Milli Mücadele'de Propaganda Faaliyetleri Ve İstihbarat Teşkilatları

Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra, İstanbul’daki azınlıklar, Türklere karşı harekete geçmişlerdi. İtilâf gemilerinin İstanbul önlerine gelmeleri ve işgal hareketlerine başlamaları onları daha da cesaretlendirmişti. Bu bağlamda, yeni bir haberleşme ağı kurulması ve silahlı mücadelenin başlaması gerekiyordu. İşte silahlı mücadelenin ilk adımı olarak, muhabere ve istihbarat faaliyetleri İttihatçılar tarafından başlatılmış ve Milli Mücadele’nin ilk ışıkları görülmeye başlanmıştı.
Karakol Cemiyeti ve Faaliyetleri
Cemiyet İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin devamı niteliğinde olup, Enver ve Talat Paşanın direktifiyle Mütareke’nin akdinden kısa bir süre sonra, İttihat ve Terakki Hükûmeti İaşe Nazırı Kara Kemal ve Erkan-ı Harp Miralayı Kara Vasıf Beyler ile emekli Yüzbaşı Baha Sait Bey ile Dava vekili Refik İsmail Bey ve Karadeniz Boğaz Kumandanı Galatalı Şevket Beyler tarafından kurulmuştur.
Karakol Cemiyetinin kuruluş gayesi549; Mondros Mütarekesi’nden sonra dağılmış olan İttihatçıları bir araya toplayarak, Anadolu’da oluşan İttihatçı düşmanlığına karşı onları korumaktır.. Daha sonra örgüt faaliyetlerini genişleterek Anadolu’nun düşmandan kurtarılması için çalışmıştır550. Karadeniz kıyıları, Ege ve Doğu Anadolu’da güçlü bir şekilde örgütlenen Karakol Cemiyeti, İstanbul’dan Anadolu’ya silâh, cephane ile subayların kaçırılmasını sağlamış; İngiliz Muhipleri Cemiyeti gibi Millî Mücadele’ye karşı olan kuruluşlarla ilgili bilgileri Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştırmıştır. Örgütün parolası daha sonra Millî Mücadele’nin de parolası olan “Ya istiklal, ya ölüm”dür. Örgütün teşkilat yapısı basın, propaganda, casusluk olmak üzere üç Cemiyet İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin devamı niteliğinde olup, Enver ve Talat Paşanın direktifiyle Mütareke’nin akdinden kısa bir süre sonra, İttihat ve Terakki Hükûmeti İaşe Nazırı Kara Kemal ve Erkan-ı Harp Miralayı Kara Vasıf Beyler ile emekli Yüzbaşı Baha Sait Bey ile Dava vekili Refik İsmail Bey ve Karadeniz Boğaz Kumandanı Galatalı Şevket Beyler tarafından kurulmuştur. Karakol Cemiyetinin kuruluş gayesi; Mondros Mütarekesi’nden sonra dağılmış olan İttihatçıları bir araya toplayarak, Anadolu’da oluşan İttihatçı düşmanlığına karşı onları korumaktır.. Daha sonra örgüt faaliyetlerini genişleterek Anadolu’nun düşmandan kurtarılması için çalışmıştır. Karadeniz kıyıları, Ege ve Doğu Anadolu’da güçlü bir şekilde örgütlenen Karakol Cemiyeti, İstanbul’dan
Anadolu’ya silâh, cephane ile subayların kaçırılmasını sağlamış; İngiliz Muhipleri Cemiyeti gibi Millî Mücadele’ye karşı olan kuruluşlarla ilgili bilgileri Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştırmıştır.
Örgütün parolası daha sonra Millî Mücadele’nin de parolası olan “Ya istiklal, ya ölüm”dür. Örgütün teşkilat yapısı basın, propaganda, casusluk olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır. Yapısal anlamda basın, propaganda ve casusluk bölümleri dikkate alındığında, Ali Rıza, Kemalettin Sami ve Edip Servet Beylerin önemli rol oynadıkları görülmektedir. Ali Rıza Bey, İleri Gazetesi’nde yazılar yazmaktadır. Cemiyetin basın yoluyla mücadelesinde genellikle uyandırıcı ve halkı aydınlatıcı bir politika izlenmiştir. Bunun nedeni Anadolu hareketine karşı olan bazı İstanbul
basınına karşı halkı korumak ve aydınlatmaktır. Bu kapsamda, propaganda faaliyetlerine de büyük bir önem verdiği görülmektedir. Hatta bu durum Karakol Cemiyeti’nin talimatnamesinde çok açık bir şekilde belirtilmektedir. Propaganda bölümünde çalışanlar İstanbul aydınlarıyla birlikte Türk haklarını savunmuş ve bunun için mitingler düzenlemiş, İtilâf Devleti mensupları nezdinde çalışmalarda bulunmuştur. Casusluk bölümü bu cemiyetin en önemli bölümlerden biriydi. Kurmay Yarbay Edip Servet Bey bu görevin başındaydı. İlk zamanlardaki deneylerden sonra bir yandan düşman karargâhlarına, bir yandan da işbirlikçiler arasına sızma harekâtları yapılmıştır. Casusluk bölümü, yabancı elçiliklerde ve İstanbul hükümeti içinde bulundurduğu ajanları vasıtasıyla elde ettikleri bilgileri telgraflar vasıtasıyla anında Anadolu’ya ulaştırmıştır.
Karakol Cemiyeti, Sait Molla’nın mektuplarını, Sivas Kongresi sırasında Ali Galip ve adamlarının kongreyi basacağını, Tevfik Paşa Hükûmeti’nin bir darbe ile uzaklaştırılacağını, bazı İngilizlerin Erzurum’a gönderileceğine dair bilgileri elde ederek Mustafa Kemal’e yollamıştır. Ancak Cemiyet, Bolşevikler ile gizli ilişkilere girmesi ve kendi başına Millî Mücadele’ye sahiplenme çalışmalarında bulunma sebepleriyle Anadolu Ordusuna dâhil edilmemiş, 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilâf Devletleri tarafından işgali sırasında da liderlerinin tutuklanmaları ile büyük darbe yemiş ve nihayet Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin kararlarını uygulamak için seçilen Heyet-i Temsiliye’nin emri üzerine faaliyetlerine son verilmiştir.

Zabitân Grubu ve Faaliyetleri
Karakol Cemiyeti’nin devamı olan Zabitân Grubu Cemiyet’in Üsküdar Şubesi Reisi Kurmay Yarbay Muğlalı Mustafa Bey tarafından, 27 Ekim 1920 tarihinde yeniden yapılandırılmıştır. Ancak Karakol Cemiyetinin doğal bir uzantısı olduğu için daima kuşku ile karşılanmış ve örgüt elemanlarının hemen hemen tamamının İttihat ve Terakki üyesi olmaları nedeniyle TBMM Hükümeti tarafından sıkı bir takibe alınmışlardır. Zabitân Grubu’nun teşkilât ve faaliyet raporları incelendiğinde, özellikle İstanbul’dan Anadolu’ya geçişler hakkında elde edilen istihbarat raporlarının fazlalığı dikkati çekmektedir. Grubun zaman zaman bu hususta Ankara’yı uyardığı görülmektedir. Bu raporlardan, İngilizlerin çok sayıda Ermeni ve Rum’u casus teşkilâtına dâhil ederek, muhtelif vapurlarla Karadeniz sahillerine çıkartmayı düşündükleri anlaşılmaktadır. Nitekim Zabıtan Grubunun, 12 Şubat 1921 tarihli bir istihbarat raporunda, Muhtar Bey isminde birisinin yalısında gizli bir toplantı yapıldığı tespit edilmiştir. Bu toplantıda bağımsızlık savaşı karşıtı elemanların Anadolu’ya giden subaylar arasına İnebolu’dan sokulmasının düşünüldüğü ifadeleri yer almaktadır. Bir başka istihbarat raporunda ise, bu şahısların köylü, rençber, dilenci, leblebici, oduncu ve tacir sıfatlarıyla ve bazen de kadın kıyafetlerine sokularak seyahatlerine devam ettikleri; İngilizlerin Ermeni kadınlarına Müslüman köylü kadın kıyafetleri giydirterek Anadolu’ya gönderdiklerine dikkat çekerek; bu kadınların bir kısmının da yollarda subaylara metreslik bile yaptıkları ifade edilmiştir.  İstihbarat raporlarında, özellikle sahil muhafaza teşkilâtının yeterli olmadığından, buralardan pek çok zararlı şahsın Anadolu içine girdiği ve bunların da bir kısmının İngilizler, bir kısmının da İstanbul Hükümeti tarafından gönderilen casus ve propagandacılar olduğu belirtmektedir. Zabitân Grubu da, Anadolu’ya gönderilen subayların bazılarının İtilâf Devletleri’ne hizmet etmelerinin anlaşılması, kendilerine tepki gösterilmesine sebep olmuştur. Zabitân Grubu’nun bir müddet sonra adını değiştirmek durumunda kalacaktır. Zabitân Grubu’nun adını değiştirdikten sonra yine Mustafa Bey’in başkanlığında Yavuz Grubu olarak faaliyetlerine devam etmiştir.
