Muska Olgusu, Muskaya Yönelişin Sebepleri Ve Farklı Yaklaşımlar

Muska (temime) insanı kötü güçlerin etkisinden koruduğuna veya kısmet sağladığına inanılan, farklı biçimlerde ve taşınabilir nitelikteki nesnelere verilen addır. Sözlükte yazılı şey anlamına gelen Arapçaْ ‘ نُسْخَةْ ’ْ “nüsha” kelimesinin Türkçedeki kullanılan şeklidir. Halk arasında hastalığa, nazara, cinlerin saldırısına, canavarların tehlikesine, hasedin etkilerine ve benzeri musibetlere karşı korunmak, ya da bunlara maruz kalınmışsa onlardan kurtulmak (rukye) amacıyla, bir kağıda yazılıp muşambaya sarılan birtakım dua ve sözler, muska adı ile anılır. Muska (temime), çeşidine, yapılış amacına göre farklı isimlerle ifade edilir. Cahiliye Arapları gizli güçlerin etkisini gidermek ve nazardan korunmak için boyunlarında, akra, yancelib, hasme, atfe, selvane, guble, tahvida, tebğîz, nüfre, tencis, temime, nüşre, azaim, ta’viz (ûze), tevele, hasume, vahime, vedea gibi adlar verilen muskalar taşırlardı. Tilki ve kedi dişi gibi malzemeden yapılan takıları da muska amacıyla taşırlardı. İslam’dan sonra içinde Ayet’el-Kürsi, Fatiha, İsra, Kalem sureleriyle karınca duası yazılı olan muskalara “boylama”, Allah (cc)’ın bin bir ismini kapsayan ve manevi kötülüklerden korunmada bir zırh kabul edilene “cevşen”, omuzdan bele doğru çapraz olarak asılana ”hamâyil” (hamail, hamaylı), yazıları küçültülmüş dualardan oluşan kitapçık şeklindekilere de “en’am” adı verilmiştir. Bunların dışında, şerrinden korkulan kimseden emin olmak, sevilen kimselerin de hoşnutluğunu kazanmak için yapılan muskalar vardır. Ayrıca bir hastalıktan veya nazardan korunmak amacıyla çocuklara, evlere, atlara… takılanları da vardır. Muskaların boyuna asılanlarının yanında, parmağa takılan, evin, arabanın belli yerlerine konan, hayvanların boyunlarına, alınlarına bağlananları da vardır. Hemen her konuda bir muska bir boncuk geçmiş dönemlerde kullanıldığı gibi günümüzde de kullanılmaktadır.
Bazen muska, hangi varlığa karşı koruma sağlaması amacıyla yapılmışsa, ya o varlığın ya da o varlığı çağrıştıracak bir unsurun, bir parçanın resmini ihtiva eder. Bazen de o varlığın bizatihi kendi minyatürü yapılıp muska olarak taşınırdı. Böylece muska haline getirilmiş bu nesneye sahip olan veya onu yanında taşıyan kişinin, o varlığın şerrinden, zararından korunduğu kabul edilirdi. Cahiliye Arapları, şeytanlardan, cinlerden korkarlardı. Onlara da taparak, onları Allah (cc)’a ortak yaparlardı. Bunu haber veren bir ayette, “Cinleri Allah’a birtakım ortaklar yaptılar. Oysa onları O yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar da isnat ettiler. O, onların niteledikleri şeylerden münezzehtir, yücedir.” buyrulur. Onlar, devamlı cinlere ve şeytanlara sığınırlar ve ibadet ederlerdi. Bir çölde, vadide konaklamak zorunda kaldıklarında “Biz bu vadinin efendisine sığınıyoruz” diye bağırırlar, böyle yaptıklarında o vadideki cinlerin kendilerine zarar vermeyeceğine inanırlardı. Kur’an bunu: “Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını artırırlardı” şeklinde ifade ediyor. Cinlerin kendilerine zarar vermemesi için, bir ev yaptıklarında, kuyu kazdıklarında vb. durumlarda cinlerin şerrini defetmek için kurbanlar keserlerdi. Yolculuğa çıkan bir kimse hanımının kendisine ihanet etmesinden korkarsa, yolda ulu olduğuna inanılan bir ağaca ip bağlar, düğüm atardı, dönüşünde o ip çözülmüş olursa hanımının kendisine ihanet ettiğine inanırdı. Bu uygulamaya “Retm” denirdi. Akrep ve yılan gibi zehirli hayvanların sokmasından korunmak için zil veya süs takarlardı. Bazı taşları, ağaçları, hayvanları, madenleri; cinlerin ve nazarın tehlikesini kendilerinden defedeceğine inandıkları için, muska olarak taşırlardı. Allah (cc)’a inanç, itimat ve tevekküllerinin zayıflığından kalplerini onlara bağlarlardı. Muska takmak cahiliye döneminin simgesi haline gelmişti. Onların tarihinde birçok muska çeşidi vardır.

