadogu’da rol almasına bütünüyle taraftar oldugu’ yönündeki açıklamaları tabloyu tanımlamaktadır . 28-29 Haziran 2004’te İstanbul’da yapılan NATO zirvesinin agırlıklı gündem maddesini Büyük Ortadogu Projesi’nin yönetimi ve öncelik Afganistan’da olmak üzere NATO’nun Proje için görevlendirilmesi konusu teskil etmistir. Sonuçta NATO, undan sonraki gündemine terörü sokması ile kendi misyonunun çerçevesini de çizmis bulunuyordu. Zirvede terörün küresel tehdit olarak tanımlanmasıyla birlikte örgütün dönüsümündeki önemli sonuca varılmıs oldu. NATO’nun bu amaçla istihbarat birimi olusturması, terörle mücadelede ittifakın askeri olanaklarının kullanılacagının ve bu yönde operasyonlar düzenleneceginin ilan edilmesi NATO için en temel sonuçlar oldu.

Büyük Ortadogu Projesi ve AB

20307

Büyük Ortadogu Projesi baglamında Avrupa Birligi ve ABD iliskisine iki yönlü bakmak gerekmektedir. Birincisi; konunun Avrupa Birligi tarafından görünen yönü, ikincisi ise; ABD’nin Büyük Ortadogu Projesi konusunda AB’den beklentileridir. AB içerisinde lokomotif rolünü üstlenmis olan Almanya ve Fransa, ABD’nin Ortadogu’da tek güç sahibi olmasını istememektedir. Buze’ye göre, Almanya’nın BOP’u ABD’nin Ortadogu’ya tek basına hâkim olma projesi olarak gördügü ve karsı oldugu biliniyor… AB, Almanya-Fransa ikilisince hazırlanan ‘AB-Akdeniz Girisimi’
projesini daha 1995 yılında Barselona’da baslatmıstı. Bu AB projesine göre bölgede ekonomik reformlar desteklenecek ve 2010 yılında bir Serbest Ticaret Bölgesi kurulacak. Yani, Avrupa’nın ABD’ninkine karsı kendi ‘BOP’u bulunuyor. Bu durumun bölgede güç savaslarını baslatmaması mümkün degil. Fransa ve Almanya ABD’nin Ortadogu’ya tek basına hâkim olmasını istememekle beraber Ortadogu’da basrolü oynayacak kadar da güçlü degildir. Avrupa Birligi dünyada en fazla ihracat kapasitesine sahip birlik olmasına ragmen, askeri açıdan büyük bir potansiyele sahip degildir. AB için bölgede sorumluluk almanın ikinci bir tehlikesi de bölgeden kendi topraklarına sıçrayabilecek tehlikelere karsı hazırlıkların tam olmamasıdır. Ayrıca bölgede verilecek askeri kayıplar iç politikada hükümetleri bir hayli zorlayacaktır. Bu nedenlerden ötürü AB Ortadogu’da çıkarlarını savunabilmek için ABD ile isbirligi yapmak zorundadır. Diger yönden ABD’nin de ABD’den istekleri ve beklentileri bulunmaktadır. ABD, Ortadogu’ya hâkim olmak için girdigi sıcak çatısmalarda hem kendi çıkarlarını, hem de AB’nin çıkarlarını böylece dünyanın dengesinin korundugunu vurgulamaktadır. Bu görüsü bölgesel ve dünya genelinde istikrarı saglamak için savastıklarını söyleyerek dile getirmektedirler. Parlar’a göre; ABD’nin Ortadogu’da bulunma sebebini açıklaması su sekildedir.”Biz tüm Batı’nın çıkarları adına petrol ikmali aksamasın diye Ortadogu’da bulunuyoruz. Buradaki mücadelemizin temelinde böyle bir amaç var, yüklerimizi paylasmalıyız. Almanya, hatta Japonya’da bizim mali yüklerimizi paylasmak durumundadır.”

Aslında ABD’nin bu proje için bölgede isbirligi yapabilecegi en iyi seçenek AB’dir. Çünkü, AB, bölgedeki ülkelerle uzunca süredir iyi iliskiler sürdürmektedir. AB’nin aynı zamanda proje süresince olusacak mali yükü karsılayacak istikrarlı bir ekonomisi vardır. Ayrıca AB’nin bölgeden ciddi beklentileri ve çıkarları da mevcuttur. Bu konuda Brzezinski; Amerika’nın bölgeyi yeniden yapılandırma konusunda güvenebilecegi tek aktörün AB oldugu tezini savunmaktadır. Sonuç olarak; proje her ne kadar ABD kaynaklı olsa da ABD’nin bu projeyi uygulamayabilmesi için AB’nin destegini alması gerekmektedir. Avrupa Birligi de her ne kadar ABD ile fikir ayrılıkları yasasa da Ortadogu’da tek basına basrolü oynayamayacagı için ve bölgede çıkarların bulunması nedeniyle projeye destek verecek gibi görünmektedir.

