Trend

Necmettin Erbakan’ın Yurtdışı Gezileri, D-8 Projesi ve 28 Şubat Süreci

Başbakan Necmettin Erbakan beraberinde bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar, İş adamları ve gazetecilerden oluşan 250 kişilik bir heyet ile Endonezya, Singapur, Pakistan, İran ve Malezya’nın da içinde bulunduğu Doğu Asya gezisine çıkmıştır. Bu gezi 10-21 Ağustos 1996 tarihlerinde gerçekleşmiş ve 11 gün sürmüştür. Erbakan Hocanın bu ülkeler ile Türkiye’nin ticaret hacminin arttırılması ve ilişkilerin
iyileştirilmesidir. Temel amacı ise Erbakan’ın uzun yıllardır aklında bulunan D-8 ‘lerin oluşumu için zemin hazırlamaktır.

İran Gezisi

“Necmettin Erbakan, İran Gezisine 10 Ağustos 1996 tarihinde çıkmıştır. Görüşmelerin gündeminde İran’dan doğalgaz, petrol, elektrik ithali ve Kuzey Irak sorunu yer almıştır. İran’da, başkanlığını Erbakan’ın yaptığı Türk heyetine muazzam bir ilgi ve misafirperverlik gösterilmiştir. Erbakan, ABD’nin ambargo ve baskı
tehdidine rağmen doğalgaz anlaşmasını imzalayacağını söylemiştir” .
Başbakan; İran ile doğalgaz anlaşmasını imzalamanın önemini şu sözlerle belirtmiştir;
“Türkiye’nin bu gaza çok ihtiyacı var. Türkiye’nin elektrik açığı bulunuyor. ABD
kendine göre gerekçeler öne sürebilir. Ama komşuluk ilişkilerimiz bu anlaşmayı imzalamamız gerektiriyor. Bu hususlar kendilerine bildirildi”. Resmi temaslarda ayrıca aşağıdaki anlaşmalara varılmıştır; • -“Yapılan doğalgaz anlaşmasıyla Türkiye’deki faal olan doğalgaz hattına İran doğalgaz boru hattının entegresi hedeflenmiştir. İran’ın doğalgaz boru hattı başkenti Tebriz’e kadar gelirken, bu hattın; Doğubayazıt-Erzurum- KayseriAdana-Ankara’ya ulaşması planlanmıştır. Bu anlaşma neticesinde Rusya ile birlikte İran’ın Türkiye’ye alternatif doğalgaz kaynağı olması amaçlanmıştır.
• Bir süredir aksayan karma ekonomi komisyonu düzenli olarak yapılacaktır.
• -Türkiye ve İran kendi işadamlarına karşılıklı ticaret teşviki için 100’er
milyon dolarlık Eximbank kredisi açacaklardır.
• -Güvenliğin sağlanmasıyla birlikte sınır ticareti teşvik ettirilecektir.
• -Ekonomik İşbirliği Teşkilatı her iki devlet tarafından da geliştirilecektir.
• -İstanbul Tebriz direk uçuşları başlayacaktır.
Başbakan anlaşmalar yapıldıktan sonra bir konuşma yaparak İranlı yetkililerle yapılan görüşmelerde anlaşmaya varılan hususları anlatmış ve bu anlaşmanın hayata geçirilebilmesi için işadamlarına büyük sorumluluk düştüğünü belirtmiştir. Erbakan’ın İran gezisinin önemli noktalarından bir diğeri de Kuzey Irak sorunu
olmuştur. Hoca bu soruna dörtlü barış adını verdiği bir çözüm oluşturmuştur. Erbakan Milliyet gazetesine verdiği röportaj da Dörtlü Barış Planına şöyle açıklık getirmiştir;
“Kuzey Irak sorununu bölge ülkelerin çözmesi gerekmektedir. Bunu yapacak ülkelerde Türkiye, Irak, İran ve Suriyedir. Kuzey Irak’taki bazı grupları İran bazı grupları Türkiye desteklerse sonuçta Türkiye ve İran çatışma haline gelmektedir. Oysa biz üç yüz seneden beri dostluk içinde yaşıyoruz. Bölgedeki terörü ancak elbirliğiyle ortadan kaldırmak mümkündür. Bu dört ülke koordineli bir çalışmayla bunu başarabilirler. Şu anda bu ülkelerin ilişkilerinde kuşku var. Oysa kuşkunun yerini karşılıklı güven alırsa sorun çözülür. Kuzey Iraktaki bütün gruplara bu açıdan yaklaşmak gerekir. Suriye’de bu işbirliğine katılmalıdır.” Erbakan İran gezisini yeni bir dünya düzeni kurmak için ilk adım olarak nitelendirmiştir. İran ile doğalgaz anlaşmasının dışında elektrik ve petrolle ilgili iki
ayrı anlaşma da imzalanmıştır. Bu anlaşmalara göre de Türkiye İran’dan altı milyon ton petrol ithal edecektir.
DYP başkan yardımcısı Mehmet Gölhan, Erbakan’ın Dörtlü Barış fikrini eleştirerek “koalisyon protokolünde olmayan konuların dile getirilmesini tasvip etmiyorum” demiştir. Erbakan bu ziyareti ile ülkesinin enerji ihtiyacını zengin rezervleri olan komşusu İran’dan en ekonomik şekilde karşılaşmıştır.

Pakistan Gezisi

Necmettin Erbakan İran ziyaretinin ardından 12 Ağustosta Pakistan’a geçmiştir. İslamabad’da Başbakan Benazir Butto tarafından karşılanmıştır. Erbakan bu ziyareti “Muhterem Başbakan Hanımefendinin daveti üzerine yapıyoruz memnunuz İnşallah faydalı görüşmeler yapacağı’’ dedi . Erbakan Pakistan ziyaretinde özellikle savunma sanayiinde işbirliğinin yanı sıra uçak üretimini de içeren projesi ECO’nun geliştirilmesi konuları görüşülmüştür. Yapılan anlaşmada şunlar oluşmuştur;
• Türkiye’ye uygulanan gümrük oranları aşağı çekilecek.
• Asya İslam Yatırım Kalkınma Bankası kurulacak.
• TÜMOSAN traktör ihtiyacının yanı sıra Pakistan ile ortak traktör üretimi
yapacak.
• Pakistan’a Motor ve motor parçası ihraç edecek.
• Savunma elektronik işbirliği sağlandı.
• Ortak helikopter yapımı gerçekleştirilecek.
• Ortak Firkateyn ve denizaltı üretimi yapılacak.
• Savunma sanayisinde müşterek projeler gerçekleştirilecek.

Singapur Gezisi

Erbakan’ın Doğu Asya ziyaretinde üçüncü durağı Singapur’dur. Singapur ile şu anlaşmalara varılmıştır;
• İkili ekonomik ilişkileri geliştirmek için tedbirler alacak.
• F-16 pilotlarının eğitimi Türkiye’de yapılacak.
• Savunma alanında karşılıklı askeri mühimmat temini yapılacak.
• Singapurlu turistlerin Türkiye’ye turistik açıdan gelmeleri teşvik edilecek.
• Çifte Vergilemenin Önlenmesi Anlaşması parafe edilmiştir.
• İki ülke arasındaki yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşmanın en
kısa zamanda imzalanması kararlaştırılmıştır.
• İki ülke arasındaki ticaret hacminin 2-3 yıl içinde 2,5 milyar dolara
yükseltilmesi hedeflendi.
• İskenderun ve Trabzon’da kurulacak serbest bölgelerden Singapurlu işadamlarının yararlanması sağlanacak.

Malezya Gezisi

Başbakan Erbakan’ı 16 Ağustos’ta Singapur dışişleri bakanı karşılamıştır. Resmi temaslarla varılan anlaşmalar şunlardır;
• Savunma ve sanayi alanlarında müşterek çalışmalar yapılacak. Türkiye’de FMC/NUROL firmasının ürettiği askeri zırhlı araçlardan yine Malezya’nın Güney Kore’den ithal ettiği 150 adet askeri zırhlı aracın bakım onarımını da ayni firma yapacaktır.
• Türkiye Malezya deniz kuvvetlerine iki adet denizaltı imali için 730 milyon Marklık teklif verdi. Ayrıca, Türkiye yine Malezya Deniz Kuvvetleri için firkateyn üretimi teklifi verdi.
• Havacılıkta iş birliği yapılacak.
• Asya İslam Yatırım Bankası kurulacak.
• Malezya’nın petrol şirketi Petronas Türkiye’de yatırım yapacak.
• Otomatik ve elektrik sanayinde iş birliği yapılacak.
• Malezyalı turistler için hac umre bağlantılı seyahat işbirliği gerçekleştirilecek. Gezinin en önemli sonuçlarından birisi Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesinde Malezya’yı Malezya’nın da Ortadoğu Avrupa ve Balkanlar ve BDT ülkelerine açılmada Türkiye’yi stratejik üs ve ortak olarak benimsemeleridir.

Endonezya Gezisi

Necmettin Erbakan 18 Ağustosta Endonezya’ya geçmiş buradaki ziyaretinin 20 Ağustosa kadar sürdürmüştür. Resmi Temaslarda şu anlaşmalara varılmıştır;
• Ekonomik işbirliği her alanda geliştirilecek.
• Türkiye ile Endonezya arasındaki karşılıklı ticaret hacminin 2-3 yıl içinde 174 milyon dolardan 2 milyar dolara çıkarılması hedeflendi.
• Endonezyalı Turistlerin Türkiye’ye gelmelerini teşvik etmek için hac-umre bağlantılı turizm seferleri geliştirilecek.
• İki ülke arasında deniz ulaşımı yapılması gerekiyor.
• Yine iki ülke arasında yatırımların teşviki ve garanti edilmesi anlaşması yapılması gerekiyor.(1 ay sonra Ankara’da imzalanacak.)

D-8 Projesi

D-8 yapı itibari ile sekiz İslam ülkesinin bir araya gelerek oluşturduğu teşkilattır.Bu teşkilat ilk olarak Türkiye’de; 15 Haziran 1997 tarihinde kurulmuştur. Bilindiği üzere dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan öncülüğünde kurulun bu teşkilat, ilk toplantısını dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başkanlığında İstanbul Çırağan Sarayında yapmıştır. Toplantıya sekiz ülke devlet başkanı eksiksiz olarak katılmış ve anlaşmayı imzalayarak D-8 projesini resmen tanımıştır. D-8’in kurulumunda öncü rol oynayan Erbakan, kuruluş aşamasında farklı sorunlar
ile karşılaşmıştır. Erbakan bu sorunları; “D-8 Teşkilatı’na karşı olan global-ırkçı-emperyalist odaklar derhal harekete geçerek bu birliği daha doğmadan boğma yoluna gitmişler ve kuruluşa katkıda bulunan ülke iktidarlarını l aşağı etmişlerdir. Nijerya Devlet Başkanı zehirlenerek öldürülmüş, Pakistan ve Bangladeş Başbakanları askeri darbe ile devrilmiştir.” sözleriyle D-8’in kuruluş öncesi karşılaştığı zorlukları olarak belirtmiştir.D-8 teşkilatını temsil den bayrakta altı yıldız bulunmaktadır. Bu yıldızlar teşkilatın kuruluşunda benimsediği 6 temel ilkeyi ifade tmektedir. Bu 6 temel ilkenin anlamları;
1. Savaş değil, barış!
2. Çatışma değil, diyalog!
3. Çifte standart değil, adalet
4. Üstünlük değil, eşitlik!
5. Sömürü değil, işbirliği
6. Baskı ve tahakküm değil, işbirliği!
olarak ifade edilmektedir.
D-8 teşkilatı gelişmekte olan 8 İslam ülkesi tarafından; G-7 teşkilatına karşı
kurulmuştur. D-8 teşkilatını kuran;
• 216 milyon nüfusa sahip olan Endonezya,
• 130 milyon nüfusa sahip olan Bangledeş,
• 138 milyon nüfusa sahip olan Pakistan,
• 21 milyon nüfusa sahip olan Malezya,
• 67 milyon nüfusa sahip olan Mısır,
• 65 milyon nüfusa sahip olan İran,
• 72 milyon nüfusa sahip olan Türkiye sekiz ülkedir. Kurucu sekiz ülkenin; sözleşmenin imzalandığı 1997 yılında toplam nüfusu 820 milyona tekabül etmektedir. Ayrıca diğer İslam ve Türk Cumhuriyetleri’nin tamamı bu eşkilatın tabii üyesidir. D-8’in kurulma aşamaları çerçevesinde, ilk görev dağılımı toplantısı İstanbul’da bulunan Çırağan tel’inde 24 Ekim 1996’da yapılmıştır. D-8’in alt yapısının oluşturulmasında önemli yeri olan ikinci hazırlık oplantısı ise 4 Ocak 1997 tarihinde yapılarak D-8’in sekretaryası oluşturulmuştur. 54. Hükümet döneminde başarıyla sonuçlandırılan projelerden birisidir. Gelişmekte olan 8 İslam Ülkesi’nin bir araya gelerek oluşturacağı bu birliğin daha sonra üye sayısını arttırması ve nihayetinde bütün gelişmekte olan ülkeleri kapsaması öngörülmüştür.

