Machiavelli’nin Siyaset Anlayışı Ve Makyavelizm’in Günümüze Yansımaları, Machiavelli Kimdir?

niccolo machiavelli ve siyaset
niccolo machiavelli ve siyaset

Ortaçağ’daki Hristiyan dini eksenli ve Tanrı merkezli bir siyasal anlayışın, insanı temel alan hümanist bir anlayışa evrilmesinde Machiavelli’nin düşünceleri, 20. yüzyıla kadar olan zaman diliminde ister açık isterse örtülü olsun devam edegelmiştir. Ahmet Kesgin, burada tamamen filozofların düşünce dünyalarında Tanrı’ya yer ayırmamak gibi bir algının olmamasının altınıa çizmekte, Machiavelli Prens adlı eserindeki ahlâk, din ve Tanrı ile ilgili bölümlerdeki ananevi çizgilerden hareketle; dönem düşünürlerinin gelenekselden tamamen kopuk bir anlayışla yazmadıklarını da ortaya koymaktadır.Bu çalışmamızda, Machiavelli’’nin düşüncelerinin siyaset adamlarında ve devlet anlayışlarında nasıl yer bulduğu ile ilgili çıkarımlarda bulunulacaktır.

Batı Dünyasında Machiavelli Yankıları

Machiavelli siyaset arenasına getirdiği yeni dinamiklerle adından söz ettirmiştir. Machiavelli’nin savunduğu, “önce devlet anlayışı”, tüm dünyada karşılık bulan bir görüş haline gelmiştir. Machiavelli’nin siyasi anlayışında yeni bir insan ve toplum modeli üzerine kurulu iktidar ve siyaset anlayışındaki kadercilik anlayışı yerine; insanın düşüncesini baz alan bir yaklaşım benimsenerek, tek bir iktidarın liderliğinde yönetim anlayışı hedeflenmektedir. Ancak meşruiyetin sürekliliği noktasında eksik kalan Machiavelli’nin düşünceleri, toplum sözleşmesi düşüncesi ile doldurulmaktadır. Machiavelli’nin etkisiyle doğa bilimlerindeki nedensellik ilkesi, siyaset alanında da kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde kökeni Stoa felsefesine dayanan, kilisenin dinsel misyonundan doğan boşluğun doldurulması hedeflenmiştir. Bu amaçla Rönesans dönemi sonrasında yapılmak istenen, insan düşüncesi eksenli yeni bir din anlayışı oluşturmaktır. Günümüz siyasal rejimlerinde de örnekleri görünen ve insanlara kendi iktidarlarını belirleme yetkisi veren bu anlayış neticesinde, insanlar arasında yapılacak sözleşmelerle toplumsal itaatin sağlanması hedeflenmiştir. Toplum sözleşmeleri; eşitlik, özgürlük ve güvenlik olmak üzere üçlü bir sac ayağının üzerine oturtulmuştur. Hobbes’un meşruiyet kaynağı olarak güvenliği görmesi, otoriter ve totaliter devlet yapılarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Rousseau’nun toplum kaynaklı eşitliği temel alan meşruiyet anlayışı, devlet ve toplumu birbirinin yerine koyan sosyalist ve kollektivist siyasal anlayışların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Siyasal erkin şekillenmesinde meşruiyetin kaynağına özgürlük esaslı bir anlayış getiren Locke’un öğretileriyle liberal ve demokratik siyasal sistemlerin temeli atılmış olmaktadır.
Modern zamanlarda özgürlük, eşitlik ve birey eksenli siyasal rejimlerin oluşumunda, Machiavelli’nin öğretilerinin ışığında Hobbes’un güvenlik gerekçeli siyasi anlayışı vücut bulmuştur. Güç, başarı ve bunların birlikteliğiyle oluşacak güvenliğin esas gaye yapıldığı bir siyasi anlayışı savunan Machiavelli, iktidarı sınırlandıracak bir gücün olmadığı, birey ve toplumun mutlak iktidara itaatini amaçlayan ve siyasal erkin toplumsal iradenin üstündeki bir güçte toplanması anlayışına dayanan bir yönetim anlayışını benimsemektedir. Machiavelli, bu amaçla özgürlüğü kimseye emanet edilmeyecek kadar değerli bir meta haline getirerek, bu yönde izlediği paradoksal ilişki sayesinde hem özgürlüğün koruyucusu hem de özgürlüğün kısıtlayıcısı konumunda olmuştur. Machiavelli, 17. ve 18. yüzyılda Amerika’nın kurucu babaları dâhil olmak üzere Francis Bacon’dan modern felsefenin babası olarak anılan Descartes ve Montesquieu, John Milton, Spinoza, Rousseau, David Hume ve Adam Smith’e kadar pek çok düşünüre esin kaynağı olmuştur. Araştırmacılar, Machiavelli’nin adından doğrudan bahsedilmese de Montaigne, John Locke ve Thomas Hobbes arasında da düşünsel bağlılıklar olduğunu saptamışlardır.
Rönesans dönemindeki düşünürlerin kendi siyasi sistemlerini açıklarken insan doğası ve bu olguya endeksli bir toplum oluşturma çalışmaları her zaman mevcuttur. Machiavelli’nin insan doğasının vefasız, bencil, çıkarcı gibi özellikleri yanında aldatma ve aldanma özellikleriyle beraber değişmeyen bir yapıya sahip olduğunu savunmasına rağmen; Bacon, insanın doğuştan getirdiği özelliklerin kimi zaman baskı altına alınsa da kolayca sökülüp atılamadığını, insanın gerekli şartlar oluştuğunda yaratılıştan gelen köleliğinden kurtulacağına inanmaktadır. F. Bacon, bunun yanında uygun koşullar oluştuğunda insanın da değişebileceğine dair görüşlere sahiptir. B. Ferguson kaleme aldığı “The Influence of Machiavelli on Francis Bacon: A Critical Examination” adlı makalesinde Machiavelli ile Bacon arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır. B. Ferguson, öncelikle her ikisinin de yaptıkları gözlem ve bunlardan çıkardıkları sonuçlarla, sahip oldukları düşünceler bakımından dönemlerinin bir adım ötesine geçtikleri sonucuna varmaktadır. B. Ferguson, ayrıca F. Bacon’un düşün dünyasının oluşmasında Machiavelli’nin eserlerindeki üslup ve tarihsel konuların etkisinde kaldığını ifade etmektedir.