Cahiliye döneminde kullanılan bu vb. muskaların bir çoğu ya aynen veya farklı şekilleriyle günümüzde de kullanılmaktadır. Cahiliyede atlara “verter” denilen bir takı takılırdı, zamanımızda ise arabalara nazar için yapılmış mavi ayakkabı gibi şeyler takılmaktadır. Geçmişte bunlar aksesuar haline dönüştürülerek kullanıldığı gibi günümüzde de aynı şekilde kullanılmaktadır.
Muskanın Tarihî Süreçte Büyü ve Sihirle İlişkisi
Muskayı ve muskacılığı, büyü ve sihirden ayrı düşünmemiz mümkün değildir. Bu kavramları ve bunlar arasındaki ilişkiyi anlayabilmemiz için, tarihi süreçlerini ve gelişimlerini anlamamız gerekir. Çünkü bu kavramların geçmişten günümüze pratikte nasıl uygulandıklarını ve nasıl algılanıp, anlamlandırıldıklarını bilmeden Kur’an ve Sünnet açısından değerlendirmemiz doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Dolayısıyla bu kavramların tarihiyle ilgili özet bir bilgi sunmamıza ihtiyaç var. Muskanın tarihi, sihir ve büyünün tarihiyle paralel olması sebebiyle, muskanın tarihini anlamak için, büyünün tarihi seyrine bakmamız gerekir. Araştırmacılar muska ve tılsımların menşeinin putperestliğin en ilkel şekli olarak görülen “fetiş” inancına dayandığını söylerler. Bu inançta olanlar bazı
nesnelerde uğur ve uğursuzluk bulunduğuna inanırlar. Kişi uğurlu kabul ettiği nesneyi yanında veya boynunda taşır. Bu nesne, bir bitki ya da ağaç parçası, kurt dişi, ayı tırnağı, leylek kemiği, kartal tırnağı olabildiği gibi, bazen kurumuş bir böcek, bir taş parçası olmuştur. Bu nesneler, hastalıklardan, bela ve musibetlerden, kazalardan korunma amacıyla taşınmıştır. Daha sonraki dönemlerde ve günümüzde, çoğu zaman ne olduğu ve neyi sembolize ettiği belli olmayan yazı ve işaretlere dini bazı motifler de eklenerek meşruiyet kazandırılmaya çalışılmış ve bunlar kağıtlara yazılıp taşınmaya başlanmıştır.
