Libya’nın Doğal Kaynakları ve Ekonomideki Etkiler (2020)

Libya’da Doğal Kaynaklar

Libya, doğal kaynaklara sahip diğer ülkeler gibi de doğal kaynak laneti ile karşı karşıya kalan bir ülke durumundadır. 1962 yılında OPEC’e katılarak OPEC üyesi bir ülke olmasının yanı sıra OAPEC üyesi bir ülkedir. Ülke 1961’de petrol ihraç etmeye başlamıştır.

Libya’nın kanıtlanmış ham petrol rezervleri 48,363 milyon varildir. Ham petrol üretimi ise 817,300 günlük varildir. Kanıtlanmış doğalgaz rezervleri ise 1,505 milyar kübik metredir. Doğalgaz ihracatı ise 4,470.1 milyon kübik metredir. Ham petrol ihracatı ise 792,100 günlük varildir. (WorldEnergyCouncil, 2016) Libya UPŞ başkanı Mustafa Sanallah, petrol üretimini 2021’e kadar günlük 2,1 milyon varile çıkarmayı hedeflemektedir.

Libya, ihracat gelirlerinin %95’ini, GSMH’nin %65’ini oluşturan ve kamu harcamalarının da %80’ini karşılayan petrol rezervlerini kontrol etmektedir. İhracat gelirlerinin büyük bir çoğunluğu hidrokarbon kaynaklardan oluşmaktadır. Enerji bakımından ihracatçı konumda olsa da yetersiz arıtma kapasitesinden ve ülkedeki istikrarsızlıktan dolayı petrol ürünlerini ithal eden bir ülkedir. Libya’nın yıllık petrol üretimi ise 20,2 milyon tondur. İyileştirilebilir rezervleri ise 6,3 milyar tondur. Libya’nın kanıtlanmış petrol rezervlerinin %80’ini Sirte havzasında
bulunmaktadır. Afrika’nın kanıtlanmış petrol rezervlerinin 1/3’üne sahiptir.

Kanıtlanmış doğalgaz rezervleri bakımından dünyanın en büyük 22. ülkesi ve petrol üretimi açısından da dünyada ilk 30 üretici arasında yer almaktadır. Şu anki ihraç ettiği durumdan daha fazlasını ihraç edebilme potansiyeli olsa da ilk 30 ülkenin son sıralarında yer almasının başlıca sebebi ülke içerisindeki çatışmalardan
kaynaklanmaktadır. (WorldEnergy, 2019) Libya 1971’de fonksiyonel hale gelmesi ile dünyanın en eski LNG
ihracatçılarındandır. Ancak 2011’deki sivil savaşta santralin zarar görmesinden dolayı LNG ihraç edememektedir. 2011 sonrası yaşanan hadiseler sonucu ülkenin ekonomisinde büyük yaralar açılmışsa da son zamanlarda özellikle 2016 yılından itibaren Libya’da istikrarın sağlanması hem bölgesel hem de küresel açıdan büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle devrim sonrası yatırımlarını geri çeken ya da iş yapamayan firmalar tekrardan faaliyetlere başlamaktadır. Bunun başlıca örneklerinden birisi Dutch Oil & Gas Company gibi birçok petrol şirketinin tekrardan iş yapmaya niyetleri vardır.

libya doğal kaynaklar
libya doğal kaynaklar

Fosil yakıt miktarından dolayı yenilenebilir enerji kaynakları ikinci planda kalmıştır. Devrim öncesi hükümette yenilenebilir enerji kaynaklarına dair çalışmalar yürütülmesine rağmen devam eden ve sürdürülebilir enerji sektörü sınırlandırılmıştır ve fosil yakıtları daha çok sübvanse edilmiştir. Ülkenin coğrafik konumu yenilebilir enerji
kaynakları açısından çok büyük bir avantaja da sahiptir. Ülkenin coğrafik yapısından kaynaklı güneş enerjisi elde etmede ve geliştirmede avantajlıdır. Yıllık 3000-3500 saat güneş ışını almasıyla günlük 7-8 kWH’lik bir enerji
potansiyeline sahiptir. Bu da yeryüzünde yıllık 25 cm ham petrol tabakasına tekabül etmektedir. (UNEP, 2015) Rüzgâr enerjisi için, rüzgâr güç atlasına göre 6-7,5 m/s arasında rüzgâr hızları tespit edilmiştir. Ancak Afrika’daki rüzgâr enerjisi potansiyeli daha çok Sudan’da bulunmaktadır ve Libya rüzgâr enerjisinden düşük miktarda elde etmektedir.