Ordu İle İlişkiler

Refah Partisi ve TSK Türk Silahlı kuvvetleri ile Refah Partisinin birbirlerine nasıl baktıkları konusu
partinin iktidara gelmesiyle tartışma yaratmıştır. Necmettin Erbakan her fırsatta orduyu ılımlaştırmasına ve aralarında bir problem olmadığını göstermeye çalışmasına rağmen Refah Partisi ile ordu arasında gerginlik çıkmasının önüne geçememiştir. Erbakan’ın ordu ile ilgili açıklamalarının hemen hemen tümüne
ordudan olumsuz açıklamalar gelmiştir. Askerler irtica brifingleri ile irtica tehlikesinin başında Refah Partisini görerek karşı tavır sürdürdüler. Ancak bu durumda bile Erbakan inanılmaz bir şekilde askere methiyeler yağdırmaya devam etmiştir.“ Ordumuz gözbebeğimizdir. Ordumuz Peygamber ocağıdır. Kimse orduyu iç politikaya ve kendi maksatlarına alet etmeye kalkışmasın“. Erbakan’ın iktidara gelmesinden sonra askerlerle arasında bir psikolojik savaşın bulunduğu aşikârdır. Erbakan bu duruma yeni bir iddia daha katmıştır. “Milleti
seviyorsan, RP’yi de seveceksin. RP’yi sevmiyorsan kendini tedavi ettireceksin“ .Başbakan Erbakan, irtica brifingleri kapsamında adeta bütün parti teşkilatını sıkı sıkıya tembihleyerek asker ve asker mensupları hakkında negatif görüş belirtmemeleri konusunda kendilerini ikaz etmiştir. Yüksek Askeri Şuranın alışa gelmiş toplantıları Ağustos ayında ve Aralık ayında olmak üzere yılda iki kez yapılmaktaydı. Buna göre Ağustos ayında terfiler Aralık ayında ihraçlar neticelendirilirdi. Genel Kurmay Başkanı bu toplantıyı Mayıs başında yapınca alışıla gelmedik bir şey olacağı öngörüldü. Erbakan ilk defa RP- Ordu gerginliğinde ordunun ikiye bölündüğünü söylerken birçok askeri rütbeli subayların davranışlarını tasvip etmediğini de YAŞ toplantısı olayından sonra savunmuştur. Askerden ise cevap gecikmedi. Hedefe kilitlenmek en önemli askeri kavramlardandır. Zırhlı birlikler zayiata dökülüp kalanlara bakmadan hedefe ilerler. Benzer bir durumla karşı karşıyayız Yukarıda yazılanları özetlemek gerekir ise Erbakan Ordu içinde ikiye bölünmenin yaşandığının farkına vardı ama ilişkilerinde hiçbir zaman problem olmadığını medyaya anlatmaya çalıştı. Yaşanan olayların gidişatı aynı şeyi söylemedi ve 28 Şubat Refah Partisinin sonunu hazırladı.

Necmeddin Erbakan ve 28 Şubat Süreci

necmettin erbakan ve askeri darbe
necmettin erbakan ve askeri darbe

1995 yılında gerçekleştirilen seçimden Refahyol Hükümeti başarılı çıkmıştır. Aynı zamanda 54. Hükümetin luşturulması görevini de üstlenmek için gerekli ortamı sağlamıştır. Fakat gereken çoğunluğu oluşturamayan Refah Partisi, büyük çabalar göstererek Doğru Yol Partisi başkanı Tansu Çiller’i de ikna etmiştir ve dolayısıyla
28.06.1996 tarihinde koalisyon hükümetini oluşturmuştur. Koalisyon olgusuna ılımlı yaklaşmayan muhalif partiler hükümete istinaden muhalefet tavırlarını arttırmıştır, laik ve askeri topluluğun elinde olan siyasi hayatta,
koalisyon hükümetinin kurulması ile başka bir darbe sürecinin oluşum aşamaları da başlamıştır. Ülkemizde sıklıkla sekteye uğrayan siyasi hayatın, geçmiş dönemlerde olduğu şekilde yeniden medya aracılığı ile baskı altına alınmak istendiği gözler önüne serilmiştir. 28 Şubat postmodern darbesi geleneksel darbe algısının şekil
değiştirmiş haliyle yapılmış olsa bile yine de ülkemizi geriye götürmüştür ve siyasi yaşamı sekteye uğratmayı başarmıştır. Basın-yayın organları yaptıkları haberlerle hükümetin icraatlarını laiklik karşıtı bir gözle kamuoyuna duyurmuştur. “Geriye Değil İleriye” manşetiyle 30 Ağustos 1996 tarihli Sabah Gazetesi, okurlarına seslenmiş ve aynı zamanda “Erbakan’a ilk kıyafet uyarısı” haberini yapmıştır. Manşette, Necmettin Erbakan’ın yakın korumalarının, sakallı olmaları dolayısıyla Gülhane Askeri Tıp Akademisinde görevli bulunan askerler tarafından
içeri alınmadığı haberine yer vermiştir. Daha sonra İran İslâm Rejiminin kurucu olan Hümeyni’ye yönelik, devrin Genelkurmay Başkanlığı görevini yürütmekte olan Org. İsmail Hakkı Karadayı tarafından ifade edilen söylemler manşetlerde yer almıştır. Söz konusu manşetin açıklamalarında Karadayı’nın “İran’da generaller Humeyni Hareketinin irticanın kendisi olduğu fark ettiklerinde iş işten geçmişti” sözlerinin bulunması Erbakan ve Refah-Yol hükumetine bir gönderme olarak görülebilir. Diğer taraftan 1996 yılının sonbaharına doğru, Sabah Gazetesi 21 Eylül 1996 tarihindeki baskısında Refah-Yol hükümetini hedef alan “darbe” ifadesi kullanılmıştır. Muhalefet lideri Mesut Yılmaz’ın ağzıyla hükumeti darbesiz indirme planları yer tutmuştur. Haberde, Yılmaz, hükümeti, ülkenin fikir ve düşünce yönünü değiştirmekle suçlamıştır.
23 Eylül 1996 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde ise yasal olarak yürütmeye gelmiş RefahYol hükümetinin yerine alternatif olarak yeni bir hükumet kurma planları yer almıştır. Basılı yayında Refah-Yol Hükümetini hedef alan eleştiriler yer almıştır. Örneğin Milliyet Gazetesi’nin 14 Ekim 1996 tarihindeki baskısında, Başbakan Erbakan’ın
parti kongresinde gerçekleştirdiği konuşmasında sıklıkla Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsetmesini ve onu övmesini “ikiyüzlülük” şeklinde değerlendirilmiştir. Milliyet gazetesinde ise devrin Yükseköğretim Kurumu ve Anayasa Mahkemesi başkanlarının hükümeti hedef alan “şeriatçı” ve “Arap milliyetçisi” suçlamaları,
dinin devlet ve millet işlerine karıştırılması biçiminde gazetede yer bulmuştur.. 1997 yılında ise, basında koalisyon hükümeti siyasi partisi olan Refah Partisini hedef alan başlıklar dikkat çekici bir şekilde artmış, gerginlik medyanın görsel, işitsel ve basılı kanalıyla artırılmıştır. 1 Şubat 1997 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde bu sefer
hükumette yer alan Refah Partisinin kapatılması gündeme getirilmiş ve idari yargının en üst mahkemesi olan Yargıtay’ın Refah Partisi’ne yönelik “kapatma” ikazı gazetede yer almıştır. Haber içeriğinde, Necmettin Erbakan’ın Kayseri’yi ziyareti esnasında, parti il teşkilatının hemen hemen hepsinin aynı kıyafeti giyerek
karşılaması ise “üniformalı teşkilat” biçiminde tanımlanmasına yol açmış ve devrin Başsavcısı Vural Savaş’ın, Refah Partisi Kayseri İl teşkilatının soruşturma geçirmesine kadar giden bir süreçte olay Refah Partisinin kapatılması istemine kadar gitmiştir.

Sabah Gazetesi, devrin Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’den; Necmettin Erbakan’ın genel başkanlığını yaptığı Refah Partisi’nin, Yargıtay’dan ve hükümet ortağı Doğru Yol Partisinden uyarıldığı iddiasını manşetlere taşımıştır. Habere göre, Refah Partisi’nin başörtüsünün kamu kurumlarında serbest bırakılması ve
İstanbul’un en kalabalık meydanlarından biri olan Taksim’e cami yapılması konularındaki istekleri bu ikazları almasına ayrıca sebebiyet vermiştir. “Türkiye bugünden geriye gidemez” uyarsının Süleyman Demirel tarafından Refah Partisine iletildiği şeklinde ifade edilmiştir. Şubat ayına gelindiğinde, medyada Refah Partisine yönelik 28 Şubat sürecinin başlıca unsurlarından birisi olarak, “Kudüs Gecesi” etkinliği oluşturmaktadır. Kudüs’ün İsrail tarafından işgal edilmesini kınamak ve Filistin’e destek olmak için Ankara’nın Sincan ilçesinde yapılan programa katılan İran Büyükelçisi’nin konuşmaları sırasında; İslamcılık ve şeriatı destekleyen kelimeler kullanması karşıt
medya ve muhaliflerde büyük bir tepki çekmiştir. Örneğin; Cumhuriyet Gazetesi, o devrin en çok kullanılan klişe sözü olacak olan “Türkiye İran Olmayacak” başlığıyla haberini kamuoyuyla paylaşırken, Sabah Gazetesi’nin: “Bu Ne Rezalet” manşetini atmıştır. Sabah Gazetesi, “Kudüs Gecesi” etkinliğindeki ifadelerin kabul edilemez olduğunu ve açıkça bir cihat çağrısı olduğu şeklinde okuyucularına duyurmuştur. Heberin
devamında İran’ın İslam Cumhuriyeti olmasındaki süreçle benzer süreçler yaşandığının da altını çizmiştir. Bir başka gazete olan Cumhuriyet Gazetesi de haber başlığında İran İslam Cumhuriyeti devletine atıf yapılmış ve bu yaşanan olaylardan dolayı Refah Partisinin uyarıları dikkate almasın gerektiğini ve son olarak Demokrat Partinin sonunu hazırlayan nedenlerin başında uyartıları dikkate almadığını söyleyerek üstü kapalı bir
şekilde tehdit edilmiştir. 5 Şubat 1997 tarihli medya kanallarının gündem konusu, Sincan’daki “Kudüs Gecesi” etkinliğinde hükümet partisine ikaz olarak TSK tarafından Sincan sokaklarında tankların gezdirilmesidir. Bu olaydan sonra basın, yasal hükümete karşı TSK’nın Ankara’nın Sincan İlçesinde tankların gövde gösterisini değil, yasal hükümetin yaptıklarını eleştirmeyi benimsemişlerdir. Gazete manşetlerine bakıldığında Sincan’da tankların yürüyüşüne yer verildiği görülmektedir. Örneğin Hürriyet ve Sabah Gazetesi sırası ile;
• Tank Sesleri
• Tanklar Sincan’da
manşetlerine yansıtmıştır. Sabah Gazetesinde, “şeriat yanlılarının gövde gösterisiyle gündeme gelen Sincan’da 20 tank geçit yapmıştır.” ifadelerine yer verilmiştir. Haberin devamında generallerin bazılarının hükümete yönelik öfke dolu oldukları belirtilmiştir.
Bir başka basılı medyadaki haberde “Tank Sesleri” manşeti ile birlikte Sincan’dan geçmekte olan tanklara meraklı bir şekilde bakarak el sallayan çocukların fotoğrafını haber yapmıştır. Milli Güvenlik Kurulu tarafından 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleştirilen toplantısına kadar olan zaman içerisinde gazeteler ve basın-yayın manşetler yoluyla hükumete karşı sert ifadeler devam etmiştir. Millî Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997’de gerçekleştirilmesi planlanan toplantısından önce atılan manşetler post-modern darbenin habercisi özelliğindedir.