Muska olarak kullanıldığı bilinen nesnelerin ilk örnekleri, eski Mısır’da görülür. Onlar muskayı yaşarken kullandıkları gibi, ahirette kullanılması inancıyla ölenlerin mezarına da koyarlardı. Eski Mısırlılar muska olarak, dik bakan ve takmak için bir kaytan deliği olan bir çift göz takarlardı. Tılsımlar arasında sık görülenlerden birisi de mumyaları örten gözdür. İtalya’da, Kıbrıs’ta, Anadolu’da, Filistin’de göze benzeyen camlar, nazara karşı muska olarak takılır. Nazara karşı yapılan bu uygulamaların bir coğrafyadan çıkıp yayıldığını söylemek mümkün gözükmemektedir. Uğursuz göz inancı ve ona karşı yapılan uygulamalar Afrikanın Negros, Hamites ve Bantus’larında, Bushmen’lerde, Çinliler’de ve Tibetliler’de, Sami ve Aryan (Ari) olmayan diğer Asya toplumlarında, Malay Adaları’nda, Polinizya’da, Bazı Avusturalyalı yerlilerde, Kuzey, Güney, Orta Amerika’nın birçok yerli kabilelerinde ve halkı arasında görülmüştür. Bu kadar geniş bir alana yayılmış olan duygu ve düşünce birliği, uğursuzluk getiren bakışların ve söyleyişlerin varlığına olan inanç, nazarın tecrübelerle sabit olan bir hakikat olduğunun da bir delili sayılabilir. Gerçekliği olmayan bir batıl düşüncenin, iletişim imkanlarının oldukça kısıtlı olduğu dönemlerde, dünyanın her yerinde yaşayan toplumlarda görülmesi bir tesadüf olamaz. Antik dönemde zinet eşyası olarak kullanılan bazı nesnelerin (bilezik, kolye, küpe, bileklik vb.) muska fonksiyonuna sahip olan takılar olarak kullanıldıkları bilinmektedir. Kötü olarak bilinen güçlerin etkisine, erkeklerden daha açık olduğuna inanılan kadınların, bu tür eşyaları daha fazla kullanmaları bu sebebe bağlanmaktadır. Muskalar genellikle vücudun, korunmak istenen, meşum güçlerin görebileceği açık yerlerine takılırdı. Vücudun belli yerlerine uygulanan “dövmelerin” de muska amacıyla kullanıldığı kanaatine götüren deliller vardır.
İslam kültüründe muskacılık, fetihler sonucu yeni Müslüman olan kitlelerin farklı inanç ve geleneklerinin tesiriyle, yeni şekiller kazanarak yaygınlaşmıştır. Başlangıçta Cafer es-Sadık, Cabir b. Hayyan gibi âlimlere dayandırılan uygulamalar sebebiyle, sadece Şii ve Batiniler arasında görülürken, ilk Mutezile ulemasının muhalif görüşlerine rağmen zamanla Sünniler arasında da yaygınlaşmış, müneccimler ve cinciler İslam Aleminin her tarafında ortaya çıkmaya başlamıştır. X. Yüzyılda Türk boylarının kitleler halinde müslüman olmalarından sonra, İslam’ın şiddetle yasaklamasına rağmen, bir çok kültür ve toplumun etkileriyle birlikte günümüzde bu uygulamaların bazıları aynen, bazıları şekil değiştirerek, farklı bölge ve yörelerde devam etmektedir. Türklerin müslüman olmasından sonra bu işle uğraşanlar yaptıkları uygulamalara bazı dini motifler de ekleyip, dini bir görüntü de vererek yeni bir şekil kazandırmışlardır. Eski Türk dilinde “büyü”, ” bügi”, “bügü” şeklinde yazılır ve “sihirbaz din adamı” anlamına gelirdi. Daha sonra “akıllı” anlamını kazanan kelime, “bilge” anlamında kullanılmıştır. Günümüzde büyüyü, “Tabiat üstü güçlerle ilişki kurularak veya kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılarak, bazı tabiî veya sunî nesneler kullanılarak, onların zararlarından korunmak, menfaatlerinden faydalanmak veya koruma gayeli bazı sonuçlar elde etmek için yapılan uygulamalar” şeklinde tarif etmek mümkündür. Büyü ve muskayla ilgili kitaplara ve risalelere bakıldığında olumlu-olumsuz bir çok şey için büyü yapıldığı görülür. Düşmanı öldürmek, malını mülkünü yok etmek, servet ele geçirmek, birinin gönlünü çalmak, sevdirmek, soğutmak, ayırmak, ara bozmak; cinsî gücü, dili, uykuyu bağlamak, düşmanın başına cinleri musallat etmek, ağır hastalıklara uğratmak bunlardan bazılarıdır. Bunun gibi insanlara zarar vermek amacıyla yapılanlara ”kara büyü” denilirdi. Çocuk sahibi olmak, hırsızı yakalamak, kaçanı geri getirmek, bol ürün almak, yolculukta sıkıntılarla karşılaşmamak gibi insanın faydasına yapılana ise “ak büyü” denilirdi. Bu ve benzerî bir çok büyü çeşidi zamanımızda da devam etmektedir.