Libya’nın sahip olduğu ve son derece önem arz eden yenilebilir kaynağı ise hidroelektriktir. Ülkenin konumu açısından hidroelektrik potansiyeli yok gibi gözükse de Kufra’da var olan su, tarihte hem İtalyanların hem Fransızların ve daha birçok devletin dikkatini çektiği gibi günümüzde de çekmektedir. Huge/Great Man-Made River diye adlandırılan Büyük İnsan Yapımı Nehir Projesi ile günlük 5 milyon kübik metreden fazla potansiyele sahip olan bu projenin su rezervleri değeri ise 70 trilyon dolardan da fazladır. (OPEC, 2018) Dünyanın da en büyük sulama projesidir. Suyun kalitesi de son derece yüksetir ve su çölün altında yer almaktadır. Su rezervleri, Afrika’ya yetebilecek kapasitededir ve Nil Nehri’nden çok daha büyük bir potansiyele sahiptir. Bu proje ile Afrika’nın birçok sorununa çözüm bulunabilir ve Afrika kıtası kalkındırılabilir.

Proje üç aşamada gerçekleşmesi planlanmaktadır. İlk aşama; 2 milyon kübik metreyi 1200 km boru hatlarıyla Es-Sefir ve Tazirbu’dan Ecdebiye, Bingazi ve Sirte’ye ulaştırmak ya da sağlamaktır. İkinci aşama; Fizan’dan Trablus ve Jefara ovasına pompalamaktır. Üçüncü aşama ise birinci aşamayı ilerletme, sekiz pompalama istasyonu ve 700 km yeni boru hatları vasıtasıyla ilave 1,68 milyon kübik metre ile toplam 3,68 milyon kübik metre kapasiteye çıkarmaktır. Üçüncü aşamanın devamı ise 138,000 günlük kübik metreyi el-Cağbub’taki yeni kuyu alanı sayesinde Tobruk ve kıyı bölgesine arz etmektedir.

Prof. Dr. Sencer İMER ile GMR üzerine yaptığım röportajda, kendisi projeyi biraz daha detaylı anlatmıştır. Sahil bölgesinde yaklaşık 300 mm’lik yağıştan bahsedilebilirken iç bölgelerde yağıştan bahsetmenin mümkün olmadığını dile getirmiştir. Ancak bunun da yeterli olmadığı, kuyulardan çekilen sularında zamanla deniz seviyesinin altına inmesi sebebi ile deniz suyunun içe girmesinden dolayı Libya’nın yaşanabilir bir yer olması için
Kaddafi’nin bazı projeler üzerinde araştırmalar yaptırdığını dile getirmiştir. Bu projeler Alp dağlarından Sicilya Adası’ndan borularla su getirilmesi, deniz suyunu arıtarak tatlı su elde edilmesi, Türkiye’den Manavgat Şelalesi’nin suyunun temizlenerek gemilere yüklenerek su getirilmesi ve GMRA (Great Man Made River Authority) ya da GMR olduğunu ifade etmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda GMR’nin diğerlerine mukayese
ile daha az maliyetli olduğu tespit edilmiştir. Bu projenin yapımı için de görevlendirilen Kafkaslardan gelen Türk kökenli bir Libyalı olan ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde su mühendisliği üzerine eğitim almış olan, en aşağı tabakadan başlayarak başbakanlığa kadar yükselen – Bayındırlık Bakanlığı da yapmıştır. – Muhammed MANGUŞ’tur.

Yapılan araştırmalarda – el-Sarir ve Kufra baseni bölgesinde çok büyük çapta bulunmuştur. – buzul çağından kalan ve çölün altında olan suyun miktarı 140,000 km³’tür. Mısır’a hayat veren ve Kuzey Afrika’nın önemli nehirlerinden olan Nil nehrinin su miktarı 1000 km³ olduğundan bu da 1400 senelik Nil nehri debisine eşit olmaktadır. 1985’te Kufra’da temeli atılan proje için yedi metre derinlikte hendekler kazdırılmış ve beş metre çapındaki borular bu hendeklere yerleştirilmiştir. Bu proje için Kaddafi’nin emri ile boru fabrikaları kurulmuştur. Tahrip olmaması için çelik de kullanılmıştır. 80 ton ağırlığındaki her bir boru 120 ton vinçlerle indirilmiş ve birbirlerine rapt edilmiştir. Yanlarına otoban yapılmış ve böylelikle vinçlerin gidebilmesi ve kontrolleri
kolaylaştırılmıştır. Bu büyüklükte projenin değeri 15 milyar dolarlık projedir. Bu Türkiye’deki GAP projesine benzemektedir. Proje yapılırken boyutlandırılan boyu ise 1000 km³’tür. Bu proje çok az bir miktarı için oluşturulduğundan suyun büyük miktarı çölün altında bulunmaya devam ederek güvendedir. Bu nedenle bu su 200 sene boyunca Libya’ya yetebilecek kapasitededir.

Ayrıca Trablusgarp’ın altında olan Mursuk bölgesinden de Trablusgarp’a kadar bir boru hattı uzatılmıştır. Uzatılan bu boru hatları sahilde birleşmektedir. Böylece bir tarafta arızanın meydana gelmesine karşılık diğer taraftan su akışı sağlanarak Libya’nın su sorununa çözüm bulunmuştur. Kalitesinin çok yüksek olmasının yanı sıra maliyeti de son derece düşüktür. Hatta Prof. Dr. İMER, Fransızların Perrier suyundan daha temiz olduğunu belirtmektedir. Buzul çağından kalan bu suyun 1 m³’ü aşağı yukarı 30 cente tekabül etmektedir. Bu su, evlere 10 cente, tarıma
3 cente ve sanayiyede 30 cente verilmektedir. Böylelikle çöldeki verimsiz araziler tarıma açılarak eskiden meyve ve sebze ihtiyacını ithal eden Libya bu proje ile hiçbir şekilde ithal etmeyecek bir ülke konumuna gelmiştir. Bu proje diğer projelerle kıyaslandığında en az maliyetli ve en uygun çözüm olduğu ortaya çıkmıştır. Bu suyun %70’inin tarımda kullanılması planlanmıştır. %20’sini şehirlerde, %10’unu da sanayilerde kullanılması planlanmıştır. Bu projeyi gerçekleştiren yakın zaman da vefat etmiş olan, Kaddafi’nin Türkiye’ye atadığı Türkiye büyükelçisi olan, Türk inşaat sektörünün uluslararası camiada önünü açan, eski Libya başbakanı olan Muhammed MANGUŞ’tur.

Libya Demir ve Çelik Şirketi (LISCO), 1979’da Misrata’da 1200 hektarlık bir alanda kurulmuştur. Yıllık 1.324 milyon sıvı çelik kapasitesine sahiptir. (LISCO, 2018) Libya’nın güneybatısındaki Wadi ash Shati bölgesinde demir cevheri yatakları 5 milyar tondan fazla olduğu tahmin edilmektedir. LISCO’nun demir ve çelik üretiminde 2013 ve 2014 yıllarına oranla 2015 yılında %51’lik bir düşüş gerçekleşerek 352,000 ton ham çelik üretilmiştir. 2013 yılında işlenmiş çelik ürün üretim kapasitesini 1,5 milyon tondan 2,4 milyon tona çıkarmak için bir proje başlatmış ve 2015’te bitmesi planlanan bu proje yaşanan hadiselerden kaynaklı durdurulmuştur. 2015’te 306,000 ton demir ve 419,000 ton nihai ve yarı mamul çelik ithal etmiştir. (Taib, 2015) Hidrokarbon olmayan ürünlerin GSYİH’ye katkıları hidrokarbon ürünlerine kıyasla çok düşük kalmaktadır. Geliştirilmesi planlanmakta ise de yaşanan hadiseler neticesinde ilerleme kaydetmek zamanla güçleşmektedir.