Büyük Ortadoğu Projesi ve İsrail

israil-abd-iliskileri-hic-bu-kadar-kotu-olmamisti-h1434207282

1950 Geri Dönme Yasası dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudilere İsrail’in kapısını açmakta, 1952’de çıkartılan vatandaslık yasasıyla ise yeni yerlesimcililere Yahudi (‘İsrail’ yerine bu kavramın tercih edilmesi ilginç) vatandası olma hakkı tanınırken ülkede yasayan Araplara da Arap oldukları için İsrail vatandaslık hakkı tanınmamaktaydı . Bölgede bir Yahudi devletinin ortaya çıkmasıyla Ortadogu’da güç dengeleri bozulmus ve yeni kurulan bu devletin ciddi güvenlik sorunları ortaya çıkmıstır. Büyük Ortadogu Projesinin ortaya konmasının tek sebebi İsrail olmasa da, İsrail’in bölgedeki güvenligi BOP’un amaçlarından biridir. CINGI’ya göre; BOP onlarca yıl önceden bu yana tasarlanmıs katarılmıs bir ABD dıs politika dogrultusudur. Konjonktürden etkilenerek degistirilip rötuslanarak bugün uygulama asamasına geçilmistir. Bu biçimde olusturulmus bir ABD çizgisinin, İsrail olgusuna su ya da bu sekilde dikkate almamıs, hatta ön planda tutmamıs olması düsünülemez. Ancak bu noktadan hareketle BOP’u bütünüyle İsrail olgusuna endekslemek zordur. Aslında projenin İsrail’e, İsrail’in de projeye gereksinimi vardır. İsrail bu projenin sonrasında emperyalizmin Ortadogu’daki kırbaç rolünü oynarken, ABD ve AB’yi de bölgede kendisi için tehdit olarak algıladıgı Araplara karsı kullanmaktadır. Bu konuda Yurtsever’in kitabında belirttigi gibi; Yahudi devleti, kendisi için en büyük tehdit olarak gördügü İslam dünyasını Batı ile çatıstırmak istemektedir. Ya da, Kudüs İbrani Üniversitesi’nden İsrael Shahak’ın deyisiyle, ‘Anti-İslami bir Haçlı Seferi’nin liderligini yapmaya soyunmaktadır ve İslam’a karsı girisilecek olan savasta, Batı’nın öncülügünü yapmak hedefindedir.

İsrail’in, bölgede güvenligini saglayabilmek için Arap Devletleri’nin içerisindeki etnik grupları ortaya çıkarma gayreti vardır. İsrael Shak’ın ‘1980’ler srail için Bir Strateji’ makalesinde simdiki Siyonist rejimin bütün Arap Devletleri’nin küçük devletlere ayrıstırılıp parçalanması amacına yönelik bir planı açıklamaktadır. Yılmaz Tezkan bunu söyle aktarmaktadır. Bu makaleye göre; ‘Bütün Arap Devletlerinin küçük parçalar bölünüp parçalanması fikri, İsrail stratejik düsüncesine yinelenip durulur. Örnegin, 6 Subat 1982 tarihli Ha’aretz Gazetesi’nin, alanında en bilgili olan askeri konular muhabiri Ze’ev Schiff, Irak’ta İsrail’in çıkarların en uygun çözümün ‘Irak’ın Sii Arap, Sünni, Arap ve Kürt devletlerine bölünüp dagılması oldugunu’ yazmaktaydı. Bugün, Shahak’ın düsünceleri ile ABD’deki neocanların fikirleri arasındaki güçlü bir irtibat oldugu açıkça görülmektedir.

Değerlendirme Ve Sonuç

Bu çalısmalarda, Büyük Ortadogu Projesi tartısılmaktadır. Amerika Birlesik Devletleri’nin Ulusal Güvenlik stratejisi, Projenin dini, enerji boyutu, amacı ve Türkiye’ye etkileri ele alınmıstır. Basına deklare edilen ve kamuoyuna açıklanan sekliyle Ortadogu denilen bölgede yer alan ülkelerde batılı anlamda demokrasinin saglanması, terörizmin ortadan kaldırılması, serbest piyasa ekonomisinin bölgede islerlik kazandırılması ve bölgenin istikrara kavusturulmasıdır. Büyük Ortadogu Projesi ile ilgili resmi agızdan net bir açıklama yapılamadıgı için,çesitli çevrelerden farklı yorumlar bulunmaktadır. Kimlerine göre ‘İslam’ı yok etme girisimi’ olarak tanımlanırken, kimilerine göre ‘Medeniyetler Çatısması’nın uygulama konulması, kimilerine göre ise; İsrail’i koruma stratejisidir.

Büyük Ortadogu Projesi ile Ortadogu’da 22 ülkede dönüsüm planlanmaktadır. Ekonomik, siyasal toplumsal/kültürel ve stratejik Dönüsüm hedeflenmektedir.