Yapılan bu muskalarda çeşitli materyaller kullanılmaktadır. Her bölgede yapılan muskalar ve yapımlarında kullanılan malzemeler farklılık göstermekle beraber, genel olarak; saç, elbise parçası, tırnak, sabun, iğne, resim, ip, tespih, çakı, kilit, düğme, at nalı, kazık, demirci örsü, kurşun, demir, bakır gibi maden parçaları; toprak, yumurta, koyun işkembesi, horoz kanı, sıpa dili, bal mumu vb. araçlar kullanılmaktadır. Bu nesneler; boyun, koltuk altı, cep, yatak, yastık altı, kapı eşiği, ocak arkası, merdiven dibi, kör kuyu, mezar gibi yerlere konularak saklanır. Büyü ile ilgilenen kimseler genelde gaybı bildiklerini iddia eden ya da gaybdan haber veren kimselerdir ki bunlara itibar edilmemelidir. Onların çoğu dinimizin yasakladığı şekillerde cinlerle irtibat kuran, onların oyuncağı olmuş, cinler tarafından kandırılmış, onlara sığınan, onların uydurdukları yalanları, insanlara hakikatmiş gibi aktaran zavallılardır. Bunların birçoğu, dünyalarını da ahiretlerini de
mahvettiklerinin ve içine düştükleri durumun çoğu zaman farkında bile olmayan gafillerdir. İnsanlar gibi Allah (cc)’a kulluk için yaratılan cinlerin insanlardan farklı bazı özellikleri olsa da gaybı bilemezler. İnançlı, ibadetle meşgul kimselere Allah (cc)’ın izni olmadan bir zarar da veremezler. İslam’da sihir, büyü, falcılık, muskacılık, cincilik yasaklandığı gibi, onlara gitmek, onlardan meded beklemek de yasaklanmıştır. Mü’min sadece Allah (cc)’a ibadet eder, sabırla ve namazla sadece ondan yardım diler.
Başta Taşköprüzade (v. 901/1495) ve Katip Çelebi (v. 1067/1657) gibi Osmanlı âlimleri olmak üzere bazıları büyü ile bir tesir meydana getirerek sonuç almanın aklen ve şeran mümkün ve caiz olduğu görüşündedirler. Yapılan duanın kabul edilmesi halinde, Allah (cc)’ın iradesi kulun isteğini nasıl yerine getiriyorsa, “azaimde” de Allah (cc)’ın himmet sahibinin dileğini yerine getirmesine inanılır. Şifa özelliğine sahip ayet, dua ve Esmâ-ü Hüsna ile yapılan “azaim” caiz; sihir, büyü ve tılsımlarla yapılan haramdır derler. Muskanın hazırlanış şekliyle ilgili, tarihi seyir içinde ve günümüzde yöreden yöreye değişen birçok şekle rastlanmaktadır. Günümüzde muskalar daha çok bir kâğıda yazılan yazı ve çizilen şekillerden sonra, o kâğıtların genellikle üçgen şekilde katlanarak su geçirmeyen bir naylona sarılıp taşınması ya da hayvana, arabaya, eve, bahçeye asılması şeklinde uygulanmaktadır.
Muskaya Yönelişin Sebebi
İnsanların muskaya ilgi duymalarının birçok sebebi olabilir. Bunların başında gizemli olan şeylere ilgi duymak, karşılaşılan bazı sıkıntılarda çaresiz kalmak, insanların bu konulardaki birbirine anlattıkları, telkin ettikleri bir çoğu hakikatten uzak konular gelmektedir. Ancak önemli sebeplerden biri de, kişinin inandığı şeylere dokunma, görme gibi duyu organlarıyla hissetme ihtiyacındandır. Mü’min, iman esaslarını (imanın şartlarını), duyu organlarıyla algılamadan, Allah (cc)’ın ve Rasülünün (sav) bildirmesiyle ve Allah (cc)’ın isim, sıfat ve fiillerinin tezahürüyle anlayıp algılayarak kabul etmektedir. Bu, mü’minlerin başta gelen en önemli özelliğidir. Böyle olmakla beraber, inandığı şeyleri duyu organlarıyla hissetmek ister, daima bu iştiyakla yaşar. Görebileceği, işitebileceği, dokunabileceği somut nesneler arar. Muskanın ortaya çıkmasını, insandaki bu ihtiyacın gereği olarak görmek gerekir ki, insanların putları ve bazı duyu organlarıyla
hissedip algılayabildikleri şeyleri putlaştırarak şirke düşmelerinin mantıkî arka planında da bu aranmalıdır.
Peygamber olmasına rağmen Hz. İbrahim’in istediği gibi ki o ”… Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster demişti. Rabbi Ona: Yoksa inanmadın mı? Dedi. İbrahim: Hayır! İnandım fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim) demişti. Öyleyse dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” demişti. Hz. Musa da Allah (cc)’ın bizatihi kendisini görmek istemişti. Bu durum ilgili ayette şöyle ifade edilmektedir, “Musa, belirlediğimiz yere (Tur) gelip Rabbi de ona konuşunca, Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım dedi. Allah da, beni (dünyada) katiyyen göremezsin, fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin, dedi. Rabbi, dağa tecelli edince, onu darmadağın ediverdi. Musa da baygın düştü. Ayılınca, seni eksikliklerden tenzih ederim Allah’ım! Sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim, dedi.”

Özellikle haç ibadetini yerine getirirken, Tavaf, Şeytan Taşlama, Haceru’l Esvedi Selamlama, Arafatta vakfe gibi haç menasiki, bir anlamda insandaki bu duygunun kısmen de olsa tatminini sağlamaktadır. Hacca giden halkın, hac ibadetine daha çok istek duyarak, tekrar tekrar gitmek istemelerinin, hac ibadetini çok sevmelerinin sebeplerinden birisinin de bu olduğunu düşünmek mümkündür. Meleklerin Hz. Adem’e secdelerinde de, yapılan (ihtiyârî) secde Allah (cc)’adır. Ancak zahiren bakıldığında secde, doğrudan doğruya Adem (as)’e yapılmaktadır. Ama hiçbir zaman, haşa, meleklerin şirke düştüğünü söyleyemeyiz, çünkü emreden Allah (cc) ın kendisidir. Yusuf (as)’un anne-babasının ve kardeşlerinin Hz.Yusuf’a (ihtiyârî) secdeleri de aynı şekilde anlaşılmalıdır. Mü’minin imanı bu anlamda, her şeye şahit olarak iman eden meleklerin ve bir çok delille açıkça muhatap olan Peygamberlerin (as) imanından farklıdır. İman edileceklere iman etme açısından melekler, peygamberler ve diğer mü’minler arasında fark olmamakla beraber, fazilet ve amellerin karşılığı açısından farklılıklar vardır. Bu Allah (cc)’ın onlara bir lütfudur. Mü’min de yakininin derecesine, imanının mertebesine göre onlara yaklaşır. Mü’minin, başta Allah’ın varlığı olmak üzere gayben iman ettiği, inanca konu olan esasları Allah Rasülü (sav) miraçta bütün insanlığı temsilen görmüştür. Mü’minler de ahirette açıkça göreceklerdir. Şayet bu dünyada zahiren onları görmüş olsaydı, dünyadaki imtihanın bir anlamı kalmazdı. Ayetlerin ve hadislerin bize gösterdiği katıksız tevhid akidesine halel getirecek her şeyden kaçınmak, mü’minin en önemli hedefi olmalıdır. İslam’ın muskaya yaklaşımıyla ilgili bir kanaat sahibi olmak için şu örnek ayetleri ve sonraki rivayetleri incelememiz yeterli olacaktır, “Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur, sana bir hayır verirse (bunu da geri alacak
yoktur). Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.” “İman edip, sorumluluk bilinciyle hareket edenleri, (Allah’a karşı gelmekten sakınanları) kurtardık” “…Kim sorumluluk bilinciyle hareket ederse, (Allah’a karşı gelmekten sakınırsa) Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder” “Heva ve hevesini ilah edinen ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hala ibret almayacak mısınız?”
Görüldüğü gibi yukarıdaki ayetlerde, Allah’ın izni ve iradesi olmadan hiçbir şeyin zarar ve faydasının mümkün olmayacağına, her şeye gücü yeten tek varlığın Allah (cc) olduğuna vurgu yapılıyor. İnsanın isyan etmeden samimiyetle sorumluluğunu yerine getirmesi halinde, karşılaştığı sıkıntılarda Allah (cc)’ın kendisine çıkış yolları göstereceği açıkça ifade ediliyor. Kur’an’da buna benzer ifadeler ısrarla vurgulanmasına rağmen meşru olmayan çıkış yolu aramak, sonucu şüpheli ve mevhum yollara baş vurmak beyhudedir ve vebaldir.
Muskayı Yasaklayan Hadislerden Bazıları
Rukyenin farklı bir şekli olan muskayı şiddetle yasaklayan çok sayıda hadis vardır. Bunlardan bazılarında şöyle buyrulmaktadır,
1. İmran ibn-i Husayn’dan rivayet edilen hadiste Peygamber (sav) bir adamın elinde takı olarak kullanılan bir “halka” gördü. Bu ne? Dedi. “Vahime” (bir çeşit muska) dedi adam. Peygamber (sav), “Onu çıkar. O sadece senin sıkıntını artırır. O senin üzerinde iken ölürsen asla kurtulamazsın” buyurdu.
2. Ukbe İbn-i Amir’in rivayetine göre Rasülüllah (sav), “Kim “muska” (temime) takarsa, Allah onu tamamlamaz. (beklediği neticeyi vermez), kim “vedea” (kasdedilen şeyi kişiden uzaklaştıran anlamında ki muskayı) takarsa Allah onu durdurmaz, onu ondan uzaklaştırmaz” buyurdu.
3. Ukbe İbn-i Amir el-Cüheni, Rasülüllah (sav)’a bir grup (kafile) geldi, dokuz tanesi biat etti (Allah’ın rasülü) birini tuttu. Dediler, Ya Rasülallah dokuz kişi biat etti, bunu bıraktın. (onun üzerinde muska vardı) Peygamberimiz (sav) onun üzerinde bulunan muskayı elini sokup koparttı, sonra o da biat etti. Rasülüllah (sav),” Kim muska takarsa, O şirk koşmuştur” buyurdu.
4. İsa İbn-i Abdurrahman rivayet ediyor, Abdullah İbn-i Akim hastaydı, ziyaret için yanına girdik. Ona bir şeyler taksaydın denildi. O dedi ki, bir şey mi takayım? Rasülüllah (sav) ” Kim bir şey takarsa, ona havale edilir” buyurdu.
5. Konuyla ilgili üç tane rivayette de şöyle buyrulmuştur, “Rukye, muskalar ve sevgi büyüsü şirktir” “…Üstüne başına korunma amaçlı bir şeyler takıştıran kişi Allah’a şirk koşmuştur.” “Kim dağlanarak ve muska taşıyarak tedavi olmaya çalışırsa, Allah’a tevekkül etmekten uzaklaşmış olur.”