REAOL’ye göre 2219 MW’lık kapasiteden oluşan %10 yenilenebilir enerji kaynaklarının 2025’e kadar kurulması hedeflenmektedir. Bunun orta hedefleri ise 389 MW’lık kapasitesini 2015’e kadar, 1069 MW’lık kapasitesi ise 2020’ye kadar oluşturulmasıdır. (Energypedia, 2018) Diğer bir taraftan doğal kaynak sektörünün en çok katkıda bulunduğu Libya’nın GSYİH ve ihracat-ithalat değerlerini de kısaca inceleyelim. Dünya Bankası verilerine göre Libya’nın GSYİH’si 2000 yılına kadar (2000 yılı da dahil) 27 ila 38 milyar $ arasında gerçekleşir iken yaptırımlar neticesinde 2000 yılında 38.27 milyar $ olan GSYİH, 2001’de 34.11 milyar $, 2002’de 20.482 milyar $ olarak gerçekleşmiştir. 2003’te yaptırımların kaldırılması ile 26.266 milyar $ olarak zamanla GSYİH bir artış göstermiştir.
2008 yılında 87.14 milyar $ olarak gerçekleşmiş ve küresel krizden 2008 yılında pek etkilenmemiştir. Ancak uluslararası konjoktürde görülen gerileme neticesinde Libya’da ekonomik olarak bu durumdan etkilenmiştir. Zira en çok ticaret gerçekleştirdiği Avrupa ticari ortakları başta İtalya olmak üzere küresel krizden son derece olumsuz yönde etkilenmiştir. Bu nedenle 2009 yılında Libya’nın GSYİH’si 63.028 milyar $ olarak gerçekleşmiştir.

Devrim gerçekleşmeden önce 2010 yılında ise GSYİH tekrar artış göstererek 74.773 milyar $ olmuştur. 2011’de devrimin patlak vermesi ile GSYİH yaklaşık %50 azalarak 34.699 milyar $ olmuştur. Devrim sonrası zarar gören ülkenin ekonomisi inşa edilmeye çalışılmış ve 2012’de GSYİH 81.874 milyar $ olmuştur. 2013’te 65.503 milyar $ olan GSYİH 2014’te yaşanan kriz nedeni ile 41.143 milyar $ olmuştur. Krizden etkilenen ülkenin 2015 ve 2016 yıllarında GSYİH sırasıyla 27.842 ve 26.222 milyar $ olarak gerçekleşmiştir. 2016 sonrasında ülkenin kalkınması için uluslararası camianın harekete geçmesi, UPŞ’nin krizden ve ülkenin siyasi olaylarından kendisini muhafaza etmeye çalışarak bağımsız hareket etmeye çalışması gibi bazı çalışmalar sonucu iyileşmeler gözükse dahi bu 2010 seviyesinin çokça altındadır. 2017 ve 2018’deki GSYİH’si sırasıyla 38.116 ve 48.32 milyar $ olmuştur.

BM’nin Ticaret ve Kalkınma Üzerine Konferansı’nın yayınladıkları bilgiye göre, toplam ürün ticaretinde ürün ihracatı 2005, 2010, 2015 ve 2017 yıllarında sırasıyla 31,358 milyon $; 48,673 milyon $; 11,392 milyon $; 18,379 milyon $ olarak gerçekleşmiştir. 2017 yılında ihracatta ürün gruplarına göre yakıtlar %88 oranında iken işlenmiş ürünler %5 olarak gerçekleşmiştir. %7 ise diğer ihracat kalemlerini oluşturmaktadır. İlk beş ticari ortakları ise İtalya, İspanya, Almanya, Fransa ve Çin’dir. Ürün ithalatında ise yukarıdaki aynı yıllara göre sırasıyla 6,079 milyon $; 17,674 milyon $; 16,429 milyon $; 11,357 milyon $ olarak gerçekleşmiştir. (UNCTAD, 2019) İthalat ürünlerinden başlıcaları ise makineler, elektrik ekipmanları, gıda, tüketici ürünleri yer almaktadır.