• Ortadogu’da siyasal dönüsüm ile mevcut cografyadaki yönetimlerin batı standartlarına uygun bir biçim alması ve demokrasinin bölgeye getirilmesi amaçlanmaktadır.
• Ortadogu’da ekonomik dönüsüm ile bölgede serbest piyasa ekonomisin tesvik edilmesi, liberal sistemin yerlestirilmesi ve uzun ve de bölge ekonomilerinin batı ekonomik sistemine entegrasyonu ertelenmektedir
• Orta doguda toplumsal kültürel dönüsüm ile bölge halklarında kültürel dejenerasyonun olmasını saglamak, tüketim kültürüne açık, Amerikan kültürsüzlügünün tesvik edilmesini saglamak için egitim, medya v.b kültür araçlarını tesviki. Ayrıca bölgede slamı ılımlastırmak.
• Orta doguda stratejik dönüsüm ile de; batını tehdit olarak kabul ettigi terörizmin kökünü kurutmak, kitle inha silahları yok etmek ve bölgenin batılı güvenlik normlarına uygun hale getirmek Bunlar ABD’nin büyük orta dogu projesi ile ilgili olarak öne sürdügü görünen sebeplerdir.

Bir olayın arka planında yatan sebepler zinciri vardır, birde görünen sebepler zinciri vardır. Tabii ki; Büyük Ortadogu Projesi’nde arka planda olan sebepler tek degildir. Büyük Ortadogu Projesi’nin hedefinde olan ülkelerde yasanan karısıklıklar ve olayların birbiriyle iliskisine bu çalısmada yer verilmistir. BOP’un sahneye konmasıyla birlikte Irak’ta ve proje kapsamındaki çesitli ülkelerde terör ve istikrarsızlık görülmektedir.

21. y.y.’in Amerikan yüzyılı olarak sürmesi için küresel güç olmaya aday olan; Avrupa Birligi, Rusya Federasyonu, Çin, Hindistan gibi devletlerin gelismelerinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Bu kontrol içinde; kültürel, siyasal, ekonomik ve askeri boyutlardan yasam alanına uygulanmaktadır. ABD, Büyük Ortadogu Projesi ile Büyük Ortadogu’ya özgürlük ve demokrasi getirmeyi amaçladıgını ileri sürmektedir. Ancak bugüne kadar hiç önemsenmeyen bölge ülkelerine simdi birden deger verilmesi ilginçtir. Bu tutumu bölge ülkeleri de samimi bulmamaktadır. Irak Harekâtı, yeni “Önleyici Vurus” doktrini uzantısında gerçeklestirilmistir. Bu savasta da amaç, Irak’ı özgürlestirmek ve kitle imha silahlarını bulup yok etmek olarak açıklanmıstır. Baska bir perspektiften baktıgımızda, projenin basta petrol olmak üzere enerji kaynaklarıyla da iliskisi oldugu görülmektedir. Enerji ve su kaynakları ile yolların kontrolü ABD’nin küresel egemenligini destekleyecek en önemli seçeneklerden biridir. ABD’nin bu denetimi kurması ile Avrupa, Rusya, Japonya ve Çin’i kontrol altında tutabilecektir. Samir Amir’in de vurguladıgı gibi, ‘Washington’un Irak’taki (Yarın baska bir yerdeki) hedefi, oraya Amerikan sermayesinin çıkarı için bir diktatörlük (demokrasi degil) yerlestirip, kaynaklarını yagmalamaktan baska bir sey degildir’.

Bu projenin dinsel boyutundan bakıldıgında dünya barılına tehdit olarak İslam görülmektedir. Ancak projenin arka planında yalnızca din yoktur. 11 Eylül’den sonra ortaya koyulan Uygarlıklar Kutuplasması da giderek hedefine ulasmaktadır. ABD ve tüm Batı Ortadogu cografyasını ötekilerle yasadıgı bir bölge olarak yasadıgını düsünerek, sosyolojik yönden bir bütün olarak görmektedirler. Bu da tehlikeli bir durumdur. Bu çalısmada çıkan bir diger sonuç da: Büyük Ortadogu Projesi’nin yeni bir proje olmayıp köklerinin eskilere dayandıgıdır. Kimilerine göre 1900’lü yılların basında ortaya çıktıgı öne sürülürken, kimilerine göre de 1990’ların basında tasarlandıgı öne sürülmektedir. 1800 lü yıllarda Osmanlı idaresinde olan ve karmasadan uzak, oldukça rahat bir yasam süren ancak Osmanlı’ nın yıkılısından sonra yani bölgeden çekilmesiyle birlikte bölgede istikrarsızlık ve kaos ortamı egemen olmaya baslamıstır. Türkiye ise; proje kapsamında örnek ülke olarak ele alınmakta ve “Ilımlı İslam” ülkesi olarak görülmektedir. Bir zamanlar sahibi oldugu topraklara simdi batı bloku çıkarları adına örnek ülke misyonu verilen Türkiye projenin dısında istese de istemese de kalamayacagı için projenin dahilindeki ülkeler içinde güç dengeleri gözeterek bölgede daha etkin bir güç olmaya çalısması akılcı bir hareket olacaktır. Sonuç olarak; Türkiye’nin konumu önemlidir ve projenin dısında kalması zordur.

  • Bu çalışmanın tüm hakları Beyza Tangülü adlı kişiye aittir…

Yararlanılan Kaynaklar :

 

Beyza Tangülü , Büyük Ortadoğu Projesi

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün