Nietzsche'de İktidar Düşüncesi ve İktidara Bakışı…

Modernliğin en etkili düşünürlerinden Nietzsche’nin yazdıklarını sosyoloji ve siyaset bilimi çerçevesinde okumak son derece meşakkatli ve yanlış yorumlara yönelebilecek bir uğraştır. Ünlü aforizma yazarının felsefesi sistematikleştirilmeye uygun olmadığı gibi yazdıklarının herhangi bir gelenek veya ideoloji perspektifinden okunması onun düşüncelerini kırarak, onun hiç de amaçlamadığı noktalara ulaşmasına sebep olmaktadır. Düşünürün iktidar algısının onun ifade ettiği anlam ile örtüşmesini sağlamak sadece yaşadığı dönemin özelliklerini göz önünde bulundurarak okunmasıyla mümkün olmaz, çünkü sanatçı-filozof, psikolog ve kültür eleştirmeni Nietzsche, aynı zamanda ‘kendi kaderi ile boğuşan bir düşünürdür. O’nun fikirlerinin odağında ‘güç istenci’ vardır. Güç istenci sadece çıplak güce değil, güce duyulan tutkuya da işaret eder. Nietzsche’nin gücü tutku ile istenilen bir kavram olarak insan edimlerinin merkezine yerleştirmesi onu iktidar filozofu yaptığı gibi bugün yapılan bütün iktidar tartışmalarının olmazsa olmaz mihenk taşı haline getirir. Nietzsche’nin güç istenci kavramı yaşamı olumlayan bir anlayışın ürünüdür, bu anlayışı açıklığa kavuşturabilmek için perspektivist hakikat, üstinsan ve ebedi dönüş kavramlarının bilinmesi gerekir. Nietzsche klasik metafiziğe ve epistomolojiye eleştirel bakışının ürünü olan
perspektivist anlayışla modern çağın güç odakları arasında gücü isteyen üstinsan için yazmıştır. Nietzsche’nin iktidar kavramı ‘gücü isteme’ (Wille zur Macht) fiilinden çıkar. Nietzsche’nin ‘İnsanın en korkunç ve en esaslı talebini kudrete yönelik içgüdüsü’ olarak görmesi ‘varolmanın temel niteliğini yani varlığı, güç istemi olarak belirlemesinden’ kaynaklanır ve Nietzsche’nin elitizmine giden yolu açar. Nietzsche’nin üstinsanı bir taraftan Aydınlanmanın efendisi rasyonalizm ve bilimin vaatlerinden, diğer taraftan geleneksel kurumlar ve üretim ilişkilerinden sıyrılan kendi duruşunun farkında yeni bir özne tasarımıdır. Nietzsche’nin amacı kültür eleştirisi yapmak suretiyle siyasi veya felsefi çözümler üretmek değildir. Nietzsche gücünü kaybeden kilise, tarıma dayalı ekonomiden sanayi üretimine dayalı ekonomiye dönüşen toplumsal yapılar, milliyetçilik ve sosyalizm gibi ideolojiler arasında kendi değerlerini yeniden oluşturma çabasındaki bireyler –ki bunlar üstinsanlardır- için aforizmalar yazar. ‘Nietzsche, Tanrının yokluğunda yaşayabilecek yeni bir kültür bina edilebilmesi için tüm değerlerin yeni baştan değerlendirilmesinin bir yolunu aramıştır.’ Alman filozof yaşamının önemli bir kısmını İtalya’da geçirmiştir. Modern öznenin kimliğini oluşturma çabasına Antik döneme ilişkin derin bilgisini kullanarak eleştiriler ve yorumlar getirebilmiş, ebediyen oluş aşamasındaki modern bireyin yoluna bugün onu ‘peygamber’ leştiren çakıl taşları serpmiştir.