Ampirik (deneyimci) siyaset anlayışının temelleri Aristoteles’ten başlayıp, Machiavelli’nin realist kuramında ve Montesquieu’nun devlete ait sosyolojik temelleriyle devam etmektedir. Özellikle Amerika ve İngiltere’de deneyimci geleneğin yaygın olduğunu belirten Heywood; Machiavelli’nin, siyasi olaylara duygusallıktan uzak, tarafsız bir şekilde bakabilmeyi öğrettiğini belirtmektedir. Machiavelli, ampirik siyaset anlayışının oluşmasındaki etkileri yanında, insanların kendi kendilerini yönetememe durumunda, başkalarının yönetimi altına girmelerinin kaçınılmazlığı üzerinde durmaktadır. İnsanların bu olumsuz durumdan kurtulmaları için, kişisel özgürlüklerin savunusu alanında idealize edilen Cumhuriyetlerde siyasal katılım, bir araç olmaktan ziyade bir amaç görevi üstlenmektedir. Machivelli, Prens adlı eserinde Cumhuriyet rejiminde yöneticilerin veraset yoluyla değil de seçimle iş başına geldiğini belirtmektedir. Montesquieu da Cumhuriyetçi devletin meşruti bir yönetimle iş başında olmasını savunmaktadır.

Machiavelli ve Siyaset

Kendisinden sonraki dönemde etkisi yadsınamayan Machiavelli, kendisinden iki yüz yıl sonra yaşamış Spinoza’yı da düşünsel bakımdan etkilemiştir. Spinoza’nın Tanrı’ya içkin görüşlerinin olmasına ve ateist olarak hala eleştiri almasına karşın; Machiavelli’nin de özgürlük ve Cumhuriyet ile ilgili görüşlerinin varlığına rağmen; despot, mutlak monarşi yanlısı biri olarak anılması arasındaki çelişkiler giderilmiş değildir. Machiavelli’nin siyasi gelenekte açmış olduğu modernleşme etkisi kendisini Spinoza’da da devam ettirmiştir. Temelde bir yönetici, insanları ahlâki ilkelerle yönetmeyi vaat etmekten ziyade barış ve huzur içinde idare etmeyi amaçlamalıdır. Bu durum öncelikle Machiavelli’de arkasından da Spinoza’da başarı ve fayda odaklı bir siyaset anlayışının oluşmasına etki etmiştir. Machiavelli’nin, dini iktidara götüren yolda bir araç olarak ele almasına karşın; Spinoza ise hiçbir şekilde dinin siyasette yeri olmadığı anlayışını savunur. Bu anlayış, ikisinin de iktidarı dinin üzerinde bir konumda gördükleri sonucuna götürmektedir. İnsan doğası gereği kendisine faydalı olan şeyleri talep edeceği için; verilen sözlere riayet konusunda içerisinde bulunulan koşullara göre hareket edilmesi gerektiği görüşü her iki düşünürde de kendini göstermiştir. İki düşünür arasındaki benzer görüş birliğinden anlaşılacağı üzere, Machiavelli’nin görüşlerinin sonrasında Spinoza’da nasıl olgunlaştığı önem taşımaktadır.
İnsanların açlık, yokluk gibi durumlarla karşılaştıklarında, bu durumlara direnç göstermek amaçlı daha verimli çalıştıklarını ve insan davranışlarını yönlendirmede hukuk kurallarının etkisini de bilen Machiavelli, insanların toplu halde yaşamalarında, bu bileşenlerin etkileşim ve çatışmasına dikkat çekmektedir. Bir lider eşliğinde oluşturulacak yönetimle öncelikle aristokrasiye doğru bir yönelimin yaşanacağını, ardından da hükümdarlıktan demokrasiye doğru bir dönüşün yaşanacağını ifade eder. David Hume da yönetimin temelini güçte görmekte ve yönetilenlerin sadece fikir işçiliği yaptıklarını belirtmektedir. O da devletlerin egemenliklerini sağlamlaştırmak için otorite ve özgürlük arasında gelgitlerin varlığına dikkat çekmektedir. Hume’daki yönetim – güç ilişkisinin kaynağının, Machiavelli’nin varsaydığı gerek Monarşi gerekse Cumhuriyet olsun, asıl hedefin otoriteyi sağlama güdüsü olduğu aşikârdır. Machiavelli’nin idealize ettiği her duruma göre kendini ayarlamasını bilen Prens, iktidarı ve devletinin geleceği için gerektiğinde ahlâki olmayan kararlar alabilmekten çekinmemektedir. Hume ise ahlâklı, dürüst ve öncelikle kamu çıkarını düşünen siyasetçileri seçememe algısına karşılık, seçilecek siyasetçilerin bu davranışlar göstermesi bakımından bir sistemin gerekliliğinden bahsetmektedir. Machiavelli’nin açıkça belirttiği siyaset ve ahlâkın bu kadar sorunlu bir hal almasında din bağlamında, kilisenin etkisinin olduğu görüşü Hume’da da mevcuttur.
Machiavelli’nin devleti ve mevcut iktidarı korumaya yönelik siyasal anlayışının yanında, 17. yüzyıldan itibaren bireyi ön plana çıkaran, ticaret öğelerinin siyasete uyarlanmış hali liberalizm anlayışı da kendine siyaset arenasında yer bulmuştur. Machiavelli’deki amaç konumundaki devlet, liberalizmle birlikte bireyin önceliğinden kaynaklı araç durumuna gelmiştir. Bu değişimin temel paradigması konumundaki devlet – birey ilişkisinin yeri değişse de temel mantalite aynı kalmıştır. Çünkü belli hedefler oluşturulması ve bunun için birçok değerden fedakârlıkta bulunulması, Machiavelli yönteminin farklı versiyonunun liberalizmde de uygulandığını ortaya çıkarmaktadır.
Ulus devletlerin etkileri 18. yüzyıldan itibaren Batı Avrupa’da kendini iyice belli etse de ilk ulus kavramına benzer uygulamaların, Machiavelli’nin devlet özelinde bir milleti kendine kaynak olarak görmesinde de etkisinin büyük olduğu daha önceden de belirtilmişti. Halka siyasi bir güç olarak (egemenlik derecesine ulaşmamış olsa da) siyasi iktidar boyutlarında yer verilmesi 14. yüzyıldan itibaren gerçekleşmeye başlamıştır. İktidarın kaynağı tek bir elde ve yerde toplanmaya Machiavelli ile başlamış ve Jean Bodin ile devlet kavramı mündemiç bir hal almıştır.
Bodin tarafından sistematik bir hale getirilen ulusal devlet kavramının ilk belirtileri; İngiltere, Fransa ve İtalya gibi devletlerde kendini göstermiştir. Bodin, “Devletin Altı Kitabı” adlı eserinde ilk defa egemenliğin klasik ve geleneksel bir çerçevesini çizmiştir. Y. Abadan’a göre, Hobbes da Bodin gibi halkın egemen konuma geleceğini açıkça ifade etmekte ve daha ileri giderek egemenliğin kaynağını halk olarak göstermektedir. Modern anlamda “devlet” kavramını ilk kullanan düşünürlerden biri olan Machiavelli’nin öğretileri özellikle Fransız Devrimi’nden kaynaklanan ulusalcılık akımında kendini iyice hissettirmektedir. Mehmet Ali Ağaoğulları, Prens adlı eseri 1798 yılında Fransızcaya çeviren Guiraudet’in, Machiavelli’nin vatanına olan tutkusunun büyüklüğünden bahsettiğini ifade etmektedir. Ayrıca Hegel de ulusal devletin lüzumunun ve ulusalcılık hareketinin kuvvetli bir savunucusu olarak Machiavelli’yi işaret etmektedir.
Şeytanın avukatlığını yapan adam gibi unvanlarla itham edilen Machiavelli, üzerinden dört yüz yıl geçtikten sonra İtalya’da ulusal bir kahraman gibi lanse edilir. Gramsi onu bir devrimci olarak, İtalyan komünizmi adına sahiplenirken, Mussolini ise Machiavelli’nin öğretilerindeki canlılığın tazeliği üzerinden faşizmle ilişki kurar. XX. yüzyıla gelindiğinde Machiavelli adına ön yargılardan uzak bir değerlendirmenin yokluğu ve düşüncelerindeki etkinin hala devam etmesi, Machiavelli’nin başta Leo Strauss’un da tanımladığı “kötülüğün öğretmeni” gibi unvanlarla anılmasında etkili olmuştur. Oysaki Machiavelli, Prens adlı eserinde Monarşilerin gerekliliğinden bahsederken, Söylevler adlı eserinde ise Cumhuriyetlerin özelliklerini sıralamaktadır. Machiavelli’nin başyapıtı olan Prens adlı eserinde, devlet kurmak ve bunun devamını sağlamak için hünerli siyasetçilerin nasıl olması gerektiği ile ilgili yapılan tasvirler ve tavsiyeler bakımından, günümüz devlet anlayışlarındaki siyasetçilerin ve siyasal sistemlerin de bir ön çerçevesi çizilmiş olmaktadır. Dönemsel olarak İtalya’nın siyasal birliğini hedef alan Machiavelli, dönemin siyasetçilerinin kişisel çıkar peşinde koşan, ulusal birlikten ziyade kendi yönetimi altındaki kentlerin birliğini savunan kimseler olmalarından yakınmaktadır. İşte bu minvalde Machiavelli arivizmine ihtiyaç duyulmaktadır. Modern diplomasinin kurucusu konumundaki Machiavelli, insan tabiatını ve dış ilişkilerdeki çelişkiyi iyi tahlil etmiş ve bu doğrultuda devletin amaçlarını belirlemiştir.
19. yüzyıl siyasetinin şekillenmesinde Machiavelli’nin savunduğu ahlâki ilkelerin etkili olduğunu belirten Friedrich Meinecke, toplumsal geçerliliği olan ahlâksal değerlerin dışında olan her şeyi, ahlâki bir kılıfla yeniden meşrulaştırma çalışmalarındaki çelişkide, bu durum ile gayri meşru olayların bile yasallık kazanmasıda Machiavelli fikirlerinin önemli derecede etkili olduğunu belirtir. Katı bir ahlâk savunucusu olan Fichte’nin de ahlâki konularda, Machiavelli’nin Hristiyan düşüncesine olan kin ve nefret duygularındaki realitesini yadsımasına rağmen, Machiavelli’nin siyaset alanındaki fikirlerinde, onunla aynı düşüncede olduğu görülmektedir. Bu durum, Machiavelli’nin düşüncelerinin canlılığını ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir. Machiavelli’nin etkisi sadece kendisinden sonraki düşünürleri etkilemekle kalmamış, ulusalcılık gibi çeşitli kavramların oluşmasına da yardımcı olmuştur. 18. yüzyıl öncesinde, yönetici temelli devletin amaçları doğrultusundaki çıkar kavramı, hanedan ya da yöneticinin kendi amacını gerçekleştirmek odaklı bir anlamla ifade edilirken; bu zamanla ulusallık kavramından hareketle ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla, ulusal bir çıkara dönüşmüş ve neredeyse ulusun bütününü kapsayan bir hâl almıştır. Realist özelliğiyle ön plana çıkarılan Machivavelli, siyaset arenasına getirdiği güçlü politikalarla anılmaktadır. Ebenstein, siyaset arenasında Machiavelli’nin de öncülüğünü yaptığı realist düşüncelerin, belli bir süzgeçten geçirilmeden; kendine has yollarla hayatta uygulanması durumunda, katliamlarla neticelenebilecek sonuçlara sebebiyet verebileceğini belirtir. Ebenstein, bu tezini Hitler, Napolyon gibi diktatör yöneticilerin sadece kendi fikirlerine göre hareket edip, insanların hürriyetini görmezden gelmeleri neticesinde yaşananlardan hareketle açıklamaktadır. Tarih arşivi Machiavelli’nin Siyaset Anlayışı Ve Makyavelizm’in Günümüze Yansımaları araştırması ile sizlerle…
Ulusal devletlerin oluşması ve ulusal çıkarların öncelikli hale gelmesi, diğer devletlere olan güvenin azalacağı gibi bir algının oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu durum, aynı zamanda uluslararası arenada yapılan antlaşmaların geçerliliğine de gölge düşürerek, ulusal nitelikteki devletlerin kendi çıkarlarına öncelik vererek hareket edeceği gibi bir algının oluşmasına da yol açmaktadır. İşte bu aşamada devletler arasındaki ahlâki yükümlülükler ve karşılıklı sorumluluklar devreye girmektedir. Devletlerin devamlılığı açısından bir yönetici için en büyük hedefin kendi ülkesinin menfaatleri olduğunu belirten Machiavelli, iyi bir yöneticinin zorunlu durumlar olmadıkça iyilikten ayrılmaması gerektiğini, iyi niyetli ve sözüne güvenilir biri olmasını; ancak gerektiğinde siyasetin değişken yörüngesine göre hareket etmesini de bilmesi gerekliliği üzerinde durmaktadır.
Dönemler ve isimleri farklı olsa da dünya üzerindeki siyaset anlayışının pek değişmediği gözlenen bir durumdur. Çünkü yöneticinin en temel görevi ülkesini korumak ve devletinin bekasını sağlamaktır. Machiavelli’yi realist bir kuramın kurucusu yapmada; İtalyan şehir devletlerinin dağınıklığı, merkezi ve güçlü bir devlete olan ihtiyacın varlığı ve çok başarılı sayılmasa da Machiavelli’nin yaptığı diplomatlıkların etkilerini de sayabiliriz. Machiavelli’nin anlayışında, uluslararası arenada adil ve haksız bir savaşa ihtiyaç duyulmasını gerektiren bir durumun varlığının ortaya çıkması ve bunun tehditvâri bir çehreye bürünmesi hengâmında; önlem amaçlı saldırı ve savunma haklı bir hâl almaktadır. Bu durum realist politikaların oluşmasında etkili olmuştur. Machiavelli, insanın aklı ve iradesi ile dünyevi ve uhrevi ikilemini ortadan kaldırarak, insan aklı sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceğine hükmetmiştir. Siyasal gücü kendisine hedef seçen ve tek amacını güçlü bir devlet oluşturmak şeklinde açıklayan Machiavelli, güç ile desteklenen yasalarla yöneticinin kendi hırslarının etkisinde kalmadan, yönetme görevini yerine getireceğini belirtmektedir. Bu noktada klasik realistler ile neorealistler arasında önemli farlılıklar mevcuttur. Antik Yunan’dan 1960’lara kadar, içlerinde Machiavelli’nin de bulunduğu klasik realistlerin amacı, devletin devamlılığını sağlamak noktasında ulusal çıkarların üstünlüğüne odaklanmıştır. Oysaki bu tarihten sonra davranışçılığın etkisi ve bilimsel yöntemlerin de katkısıyla realist anlayış yerini uluslararası bir sistemin var olması anlayışına bırakmıştır. Bu dönüşüm, devlet ve egemenlik tartışmalarına yeni bir boyut kazandırmak amaçlı olarak, ulusalcı ve devletçi düşüncelere karşı bir başkaldırış hareketi olarak değerlendirilir. M. Aydın, realist kişilerin güçlü politikalar belirlediğini, ABD’nin de bu amaçla gücü, diplomasiyi ve ulusal çıkarı (Amerikan Çıkarlarını) dış ilişkilerde ön plana çıkaran kişilere sıkça yer verdiğini belirtmektedir.
Harun Semercioğlu, Machiavelli’nin kendisinden sonra gelen realist düşünürleri derinden etkileyerek, uluslararası ilişkilerin şekillenmesinde önemli rol oynadığını belirtmektedir. H. Semercioğlu, yukarıda da açıklanan modern siyaset biliminin oluşmasında hiç kuşkusuz Machiavelli’nin Prens adlı eserinin mühim bir yol oynadığını ve Machiavelli’nin bu doğrultudaki düşüncelerinin sonrasında İngiltere’de Hobbes ile devam ettiğini belirtmiştir. H. Semercioğlu, Machiavelli’nin geleneksel anlayışı ret tarzındaki fikirlerinin şekillenmesinde, Aristo ve Platon’dan gelme kent devlet işleyişlerindeki mantığı incelemesinin de etkili olduğunu dile getirmiştir. Machiavelli’nin önemle üzerinde durduğu insan doğası, ordu, yönetici, egemenlik ve yönetim çeşitleri gibi konular günümüze kadar etkili olmuştur. Ayrıca Machiavelli’yle yeniden şekillenen bu kavramlar, uluslararası ilişkilerin de belli bir özerklik kazanmasında büyük rol oynamışlardır. H. Semercioğlu, son dönem Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin arkasında da Makyavelist düşüncelerin varlığına dikkat çekmektedir. Bu durum Machiavelli’yi realpolitikanın kurucusu konumuna getirmektedir. Ayrıca günümüz devletlerindeki “güçlü ordu ve güçlü devlet” sloganlarının arkasında Machiavelli’yi görmek de mümkündür.
M. Aydın, iki dünya savaşı arasında modernitenin bir unsuru olarak yer alan faşizmin; rasyonalizm, liberalizm, sosyalizm ve Aydınlanma düşüncesinin karşısında yer aldığını belirtir. Toplumu yekpare bir vücut halinde gören faşizm, bireyi temel alan liberalizmin karşısında ulusu ve ulusun çıkarlarını ön plana çıkarmaktadır. Bireyi itaatkâr olarak nitelendirmekte ve toplumu yönlendirecek bir lidere ihtiyaç duymaktadır. Faşizm, aynı zamanda sosyalizm ile de toplumu sınıflara ayırdığı için, ulusal çıkarların engellendiği gerekçesiyle çatışmaktadır. İşte bu kertede ulusal çıkarlar ve bir liderin önderliği konularında Machiavelli’nin fikirleri tekrar gündeme gelmektedir. Faşist özellikleriyle anılan İtalyan lider Mussolini, Machiavelli’nin idealize ettiği Prens’in gücünün etkisinde kalmış ve kitaptaki düşünceleri ölçüp tartmadan kendi perspektifinden siyaseti dizayn etmeye çalışmıştır. M. Aydın, İtalyan Mussolini’nin kendisini, Machiavelli’nin tarif ettiği karizmatik lider olarak gördüğünü belirtmektedir. Machiavelli’nin savunduğu İtalya’nın yekpare bütünlüğünü bütün haşmetiyle Mussolini de savunmaktadır. Mussolini, hile ve manipülasyon üzerine inşa ettiği siyaset anlayışında, Machiavelli’nin tilki ve aslan paradigmasını başarıyla uygulamıştır. Öncelikle işçi ve köylülerin desteğini alırken tilki gibi kurnaz davranır ve bunlara verdiği vaatleri yerine getirmezken; kendisine rakip gördüğü sosyalist, komünist ve sendikacılara karşı kaba kuvvet uygulamaktan çekinmez.
Mussolini, Machiavelli’nin çizdiği güçlü ve başarılı liderlik idealine uygun hareket ettiğini bütün davranışlarında ortaya koymuştur. Mussolini, Machiavelli’nin idealize ettiği yönetici davranışını sergileyerek, toplumsal gerçekleri ve dinsel öğeleri göz önünde bulundurarak siyasetine yön vermiştir. Mussolini bu doğrultuda, halkın sahip olduğu geleneksel ve dinsel anlayışından hareketle gençliğinde ateist bir çizgideyken, iktidarı boyunca dine atıflar yaparak, kilise ve toplumun desteğini almak amaçlı olarak siyaset arenasında dindar görünmeye çalışmıştır. Machivelli, devlet çıkarı için yaptığı gayrı meşru işlerde bile, halkın tepkisini çekmeyecek davranışların temel alınmasını istemektedir. Oysaki Mussolini, sol ağırlıklı olmak üzere toplumun belirli kesimlerini sindirme yoluna gitmiştir. Mussolini özelinde İtalyan Faşizmi, Machiavelli’nin öğretilerinin etkisinde kalmıştır. Ancak Mussolini son dönemlerinde Machiavelli’nin ahlâk siyasetinin dışına çıkarak, Nazilerin etkisinde kalmış ve halka şiddet uygulamaktan geri kalmayarak ve Machiavelli’nin ilkelerini uygulamada başarısız bir lider olarak tarih sahnesinde yerini almıştır.
Machiavelli’nin Görüşlerinin Amerikan Dünyasındaki Algısı
20. yüzyılın şekillenmesinde en etkili devletlerin başında yer alan Amerikan devlet adamlarının, Machiavelli’nin öğretisinden yararlanmaması düşünülemezdi. Doğrudan olmasa bile Amerika’nın ilk kurucularının, Rönesans siyaset filozofu Machiavelli’nin etkisinde kalan düşünürlerin fikirleriyle şekillendiği aşikârdır. Amerika’nın kurucu babası ve ikinci başkanı John Adams, Machiavelli’nin fikirleri doğrultusundaki anlayışla siyasi bir yol izlediğini ve Machiavelli’nin düşünsel bakımdan Milton, Locke ve Montesquieu’ye tesirinin büyük olduğunu belirtmiştir.