IMF’nin 2019 yılı için büyüme tahmini incelendiğinde 4.27 olarak gerçekleşeceği tahmin edilirken 2020 yılı için ise 1.4 oranında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir ve 2024 yılına kadar bu oran 1.5’i geçmemektedir. (TheGlobalEconomy I. , 2019) Bu da ülkenin ekonomik olarak önümüzdeki yıllarda da zorluk yaşayacağını gözler
önüne sermektedir. Kısacası, doğal kaynaklara sahip olan diğer pek çok ülke gibi Libya’nın da ekonomisi petrol ve doğalgaz gelirlerine bağlı bir ülkedir. Libya’nın petrole ve doğalgaz gelirlerine bağlı olması diğer sektörlerin gelişmesinin önünde engel olarak görülmektedir. OECD’nin araştırmalarına göre Libya’nın kalkınması için ekonomide çeşitlendirmeye gitmesi gerektiği ile birlikte bu çeşitlendirme için de beş sektörün potansiyellerini ön
plana çıkarmaktadırlar. Bunlar; inşaat ve malzemeleri, teknoloji eğitimi, enerji ve yenilebilir enerji, turizm-ulaşım ve lojistik sektörü ile tarım ve balıkçılık sektörü olarak tespit edilmiştir.

Hidrokarbon sektörü dışı demir-çelik ve ağır sanayisi gibi diğer sektörlerin GSYİH’ye katkıları oldukça düşük kalmakla birlikte gelişim göstermekte de zorluklar yaşanmaktadır. Ekonomi Bakanlığı ile Sanayi Bakanlığı birleştirilerek Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı oluşturulmuş ve 10 Ocak 2019’da Stephanie Willams Trablusgarp’ta Ekonomi ve Sanayi Bakanı Ali Issawi ile ekonomik reformların gerçekleştirilmesi üzerine görüşmüştür. (LibyaObserver, 2019) Ülkede var olan kriz nedeni ile yabancı yatırımcıların ülkeye çekilmesi de zorlaşmaktadır. Ayrıca 2013’te yapılan anket çalışmasında Libyalıların %46’sı 2011-2012’ye oranla daha çok arttığını hissetmekte olduğunu kamu sektöründe %53 oranında gerçekleşen yolsuzlukların ciddi bir problem olduğuna dikkat çekmektedir. Libya’nın Birleşmiş Milletler Yolsuzluk Karşıtı Anlaşma’ya ve Arap Yolsuzluk Karşıtı ve Entegre Ağı’na (ACINET) Libya Adalet Bakanlığı üye olmasına karşın yolsuzluğa karşı gerçekleştirilen eforlar yetersiz kalmaktadır. Bu konuda OECD, OECD Rüşvet Karşıtı Anlaşma ile de ortaklaşa hareket ederek Libya’nın yolsuzlukla mücadelede fayda sağlayabileceğini bildirmektedir.

Ülkenin siyasi istikrarsızlığının sona erdirilmesi ile yolsuzlukla mücadelenin öncelikliklerden olması gerektiği de belirtilmiştir. (OECD, 2016, s. 74-75) OECD, ülkenin ekonomisinin kalkınması için yapmış olduğu araştırmalar ile özel sektörün altını daha çok çizmektedir. Özellikle küçük ve orta ölçekli girişimciler üzerinde durmuştur. Ancak ülkedeki güvensizlik sebebi ile yatırımlar istenilen seviyede gerçekleşememektedir. Ülkede bankacılık sisteminin aksaklıklarından da kaynaklı girişimciler borç bulmakta zorlanmaktadır. 2013 yılında İslami Bankacılık kanunlaştırılıp 2015’te yürürlüğe girmesi hedeflenmiş ancak 2014’te Hafter darbesi ile bu ertelenmiştir. Dünya Bankası ise Katar, BAE gibi diğer ülkelerde de uygulanan “İslami-Konvensiyonel” bankacılık sistemini önermektedir. Bunun yanı sıra girişimcilerin teknoloji, dil gibi bazı alanlardaki bilgi eksikliğinden dolayı bazı programlar oluşturulup eğitilmeleri amaçlanmıştır. Ülkede birçok kişi hala silah tutması nedeni ile girişimcilik istenilen düzeyde gerçekleşememekle birlikte Silahsızlandırma-Terhis-Yeniden Entegre (DDR) etme programı gibi programlar aracılığı ile hedeflere ulaşılması amaçlanmaktadır. Ek olarak bazı yasal düzenlemelerin de yapılmasını belirtmiştir. Ayrıca “Kuluçka” aracılığı ile girişimciler desteklenmeye çalışılmaktadır. (OECD, 2016)

Türkiye’de Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Libya ile bu kuluçkalar üzerine bazı çalışmalar yürütülmektedir. Ancak
ülkenin gelirleri daha çok hidrokarbon sektörüne bağlı olduğundan uluslararası ekonomik krizlere de ülkeyi kırılgan hale getirdiği dikkatlerden kaçmamalıdır.

Krizde Libya’nın Doğal Kaynak Ekonomisi

Libya’nın petrol ve gaz endüstrisini üç dönemde incelemek gerekir.

1. 1951 – 1969 arası, Senusi döneminden Kaddafi’nin başa geçişine kadar
2. 1969 – 2011 arası, Kaddafi dönemi
3. 2011 – günümüz, Kaddafi sonrası dönem

Petrol, 1959 yılında ilk kez keşfedilmiş ve federal sistemde olan Libya, 1961 yılında yabancı yatırımcıları teşvik etmiştir. Kaddafi sürecine kadar ki olan süreçte alt yapı çalışmaları da yapılmış ancak kendi çıkarlarını dikkate alan bazı yönetici kesimler tarafından doğal kaynaklardan elde edilen gelirler halka az miktarda yansıyabilmiştir.

1969’da darbe ile başa geçen Kaddafi döneminde, 1970’li yılların en başlarında kısmi olarak yarı devletleştirme politikalarının ardından devletleştirme politikaları ile petrol endüstrisindeki yabancı şirketlerin çoğunluk hissesini almıştır. 1980’li ve 90’lı yıllarda uygulanan yaptırımlar neticesinde Libya’nın ekonomisi olumsuz etkilenmiştir. Günlük yaklaşık 3 milyon varil üretimi gerçekleşmekte iken 1980’li yıllardan itibaren günlük yaklaşık 1,5 milyon varile kadar düşüş gerçekleşmiştir. Bu yaptırımlar, ekonomiyi 2000’li yıllara kadar olumsuz yönde etkilemiştir. 2000’li yıllardan sonra belli bir oranda artış gözükse dahi 1970’li yılların gerisinde kalmıştır.

Libya’da da petrol endüstrisinin hızla büyümesi ülkeyi kiralayıcı devlet haline getirmiştir. Sektörün büyümesi devlet kurumlarının da kurulmasına katkıda bulunmuştur. İşin garip yanı ise, yaptırımlar sırasında dahi ABD petrol şirketlerinin – Amerada Hess, Conoco ve Maraton – sahip olduğu imtiyazları ve hakları UPŞ tarafından korunmuştur. 2000’li yıllarda yaptırımların kaldırılması ile petrol endüstrisinde izlenen devletleştirme politikalarında bir takım değişiklikler gerçekleşmiştir. Bunların sonucunda yapılar, şirketler ve operatörler serisi gerçekleşti.