nietzsche-graphic (1)
Nietzsche için modernliğin sorunu Marx’ın fikirlerinde olduğu gibi izmlerle nasıl modern olunacağı değildir. Bütün mutlak doğruluk iddialarına şüphe ile bakan bir düşünür olarak Nietzsche modernliğin sorununu akla ve bilime duyulan mutlak inanç olarak tesbit eder ve bu inancı sorgular. ‘Modernlik söylemini başlatan ve modernliğin özeleştiriye dayanan kendine güvenini konu edinen kişi Hegel’dir. Hegel modernliğin kendine özgü sorununu, Onyedinci yüzyıl devriminin sonucunda geleneksel norm ve ve modellerin çöküşü sözkonusu iken, kendini haklı gösterme gereksinimi biçiminde kavramıştır. Hegel için modernlik, dinsel yaşam, devlet ve toplumbilim kadar bilim, ahlak ve sanatın öznellik prensibinin birçok görünümüne büründüğü biçimle kendini gösterir. Hegel öznelliği, sonlu tekil bireylerle değil, öz gelişimi insanlık tarihini belirleyen Mutlak ile özdeş bir kendiyle ilişkililik yapısı olarak görür; modernlik Mutlak’ın sonlu öznelerin eylemesiyle kendilik bilinci kazandığı çağdır.’ Nietzsche, Hegel ile modernliğin kendini haklı gösterme girişimi konusunda uzlaşıyor görünür ancak Hegel’in aksine modernliği mutlak bir yapı olarak değerlendirmez. Hatta, Nietzsche ‘Ecce Homo’ adlı eserinde Tragedyanın Doğuşu’nda yazdıkları için ‘tiksindirici bir Hegel kokusu yayılır ondan’ der. Hegel’in her sürecin sonunda
varılacak bir adım ötesine ilişkin üstünlük idealizmi Nietzsche’nin aşağıda yer verilen ebedi dönüş öğretisiyle, çoğulcu bakışıyla uzlaşmaz. Nietzsche yazılarında gerçeklik karşıtı olarak konuşmaktan çekinmez, çünkü onun eleştirisinin hedefi rasyonalizmdir. ‘Olup olabilecek en alışılmadık “nesnellik”ti benimkisi: Kim olduğumu olanca kesinliği ile biliyor, ancak bunu herhangi bir rastlantısallık gerçeğine yansıtE2Parmanides “var olmayan bir şeyi insan düşünemez”. Biz bunun karşı ucundayız ve deriz ki “düşünülebilen bir şey muhakkak bir fiksiyon ( sadece zihinde mevcut) olmalıdır. Çeşitli göz vardır. Sfenksin de gözleri var-: ve bundan dolayı çok çeşitli “gerçekler” vardır ve buna binaen hiçbir gerçek yoktur.’  der. Nietzsche ve Parmanides’in önermeleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Parmanides                                                                                     Nietzsche
Varolmayan bir şeyi oymak gerekli midir? Bu zihnen uydurmadır, varsayımdır. Denilebilir ki “bilgi” sözcüğünün anlamı olduğu oranda dünya tanınabilir. Ama o başka türlü yorumlanabilir, ardında bir anlam yoktur, tersine sayısız anlamları vardır. “Perspektivizm” Dünyayı yorumlayanlar bizim ihtiyaçlarımızdır. İçgüdülerimizin ve onların lehte ve alehte olanları. Her bir içgüdü bir tür egemen olma iptilasıdır, her birinin onun norm olarak diğer içgüdülere empoze etmek istediği perspektifi vardır.’ Nietzsche’nin ortaya koyduğu perspektivist anlayış Hegel’in mutlağın dışavurulduğu öze ilişkin yapıdan
ayrılır. Nietzsche için dile getirilen bir anlam yoktur, dile getirilen bütün anlamlar vardır; hepsi güç istenci ile yapılan anlamlandırmalardır. Görünen kargaşa bilgilerin, gerçeklerin, hakikatlerin çatışması değil; iktidar tutkularının çatışmasıdır. Nietzsche’nin dünyasında modernlik ve bilgi insana ilişkin bir perspektifin ürünüdür.
Il-doppio-segreto-500x330
Nietzsche’ye göre bilmek sefil, geçici, ve hayalperest bir karaktere sahiptir. ‘Ona göre insan zekası özünde her şeyi olduğundan başka türlü gösteren bize dünyanın doğru bilgisini sunduğunu iddia ettiği halde aslında sunmayan bir güçtür. Her kavram, temsil ettiğini beyan ettiği şeyin, yanlışlamasıdır. Her kavram eşitsiz olanı eşitleme yoluyla doğar.’  Hiçbir şey birbiri ile tam olarak aynı değildir. Platon’un ideler dünyası aslında gerçekliğinden uzaklaştırılmış, özünden koparılmış koca bir boşluk dünyasıdır. Gerçekliğe ilişkin doğru bilgi vermezler; sadece hatlar çizmeye çalışır durum böyle olunca yaşamı kendi gerçekliğinden özünden koparır. Perspektifin, görüş açısının, yorumun, olmadığı yer var olamaz. İnsan deneyiminin dışında böyle bir yer olduğu iddiası ise deneyimin özgün zenginliğinden ve canlılığından uzakta daima eksik kalmaya mahkum kendini sürekli olarak yanlışlayan bir tanımlamadır. Nietzsche için dolayımsız tanımlama söz konusu değildir, şeylerin gerçekte oldukları halin bilgisi, arzulanan ancak ulaşılamayan bir bilgidir. Nietzsche; ‘Parmanides “var olmayan bir şeyi insan düşünemez”. Biz bunun karşı ucundayız ve deriz ki “düşünülebilen bir şey muhakkak bir fiksiyon ( sadece zihinde mevcut) olmalıdır. Çeşitli göz vardır. Sfenksin de gözleri var-: ve bundan dolayı çok çeşitli “gerçekler” vardır ve buna binaen hiçbir gerçek yoktur.’  der. Nietzsche ve Parmanides’in önermeleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Parmanides                                                                                     Nietzsche
Varolmayan bir şeyi insan düşünemez.              Varolmayan bir şeyi insan düşünebilir.
Varolan bir şeyi insan düşünebilir.                      Varolan bir şeyi insan düşünemez.
 
Nietzsche tabloda yer verildiği üzere insanın hakikat algısının hiç bir zaman şeylerin gerçekte oldukları halin bilgisi ile birebir eşleşemeyeceğini iddia eder. Bu iddia gerçeklerin oldukları halin bilgisini yadsımaz, bunun bir yerde ve bir zamanda olduğunu kabul eder ancak bu dünyada algılanabilir olarak değerlendirmez. Bunun altında yatan neden hakikatin bireyin kendinden geçerek oluşmasıdır. Hakikat bilgisi ulaşılamayan bilgidir. Bireyin kendi perspektifinden sahip olduğu hakikat bilgisi, aslında hakikat bilgisi değil bireyin gerçeklik kavrayışının bilgisidir. ‘Hakikat eğretilemelerden, düz değişmecelerden insan biçimciliklerden oluşan seyyar bir ordudur. Kısacası şiir ve belagat yoluyla yoğunlaştırılmış, aktarılmış, süslenmiş olan ve uzunca bir süre kullanıldıktan sonra herkese fazlası ile sabit, kural koyucu ve bağlayıcı gelmeye başlayan insan ilişkilerinin bir toplamıdır; hakikatler yanılsama oldukları unutulmuş yanılsamalardır; aşınıp duyumsal güçlerini yitirmiş olan metaforlardır; üzerlerindeki resimler silinmiş olan ve artık para olarak değil sadece metal olarak bir işe yarayan paralardır.’
Dolayımlı hakikat öznenin duruşunun ürünüdür; öznenin amaçlarına güç istencine bağımlı hakikattir; ‘Dünyanın değerinin bizim yorumumuzdan kaynaklandığı doğrudur (belki de herhangi bir yerde insansal olandan daha başka yorumlar da mümkündür). Şimdiye kadarki yorumlar kendileri sayesinde bizim hayatta, yeni kudret iradesinde kudretin idamesi için perspektif değerlendirmelerdir, öyle ki insanın daha dar yorumların yenilmesini birlikte getirir ve her ulaşılan güçleniş ve kudret genişletişi yeni perspektifleri açar ve yeni ufuklara inanılması demektir, bu benim yazılarımın esasıdır, motifidir. Bizi bir parça ilgilendiren dünya sahtedir, yani bir olgu bağlamı değildir, tersine gözlemlerin cüz’i toplamının üstünde ve zihni uyduruştur; o olmakta olan bir şey, daima yeniden yer değiştiren ve asla gerçeğe yaklaşamayan bir sahteliktir. Çünkü gerçek diye bir şey yoktur.’ Gerçeğin olmadığı dünyada her birey kendi hakikatine sahiptir ve bireyin hakikati kendine güç sağlayandır. Kişilerden bağımsız hakikatten bahsetmek saçmadır. Hakikat bireyin gücünü arttırmaya yönelik iradesinin bir ürünüdür ve birey neyin hakikat olduğunu kendi gücüne yönelik etkisine dayanarak karar verir. ‘Gerçeğin ölçütü güç duygusunun yükseltilişinden kaynaklanır’ Nietzsche’nin perspektivist hakikat kavramı, hakikatin gücü isteyenin ürünü olduğuna işaret eder. ‘Nietzsche, güce tutku ile hakikate ya da bilgiye tutku arasında geçişli bir süreci öngörür… Hakikate tutku moral bir güç değil, bir güce/iktidara tutku formudur’  Bilgi ve hakikat arayışları güce sahip olmak için gereken araçlardır, bu nedenle gücü isteyen tarafından şekillendirilir. ‘Kendinde bilgi oluşun içinde mümkün değildir. Şu halde bilgi nasıl mümkündür? Kendi kendisi üzerine yanılgı, kudrete yönelik irade, aldanış iradesi olarak’ Nietzsche’nin bilgiyi güce tutkun bireyin aldanışı olarak görmesi, hem perspektivist felsefesi hem de aşağıda yer verilen ebedi dönüş öğretisi ile uyumludur. Bilgi güçlü olmanın, egemen olmanın gereği olarak iktidarın aracıdır; iktidar bilgi üretirken bilgi de iktidarı şekillendirir ve güçsüzlüğünü saklar.