Hürriyet Gazetesi’nin 26 Şubat 1997 tarihli baskısında “Gözler Cuma’da” başlığıyla, kurul toplantısına atıfta bulunmuştur. Devamında, iki gün sonraki MGK toplantısında, Cumhuriyet rejimine ve lâikliği hedef alan tehditler en önemli gündem konusudur. Devrin Cumhurbaşkanı Demirel ve Erbakan ile beraber hükümet ortağı Çiller’inde bu konuda Erbakan’ı uyardığı yönünde gazetede çıkan bilgiler yer almaktadır. 27 Şubat 1997 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, Milli Güvenlik Kurulu toplantısına 24 saat kala, Süleyman Demirel’in “Böyle Gitmez” ifadesini haber başlığı yapmış ve toplantıda konuşulacakların neler olabileceğinin neler olabileceği hakkında mesaj vermiştir. Haberde, Süleyman Demirel’in, hükümet ortaklarını “yasaklara karşı dinci siyasette ısrar etmek” suçu ile itham etmekte aynı zamanda yargıya mesaj göndermektedir.
Milli Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997 tarihinde gerçekleştirilen toplantısında, postmodern darbe niteliğinde “tavsiye kararları”na başbakanın imza atmamakla birlikte kabul etmemesi, medyada baskıların artmasına neden olmuştur. Cumhuriyet Gazetesi’nin 1 Mart 1997 tarihinde yer verdiği baskısında “Muhtıra Gibi Tavsiye” başlığıyla, Milli Güvenlik Kurulunun tavsiye kararlarının muhtıra olduğu yönünde bir ifade kullanmıştır Tavsiye kararlarının özünde Refah partisine ve Necmettin Erbakan’a yönelik laik rejimi hedef almak yönünde bir suçlama vardır. Laik rejimin ve cumhuriyetin korunacağı mesajı verilerek “darbe uyarısı” verilmiştir. Milliyet Gazetesi’ne bakıldığında, kararları imzalamayan ve kabul etmeyen Erbakan’ı “bunalıma neden olmakla” itham ettiği, sert bir etki bırakacak bir karikatür vererek Erbakan’ın içinde bulunduğu duruma yönelik tehditkar bir ifade kullanılmıştır. Haberin devamında, Erbakan’ın Milli Güvenlik Kurulu kararlarını imzalamasına yönelik baskı sürmüştür. Sabah- Gazetesi’nin 6 Mart 1997 tarihinde çıkan baskısında, “Paşa Paşa İmzaladı” başlığıyla, tavsiye kararlarını Erbakan’ın imzaladığı yönünde kamuoyunda bir algı oluşturmaya çalışmıştır. Devam eden günlerde, Milli Güvenlik Kurulunun “tavsiye kararları” Necmettin Erbakan ve Refah Partisine yönelik kamuoyunda algı oluşturulmaya devam edilerek sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. “İmam Hatip’e Yeni Öğrenci Yok” başlığıyla Koalisyon Hükümeti’nin çoğunlukla suçlandığı kavramlardan biriside İmam-Hatip Liselerine yönelik kapatılmasını dile getiren ve kamuoyunu yönlendirerek algı faaliyetlerinde yönlendiriciliğe devam etmiştir .Son olarak, 28
Şubat’ta gerçekleştirilen ve tarihe geçen bu olayda 54. hükümetin görevini yapmasını engelleyen taraflar olaydan 20 yıldan fazla süre geçmesinden sonra 2018 tarihinde yargılanmıştır. Bağımsız mahkemenin yaptığı bu yargılamada ilgili tarihlerde görevi engellemeye, Erbakan hocanın istifa etmesinde baskı oluşturan kesimlere yönelik olarak faaliyetlerde bulunan Gen. Kur. Baş. İsmail H. Karadayı, Gen. Kur. İkinci Başkanı Çevik Bir başta olmak üzere post modern darbede rolü bulunan diğer kişiler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına varan cezalara çarptırılmıştır. 28 Şubat olayına yönelik gerçekleşen bu yargılama;
• Darbe olayının gerçekleştiği 1997 yılından 2018 yılına aradan geçen 21 yıl
sonrasında görülmesi,
• Ceza alan tarafların cezalarının iyi hal indirimi ile indirilmesi,• Görevinden istifa ettirilen Erbakan Hoca’nın tekrar aynı görevi yürütmesini sağlamasa da “adalet yerini geç buldu” algınının oluşmasına neden olmuştur.