E. Baldini, Machaiavelle’yi modernitenin kurucusu, Batılı değerler ile ABD’nin siyasi ve askeri rolünün gereklerini yerine getirme noktasında bir öğretmen olarak tarif etmektedir. Özellikle ABD’de başkan ve başkan yardımcılarından, savunma müsteşarlarına kadar bir silsiledeki her alanda bu işleyişin geçerli olduğunu ifade etmiştir. E. Baldini, Amerikan başkanlarının Makyavelist bir özellik sergilediklerini Harvey Mansfield’in “Ehlileştirilmiş Hükümdar” kitabındaki lider tarifiyle ortaya koyduğunu ifade ediyor. Bu amaçla Amerikan başkanları ile Machiavelli’nin idealize ettiği hükümdarlar arasındaki benzerliğe dikkat çeken E. Baldini, Amerikan yöneticilerinin çıkarcı durumlarını, Mansfield’in belirttiği gibi modern demokrasilere uygun biçimde, ihtiyaç duyuluncaya kadar sakladıklarını belirtiyor. E. Baldini, Amerikan devlet yönetiminde devleti gerektiği gibi yönetme konusunda, Makyavelist özellikleri taşıyacak kararlı liderlerin seçildiğine de dikkat çeker. E. Baldini ayrıca, 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan Soğuk Savaş döneminde, ABD’li liderlerin çatışmalarla birlikte yaşamayı ve bu arada siyasetlerinin gereklerine göre ikiyüzlü davranmayı kendilerine rehber edinmelerinde, Machiavelli’nin savunduğu amacın uğruna kullanılan yöntemlerin meşruluğu bağlamındaki düşüncelerin etkisinin yadsınamayacağını belirtmektedir.
Block’un, Ledeen’dan aktardığına göre George Washington’un, viski isyanında vergilerini vermek istemeyenlere karşı şiddete başvurmasında; Machiavelli’nin etkili liderlik anlayışındaki halkın gerektiğinde yöneticiden korkması tezi üzerine bir yol izlediğini belirtir. Ayrıca, yeni dönem Amerikan liderlerinin kabul ettiği, karar almanın hızlanması için tek yönetici olgusunda ve devlete karşı oluşabilecek isyan ve kışkırtmalarda politik fayda için gerektiğinde cezai yaptırımların hızlı bir şekilde uygulanması noktasında da Machiavelli öğretilerinin etkisi görülmektedir. Özellikle ülke içerisinde kargaşa çıkarma durumu olan farklı eyalet ve bunlardaki rejimlerin üst bir yönetim çatısı altında toplanması ile devletin başkaları tarafından idare edildiği algısı üzerine yapılan bu çalışma, ülkedeki siyasi birliği sağlama adına bir hamle olarak düşünülebilir. Burada sağlanan siyasi birlik ekseninde, Amerikan yöneticilerinin hızlı karar alarak, parçalı bir siyasi görüntü vermelerinin önüne geçilmiş olmaktadır. Bu durum Machiavelli düşüncelerinin, hem Amerikan dünyasına hem de günümüze yansıması olarak değerlendirilebilir.
Machiavelli’nin sözlerini silah olarak kullandığını belirten Loyola Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Diana Schaub, silahsızların yenildiği ve silahlı peygamberlerin yendiği örneğinden hareketle, Amerikan sınırları içerisinde fiziksel şiddetten ziyade, kelimelerin en güçlü propaganda olması gerektiği yönünde görüş beyan eder. T. Block, Machiavelli için silahlardan daha güçlü olan siyasi sahtekârlığın, Amerikan siyasetinde savaş çığırtkanlığı, kişisel ve kitlesel tehditler ile dini takiyelerin varlığı şeklindeki tezahürüne dikkat çeker. T. Block, İnsanların gerçeklerden çok görünüşe göre değer verdiğini belirten Machiavelli tezinden hareketle, 2012 Amerikan seçimlerinde üç milyar dolar kadar bir savurganlıkla yapılan reklamların önem arz ettiğini ifade etmektedir.
Dünyada birçok liderin iktidarını koruma amaçlı olarak Machiavelli’nin öğretilerinin etkisinde kaldıklarını belirten T. Block, bu liderler arasındaki farklılığın, kullandıkları yöntemlerde değil, derecelerindeki çeşitlilikte gizli olduğunu belirtiyor. Machiavelli ile beraber anılan; hızlı karar alma, gösterişe önem verme, övgü, gerektiğinde yalan söyleme ve karşı tarafı dolandırma gibi ilkeler ışığında siyasetçiler, kendi çıkarlarına yönelik olarak eylemde bulunmaktadırlar. T. Block, bu amaçla Makyavelyen harekete en uç örnek olarak Hitler’i vermektedir. T. Block, Hitler’in iktidara geldikten sonra muhalefet partilerini feshetmesi sonucunda “evet – hayır” şeklinde gerçekleşen 1934 refarandurmunda % 90 gibi bir oy oranına ulaşmasında, yukarıda belirtilen Makyavelyen çizgilerden yararlandığı görüşündedir. Ledeen, Amerikan siyasetçilerinde sadece idealize edilen hükümdar özellikleri değil, kadınsı özellikler yüklenen ve deyim yerindeyse “korkak adam” olarak nitelendirilen liderlerin de çıktığına dikkat çekmektedir. Ledeen, özellikle son dönem Amerikan başkanlarından Bill Clinton’un kendi rahatını düşünmesi ve silahlı kuvvetlere karşı olan küçümseyici tutumunu, Machiavelli’nin öğretileriyle, Clinton’un kişisel yozlaşması şeklinde kadınsı bir özellik olarak değerlendirmektedir. Ledeen, Bill Clinton’u başkanlığı döneminde Amerikan ordularını savaş alanına (Burada kastedilen Irak savaşı) göndermekten imtina etmesiyle de eleştirmektedir.
Ledeen, “Liderlik ve Güç Kullanımında Machiavelli” adlı eserinde sadece yöneticilerin değil, spordan ticarete her alanda Machiavelli öğretilerinin hayat bulduğunu aktarmaktadır. Ledeen, bu amaçla bilişim devi Bill Gates’in de büyük bir Machiavellici olduğunu belirtiyor. Çünkü Gates, en başından beri bilişim pazarına hâkim olmak için, Microsoft’a sürekli değişim ve esneklik ilkesi çerçevesince “güncelleme” fonksiyonunu yerleştirerek, bu yolda kimsenin kendisini geçmemesini istemektedir. Gates’deki bu başarının ardında, Machiavelli’de yer bulan, değişimi yönlendiren liderlerin hükümranlığının devamlılığı arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir. Bu noktada başarının sadece değişime ayak uyduranlarda saklı olmadığı, Machiavelli’nin öğretilerindeki savaşın kaçınılmazlığında yapılacak en iyi yöntemin, kendi çıkarları açısından en iyi zamanı belirleyerek, ona göre hareket etmenin başarıya etki edeceği bilinmelidir.