Bunlar

– Devlete ait UPŞ (en yüksek petrol şirketi)

– Arap Körfezi Petrol Şirketi, Brega Petrol Pazarlama, Ras Lanuf Petrol ve Gaz İşletme Şirketi, Sirte Petrol Şirketi ve Zaviye Petrol Rafinerisi Şirketi gibi UPŞ’ye bağlı şirketler (devlete bağlı şirketlerdir)

– Akakus Petrol Operasyonu, Mebruk Petrol Operasyonları, Mellitah Petrol ve
Gaz, Waha Petrol Şirketi ve Zueitina Petrol Şirketi gibi yabancı ortak girişimli
şirketler

– Bir ortak girişim şirketi içerisinde keşif yapan ve faaliyet gösteren yabancı şirketler (KÜPA çerçevesinde) ya da sadece keşif veya keşif için elinde bir lisans bulunduranlardır.

2011 yılına kadar Libya’da faaliyette olan ya da lisans sahibi olan BP, Chevron, CNPC, ENI, Maraton, OMV, Shell, Total, Repsol, Statoil, Wintershall, ve Batı yabancı petrol şirketleridir.

Petrol sektörünün gelişmesi ile birlikte sektör, siyasi etkilerden ve tehlikelerden korunulmaya çalışılmıştır. Örneğin, UPŞ, Kaddafi’nin çocuklarının elinden uzak tutulmuştur. Kaddafi bir şekilde kontrolü altına almaya çalışmış olsa da yabancı yatırımcıları tercih eden bireylerin – Şükrü Ganem gibi – etkisinden dolayı bunu başaramamıştır.

Sonuç olarak 2000’li yıllarda petrol sektörünün büyümesinin iki sebebi vardır:

1) Genel petrol ve doğal gaz üretimindeki ılımlı artış,

2) Yabancı şirketlerin yatırımları, keşifleri ve üretimlerindeki artıştır. Örneğin; ENI ve UPŞ ortak girişimi ile Batı Libya Gaz Projesi ve Greenstream boru hattı yapılmıştır. Bu sayede Libya’nın gaz üretimi hızla artmıştır.

2011 yılından günümüze kadar ki süreçte petrol endüstrisinde birtakım iyileşmeler görülmüştür. Düşen üretim seviyesindeki artış kısa süreli olmuştur. 2012’de silahlı grupların ve milislerin artışı ülkedeki güvenlik sorununu da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle ülkenin ihracatında dalgalanmalar görülmeye başlanmıştır. Bu dalgalanmalardaki sebeplerden birisi PTM’nin ve UPŞ’nin petrol sahalarındaki kontrolü kaybetmeye başlamalarıdır. Diğeri ise 2014’te artan kriz ortamında rekabet içerisinde olanların kendilerini geliştirmeleri ve petrol tesisleri üzerinde hâkimiyet kurma mücadeleleri sağlamalarıdır.

Geçici hükümet ile yerel otoriteler; silahsızlandırmayı, terhisi, silahlı olanları tekrar bütünleşmiş etme ve tek bir çatı altında birleştirme – DDR programı – konusunda başarısızlığa uğramıştır. Silahlı grupların artmasından ve güvenliğin tehlikeli duruma düşmesinden kaynaklı yerel ya da yabancı petrol şirketlerini endişelendirmektedir.
Saldırılar, başta endişe verici değildi. Çünkü saldırıya uğrayanlar eski rejimin adamlarıydı. Güvensizliğin ve şiddetin artmasıyla yerli ya da yabancı şirketler de hedef haline gelmiştir. Silahlı grupların hedeflerinde, petrol ve doğal gaz yerlerini kontrol altına almak vardı. 2011’de operasyonlarını askıya alan şirketler, çalışanlarını azaltmak gibi bir takım basit güvenlik tedbirleri almışlardır. Tek bir çatı altında güvenlik güçlerinin olmaması petrol şirketlerinin sahada personelleri için güvenlik hükümlerini almasını zorlaştırmaktadır. 2014’te Trablus uluslararası hava limanının tahrip olması durumları daha da kötüleştirmiştir.