Güç arttırma amacına yönelik olarak ilan edilen hakikatlerden ötesinin olmaması bireyin sahte hakikatler kulesini yıkmasını ve özgür iradesi ile kendi hakikatler dünyasını inşa etmesini gerektirir. ‘Nietzsche kavramsal dünyayı ortadan kaldırmak istemek şöyle dursun, “özgür bir kafa” tam da kavramların yanılsmaya dayalı olduğunu fark ettiği için onları gerçekten yaratıcı ve sanatsal biçimde kullanabilecek bir kafa tahayyül eder. Böylece kavramların oluşturduğu muhtaç durumdaki insanın hayatı boyunca ona tutunarak kendini kurtardığı o muazzam çerçeve ve perde, özgür bir kafa için darağacından ve en cüretli işlerini yaparken oynayacağı bir oyuncaktan ibarettir, özgür kafa bu çerçeveyi paramparça edip parçaları karmakarışık dağıttığında ve sonra da ironik bir biçimde, birbirine en yabancı parçaları bir araya getirip en yakın olanları birbirinden ayırarak birleştirdiğinde, artık onu kavramların değil sezgilerin yönlendirdiğini ortaya koyar.’ Nietzsche bireyin hem kendisinin, hem de diğerlerinin istenç tarafından yönlendirildiğinin farkında olmasını, hakikat iddialarının sorgulanmasını, yapıbozumuna uğratılarak farklı kombinasyonlarla tekrar kurgulanmasını ister ve aforizmalarıyla bireyin zihnini bunları yapabilecek özgürlüğe vardırmaya çalışır. Dolayımlı bilginin bireyin yaratıcı gücünün estetik ifadesinin göstergesi olduğunu düşündüğünden hakikate ulaşma çabasını ulaşılamayacağı için yararsız, gereksiz bir çaba olarak görmez. Nietzsche, güce tutkun bireyin hakikatleri sorgulayıp tekrar tekrar yeniden inşa etmesini öngörür ve bu yolla estetik bir bütünlük oluşturma çabasına inanır. Bireylerin hakikatleri sorgulamasını sağlamak için mutlak olarak değerlendirilen kavramları yıkmaktan çekinmez çünkü güç istenci sürekli gerilimi içinde barındırır ve birey bu gerilimi algılayabildiği sürece güçlenir. O’nun modern döneme ilişkin en çok ses getiren saptaması en güçlü iktidar odaklarından kilisenin otoritesini kaybetmesi ile doğan boşluğa ilişkindir.
‘Nietzsche’nin konumunun çekirdeği, dinsel/ahlaki değerlerin aşınmasıyla birlikte Batı kültürünün temel varsayımlarının, ardında bundan böyle Tanrı kavramıyla doldurulamayacak bir gedik bırakarak çöktüğü düşüncesinden ibarettir. Bu ahlaki dünyanın yok olmasından ötürü, felsefenin ve dinin eski tasarısıyla sanki hiç bir şey olmamış gibi yola devam etmesi artık olanaksızdı.’ İçleri boşalan eski mutlak hakikatlerin, nesnellik iddialarının yıkılarak yerine yenilerinin konduğu dönemde Nietzsche, Putların Alacakaranlığı’nda şöyle der ‘Gözle görünen dünya yegane dünyadır: “Gerçek dünya” ise sadece bir yalan.’ Hakikati ‘daha çok varlığın ana rahminde, gelip geçici olmayan, “kendi başına” şey’ olarak gören Nietzsche gerçekliğin dışında kalan herşey görünüş olmasından hareketle elini silahına götürür yalanları ifşa ederek Tanrının ölümünü ilan eder.
Nietzsche-site
‘Ey yüksek insanlar, benden şunu öğrenesiniz: Pazar yerinde kimse yüksek insanlara inanmaz. Orada ille de konuşmak isterseniz, siz bilirsiniz, konuşun! Ama yığın göz kırpar: “Biz hep eşitiz.”
“Ey yüksek insanlar” diye göz kırpar yığın yüksek insan diye bir şey yoktur, hepimiz eşitiz; insan insandır; Tanrı önünde hepimiz eşitiz!
“Tanrı önünde ha! Ama bu Tanrı öldü artık. Yığın önündeyse biz eşit olmak istemeyiz. Ey yüksek insanlar, Pazar yerinden uzaklaşınız! Tanrı önünde ha!- Ama bu Tanrı öldü artık! Ey yüksek insanlar, bu Tanrı sizin en büyük tehlikenizdi.
Ancak o mezara gireli dirildiniz siz. Ancak şimdi geliyor büyük öğle, Ancak şimdi efendi olabilir yüksek insan!
Bu sözleri anladınız mı ey kardeşlerim? İrkiliyor musunuz ne: yüreğiniz mi sersemleşti? Uçurum mu açılıyor önünüzde? Cehennem köpeği mi havlıyor size?
Haydi yüksek insanlar haydi! Ancak şimdi doğum sancıları içindedir insan geleceğinin dağı. Tanrı öldü: artık üstüninsan yaşasın istiyoruz biz.’
Tanrı’nın ölümü Platon’un ideler dünyasının ve Heidegger’e göre ‘batı metafiziğinin ölümü’dür. Platon, evrensel nesnel gerçekliği ararken duyu bilgisi ve kavramsal bilgi ayrımı yapar. Duyu bilgisi değişken, parçalı, geçicidir bu nedenle gerçek bilgi değildir, özü anlatamaz oysa kavramsal bilgi gerçekliğin bilgisidir, özü açıklar, ebedi olanın bilgisidir. ‘Platon için duyu üstü olan, hakiki olandır.’ Platon’un Formlar Teorisinde idea (güzellik, adalet…vb) kendi başına ve ayrı olarak varolur, duyusal dünyada görülen adil eylemler ve adil kişilerden önce varolmuştur. Formlar Teorisinde görünüş ve gerçeklik birbirinden farklıdır. Bu keskin ayrım iki kutuplu bir dünya getirir, çoğulculuğu yok eder, artık iki seçenek vardır; ya bu ya o, görünüş ve gerçeklik. Nietzsche, ondokuzuncu yüzyılda iktidar sahibi olarak gerçeklikle bağını koparmış, dönemin toplumsal değişimleri içinde insanların ihtiyaçlarına cevap vermeyen ve gerçek olmayan bir tanrıya inanmayı vaaz eden Hristiyan düşüncesine karşıdır. Ancak Tanrı olarak adlandırılan varlık bir zamanlar yaşamıştır ve artık yoktur. Görünüş ve gerçeklik arasındaki bağları koparır. Geriye tek bir yaşam tek bir dünya kalır görünür dünya, şimdi ve burada yaşanılan dünya. Sadece burada yaşanılan dünya imgesi inanlığın üst noktasını, üstinsanı gerektirir. ‘Nietzsche’nin üstinsan adıyla nitelediği bir
mucize harikası ya da masal kahramanı değil, kendisinden önceki insanın önüne geçen insandır.’ İktidar sahibinin ölmesi ile şaşkın, savunmasız ve boşlukta kalan insan, kendisi güçlü olmak, kendini aşmak zorundadır. Onun yaşadığı dünyaya, eyleme odaklanmasını gerektirir. Öte dünya için yaşam ölür, bu dünya için yaşam kalır. Nietzsche böylece ‘duyusal dünyanın çarpıtılması ve horlanmasını, duyuüstü dünyanın yüceltilmesini’ giderir; içinde yaşanılan dünyanın (duyusal) Platon ile kaybettiği itibarını geri iade eder; yaşamı şimdi ve burada olana çeker. Nietzsche üstinsanın diğer insanlardan nasıl farklılaştığını da şöyle açıklar. ‘Modern insanı haber veren şeyin içinde çöküntü diye bir şey bulunur: Ama hastalığın çok yanında deneyden geçirilmemiş olan bir güç ve ruhun kudretliliği de vardır. İnsanların küçülmesini, haysiyetsizliğini meydana getiren aynı sebepler daha güçlü ve daha ender olanları yukarıya büyüklüğe kadar yükseltir.’
Deneyimleme olgusu Nietzsche’nin düşüncesinde esastır. Deneyimleme neticesinde bireyde mevcut olan güçler, savaşlar, dışsal zorlamalar bireyin efendileri ve köleleri oluşturmasına hizmet eder. Nietzsche, efendilerin ve kölelerin toplumsal kültür tarafından belirlendiğinden yola çıkarak kaynağını Sokrat’tan alan bölünmeyi Tanrı’nın ölümü metaforu ile kaldırır. Tanrı önünde eşit olmak düşüncesi, öte dünyada eşit olmak düşüncesinin uzantısıdır. Bu dünyada eşit olmayanlara Tanrı önünde eşitlik vaadidir. Dolayısı ile bu dünyada hiyerarşinin alt tabakasında kalanları öte dünyayı beklemeye yöneltir; onları bu dünyada eylemsiz kılar; acımayı, merhameti, korumayı olumlar. Oysa Nietzsche için eylem gerçektir, yaşam eylem ve eyleyendir. Nietzsche’nin beklemeye tahammülü yoktur. Tanrı ölümü bir müjdedir aslında, eyleme geçmek isteyen için doğuş müjdesidir, bütün davranış kalıplarından, değerler sisteminden arınık olarak üstinsanın kendini var etmesi adına. Böylece Nietzsche insanları edilgenleştirerek köle ahlakını olumlayan Hristiyanlık ve hristiyanlığın değerler sistemine saldırmış olur. Bireylerin hangi değerler sistemi ile edilgin hale getirildiğinin farkında olmasını, görünmeyen ancak sorgulanarak hissedilen görünmez iktidarın birey tarafından görünür kılınmasını ister. Nietzsche, Zerdüşt’ün ağzıyla ‘Ben size Üstün insanı öğretiyorum. İnsan altedilmesi gereken bir şeydir. Onu altetmek için ne yaptınız?’ der. Birey Hristiyanlık aracılığı ile kendi yaratma ediminden uzaklaşmış, empoze edilen değerler hiyerarşisinin, düşünce sisteminin parçası olmuştur. Tahakküm edenlerin idealinin kölesidir. İşleve göre değerlerin belirlendiği köle ahlakına sahip olmuştur. Oysa, üstinsanın ortaya çıkışı ‘kendine insan diyen birşeyleri ortadan kayboluşu demektir.’  İçinde yaşadığı kültürün bütün değerleri ile kayboluşu demektir, Nietzsche bireye kendi yaşamını kurması ve kendi değerlerini bulması adına insan denen kültürel varlığın yıkılarak yeniden inşasının gerçekleşmesi sağlamaya çalışır. Nietzsche, sıradan gündelik deneyimlerin bireyin hayatındaki belirleyiciliğinin farkındadır. Bu nedenle insan hayatında egemen olmaya çalışan rasyonalizm kadar Descartes’in düşünen öznesi, Marx’ın eyleyen öznesi, Nietzsche’nin eleştirilerinin hedefindedir. ‘Nietzsche’nin bütün savı, soyutlamanın ussallaştırma, ussallaştırmanın şeyleştirme, şeyleştirmenin de siyasal denetim olduğunu belirtir.’
(c) The University of Edinburgh Fine Art Collection; Supplied by The Public Catalogue Foundation
Nietzsche güç istencinin, insanlık tarihi boyunca toplumsal ve ekonomik değişimler birbirinin yerine geçen tahakküm biçimlerinin herbirinde ortaya çıkan çelişkili durumlar çerçevesinde tezahür ettiğini düşünür. İnsan kendini güç sahibi olmakla, toplum içindeki ve kendi üzerinde işleyen güç dinamiklerinin, iktidar ilişkilerinin farkına varmakla aşabilir. ‘Güç istenci, istencin akıldan daha temel olduğunu ima eder. Bilgi zihin tarafından keşfedilmez, istenç tarafından dünyaya dayatılır veya yansıtılır. Değişmez sabit bir düzen olmadığına göre, yorum her zaman için sadece gücün ifadesidir. Özgün hiçbir şey yoksa, sadece metin varsa, bilgi de yoktur; sadece yorum vardır. Metni kendi arzularımıza uyacak şekilde kurarız, çünkü başka türlü yapamayız.’ Birbirinden farklı yorumların olmasının kaçınılmazlığı insan benliğinin çoğulcu yapısına dair son derece önemli ütopik olmayan gerçekçi bir çözümlemedir. Nietzsche’nin insan benliğinin çoğulcu yapısını da içine alan heterojen doğada geçerli güç istenci kavramı, farklı güç merkezlerinin, sonuçları hem temelde gerçekliği oluşturan ilişkileri, hem de bu ilişkilere taraf olan grupların kimliklerini değiştiren bir tutkuya işaret eder; bu tutku egemenlik amacıyla sürekli bir mücadeleye girişme eğilimindedir. Mücadelenin sürekliliği, Nietzsche’nin yaşam ile ilgili düşüncelerinin merkezinde
yeralan ebedi dönüş düşüncesine ulaşır. Ebedi dönüş metaforu yaşamı sonsuz, sınırsız, karmaşıklıklar içinde hareketli bir kavram olarak görür ve tekrar tekrar yinelenmesini vurgular. Ebedi dönüş değişimin ve oluşun kaçınılmaz sonucudur ve temellerini Herakleitos’tan alır. Nietzsche Ecce Homo’da şunları söyler:
‘…onun yanında kendimi her yerden daha sıcak, daha rahat duymuşumdur hep. Yok oluşun, yok edişin olumlanması-ki Dionysosca bir felsefenin can alıcı noktasıdır-, karşıtlıklara, savaşa ve ‘varlık’ kavramını kökünden yadsıyarak oluşa evet deyiş: şimdiye dek düşünülenler içinde bana en yakın olarak bunları buluyorum şüphesiz. ‘Bengi dönüş’ düşüncesi, yani sınır tanımadan, sonsuza dek her şeyin durmadan yok olup yeniden doğması, Zerdüşt’ün bu öğretisi daha o zamandan Herakleitosca da öğretilmiş olabilirdi.’