Türkiye’de Machiavelli Etkisi
Machiavelli’nin düşünceleri sadece Avrupa ve Amerika’da karşılık bulmamış, ülkemizde de tarihsel süreçte çeşitli şekillerde yankı bulmuştur. C. Meriç, insanlığın velinimeti, ipliğimizi pazara çıkaran adam olarak gördüğü Machiavelli’nin, insanın doğasını bilme kaynaklı olarak, nasıl dolandırıldığımızı bizlere anlattığını ifade etmektedir. C. Meriç bu doğrultuda, bizlerin de yönetici konumunda olmamız durumunda, ahlâki boyutta Machiavelli’nin savunduğu çıkar endeksli insan tipinden farklı olamayacağımızı söyler. Machiavelli, ahlâkın özel hayatın bir misyonu olduğunu, eğer namuslu siyaset yapmak isteyen olursa, bunda başarılı olmayacağını belirtirken; tarihi olaylarda yufka yüreklilikle alınan kararlar neticesinde toplumların felakete sürüklenebileceğini belirtir. C. Meriç, bu noktada politikanın işlevinin görünüşte olduğunu, insanların bir şeyleri duymaktan çok, olaylara yönelik olarak gözlemleriyle ve olayların neticelerine göre hüküm verdiklerini belirtir. C. Meriç, insanların değişmezliğine olan saplantı ve rejimlerin devamlılığına olan inanç ile yöneten ve yönetilen arasındaki noktada iki tür insan davranışının dünyada var olacağı, gerçeğini dile getirmektedir. C. Meriç, Machiavelli’deki bu söyleminin neticesinde, insanların hep gücün sembolü olan iktidarın yanında yer aldığını belirterek, bunu Machiavelli’nin anlayışında yer etmiş bir çıkmaz olarak değerlendirmektedir. C. Meriç, aynı zamanda bu durumu, Machiavelli’nin siyaset ve ahlâk anlayışındaki çelişkinin kaynağı olarak da yorumlamaktadır.
Düşünce yapısıyla tüm dünyada etkili olan Machiavelli, C. Meriç’e göre tarihsel bir figür olmaktan çıkmıştır. Bu doğrultuda ismi konmamış bir şekilde Machiaveli düşüncelerinin ortaya çıkmasından önce, Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmed’in uygulamalarında da benzer yönler görülmektedir. B. Ekinci, Osmanlı Padişahlarından Fatih Sultan Mehmed’in siyasal yaşamı incelendiğinde, her ne kadar Machiavelli döneminden önce yaşasa da Machiavelci argümanları ne kadar kullanıldığını ifade etmekte ve Machiavelli’nin ondan etkilenmemesinin zor olduğunu belirtmektedir. Fatih’in savunduğu Anadolu birliği fikri ile Machiavelli’nin hedeflediği İtalya’nın birliği meseleleri uyuşmaktadır. Fatih’in meşhur kanunnamesinde aile fertlerinin gerekirse vatanın bütünlüğü için feda edileceği gibi bir maddenin yer alması, modern silahların (İstanbul’un fethinde kullanılan toplar) Osmanlı orduları tarafından kullanılması, fethedilen yerlere Müslüman bir valinin atanması gibi uygulamalar; yukarıda zikredilen Machiavelli’nin düşün dünyasının oluşmasında etkili olan kavramlarla Fatih’in uygulamaları arasındaki bağlantıyı gösterir. Çünkü Machiavelli düşüncesi, bir yöneticinin ülkesinin birliği için başta ahlâki ilkeler olmak üzere, gerekirse tüm değerlerden vazgeçmeyi hedef almaktadır. Ancak bu kadar benzerliğe rağmen, Fatih’in fethettiği yerlerde ahlâki ölçüleri baz alarak adalet ilkesini uygulaması ile Machiavelli’nin öğretisindeki ahlâk ve siyasetin aynı minvalde yer almaması noktasında belirli kıstaslarının olması şeklindeki görüşleriyle birbirlerinden ayrılmaktadırlar.
Ledeen, Atatürk’ün, I. Dünya Savaşı sonunda parçalanmış haldeki Osmanlı coğrafyasında Türkiye Devleti’ni kurmasını, Machiavelli’nin ülke bütünlüğünü sağlama prensibiyle açıklamaktadır. Ayrıca Atatürk’ün kurduğu bu devletin uzun ömürlü olmasında Machiavelli’nin Söylevler adlı eserinde savunduğu Cumhuriyet yönetiminin sayesinde olduğunu belirtmektedir. Ledeen, Türkiye’deki Machiavelli etkisinin sadece kişiler bağlamında değil, önemli olaylarda da aktif rol oynadığını ifade etmektedir. Bu bağlamda Ledeen, Türkiye’deki 1980 darbesine yaptığı göndermelerle, sorunun kökenine inmeden ülkede çıkan olaylarda Türk generallerinin yaptığı darbeyi bastırma hareketi sonucunda birçok insanın ölmesini engellediklerini belirtiyor. Ledeen, sadece terörizmi son buldurma adına, bu yapılanların Machiavelli öğretisiyle olan benzerliğine dikkat çekmekte ve ordunun temel görevinin ülkedeki düzeni sağlamakla ilgili olduğuna değinmektedir. Türkiye’de zaman zaman ön plana çıkarılan “güçlü ordu, güçlü devlet” gibi tematik sloganlarda da Machiavelli etkisini görmek mümkündür.