Yavuz Grubu ve Faaliyetleri
Zabitân Grubu, Yarbay Muğlalı Mustafa Bey’in Anadolu’ya geçmesi üzerine isim değiştirerek “Yavuz” adını almıştır. Teşkil edilen bir merkez-i heyet tarafından bir süre varlığını sürdürmüştür. Bu grubun da yönetim kadrosu ittihatçılardan oluşmuştur. Yarbay Mustafa (Muğlalı) Bey tarafından Ankara’da Müdafaa-i Milliye’ye ve Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye (Genelkurmay) Reis Vekili (Çakmak) Paşa’ya “Çok Acele” kaydıyla gönderilen ve üzerinde “Yavuz Grubu”nun mührü bulunan, 12 Mart 1337 (1921) tarihli bir şifreli raporda; Anadolu’ya takalarla nakledilmek üzere
Sarıyer Bölgesi’nde sahile yakın bir noktada Teşkilât tarafından saklanan 570 adet mavzer ile 4 hafif makineli tüfek ve 10 sandık cephanenin, Askerî Nigâhban tarafından İngilizlere ihbarı neticesinde kaybedildiği, ancak gönüllü subayları kaçarak saklanmaya muvaffak oldukları bildirilmekte, ayrıca İngilizler adına casusluk yapan şahıslardan bahsedilmekte ve bu şahısların Adapazarı yönünden Anadolu’ya gönderildikleri belirtilmektedir. Muğlalı Mustafa Bey’in yakalanma tehlikesi sebebiyle, Eylül 1921’de İstanbul’dan Anadolu’ya geçmesinden sonra,
Yavuz Grubu’nun faaliyetlerinin sekteye uğradığı anlaşılmaktadır. Ankara Hükûmeti tarafından maddî ve manevî yönlerden desteklenmeyen grubun, 1921 sonlarında faaliyet sahasından tamamen çekildiği görülmektedir.

Hamza, Mücâhid, Muhârib ve Felâh Grubları ve Faaliyetleri
TBMM’nin, 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara’da toplanmasından ve Ankara Hükûmeti’nin, İstanbul’un etkisini pasifize eden bir güç olarak ortaya çıkmasından sonra başta İstanbul olmak üzere, ülkenin her tarafındaki gizli direniş gruplarının tek bir merkezden, Ankara’dan yönetilmesi kararlaştırılmıştır. Bu cümleden olarak, Anadolu’ya subay, silâh, cephane ile malzeme göndermek ve istihbarat yapmak amacıyla, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyâseti’ne bağlı olarak, Ankara’nın onayı alınarak kurulmuş olan ilk gizli grup Felâh grubudur. Karakol cemiyetinin dağılmasından sonra onun bir devamı niteliğinde olan grup çeşitli tarihlerde isim değiştirerek faaliyetini sürdürmüştür. Felâh grubunun ilk teşkilatının ismi Hamza grubu olup, 23 Eylül 1920 tarihinde faaliyetine başlamıştır. Hamza grubunun kurucusu Yüzbaşı Neşet Bey’dir.. Neşet Bey daha önce “Moltke” adında birkaç kişilik bir örgüt kurmuş ancak maddî olarak yeterli güce sahip olmadığı için herhangi bir varlık gösterememişti. Neşet Bey’in Ankara’ya giderek talimat almasından sonra, grup içinde görev bölümü yapılmış ve beş şubeden oluşan bir teşkilatlanmaya gidilmiştir. Bu teşkilâtlanma incelendiğinde, o dönemdeki gizli servislerin çalışma şemalarını da görmek mümkün olmaktadır. Bunlar şöyle örgütlenmişlerdir:
1) 1. Şube Müdürü: Yzb. Seyfettin Bey (takma adı Yıldız) getirilmiştir. Bu şubenin görevi, haber alma, yayın ve propaganda, muhbirlerin yerleştirilmesi, Erkânı Harbiye’den (Genelkurmay) kitap, risale ve harita sağlanması olmuştur.
2) 2. Şube Müdürü: “Fuad” takma adıyla anılan Muhabere Yüzbaşı Hilmi Bey’dir. Genelkurmayca öngörülen teknik donanımı sağlamak, siparişleri ve satın almaları gerçekleştirmiştir.
3) 3. Şube Müdürü: “Ay” takma adıyla görev yapan Hamza Grubunun başkanı olan Yzb. Neşet Bey’dir. Saray çevresi ve düşman karargâhları ile ilişkileri konusunda bilgi toplamak bu şubenin görevidir. Bu şube ayrıca, Zat işleri (Özlük İşleri) Anadolu’ya subay sağlanması, posta işlemleri, Anadolu karşıtları ve düşman casusları hakkında bilgi toplamakla görevlendirilmiştir.
4) 4. Şube Müdürü: “Güneş” takma adıyla anılan Kurmay Yüzbaşı Ekrem Bey’dir (Ekrem Baydar). Bu şube istihbarat için gerekli teknik elemanları bulmak, İstanbul ve mühimmat ve harp malzemesi sağlamak, sanayi erbabını bularak Anadolu’ya göndermekle görevlendirilmiştir.
Subay sipariş işlemleri ise, Yzb. Sabit’in (diğer adı Işık Hadi) müdür olduğu 5. Şube tarafından yapılmıştır. Hamza Grubu, kurulduğu tarihten itibaren Ankara Hükûmetinin İstanbul’daki
en önemli irtibat kaynağı hüviyetini kazanmıştır. Bu grubun istihbarat şubesi, Ankara’dan gelen emirlere göre harita tedariki, propaganda ve matbuat faaliyetleri yanında İstanbul’un durumu hakkında yapılan istihbarat faaliyetleri ile de meşgul olmaktaydı. İstihbarat şubesi, İstanbul Hükûmeti nezdinde yerleştirdiği elemanları vasıtasıyla önemli bilgiler elde ederek, Ankara Hükûmetine bildirmekteydi. İstihbarat Şubesi’nin bir diğer görevi de İstanbul halkına Anadolu’da cereyan etmekte olan Millî Mücadele lehinde propaganda yapmaktı. Bu hususta grup, Ankara Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Reisliğinden Ankara’da çıkmakta olan gazete ve mecmuaların İstanbul’a düzenli olarak gönderilmesini istemiştir. Hamza Grubu İstihbarat Şubesi, propaganda faaliyetlerinin yanı sıra, İngilizler tarafından kurulmuş olan “Sansür Heyeti”nin sırlarına vâkıf olmayı da başarmıştır. İngilizler, bu heyet vasıtasıyla İstanbul’da basını, haberleşmeyi ve her türlü evrakı kontrol ediyor ve Anadolu’yu ilgilendiren en uzak bilgiyi değerlendiriyordu. Grubun heyete yerleştirdiği elemanları ile bu zararlı çalışmalar öğrenilmiş; ayrıca Anadolu’daki askeri birlikler hakkında yanlış bilgiler verilmesi sağlanmıştır.
Hamza Grubu, bu isimle çalıştığı yaklaşık üç aylık dönemde, İstanbul’daki bazı zararlı dernek üyelerinin künyelerini Ankara’ya göndermiş, muhbirlerini Bursa, İzmir ve Manisa’ya sokarak, Yunan ordusunun harekâtı ile ilgili bilgileri Ankara’ya bildirmiştir. Ancak Hamza Grubu, üyelerinden Şakir Muzaffer Bey’in İngilizlere yakalanması ve grup şifre anahtarlarının da İngilizlerin eline geçmesi ve Ankara’dan gönderilen kurye çantasının yolda kaybolması üzerine adını değiştirmek zorunda kalmış ve 15 Aralık 1920 tarihinden itibaren, Mücâhit adını almıştır. Mücâhit Gurubu, önceki dönemden farklı olarak istihbarat faaliyetlerine Fransız karargâhından başlamış ve elemanlarından Yüzbaşı Kemal Bey’i buraya yerleştirmiştir. Bu yöntemle hem Fransız istihbaratı hem de Yunanlılar ile ilgili bilgiler elde edilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte grubun, Yunan ordusu teşkilâtı hakkında da ayrıntılı bilgi toplamak amacıyla bir eleman görevlendirmiş olduğu bilinmektedir.
Bu Grup da kısa bir zaman sonra adını değiştirmeye mecbur kalmış ve 23 Şubat 1921 tarihinde Muhârib adını alarak faaliyetine devam etmiştir. Muhârib Grubu da çeşitli makam ve merkezleri olan haberleşmelerini diğer gruplar gibi kuryeler vasıtasıyla temin etmekteydi. Ancak bu grubun diğerlerinden daha dikkatli hareket ettiği görülmektedir. Çünkü İngilizler, İstanbul’da giderek daha güçlü bir istihbarat teşkilâtı kurmaya ve çok sayıda casus bulundurmaya başlamışlardı. Hatta bu dönemde İngilizlerin, Anadolu ve İstanbul arasında kuryelik yapanların ve Anadolu’ya malzeme taşıyanların isimlerini bildirenlere 1000 Türk lirası ödül vereceğini duyurması, Muharip Grubundan iki önemli şahsın yakalanmasına neden olmuştu. Nihayet grup, 31 Ağustos 1921 tarihinde Felâh adını almıştır. Çünkü bu tarihte silâh sevkıyatı için İzmit’e gönderilen bir motor görevini tamamlayıp İstanbul’a döndüğü sırada, bütün mürettebatla birlikte İngilizlerce yakalanmış ve daha önemlisi sevk ve makbuzları İngilizlerin eline geçmişti. Fevzi Paşa, grupların devamlı olarak isimlerini değiştirmelerini, İngiliz Servisi’nin faaliyetlerine bağlamaktadır. Başlangıçta 20 kişiden oluşan Felâh Grubunun başkanlığını Erkân-ı Harp Binbaşısı Ekrem (Baydar) Bey yapıyordu. Felâh Grubu, ilk önce haber alma ile göreve başlamış ve bir süre sonra silâh ve cephane sevkıyatına ağırlık vermiştir. Grup haber alma faaliyetini yürüttüğü süre içinde İstanbul’da Kızılay Başkanı Hamit Bey aracılığıyla daha önce Fransa’da bulunmuş olan Yzb. Kemal’i Fransız karargâhına sokarak, Türk tarafına haber sızdırılmasını sağlamıştır.
Felâh grubu, kurulduğu tarihten itibaren Anadolu ile irtibatı aralıksız sürdürmüş ve bu yol ile aldığı haberleri kusursuz bir şekilde yerine getirmeye çalışmıştır. Ankara’ya subay ve cephane gönderimi ile istihbarat teminine ağırlık vermiş, Millî Mücadele lehinde propaganda faaliyetlerinde bulunmuştur. İstihbarat konusunda özellikle Yunan ordusunun durumu ile ilgili haberleri ve harekât planlarını ele geçirerek Ankara’ya iletmiştir. İstanbul halkını Millî Mücadele ile ilgili Anadolu Ajansı vasıtasıyla elde ettiği bilgiler doğrultusunda aydınlatarak halkın heyecanının devamlılığını sağlamıştır. Böylece İstanbul halkının Millî Mücadele lehinde desteği sağlanmıştır . İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu’ya gönderilen casusların listesini ele geçirerek Ankara’ya bildirmesi büyük başarılarından biridir.4 Ekim 1923 tarihinde lağvedilmiştir. Millî Mücadele döneminde, Anadolu’ya silâh, cephane, malzeme ve istihbarat temini amacıyla daha başka gruplar da faaliyet göstermekte idiler. Bu küçük gruplar arasında, İmalât-ı Harbiye, Muâvenet-i Bahriye, Namık, Ferhâd, Kerimi ve Fethiye Deniz grupları sayılabilir.

Müdafaa-i Milliye (M.M.)Teşkilâtı ve Faaliyetleri
Genelkurmayın onayladığı teşkilât planına göre M.M. Grubu, çalışmalarını (Müdafaa-i Milliye Grubu ve Müdafaa-i Milliye Teşkilâtı olarak) iki servis halinde sürdürmüştü. M.M. grubu da Anadolu’ya silâh ve asker sevkıyatında önemli rol almıştı. Teşkilât, Anadolu’ya gönderilenlerin arasına ajanların sızmasını önlemek amacıyla subay belgelerinde “K.G.” rumuzunu kullanmıştı. M.M. grubu siyasî ve askerî istihbaratın sağlanmasından sorumluydu. İstanbul ve Anadolu’da faaliyet gösteren karşı teşkilât mensuplarının açığa çıkarılması, millî ordunun ihtiyacı olan silâh, cephane ve diğer araç gereçlerin temini bu grubun çalışma alanındaydı. M.M. Teşkilâtı ise her türlü propagandayı yürütüyor, azınlık çetelerine karşı, İstanbul’daki Müslüman Türklerin can ve mal emniyetini sağlamaya çalışıyordu Verilecek emirlere göre baskınlar ve tahripler yapmak üzere ekipler teşkil etmek; şeklinde çalışmalarını yürütmüştür. M.M. Grubu kadrosu, tamamen sivillerden oluşmuştur. Ayrıca, örgüte alınacak üyelerin mazbut ve iyi ahlâk sahibi olmaları ve İngiliz propagandasına kanmayacak kişilerden seçilmelerine özen gösterilmiştir M.M. Grubu, bir taraftan Müdafaa-ı Milliye Teşkilâtı ve azalarından faydalanmaya çalışmış, bir taraftan da gazeteci, muharrir (yazar), politikacı, profesör, öğretmen gibi kimselerden propaganda yapmaya elverişli gördüklerini kullanma gayreti içerisinde olmuştur.. M.M. Grubu, İstanbul’daki elemanları kanalıyla bir haber ağı kurarak, askeri ve sivil haber almayı sağlayabilmek için değişik yöntemler izlemiştir. Yalnız haber almayı sağlamakla kalmamış, diğer karşı faaliyetleri de açığa çıkarmıştır. Grup elemanları Genelkurmay’ın istediği her türlü bilgiyi, ilgili örgüt ve kişilerle ilişki kurarak elde etmiştir. Nitekim grup “Çocukları Çalıştırma Derneği” isimli bir cemiyetten azamî derecede istifade ederek, istihbarat sahasında önemli bilgilere ulaşmıştır.
Grubun özellikle Batı Anadolu’da ilerleyen ve Trakya’da bulunan Yunan kuvvetleri hakkında İstanbul’dan sağlanan bilgiler, millî güçlere zamanında iletilerek zaferin kazanılmasında etkili olmuştur. İstanbul’daki İngiliz Siyasi Temsilciliği’nden çeşitli kanallarla haber alınmıştır. Gerek para ile satın alınan elemanlarla gerekse millî duygular kullanılarak birçok gizli bilgi elde edilmiştir. 1921 Mayıs sonrası M.M. Grubu da, İstanbul’da propaganda çalışmalarında bulunmuş, aynı zamanda Ankara tarafından tedbir alınması gereken konuları, eksiklikleri yerinde müşahede etme avantajını da kullanarak belirlemiş ve Ankara’ya bildirmiştir. Fener Patrikhanesi ve Rum kiliselerinde yapılan toplantılar, ayinler, bunlara katılanlar ve toplantılardaki konuşmalarda işlenen ana temalar ile İstanbul matbuatında Millî Mücadele aleyhinde yayın yapan gazete ve dergilerde işlenen konuların, karşı propaganda esaslarının belirlenmesinde belirleyici olduğu düşünülmektedir. M.M. grubu, kamuoyu yaratmaya değil, genellikle düşmana şaşırtıcı bilgi vermeye yönelik propaganda yapmıştır.
İstanbul Polis Müdürü Hasan Tahsin’in 8 Haziran 1921’de Müttefik Polis Denetim Komisyonu üyesi Streiff’e hitaben yazdığı ve “Cami ve medrese hocalarının bu yerlerde batılılara karşı kışkırtıcı vaaz vermelerinin önlenmesi, tiyatro oyunlarının titizlilikle incelenmesi gerektiği” hususlarını içeren yazıdan, İstanbul’daki propaganda faaliyetlerinin genellikle halkın toplu bulunduğu yerlerde
yapıldığı anlaşılmaktadır.Ayrıca Trabzon Milletvekili Ali Fikri’nin matbaasında birçok propaganda broşürleri ve İngilizlerin katliamlarına ilişkin fotoğraflar basılarak, bunların İsviçre’de bulunan Reşit Saffet Bey aracılığı ile Avrupa’da dağıtılması sağlanmıştır. Kamuoyu yaratmaya yönelik çalışmalar, özellikle Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü’nün yönlendirdiği milliyetçi basının yardımıyla olmuştur. Propaganda çalışmalarının, istihbarat faaliyetlerine direkt etkisi olduğu muhakkaktır. Psikolojik istihbarat vasıtasıyla derlenen bilgiler, propaganda safhasında kullanılarak eyleme dönüştürülür. Propaganda çeşitli vasıtalar ile yürütülmekle birlikte, işlenecek konuların belirlenmesi, yönlendirme yöntemlerinin tespitinde ve hangi temanın hangi vasıta ile empoze edileceğine karar verilmesi safhalarında ve uygulamada da çoğunlukla istihbaratçıların yer aldıkları görülmektedir.
Bu istihbaratçıların yürütmüş olduğu çalışmalarda, Anadolu’da gelişebilecek İngiliz propaganda çalışmalarının kaynakları da İstanbul’da grup tarafından araştırılmıştır. Müdafaa-i Milliye, 25 Şubat 1922’de, İtilâf Devletleri ve saray propagandistleri, çeşitli işlerle ve casuslukla görevlendirilen İngiliz subaylarının isimlerini, eşkâlleriyle birlikte Ankara’ya bildirmiştir. Ayrıca Anadolu’ya gönderilecek Ermeni suikastçılar, İstanbul’da hükümet ileri gelenlerine suikast düzenlenebileceği ve Millî Harekete zararlı derneklerin çalışmaları rapor edilen bilgiler arasındadır.
Karakol ile kıyaslandığında Grubun, bilgi toplama konusunda daha sistematik bir çalışma yaptığı, ajanların haber toplamada başarılı oldukları, bazen dilenci, bazen işçi, kimi zaman da bilim adamı ve matbaacı olarak ortaya çıkarak, işgal güçlerine ait önemli bilgiler ve gizli evrakları ele geçirmeyi başardıkları görülmektedir. Bunlar arasında, İstanbul İşgal Kuvvetleri Komutanı görevinde bulunan General Harrigton’un, İngiltere Harbiye Nezareti’ne hitaben yazılan raporun prova baskısının ele geçirilmesi sayılabilir. Ele geçirilen bu raporda Harington, İtilâf Devletleri’nin 1920 Kasımından 1923 Ekimine kadar olan politikalarını değerlendirmekteydi. Müdafaa-i Milliye ve Felâh grupları özellikle çalışmaları açısından farklılıklar göstermekte olup Anadolu’ya silâh, cephane, malzeme kaçırma, subayları seçerek gönderme, haber alma, propaganda görevlerini iki grup da yerine getirmiş olmasına rağmen, Felâh’ın çalışmaları, subay seçimi, gönderilmesi ve malzeme iletilmesidir. Müdafaa-i Milliye’nin çalışmaları ise, haber alma üzerinde yoğunlaşmıştır. Grupların hangi alanlarda, nasıl çalıştığı ve görevliler üzerinde ne derecede etkin oldukları Ankara tarafından bildirildiğinden, çeşitli önemli görevlerin organizasyonu ve hangi görevin hangi grup tarafından yapılacağı gruplara bildirilmiştir. Ankara’nın, grupların eşgüdümlü çalışmasını istemesinin sebebi, iki grubun bazen aynı saltık silâhların peşine düşmesidir. Zaman zaman birlikte çalışan iki grubun, arasında tam bir işbirliği hiçbir zaman söz konusu olamamıştır. 3 Mayıs 1921’de TBMM tarafından resmen onaylanan Grubun faaliyetlerine, 5 Ekim 1923’de son verilmiştir.

Askerî Polis Teşkilâtı ve Faaliyetleri
Askerî Polis Teşkilâtı, Karakol Cemiyeti ve İmalat-ı Harbiye Grubu hariç diğer gizli teşkilâtların hepsinden önce kurulmuştur. 7 Haziran 1920’de “Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü” kurulmuşsa da görev mahiyeti itibarıyla, “Askeri Polis Teşkilâtı”ndan farklıdır. İstanbul ve İstanbul dışında kurulan teşkilâtların bir kısmı, vatanseverlerin şahsî gayretleri sonucu, bir kısmı da Ankara Hükûmeti’nin emir ve müsaadesiyle kurularak faaliyette bulunmuşlar ve Anadolu’da başlayan Millî Mücadele’ye yardımcı olmaya çalışmışlardır. Ancak bu grupların faaliyet ve yardımları, İstanbul’dan kaçırılan silâh ve cephane yardımı ile yine İstanbul’dan elde ettikleri istihbarat bilgileri ile sınırlı kalmıştır. İtilâf devletleri işgal ettikleri yerlerin dışında kalan bölgelerde başlayan
direniş hareketlerini kırmak, Ankara Hükümeti’nin gücünü sarsmak ve Anadolu’da karşılarına çıkan Türk ordusunun, içten yıkılmasını sağlamak için ordunun dayanağı olan milleti kandırmak için çalışmalarda bulunmuşlardır. İşgal Devletleri, İstanbul’un, Ankara ise Anadolu’nun giriş ve çıkışlarını kontrol altında tutmayı istemektedir. İstanbul’un işgali sonrasında, Anadolu’ya geçişlerde büyük artış yaşanmıştır. Geçiş yapanların büyük kısmının hizmet maksadı ile geldikleri, ancak bunun yanı sıra isyan çıkartmak, menfi propagandada bulunmak, suikast yapmak ve casusluk faaliyetlerinde bulunmak üzere gelenlerin sayısının da küçümsenemeyecek miktarda olduğu görülmektedir.
Hepsi Birinci Dünya Savaşı’nda etkin olarak görev yapmış olan Millî Mücadele’nin önderleri, bu savaş sırasında yapılan istihbarat faaliyetlerinden etkilenmişlerdir. Tecrübeleri ve işgal devletlerinin faaliyetleri karşısında, İstanbul’daki gizli gruplar vasıtasıyla yürütülen haber alma faaliyetlerine ilave olarak, İstanbul’dakine nazaran daha kapsamlı, askeri istihbarat ihtiyacına cevap verecek ve Anadolu içerisindeki istihbarat eksikliğini giderecek nitelikte düzenli bir istihbarat teşkilatına gereksinim duyan Ankara, istihbarat ve istihbarata karşı koyma çalışmaları yapmasını öngördüğü “Askeri Polis Teşkilatı”nı teşkil etmiştir. Teşkilat; “Ayn-Pe”, “A.P.” veya “P” Teşkilatı olarak da anılmaktadır. Askerî Polis Teşkilâtının amacı ve görevleri 20 Aralık 1920 tarihli Askerî Polis Teşkilâtı Vazife Talimatnamesi’nde şu şekilde açıklanmaktadır; “Ordu gerisindeki bölgelerde düşmanın casusluk faaliyetlerini ve propagandasını önlemek, düşmanın gizli teşkilâtlarının ülkede karışıklık çıkarmasına mani olmak, düşman tarafına istihbarat toplamak üzere gönderilecek kişileri tespit ve temin etmek… Hıyanet-i Harbiye Kanunu’na göre durumları şüpheli olanları ve casuslukları söz konusu olanları buldukları belgelerle birlikte mülkî makamlara teslim edeceklerdir.” Ayrıca, İstanbul’daki gizli grupların güvenilir diye gönderdikleri şahısların vesikalarını kontrol etmek ilgili yerlere ulaştırmak, düşman propagandasına karşı propaganda yapmak suretiyle halk üzerinde düşmanın kötü propagandasını etkisiz bırakmak, Millî Mücadele aleyhine çalışan Türk ve azınlıkları takip ederek halk üzerindeki kötü tesirlerine ve fikir hareketlerine mani olmak, ordu içerisinde karışıklık çıkaran veya çıkarmaya çalışanları tespit etmek de Askeri Polis’in görevlerindendi.
Oldukça güç şartlar altında büyük mesuliyetler yüklenen ve Ankara Hükûmeti’nin ilk istihbarat örgütü olan Askerî Polis Teşkilâtı, Erkan-ı Harbiye-i Umûmiye Riyaseti tarafından kurulmuş olup; (P) Teşkilatı, öteki grupların aksine, Anadolu’nun birçok yerinde örgütlenmiştir. Millî Mücadele Hareketi’nin başarılmasında büyük faydalar sağlaması düşünülen teşkilâtın kuruluşunu doğuran ana sebepleri, düşmanın çalışma tarzını ve Askeri Polis’in sağladığı faydaları Fevzi (Çakmak) Paşa şöyle açıklamaktadır:

“… Bugün biliyorsunuz ki, düşmanlarımız memleketi ve orduyu yıkmak için birtakım adamları memleketimize sokuyorlar. Bunların iki görevi vardır. Birincisi; Ordu’nun kuvvet ve durumunu ve mümkün olduğu kadar Ordu’nun yapacağı harekât hakkında en gizli noktalara girerek bilgi toplamak ve aldıkları bilgileri düşmana vermektir. Buna casusluk teşkilâtı derler ki her yerde ve her zaman uygulanan bir usuldür. Bu düşman harekâtına karşı onu men edecek, yok edecek, engelleyecek teşkilâta da bizim sahip olmamız gereklidir. İşte (P) Teşkilâtı, düşmanın bizim içimizde yaptığı teşkilâtı yok edecek bir teşkilâttır. İkincisi; üzülerek belirteyim ki, bazı ahlâk düşkünü adamları, düşman para ile tutarak, Ordumuzun içerisine gönderiyorlar. Ordumuzun gerek subaylarını ve gerekse erlerini bir takım sözlerle zehirliyorlar. Bu yolla birçok fenalıklar meydana geliyor. Bu adamların çoğu yakalanarak, İstiklâl Mahkemeleri’ne gönderdiler ve cezalarını gördüler ve bu suretle başlangıçta ordu’da görülen disiplinsizlik ve ordu içerisindeki gevşeklik, ortadan kalktı. Bu ancak, orduya girmek isteyen bu gibi zararlı unsurların ortadan kaldırılmasıyla mümkün olmuştur.”

Teşkilâtın görevleri genel olarak; “Subay, memur ve bölge halkının durumlarını incelemek, memlekete zararlı beyanname, gazetelerin girmesini önlemek, teşkilattan izin almayanların, Anadolu içlerine girişine izin vermemek, sorumluluk bölgelerinde yaşayan insanlardan, İstanbul Hükümeti ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulunanların amaçlarını ortaya çıkarmak, İstanbul ve Anadolu’daki işgal kuvvetleri ile ilgili elde edilen bilgileri düzenli bir şekilde merkeze bildirmek, bu amaçla düşman işgalinde bulunan bölgelerde istihbarat merkezleri kurmak, işgalin asıl amacını, yapılan zulüm ve işkencenin anlatılarak halkın direncini kuvvetlendirecek propaganda yapmak, yabancı yayınları kadrosunda bulundurduğu tercümanlar vasıtasıyla takip etmek, İstiklâl Mahkemeleri ve Divan-ı Harp soruşturmalarından önce ajan ve şüpheli kişilerin durumunu soruşturmak” şeklinde açıklanabilir. Teşkilât şubelerindeki personel yapılanması, “Şube reisi, muavin, yaver subay, tercüman, şifre memuru, siyasi kısım amiri, istihbarat müdürü, tahkik elemanı, askeri ve sivil taharri(araştırma) memuru, kurye, yazıcı, posta ve muamele memurları” şeklindedir.
Askeri Polis Şubeleri ve merkezleri kurularak, teşkilatlara subay, inzibat memuru, komiser ve polis memurları tayin edilmiştir. Genelkurmay Başkanlığınca Askeri Polis Şubeleri, harp mıntıkası dâhilinde ve harp mıntıkası haricinde olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Askeri Polis Teşkilatı iç ve dış güvenliğin ve casusluk şebekesinin tek birimidir. Güvenlikle ilgili elde edilen bilgiler Askeri Polis Teşkilâtında toplanmış ve burada değerlendirilerek gerekli olan işlemler bazen Mustafa Kemal Paşa’ya dahi sorulmadan yapılmıştır. Teşkilat gerektiğinde İçişleri veya Dışişleri bakanlığı tarafından elemanla takviye edilmiştir. Teşkilâtın kuruluşuna, önce Garp Cephesi bölgesinden başlanmıştır. Çünkü bu sıralarda, ülkenin her tarafı tehlikeye maruz olmakla beraber, işgalcilerin daha çok faaliyette bulundukları yer bu bölge, karşılarındaki Ordu da Garp Orduları idi. Bu cephenin merkezi ise Eskişehir ve yöresidir. Bu sebeple merkezi Eskişehir’de kurulan teşkilatın ilk yapılanmasında, Kastamonu, Bolu, Adapazarı, Bilecik, Afyonkarahisar, Isparta, Burdur, Denizli, Malatya, Muğla, Antalya, Konya, Samsun bölgeleri olmak üzere 13 bölgeye ayrılmıştır. Daha sonra Güney Cephesi’nin yapılmıştır. Teşkilât şubeleri, Merkezi Bölge komutanlarından, çok ivedi durumlarda ise EHUR haber alma başkanlarından emir almışlardır. EHUR’un, 15 Kasım 1920’den geçerli olarak yaptığı yeni düzenlemeye göre bütün (P) Teşkilâtları’nın, bulundukları bölgelerdeki askeri makamlara bağlı olmaları karar altına alınmıştır.Teşkilâtın kuruluşuyla birlikte, dağınık kaynaklardan alınan haberlerin toplanmaları görevi, haber alma memurlarına verilmiştir. Bunlara, doğrudan EHUR ile haberleşme yetkisi verilmiştir. Haber almayı tek şubede toplayarak, denetim ve değerlendirme kolaylığı sağlayacak P Teşkilâtı, ordu gerisi ve ordu içinde, düşman casusluk ve propaganda çalışmalarını, gizli örgüt ve karışıklıklar çıkmasını önleyerek, karşı önlemler almak, düşman hatlarına gönderilecek şahısları sağlamak üzere kurulmuş, genel güvenlik ve haber almayı sağlamakla görevliydi. Savaş alanlarında bulunan P. Şubeleri zaman zaman şartları hazırladıktan sonra bazı görevlileri Yunan hatları gerisine salarak bilgi almış zaman zaman da zaten bu hatlar gerisinde yaşayan kişilerden ve yabancı uyruklu tüccarlardan bilgi sızdırılmıştır. Mart 1921’de örgütten, iç haber alma ile de ilgilenmesi istenmiştir. Haber alma yanında P örgütleri propaganda ile de ilgilenmekle görevliydiler. Örgüt üyelerinden halk ile ilişkilerinde, halka yapılmış olan zararları propagandanın aslını araştırarak, bunu yapanların derhal yakalanmalarını istemiş, propagandanın lehde veya aleyhte oluşu önemli görülmemiştir. Bu araştırma yanında P., ilgili kumandanlığın emirleri çerçevesinde savaş alanlarında propaganda ile görevlendirilmiştir.

P örgütünün görevlerinden biri de sahil, hudut ve cephelerden gelecek kişiler hakkında araştırma yapmak, bunlarla ilgili bilgileri mülkî makamlara vermek, gerektiği takdirde bu şahısları tutuklayarak mahkemeye sevk etmek idi. P örgütünün bu konuda en yoğun faaliyet gösterdiği bölge Karadeniz Bölgesi olmuştur. Çünkü İtilaf Devletleri’nin Anadolu’daki millî hareketi boğmak için casusluk ve propaganda faaliyetleriyle karışıklık çıkarmak için en sık başvurdukları yol Karadeniz Bölgesidir. Karadeniz’in Anadolu’ya hem Türkler, hem de yabancılar yönünden en kolay giriş kapılarına sahip olması bir cazibe merkezi olmasına neden olmuştur. İtilâf Devletleri Anadolu içlerine fiili bir işgal gerçekleştirmedikleri için, çeşitli görünümlerle kendi adamlarını Anadolu’ya göndererek mesajlarını iş birlikçilere ulaştırıyorlar veya Anadolu içinden haberler alıyorlardı. Bu amaç için yerli yabancı, durumları uygun şahısları kullanıyorlardı. Zararlı cemiyet üyesi
Türkler de bu işte kullanıyordu. Hatta Anadolu’ya geçecek Millî Mücadele taraftarı asker, subay ve siviller arasına da casuslar sokulmaya çalışıyordu. Bu konuda en sık rastlanan olay, Karadeniz kıyılarına ve gerekse Anadolu içlerine ve doğusuna casuslar gönderilmesi oluyordu. Bunlar etnik, dinî, kültürel ayrılıkları kışkırtarak halkı bölüp parçalamak üzere gönderiliyorlardı. Ankara bunları kendi örgütleri aracılığı ile öğrenip, Karadeniz kıyılarına çıkan veya çıkarılan insanlar hakkında araştırma yaptıktan sonra, güvenilir bulursa Anadolu’ya geçmesine izin veriliyordu. Durumları şüpheli görülenler soruşturmaya tabi tutulup, İstiklâl Mahkemelerinde yargılanıyordu.
Karadeniz kıyı şehir ve limanlarında mevki kumandanları P.Teşkilâtı temsilcileri, İstihbarat subayları bu gibi gelişmeleri izleme görevleri yapıyorlar, elde ettikleri bilgilerin gereğini yapıyorlardı. Millî Mücadele için zararlı kişilerin ve basın yayın organlarının Karadeniz yoluyla Anadolu’ya girmelerini engellemek için, 1920 yılı sonlarına doğru, İstanbul’dan kaçarak Anadolu’ya geçmek isteyen asker ve sivil kişilerin İnebolu, Ereğli ve Sinop iskelelerine çıkması, buralarda soruşturulduktan sonra Ankara’ya geçmelerine izin verilmesi, Anakara’dan ilgililere bildiriliyordu. Bu istekler dışına çıkacakların kabul edilmemesi ve bu işin örgütlü olarak yapılması için Karadeniz kıyıları bölümlere ayrılıp, her bölgenin başına bir sorumlu atanması yoluna gidilmişti. Sahiller de gece ve gündüz devriyeler çıkarılarak gezdirme yoluyla gözetlenecektir..Bu tedbirlere, Anadolu’ya gelen Rum, Ermeni göçmenler yanında yabancı uyruklu şahısların ve Anadolu’ya geçmek isteyen Türkler arasında İstanbul ve İtilâf yanlısı kişilerin bulunduğu haberlerinin alınması dolayısıyla başvuruluyordu. Bazı şüpheli kişiler de daha yolculuklar sırasında, vapurlarda izlenerek hem onlardan bilgi sızdırmak, hem de etkisiz hale getirmek amaçlanıyordu.
Askerî Polis’in sahil boyundaki durumu ve yapılacak uygulama Kastamonu ve Bolu Askerî Polis Teşkilâtı Başkanı Osman Behçet Bey tarafından tespit edilerek, ilgili şubelere bildirilmiştir. Buna göre, “İnebolu, Bartın, Ereğli şubeleri, sahil şubeleri olarak kabul edilmiştir. Bu şubelerin sınırları ise şöyle tespit edilmiştir. İnebolu şubesinin bölgesi, Gerede’den itibaren Sinop dâhil, Cide’ye kadardır(Cide hariç). Bartın Şubesinin bölgesi, Cide’den itibaren Zonguldak’a kadar sahil bölgesi – Zonguldak hariç-, Ereğli mıntıkası ise, Zonguldak’tan, Akçaşehir dâhil olduğu halde sahil boyudur. Bu bölgelerde uygulama şöyledir: şubeler ellerindeki talimata göre kendi sahil bölgelerini idare edeceklerdir. Gerekirse muavin(yardımcı) şubeler kuracaklar veya kurulmasını teklif edeceklerdi. Şube müdürleri, emri altındaki memurları istediği gibi muavin şubelerde kullanabilecek; ancak durumu başkanlığa bildireceklerdi. Muavin şube memurları doğrudan doğruya şube müdürleri ile bağlantı kurabileceklerdi. Yalnız önemli ve acil durumlarda Kastamonu ve Bolu Askerî Polis Teşkilâtı Başkanlığına başvurabilecek ve haberleşeceklerdi. Sahil boyundaki bu şubeler, amaçları zararlı olan kişilerin, kayıklar, vapurlar vs. araçlarla kıyıya çıkarak daha içeriye girmelerini ve içerden dışarıya çıkarmalarını önleyeceklerdi”.
Bölgedeki Askerî Polis teşkilâtlarının yukarıda belirtilen vazifelerinin yanı sıra, Anadolu’ya gelen subayların tezkiye muamelelerini de yapmışlardır. Hatta Askerî Polis teşkilâtları, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye reisinin emriyle subayların tezkiye muamelelerinde tek yetkili merci olarak kabul edilmişti. Askerî Polis tarafından İstanbul’dan gelen subayların tahkik ve tetkik muameleleri, daha çok Kastamonu ve Bolu havalisinde görülmektedir. Bu işlerin icra edilmesinde ise İstanbul gruplarınca, casus ve şüpheli kabul edilmiş kişilere ait bilgiler ile fotoğraflı eşkâl vesikalarının gönderilmesinin büyük payı olmuştur. Bu bölgeler İstanbul’daki gizli grupların istihbarat şubelerinde toplanıp, Anadolu’daki istihbarat şubelerine gönderilmekteydi. Teşkilât zaman zaman sivil halkın tezkiyeleri ile de meşgul olmuştur. Casus ve propagandacı olarak Anadolu’ya sızan şahısların tespit edilerek tevkiflerini sağlamak asayişin temini bakımından önemli yer tutmaktaydı. Nitekim Kastamonu İstiklâl Mahkemesi’nce cezalandırılanların birçoğu Askerî Polis Teşkilâtı tarafından tespit edilen casus ve propagandacı kişilerdi. Sahildeki Askerî Polis şubeleri memleket için Zaralı beyanname, gazete ve diğer neşriyatların içeri sokulmasına da engel olmaktaydı. Bu gibi neşriyatla ele geçirilenler, tevkif edilecek ve ilgili makamlara teslim edileceklerdi. Teşkilât bünyesinde görevli bulunan tercümanlar, yabancı istihbarat ve basını takip etmekte görevliydiler. Bölgedeki Askerî Polis teşkilâtlarının diğer bir görevi de Anadolu’ya gelen insanların maneviyatını yükseltici propaganda faaliyetlerinde bulunmak idi. Teşkilâtın bu amaçla Millî Mücadele’nin önemli yayın organlarından biri olan Açıkgöz gazetesinde çeşitli yayınlarda bulunduğu görülmekteydi. 27 Ocak 1921 tarihli bir beyannamede Türk milletinin düşmanının çok olması nedeniyle milletin daima uyanık olması ve her zaman eğitilmiş bir orduya sahip olması gerektiği vurgulanarak topyekûn savunmanın önemi üzerinde durulmuştur..

Millî Mücadele’nin en buhranlı günlerinde kurulan Askerî Polis Teşkilâtı, Anadolu’ya gönderilen propagandacı ve casusların takip ve etkisiz hâle getirilmesi görevlerini başarıyla yerine getirmiştir. Teşkilâtın, casus ve diğer faaliyetlerde en çok kullanılan Karadeniz sahillerini sıkı bir kontrole almış ve burada da büyük ölçüde başarılı olmuştur. Sovyetlerden gelen casuslarla ilk komünistlerin yakalanması buna örnek olarak gösterilebilir. Askerî Polis Teşkilâtı, Anadolu’ya gönderilen propagandacı ve casusların takip ve etkisiz hâle getirilmesi ile yetinmeyip, zaman zaman da casusları ile düşman bölgesinde karşı propaganda faaliyetlerinde de bulunmuştur. Anadolu Ajansı tebliğ ve bültenlerini, milliyetçi gazeteleri halka dağıtarak millî birliğin oluşmasına yardımcı olmuştur. Bu kapsamda özellikle Yunan zulmünün, işgal bölgesi dışındaki halka duyurulması konusunda önemli bir rol üstlendiği de görülmektedir. İngilizler “Tahkik komisyonları” aracılığıyla Anadolu’da Yunanlıların yaptığı zulmü araştırdıkları sırada, Türkler de, Yunanlıların zulüm ve işkencelerini çeşitli gazete ve beyannamelerle, kendi halkına duyurmaya çalışmıştır. Ancak, olayların önemini kavramayan bir kısım halk, bu yayınların propaganda olduğuna veya abartılmış olduğuna inanmaktadır. (P) Teşkilatı Genel Merkezi, kaza ve nahiyelerden heyetler teşkil ederek, Yunanlıların yaptıkları işkence, zulüm ve tahribatı yerinde göstermeyi ve ajanlarının, Yunan işkence ve zulmü ile ilgili gönderdikleri istihbarat raporlarını “beyanname” şeklinde düzenleyerek yayınlamayı ve böylece halkı aydınlatmayı düşünmüşlerdir. Yine Yunan zulüm ve işkencesini belgelemek ve icap eden yerlere göndermek ve halka göstermek üzere, işgal edilen ve yakılıp, tahrip edilen yerlere, fotoğraf çekecek memurlar da gönderilmiştir. Daha sonra çekilen bu fotoğraflar yurdun çeşitli yerlerinde kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla dağıtılmışlardır.
Örneğin; Trabzon’da bu türden bir faaliyet Mustafa Reşit Bey tarafından “Bir gizli el” başlığı altında şu şekilde anlatılmaktadır:

“Yunan haydutları 1919’dan beri sevgili Egemizin nazik beldelerine mikroplar gibi saldırmışlar idi… Güllük gülüstanlık o toprakları cehenneme çevirmiş olan Yunan vahşetinden kulakları, burunları kesilerek, karınları süngülerle deşilerek şehit edilmiş olan masum Türklerin uğramış oldukları bu vahşetleri gösteren paket paket fotoğrafları okulumuzun çevirme duvarlarından bir mübarek gizli el ara sıra atmakta idi. Öğretmen Okulu o sıralarda Zağnos mahallesinde şimdiki kumandanlık binası idi. Öğretmenler ve öğretmen adayları bu iç kavuran fotoğrafları gördükten sonra hepsini uzun sokak caddesi üzerinde bulunan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne verirdik. Onlar da fotoğrafları bütün Trabzonlulara gönderirlerdi”.

(P) Teşkilatının, Yunan zulmünü dokümante etme çalışmaları, dış dünyaya karşı olayların delillendirilmesi ve Türk halkının aydınlatılması açısından önemli görülmektedir. Böylece düşman propagandasının etkisizleştirilmesi ile birlik ve beraberliğin oluşturulmasına katkı sağlamıştır. Sadece askeri kuvvetlerle, halkın desteği olmadan bir hareketin başarılı olamayacağı gerçeğini çok iyi bilen Ankara’nın bu çalışmalarının, halkın Millî Mücadeleye olan desteğini artırmada başarılı olduğu, böylelikle kurtuluşa inanmış halktan, düşman hakkında kendiliğinden gelen haberlerin sayısında bir artış sağladığı düşünülmektedir. Bütün bu olumlu çalışmalarına rağmen, Teşkilâtın 1920 yılının Temmuz ayı ortalarında kurulan teşkilâtın, yaklaşık sekiz ay sonra kapatılmasına karar verilmiştir. Buna gerekçe olarak, iyi çalışmadıkları ve gizliliğe önem vermedikleri, bağlı oldukları bölge kumandanlarını dinlememeleri ve yetkilerini aşarak gerekli gereksiz her işe karışmaları gösterilmektedir. Bütün bunları göz önüne alan Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetince, (P) Teşkilâtı kaldırılarak yerine “Tedkik Heyetleri Amirlikleri” kurulmuştur . Sadece adı değişen (P) Teşkilâtı memurları, görevlerini yeni (P) Teşkilâtta da aynı şekilde yürüteceklerdi. Yalnız faaliyetlerinin gayet gizli olarak yürütülmesine özen gösterilmesi istenmektedir.
Tetkik Heyeti Amirlikleri ve Faaliyetleri
Yukarıda bahsettiğimiz üzere, 1 Nisan 1921 tarihinden itibaren Askerî Polis Teşkilâtının yerine “Tetkik Heyeti Amirlikleri” kurulmuştur. Millî Mücadele’de istihbarat faaliyetleri artık bu teşkilât tarafından yürütülecektir. Özellikle gizliliğe uyması istenen yeni teşkilât, (P) Teşkilatında çalışmış nitelikli elemanlardan seçme yapılarak oluşturulmuştur. Bu örgütle amaçlanan, büyük ve hantal olan yapının terk edilerek (P) Teşkilâtı’nın hatalarının arındırılmasıdır. Yapılanlar, yeni bir örgüt oluşumundan çok, ad değiştirerek yeniden yapılandırılmaya çalışılan Ordu İstihbaratının etkinliğini artırmaya yöneliktir. Görev ve sorumluluklar ise daha önceki “Askerî Polis Teşkilâtı Vazife Talimatnamesi”ne göre yürütülecektir. (P) Teşkilatı’ndan alınan dersler çerçevesinde, yeni teşkilâtta gizliliğe azami derecede uyulması istenmektedir. Merkez Ordusu Kumandanlığı ile haberleşmenin zaruri olduğu, ancak bu ilişkide THA gibi teşkilâtın varlığını ve faaliyetlerini deşifre edecek şekilde unvan ve imza kullanılmaması yine teşkilata emredilmiştir. Onun yerine, bulundukları şehirlerdeki yetkili komutanların durumuna göre “merkez, mevki veya mıntıka kumandan muavinliği” unvanıyla haberleşmenin sağlanması istenmektedir.
Ankara, THA’nın kuruluşu ile dağınıklığa son vererek, kendi bünyesinde çeşitli istihbarat çalışmalarını yürüten Askeri Sansür Müdüriyetleri, Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umûmiyesi, İzmir Hat Komiserliği gibi kuruluşların koordineli çalıştırmak arzusundadır. Söz konusu kuruluşların koordineli çalışmaları arzusundan, bunların ortaklaşa bir komisyon şeklinde faaliyette bulunacakları sonucu çıkarılmamalıdır. THA, Anadolu’nun birçok yerinde teşkilatlanmış, tamamen müstakil ve (P) Teşkilâtı’nın devamı olan bir müessesedir. Ancak bölgelerindeki bazı askerî ve mülkî makamlarla iş birliği yapmaları söz konusudur. Tedkik Heyeti şubesi açılamayan veya geçici olarak bilgi toplanılan bölgelerde, istihbarat heyetleri oluşturularak, bunlardan istifade yoluna gidilmiştir. İstihbarat işi için o bölgelerdeki şubelerden personel görevlendirildiği gibi diğer kuruluşlarla da iş birliği yoluna gidildiği görülmektedir. Antalya’da düzenli istihbarat ve propaganda çalışmaları, Hamdullah Suphi Tanrıöver’in Matbuat ve İstihbarat, Neşriyat Umum Müdürlüğü zamanında başlamıştır. Bu dönemde bu kurumun yedi şubesinden biri de Antalya’da açılmıştır.. İşte bu sırada bir istihbarat ve propaganda merkezi olarak Antalya’nın ön plana çıktığını ve bu çıkışın TBMM ile Heyet-i Vekile’nin kararıyla olduğunu, ilk önce Ankara Hükümeti ile görüşmek isteyen yabancı kişilerin Antalya ve Mudanya üzerinden gelip gitmelerine ilişkin İcra Vekilleri Heyeti ile TBMM Başkanı Mustafa Kemal imzalı 18 Haziran 1920 tarihli şu kararın alındığını görüyoruz: “Büyük Millet Meclisi Heyet-i Vekilesi’yle temas etmek üzere Anadolu’ya gelecek ecânip (yabancılar) yalnız Mudanya ve Antalya iskelelerinden kabul edilecektir. Bu iskeleler haricinde hiçbir taraftan ve kim olursa olsun bir ecnebînin duhûlüne (girişine) müsaade olunmayacaktır. Mudanya ve Antalya iskelelerinde gelecek ecnebîlerin vesâikini tetkîk ederek hüviyetleri kabul veya adem-i kabulleri (kabul edilmemesi) hakkında Heyet-i Vekile’ce ittihâz olunacak mukarrerâta (kararlara) esas olabilecek ma’lûmâtı ihzâr etmek (hazırlamak) vazifesiyle bir siyasî memur bulundurulacaktır. İşbu kararnâmenin icrasına (yürütülmesine) Hariciye, Dâhiliye ve Müdafaa-i Milliye Vekilleri memurdur.” Bu kararname gereğince Antalya iskelelerinde bulundurulan siyasî memurun Emniyet’ten Azmi Bey’in olduğu anlaşılıyor.