6. Abdullah ibn-i Mesud (ra)’un hanımı Zeynep (ra) dedi ki, (vebaya benzer bir hastalık olan) “humra” ya rukye yapan yaşlı bir kadın evimize geldi… (bana bir muska yapmıştı.) Abdullah eve gelince onu gördü. Bu nedir? dedi. “Humra” hastalığının tedavisi için buna okundu dedim. Abdullah ipliği çekip keserek attı. Abdullah’ın ailesinin şirk sayılan bir şeyi kullanmasına ihtiyacı yoktur. Ben Rasülüllah (sav)’ın rukyeler, muskalar ve büyü şirktir dediğini işittim dedi. Bunun üzerine eşi, ben bir gün dışarı çıkmıştım falan adam beni gördü de bunun üzerine onun tarafındaki gözümden yaşlar akmaya başladı. O günden beri gözüme okutturduğum zaman gözümüm yaşı durur, okutmayı bıraktığım zaman gözüm yaşarır dedi. Abdullah, o şeytandır, sen ona itaat ettiğin zaman seni bırakıyor, ona isyan ettiğin zaman parmağı ile senin gözüne dürtüyor. Sen Rasülüllah (sav)’ın yaptığı gibi yapsaydın senin için hayırlı ve şifa bulman için de daha uygun olurdu, gözüne su serpip şöyle deseydin: ”أذْهِبِ اْلْبَاسَ رَْبَّ اْلنَّاسِ إْشْفِ أْنْتَ اْلشَّافِي لْاَ شِْفَاءٍَ إْلاَّ شِْفَاءٍُكَ شِْفَاءًٍ لْاَ يُْغَادِْرُ سَقَْمًا .ْْْْْْْْ”“
Bu hastalığı gider Ey insanların Rabbi! Şifa ver, şifa veren sensin, senin şifandan başka şifa yoktur, hiç hastalık bırakmayan bir şifa ver.” İlk bakışta rivayetin kendi içinde tezatlıklar taşıyor gibi görünmesi, muskanın da bir çeşit rukye olması münasebetiyle birbirlerinin yerine kullanılıyor olmasındandır. Abdullah İbn-i Mesud’un (ra) hanımının rukye olarak ifade ettiği şey, takılıp taşınabilecek hale getirilmiş bir muskadır. İkinci durumda, gözümü okutturuyorum iyileşiyor dediği de, İslam’ın uygun görmediği şirk çağrıştıran, mana ve maksadı anlaşılmayan ifadelerin kullanıldığı bir rukye olmalıdır. Aksi halde Abdullah İbn-i Mesud’un kendisinin Hz. Peygamberden duyarak tavsiye ettiği rukyeyle aynı şey olur ki, buna karşı çıkması tezatlık ifade eder. Bizim
meşru rukye olarak ifade ettiğimiz, manası maksadı açık olan ayet ve dualarla yapılan rukyeyi Rasülüllah (sav)’tan bize bizatihi ibn-i Mes’ud kendisi nakletmiş olmaktadır.
7. Seferlerinden birinde Rasülüllah (sav) atların boyunlarında, muhtemelen nazar değmemesi için asılmış, yay kirişi ve gerdanlıklar gördü. Bir elçi göndererek sahabenin develerin boyunlarındaki bu askıları çıkarmalarını emretti.

Konuya Farklı Yaklaşımlar
Nazarın etkisini azaltmak, görenlerin dikkatini başka tarafa çekmek amacıyla, nazarlık olarak çeşitli takılar, muskalar asılır, taşınır. Bunlar içinde en çok takılanı mavi boncuklardır. Genellikle bebeklere takılır. Nazarda mavi gözün daha etkili olduğu düşüncesinden yola çıkılarak, farklı şekillerde hazırlanan mavi boncuk, nazar inancının olduğu hemen her bölgede nazarlık olarak kullanılan ortak takıdır. Bazı yerlerde özellikle beyaz tenli çocuklar insanların içine çıkarılacağı zaman yüzünü kirli gösterecek bir şeyler sürülür ya da yıkanmaz kirli bırakılır. Nazarından korkulan
birisi çocuğu görürse, çocuğun yüzü yıkanır, elbiseleri değiştirilir. Elmalılı konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulunur: Her kim bir şeye (bizatihi o şeyin faydası olur veya zararı def eder diye ona gönül bağlar, itikat ederse veya o inanç ile muska ve nazarlık gibi bir şey takınırsa) ona havale edilir. Allah (cc)’ın izni olmadan hiçbir şeyin fayda ve zarar vermeyeceği ayette açıkça belirtildiği
halde, o şeye bağlanan, ondan meded uman Allah (cc)’ın yardımından mahrum kalır.