Machiavelli ve Olağanüstü Hal Bağlantısı
Machiavelli düşünceleri sadece devlet adamlarına yön göstermemiş, aynı zamanda devlet yönetimine girmiş olan güvenlik amaçlı terminolojilere de yeniden yön vermiştir. Siyasetin şekillenmesinde ve ahlâki ilkelerin hangi hallerde önceliğinin kısıtlanacağı ile ilgili olarak, dönemsel olarak farklı adlar altında anılan ve 21. yüzyıl siyasetinde Olağanüstü Hal olarak anılan uygulama ile bir kere daha Makyavelyen düşünce ile karşılaşmaktayız. Kaynağı Roma Cumhuriyet dönemine kadar uzanan OHAL uygulaması, hukuk ve siyaset arasındaki bir minvalde yer alarak, siyasetin ahlâki olmayan yönünü göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Carl Smith yirminci yüzyıl OHAL kuramcısı olarak bilinir. Ancak Smith’in bu kuramının mutfağında Platon’dan Machiavelli’ye, Rousseau’dan Hobbes’a kadar birçok düşünürün fikirlerinden esin kaynağı mevcuttur.
Machiavelli’nin, Roma üzerinden idealize ettiği devlet kurumunda OHAL ile ilgili görüşlerinin Söylevler kitabının otuz üçüncü bölümünde OHAL’e götüren durum örneklendirilmektedir. Buna göre Roma’da kurulan Cumhuriyet rejiminin açıklarını fark eden, komşularının komplolarına karşı Romalılar, Diktatör adını verdikleri bir kişiye herhangi bir danışma kurulu olmadan karar alması amaçlı olarak yetki veririrler. Buna göre Diktatör, gerektiğinde verdiği kararlara itiraz yolu kapalı olmak üzere görevlendirilir ve gerektiği zamanlarda bu durum yinelenir. Diktatörün oluşturulma biçiminin önemine değinen Machiavelli, gücün kolayca ün kazanacağı görüşünden hareketle, illegal biçimde oluşturulmuş Diktatörlerin keyfi uygulamalarının sakıncası karşısında, Romalılar tarafından yasal yollardan oluşturulmuş Diktatörün, Cumhuriyet’i tehlikeye atamayacağını belirtmektedir. Diktatörün gerekli nedenler hâsıl olduğunda, süresi belli olacak şekilde görevlendirilmesini ve sadece acil durumlarda yukarıda da belirtildiği gibi herhangi bir danışma kurulunun onayına gerek görülmeden karar alabileceğini belirten Machiavelli, devletin bekasına aykırı hiçbir fiili işleyemeyeceğinin altını çizmektedir. Machiavelli, OHAL uygulamasının başarılı olmasını, Diktatörlüğün kısa süreli uygulamalarının gerekliliğine, Diktatör’ün yetkisinin kanunlarla sınırlandırılmış olmasının gerektiğine ve tahrip olmamış bir halkın varlığına bağlı olduğunu ifade etmektedir. Machiavelli bu yasaların gerekliliğini o dönem Cumhuriyet yönetimindeki kararların alınmasındaki yavaş hareket etmeye bağlamakta ve Cumhuriyet’in elinde böyle bir kurumun olmaması durumunda, devletin yıkılmayla karşı karşıya kalacağını vurgulamaktadır.
Machiavelli’nin ifade ettiği OHAL durumu günümüz devletlerinde uygulanan bir durumdur. Türkiye’de de 6175 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu adı altında gerektiğinde kullanılmış ve ihtiyaç olduğunda kullanılmak üzere Machiavelli’nin belirttiği belli süre esası gözetilerek, yasallık gibi düzenlemelerle uygulanmaktadır.
Machiavelli hem düşünürleri hem de siyasetçileri derinden etkilemiş ve siyaset arenasında uluslararası bir politika teorisi geliştirmekten ziyade, siyasetin kendine ait bir alanı olduğunu ve kendi kuralları içerinde oluşturulacak kriterlerle açıklanabileceğini ortaya koymuştur. Machiavelli’nin ayrıca olayları tümevarımcı bir doğrultuda ele almasında, siyasi olaylara yaklaşmasında ve devletin kökenini aramaya yönelik faaliyetlerinde nedensellik ilişkisini kullanması, O’nun siyaset anlayışının farklılaşmasındaki en önemli etken olarak gösterilebilir. Waltz ve Quester’e göre Machiavelli öğretilerinin günümüze kadar etkili olmasında, Rönesans’dan sonra siyaset öğretilerinde esaslı bir değişikliğin olmaması ve Machiavelli’nin olayları belli bir nedensellik ilişkisi içerisinde incelemesi neticesinde, benzer olaylar arasında yaptığı genellemelerin de etkisi büyüktür.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir?

2002-2018 Yılları Arasındaki Vergi Affı Uygulamaları

Yararlanılan Kaynaklar
Asım Celep, Niccolo Machiavelli Bağlamında Siyaset Ve Ahlak İlişkisinin İncelenmesi
Machiavelli, Titus Livius’un İlk On Kitabı Üzerine Söylevler
Muhammet Behçet, Olağanüstü Hal Uygulaması ve Teorik Temelleri
Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa
Erdem Özlük, Uluslararası İlişkilerde Devlet Egemenliğinin Dönüşüm Sorunu
Anthony D. Smith, Milli Kimlik
Fahir Armanoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi
Machiavelli, Prens

*Bu çalışmanın tüm hakları, Asım Celep’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: [email protected]

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.