THA şubeleri de, (P) şubeleri gibi sorumluluk alınan bölge büyüklükleri ve alanlarındaki istihbarat faaliyetlerinin yoğunluğuna göre kadro büyüklüğü açısında üç kategori halinde tertiplenmiştir. İstanbul’dan Anadolu’ya geçecek olanlara verilen seyahat belgelerinin emniyet müfettişliklerine vize ettirildikten sonra, Teşkil Heyeti amirlerince “görülmüştür” şeklinde tasdik ettirilme mecburiyeti, Anadolu’ya yönelik casus ve propagandacı girişini önemli ölçüde azaltmıştır. Anadolu’ya giriş ve çıkışların yapıldığı, İnebolu, Akçaşehir, Ereğli, Bartın, Sinop, Samsun, Çarşamba ve Trabzon gibi Karadeniz’in önemli yerleşim merkezleri, bu dönemde bir hayli önem kazanmış ve buralarda Tetkik Heyeti Amirlikleri oluşturulmuştur. Anadolu’ya vesikasız veya Karakol Cemiyetinin vesikaları ile gelenler; İnebolu başta olmak üzere Batı Karadeniz limanlarında gözaltına alınmışlardır. Ayrıca Felah Grubu vasıtasıyla Anadolu’ya gelen kişilerin içine sızan şüpheli kişiler de buralarda tespit edilmişlerdir. İstanbul’dan İnebolu’ya gelen yolcu vapurları, iskeleye yanaştıktan sonra, tahkikat muamelelerinin yapılması hususunda Tetkik Heyeti Amirliklerinin vazifesi başlamaktaydı. Tetkik Heyeti Amirliği tarafından yayımlanmış olan talimatnameye göre, vazifeli olmayan memurların vapurlara girmemeleri kararlaştırılmıştı. Vapurlara girecek memurlara ise Mevki Kumandanlığı ve Tetkik Heyeti Amirliğinden vazifeli olduklarına dair bir pusula almaları mecburiyeti getirilmişti. İskelenin idaresi ve yük filikalarının vapurlara yüklenmeden önceki arama işlemi, Tetkik Heyeti amirine aitti. İskeleye yanaşan vapurlardaki yolcular ise, görevli memurlar tarafından sayıldıktan, isimleri kıt’a hâlinde Tetkik Heyeti amirleri
tarafından kontrol edildikten sonra salona alınırlardı. Salonda yolcuların seyahat belgeleri ile İstanbul’daki gruplar tarafından verilen itimat belgeleri tetkik edilirdi. Tetkik Heyeti amirlerinin en önemli faaliyetlerinden birisi de Millî Mücadele yıllarında TBMM Hükümeti’nin başına büyük sıkıntılar açan, ajan faaliyetlerini ve azınlıkların tutum, davranışlarıyla düşmanla işbirliğini araştırmaktır. Ankara Hükümeti, 5 Nisan 1921’de Kastamonu Tetkik Heyeti amirini, “Müdafaa-i Meşruta” adlı Rum teşkilâtı hakkında uyarmış ve bu teşkilâtın Kastamonu ve çevresindeki faaliyetlerinin ortaya çıkartılmasını istemiştir. Yine Ermenilerin de teşkilâtlar kurarak bazı faaliyetlerde bulundukları ve bazı önde gelen Türk liderlerine suikast yapacakları hakkında Tetkik Heyeti Amirlikleri uyarılmıştır. Tetkik Heyeti birlikleri, yine bu kapsamda Anadolu’daki komünist faaliyetlerini de takip etmişler ve bu faaliyetleri yürütenler hakkında araştırmalarda bulunmuşlardır.
Tetkik Heyeti Amirlikleri, yalnızca kendi bölgelerinde değil, İstanbul’daki azınlık faaliyetleri hakkında da bilgi veriyorlardı. Tetkik Heyeti Amirliğinin 14 Nisan 1921 tarihli bir istihbarat raporunda İstanbul’da Rum Patrikhanesi civarındaki hanelerden silâh ve cephane çalınarak İngilizlerin de yardımıyla Samsun’a gönderildiği bildirilmekteydi. Tetkik Heyeti amirlikleri Yunanların yapmış olduğu zulümleri de belgelemeye yönelik araştırmalar yapmışlardır. Garp Cephesi Kumandanlığı, bazı şubeleri uyararak bölgelerindeki Yunan zulüm, işkence ve diğer faaliyetlerini
araştırmalarını, olayları vesikaları ile tespit ederek bildirmelerini istemiştir. Bu emir üzerine Bozüyük Tetkik Heyeti Amirliği, bu konuda sıkı bir araştırma yapmış ve Yunan zulümlerini köy köy, kasaba kasaba Garp Cephesi Kumandanlığına bildirmiştir. 1 Nisan 1921 tarihinden beri görev yapan “Tetkik Heyeti Amirlikleri”nin faaliyetlerine 22 Haziran 1922’de son verilmiştir. Teşkilâtın topyekûn bütün birimlerinin kapatılma gerekçelerini Garp Cephesi Komutanlığı’nın bağlı birliklerine yazdığı emirlerinde açık olarak görmek mümkündür. Söz konusu gerçekler, “Teşkilatın ve personelin gizliliğinin kalmaması, yapılması gereken vazifelerde istenilen seviyeye ulaşılamaması, verilen görevlerin tam olarak yapılamaması, bütçeden alınan yüksek ödeneğe karşın yapılan işlerin bunun karşılığı olmayışı” şeklinde ifade edilebilir. (P) Teşkilatı ile THA’nın kapatılma hemen hemen aynı olduğu görülmektedir.
Tedkik Heyeti Amirliklerinin kapatılmasından sonra bunların yaptıkları istihbarat, propaganda, takip ve araştırma görevleri, Ordu Kurmay Başkanlıkları’na bağlı olarak çalışan İstihbarat şubeleri tarafından yürütülmeye başlanmıştır. 1922 yılının ortalarından, Cumhuriyet döneminde 1926 yılının başlarına kadar bu görevleri Ordu Müfettişlikleri İstihbarat Şubeleri devam ettirecekler ve Ordu Müfettişleri de bu görevleri Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Riyâseti’nin talimatı üzerine, Millî Emniyet Hizmeti (M.E.H.) Riyâseti Şubeleri’ne devredeceklerdir.
Yararlanılan Kaynaklar
Servet Avşar, Milli Mücadele’de Propaganda Faaliyetleri
Mehmet Okur, Millî Mücadele’de Karadeniz Bölgesi’ne Yönelik İngiliz Faaliyetleri
Hamit Pehlivanlı, Kurtuluş Savaşı İstihbaratında Tetkik Heyeti Amirlikleri
Mesut Aydın; Anadolu’ya Giriş ve Çıkışları Kontrol Eden Kuruluşlar
İzzet Öztoprak, Türk ve Batı Kamuoyunda Milli Mücadele
Mesut Aydın; TBMM Hükûmeti Tarafından İstanbul’da Kurulan Gizli Gruplar
Rahmi Doğanay, Millî Mücadele’de Karadeniz (1919-1922)
Bülent Çukurova, Kurtuluş Savaşı’nda Haber alma ve Yeraltı Çalışmaları
Bülent Çukurova, MM Grubu Alma Raporlarında Grup Faaliyetleri ve Bazı Zararlı Cemiyetler
Nurettin Peker, 1918-1923 İstiklal Savaşı’nın Vesika ve Resimleri. İnönü, Sakarya ve Dumlupınar Zaferlerini Sağlayan İnebolu ve Kastamonu Havalisi
Ergun Hiçyılmaz, Osmanlıdan Cumhuriyet’e Gizli Teşkilatlar
Mesut Aydın, Millî Mücadele Yıllarında İstanbul’da Faaliyet Gösteren Gizli Gruplar
Mustafa Balcıoğlu, Teşkilat-ı Mahsusa’dan Cumhuriyet’e
Erdal Şimşek, Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT
Emin Demirel, Teşkilât-ı Mahsusa’dan Günümüze Gizli Servisler
Hüsamettin Ertürk, Millî Mücadele Senelerinde Teşkilât-ı Mahsûsa-Ulusal Savaş Yılarında Özel Örgüt
Şaban Çavuşoğlu, İttihat ve Terakkinin Gizli Planı
Necdet Ekinci, “Kurtuluş Savaşında İstanbul ve Anadolu’daki Türk ve Düşman Gizli Faaliyetleri
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Servet Avşar’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.