Muska, Nazar boncuğu takmanın sakıncalı görülmesinin başında, ilim sahibi olmayan kişilerin, sebepleri yaratan Allah (cc)’ı unutarak, sonucu sebeplerden beklemeleri veya bilmeleri endişesi gelmektedir. Gazali de yıldızlar ilmiyle uğraşmanın neden zararlı olduğunu anlatırken şöyle der: Bu ilim insanlara zarar verir, çünkü bu işler yıldızların seyri sonucu oluyor dendiği zaman, bilmeyenler yıldızlar yapıyor şeklinde algılarlar ve yıldızlara ilahlık payesi verirler. Onları içlerinde büyütür, onlara gönül verir, hayrı şerri onlardan bilir ve Allah(cc)’ı unuturlar. İlim, iman zafiyeti olanlar sebeplere, vasıtalara bakıp onlara takılırlar sebepleri yaratanı göremezler. Hz. Peygamber (sav)’in zamanında, sahabilerin bazıları Peygamber (sav)‘e ait saç, sakal vb. şeyleri (teberrüken) ondan bereket umarak yanlarında taşıyorlardı. Hz.Peygamber (sav)’in bundan haberi olmasına rağmen onları bu durumdan men etmediğini görüyoruz.
Sonuç olarak, Cevşen, me’sûr dualar başta olmak üzere, dua ve ayetler gibi manası açık metinlerin, özellikle okuyamayan çocuklara, yaşlılara asılması, bizatihi kendilerinden şifa gibi bir beklenti içinde olmamak şartıyla teberrüken taşınması caiz olsa da, terki evladır denilebilir. Aynı şekilde paratoner gibi bakan kimsenin nazarını kendisine çekmesi amacıyla yapılması halinde, masum sayılabilecek nazar boncuğu da, halk tarafından kendisinden şifa beklenen nesneler olarak algılanabilir. Taşınan bu nazar boncuklarının bir kimsenin bakışıyla kırılıp parçalandıkları görülmüştür.
Ancak her şeye rağmen uzak durmak daha evladır. Bu tür uygulamalar konuyla ilgili bilince sahip olmayan halk tarafından farklı algılanacağından, sedd-i zerayi yaklaşımıyla terk edilmeli, okunarak yardım talep edilmelidir. Manası anlaşılmayan, maksadı belli olmayan ibareleri, rukye olarak okumak, muska olarak yazmak, taşımak caiz değildir. İnsanların sıkıntısını gidermek, dertlerine deva olmak için yapılanlar hariç, zarar verme amacıyla yapılan her türlü büyü, sihir ve muska şirktir, en hafif haliyle büyük günahtır.
Yararlanılan Kaynaklar
Yusuf Türk, Kelam Açısından Nazar, Rukye Ve Muska
Sahihi Buhari, Muhtasar-ı Tecridi Sarih, II. Cilt
Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, IX. Cilt
Hakim, Müstedrek
Ebu Hanife, Beş Eser, El Âlim ve’l Müteallim
Hikmet Tanyu, “Büyü” maddesi, DİA, VI,Cilt
Edward Westermark, Nazar Değmesi İnancı
Kemalettin Erdil, Yaşayan Hurafeler
Fikret Karaman, Dini Kavramlar Sözlüğü
Kürşat Demirci, “Muska” maddesi, DİA, XXXI. Cilt
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Yusuf Türk’e aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: [email protected]

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.