Güvenlik durumlarından dolayı birçok elçilikler dahi Trablusgarp’taki yerlerini kapatıp Tunus’a taşınmışlardır. Terminallere yapılan saldırılar sonucu birçok petrol ihracat terminallerinin kapatılmasına sebep olmuştur. UPŞ tarafından mücbir sebepler ilan edilmiş belli bir müddet sonra mücbir sebepler kaldırılmıştır. UPŞ, Bingazi’nin de
açık olduğunu bildirmiştir. Bildiri, uluslararası ortakları geri kazanabilmeyi planlamıştır. 2016’da Hafter güçleri, Sirte Körfezi’nin kontrolünü Jadhran’dan almıştır. Yerel güçler ve otoriteler defalarca ihracat ve gelir kontrollerini kontrol etmeye çalışmışlardır. Örneğin; Kasım 2013’te Berka İcra Ofisi – Jadhran’ı da dahil ederek – kurulmuş ve petro için alıcı aradıklarını duyurmuşlardır. Mart 2014’te ABD donanması, K. Kore bayraklı bir petrol tankeri yakalamışlardır.

Trablus hükümeti ile Tobruk hükümetinin arasındaki çatışma, yakıt kaçakçılığı, petrol ve doğal gaz tesislerine saldırma vb. durumlarını daha da kötüleştirmektedir. Yabancı şirketlerden bazıları, ülkeden çıkarken; bazıları da pozisyonlarını koruyarak bazı fırsatlar elde etmişlerdir. Örneğin; 2017’de OMV, Occidental’ın Sirte Havzası’ndaki
Nefura petrol alanından %7 hisse satın almıştır. Diğer bir örnek; ENI, Bouri sahasında yeni bir gaz keşfi yaptığını bildirmiştir. Başka bir örnek ise, Wintershall (Almanya) ile petrol paylaşımı düzenlemelerinin yapılması ve işletilen bazı petrol sahalarındaki üretimin yeniden başlatılması üzerine anlaşmaya varılmıştır. Sanallah, OMV (ABD) ve
AGOCO, Tafneft (Rusya) şirketleri ile görüşmüştür. 2018’de Total (Fransa), Waha petrol imtiyazlarında Marathon’dan 450 milyon $ karşılığında %16.3 oranında hisse satın aldığını duyurmuştur. Sonuç olarak 2018 yılında doğal kaynak sektörüde faaliyette bulunan şirketler; BP, Shell, ENI, Total, API, BB Energy, Cepsa, Repsol, Socar, Unipec, Rosneft, LERCO, Trasta Enerji’dir.

Kısacası, 2011 sonrasında güvensizliğin ve çatışmanın, yakıt sektöründe olumsuz etkisi söz konusudur. UPŞ, petrol ve gaz sektöründe oluşan zararların ülkenin yararına olmadığını açıklaması ile kendisini siyasi kaostan muhafaza etmeye çalışmaktadır. Bu noktada bazı başarılar – örneğin, petrol üretimindeki artış gibi – elde etmiştir. 2015’te Tobruk hükümeti yeni bir UPŞ banka hesabı açmaya çalışarak kendi UPŞ’sini kurmaya çalışmıştır. (MiddleEastConfidential, 2015) Bu nedenle Sirte Körfezi’nde çatışmalar yaşanmıştır. Zuhur eden bu hadiseler ortasında bazı petrol şirketleri ülkeyi terk ederken bazıları da bulundukları konumu korumaya çalışarak UPŞ ile işbirlikleri yoluyla nüfuz alanlarını genişletmeye çalışmaktadırlar. Etki alanlarını genişletmenin bir diğer yolu ise ülkeden ayrılan şirketlerin hisselerini satın almaktır. Ayrıca Sanallah, yıllık yaklaşık 750 milyon $’a sebep olan yakıt kaçakçılığı ile mücadele bir takım politikalar oluşturulacağnı belirtmiştir. (TheLibyaObserver, Oil Smuggling…, 2018) UPŞ, petrol üretimini 2021’e kadar günlük 2,1 milyon varile çıkarmayı hedeflemektedir.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Suriye Kürtlerinin Tarihçesi, Siyasi Konumları ve Suriye’de Kürt Bölgeleri

Suriye’deki Enerji Kaynakları ve Türkiye

Kaynak

Hatice Aydemir, Libya’nın İstikrarının Sağlanmasında Ekonomik Kalkınmanın Rolü

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.