Nietzsche’nin varlık kavramı yerine oluş kavramını getiren ebedi dönüş öğretisi, insanın mutlak amaçsız varoluşunu vurgulayarak Hegelci anlayıştan ayrılır. Nietzsche’ye göre doğanın gücü oluş kavramından gelir. Ebedi dönüş ‘evrenin kendisini açıklama tarzıdır’ Nietzsche’ye göre dünya iyi veya kötü olarak sınıflanmayacak değişimi ve sonsuzluğu içinde barındıran oluştur. Dünya gücünü sonsuz kombinasyonundan, değişiminden alır. Güce yönelik istemi onun oluşunun sürekliliğini sağlar. ‘En sessiz olandan, en donmuş olandan, çok katısına en soğuk olandan, en kor ateşleşen ve en vahşi olana, kendi kendisiyle çelişkili olana sürüklenerek ve tekrar zenginlikten, geri yurduna dönerek basit olana yönelerek, çelişkilerin oyununda geri dönerek, uyumun zevkine varıncaya kadar kendi kendisini evetleyerek ve yollarının ve yıllarının bu eşitliği içinde ebediyen tekrar- gelmesi icap eden, ebediyen tekrar gelmesi gereken şeyi kutsayarak, hiçbir doymayı, fazlalığı, hiçbir yorgunluğu tanımayan bir oluştur dünya. Bu dünya ise güce yönelik istemedir.’ Nietzsche’nin dünya anlayışı tasarımı bitmiş tamamlanmış bir dünyada ona egemen olmak için hiyerarşik kültür düzleminde üstinsanı anlatmaz aksine daha radikal bir yaklaşımla oluş halinde sürekli gerilimi içinde barındıran bir dünyadan bahseder, dünya kuralları ile tanımlanmış çözümlenebilir bir nesne değildir. Oysa bu dünyada birey egemen olma isteği ile bilgiler kavramlar yaratıp bunlara mutlak gerçeklikler yüklemektedir. Ebedi dönüş içinde yorumdan öte birşey olmayan hakikatler bireyin egemen olma isteğinin uzantısıdır. Bütün dünya ‘Bütün tanıma (bilgi) aparesi bir soyutlama ve basitleştirme aparesidir, tanımaya yönelik değildir, tersine nesnelerin egemenlik altına alınmasına yöneliktir. “Amaç”ve “araç”, “kavramlar” gibi mahiyetten uzaktır. Amaç ve araç ile sürece egemen olunur (kavranabilir bir süreç icad edilir). Ama süreci oluşturan “nesnelerin” kavramlarıyla’
Nietzsche’nin anlayışında güç öte dünyada ya da başka yerde değil yaşamın kendindedir. Eyleyen ile eylem arasında fark yoktur. İnsan bütünlüğünde varolur, eylem yaşamın gerçekliğidir, eyleme eşlik etmeyen bilgi lükstür. Bu nedenle insan bilginin hangi eyleme yol açtığını bilmekle mükeleftir. Güçlü bir yaşam yaratma, yaratma ise bu dünyadadır. Nietzsche’nin üstinsanı iktidar talep eden, gücü isteyen, yaratan asil insandır. ‘Asil insan değerler yaratarak ilk olarak her şeye belirli bir yücelik atfeder.’ Nietzsche için güç istenci hayatın tüm değerlerinin kaynağıdır. Nietzsche’nin Tanrının ölümünü ilan etmesi yaşamın olumlanma mecburiyetini getirir. Bireyin dikkatini öte dünyadaki yaşamdan bu dünyadaki yaşama çeker. Nietzsche’ye göre yaşam, Apollon ve Dionysos arasında yaratan ve yok eden güçlerin birleşimidir ve trajiktir. Bu trajedi yıkıcı veya yapıcı olarak değerlendirilse bile esas olan onun değişimi ve sürekliliğidir. Nietzsche kendisini dünyayı ebedi oluşu içinde kavrayan ‘trajik bir filozof’ olarak tanımlar. Üstinsanın hayatı, ebedi dönüş çerçevesinde algılayabilmesi hayatın tüm olumsuzluklarını ve olumluluklarını karşıtlıklarını kabul ederek hayata evet diyebilmesi onun güce yönelik talebinin sonucu ve nedenidir. İnsan hem güçlü olmak zorundadır hem gücü istemektedir, isteme ve zorunluluk beraberdir. İnsan değerlerini yaratmak zorundadır ve bu “amor fati” ile mümkündür. ‘Amor fati, oluş ile birleşerek hayatın olduğu gibi ve daima olacağı gibi dionyzik olarak onaylanmasıdır.’ İnsan oluşun içinde gerçekleşeni kabullenip, sevmeli, kendi gücüne sahip olmalıdır. Nietzsche’ye göre ‘insanın büyüklüğünü belli eden şey amor fatidir; insanın hiçbir şeyi geçmişte, gelecekte, sonsuza dek başka türlü istememesidir. Zorunluluğa yalnızca katlanmak, hele onu gizlemek yetmez –her türlü ülkücülük zorunluluğa karşı bir aldatmacadır- iş onu sevmekte.’