Refah Yol Hükümetinin Sonu ve Refah Partisi’nin Kapatılması

Ülkemizin içerisinde olduğu kaos ortamı süratle artarken, 21 Mayıs1997’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş tarafınca Refahyol hükümetinin güç bir döneme girmesine sebebiyet verecek karar alınmıştır. Siyasal tarihimizde ilk defa hükümeti oluşturan iktidar partisine Anayasa Mahkemesi tarafında kapatılmasına dair dava açılmıştır. Hal böyleyken, hükümetin zor günlerle karşı karşıya olduğu aşikardır. Vural Savaş bir açıklama ile durumu şöyle izah etmiştir, RP’nin kapatılmasına ilişkin Davanın, partinin laiklik ilkesine tezat eylemler içerisinde olması şeklinde belirtmiştir. Bu iddiada bulunmasına delil olaraksa, Refah Partili kimi milletvekillerinin basına yapmış oldukları bildirimleri göstermiştir. Milletvekillerin, basına yapmış oldukları beyanlarda, Atatürk’e ve Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyet karşıtı ibarelerin kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir. Necmettin
Erbakan bu durumu müteakiben Vural Savaş’a, parti tüzel kişiliğine ve şahsına hakarette bulunduğu gerekçesi ile tazminat davası açmıştır. Başbakanlığı Mesut Yılmaz tarafından sürdürülen Koalisyon Hükümeti (ANAPDTP-DSP) o dönemde Cumhurbaşkanlığı görevinde olan Süleyman Demirel tarafından 30 Haziran 1997 yılında onaylanmıştır. Bunun yanı sıra 12 Temmuz 1997 yılında 256 oya karşılık 281 oy ile güvenoyu alarak göreve başlamışlardır. Bunun sonucunda, 28 Şubat “post-modern” darbe dönemi de nihayete ermiştir. RP’ye yönelik açılan kapatma davası yandaşı olan Doğru Yol Partisinde de dengelerin değişmesine sebep olmuş, Partiye istifasını sunan vekillerin sayısı her geçen gün artmaya başlamış, Partinin meclis içindeki sandalye sayısı 117’ye kadar düşmüştür. Kapatma davasının üzerinden geçen 5 günün sonunda 26 Mayıs tarihinde YAŞ, irticai faaliyetler ile bağlantısı olabileceğini iddia ettiği, 100 astsubay ve 61 subay olmak üzere toplam 161 askeri ordudan ihraç etmiştir. Necmettin Erbakan ihraç kararları ile ilgili dosyayı imzalayarak onaylamıştır. Bu gelişmelerin beraberinde başbakanlık koltuğu ile ilgili Erbakan’la Çiller arasında istişareler halen sürmekteydi.
Çiller ve Erbakan gerçekleştirilen pazarlıkların sonunda Siyasi Partiler Kanunu’nda değişikliğin yapılmasını koşul olarak öne süren Erbakan’ın bu teklifine Çillerin de ılımlı yaklaşımı sonucunda mutabık bir karara varılmış ve başbakanlık koltuğu Çiller’e bırakılmıştır. Erbakan ve Çiller arasında gerçekleştirilen bu anlaşma sonucunda Süleyman Demirel’e, imzalanan “İttifak Zaptı” ile birlikte Erbakan istifa dilekçesini de takdim etmiştir. Fakat iki liderin vardığı anlaşmanın tersine Süleyman Demirel hükümeti yeniden kurma vazifesini 20 Haziran’da Mesut Yılmaz’a (ANAP) vermiştir. Yılmaz tarafından Haziran ayı sonunda ANASOL-D hükümetini kurulmuştur. 12 Temmuz gününde de meclisten güvenoyu talep etmiş ve güvenoyu almıştır. Refah Partisinin kapatılmasına ilişkin Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş tarafından açılan dava, sekiz ay süren görüşmelerin sonucunda mahkeme tarafından karara bağlanmıştır. RP’si temelli olarak kapatılmıştır. Bunun yanında mahkeme, Partinin bütün mal varlığının hazineye devredilmesine karar verir iken,
• Necmettin Erbakan (Parti Genel Başkanı)
• Halit Çelik (Şanlıurfa Milletvekili)
• Şevket Kazan (Adalet Bakanı),
• Hasan Hüseyin Ceylan (Ankara Milletvekili),
• Ahmet Tekdal (Ankara Milletvekili),
• İbrahim Halil Çelik (Şanlıurfa Milletvekili)
• Şevki Yılmaz (Rize Milletvekili)
5 yıl siyaset yasağı koymuştur (Akpınar, 2001: 42-45).

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Büyük Selçuklu Devleti ve Batıni Hareketi

Tarım Bankacılığı ve Öncü Kuruluşlar

Kaynak

Mehmet Ali Koçer, Türk Siyasi Tarihinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.