5375426055_eea5a60c7a_b
Nietzsche ‘insanın varlığı, olduğu üzere, anlamsızdır ve hedefsizdir, ama kaçınılmaz olarak “hiçin” içine bir sonuca varmadan tekrarlanan ebedi dönüş’ olduğunu söylemesi yani evrenin sonsuzluğu ve hiçin içinde sonsuz dönüş düşüncesi Descartes’in iki boyutlu Kartezyen bakışına zaman ve mekan bağlamında üçüncü ve dördüncü boyutların eklenerek mutlak hakikat fikrinden çoğulcu hakikat anlayışına geçiş demektir. Nietzsche’nin güç istenci ile nihilizmi bir arada düşünüldüğünde çelişiyor gibi görünür. Aslında sonsuzluk içinde farklı kombinasyonlarının var olma olasılığı Batı düşüncesinin kökenlerini Aristo’dan alan mantık ilkelerinden, Hıristiyanlığın hiçlik anlayışından ve dünya görüşünden sapmadır. ‘…Hiçlik Doğu düşüncesinde istenilebilir bir kabul olarak yer almaz. Maddi dünyanın ve hatta Hinduizm ve Budizmin önemli bir bölümünde bir ideal olarak belirlenen benliğin olumsuzlanışı, gerçek anlamda yok oluş değildir. Zira Hinduizm’de yok olan Maya, yani yanılsama, geride kalan ise Atman, yani Brahman, hakiki gerçekliktir. Hinduizm görünürdeki gerçekliğin yok edilmesini ister, gerçek hiçliği değil. Bir Buddist “Buddha’nın doğası Mutlak İyilik olarak asli Hiçlik’tir dediğinde kastettiği Batı’daki ontolojik anlamda hiçlik değildir. Hiçlikle kastettiği doğrudan özgeci algı, özne ile nesne arasında hiçbir ayrımın olmamasıdır. Belirtmek istediği, algılama sürecinin benlikten arındırılması, öznenin nesneyle ve tüm nesnelerle birleşmesi ve böylece tüm evrenin birleşimidir. Budist boşluk kavramı, Hiçlik
kavramına benzer. Her ikiside benliği yok etmeyi amaçlar ancak bu Batı’daki felsefi ve dinsel anlamda Varlık’ın yok edilmesi değildir. Doğu’nun Hiçlik kavramı sonuçta Hristiyan geleneğindeki Varlık kavramına eşdeğerdir, her ikiside nihai gerçekliği ifade temektedir.’
Nietzsche’nin iktidarı güç istenci olarak tarihin her döneminde ve her ilişkide gören yaklaşımı onun düşüncelerinin siyasi ideolojiler eksenine çekilmesine engel olamamıştır. O’nun eserlerinde siyasi bir doktirin veya ideoloji yoktur, demokrasi, devlet, sosyalizm, liberalizm eleştirileri modern dönemde homo religiosus’luktan homo politicus’luğa geçen bireylere yöneliktir. Bütün bu eleştiriler modern dönemin eleştirileridir ve Nietzsche’nin nihilizm anlayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Nietzsche’nin modern dönemin siyasi yapılarına ilişkin eleştirilerini bir yere bağlamak gerekirse bağlanabileceği tek yer yine Nietzsche’nin amor fati’sidir. Nietzsche’nin birbirinden farklı gibi görünen bu eleştirilerini anlamlı hale getirebilecek tek insan üstinsandır; o da değerleri yıkabilecek ve yeni değerler üretebilecek gücü olduğu için değerleri değersizleştiren bir nihilisttir, hiç bir ideale diğerlerinden daha fazla yücelik atfetmez. Nietzsche’nin eleştirileri ile yapmaya çalıştığı şey yaşamın akılcı inşasının tarihe ve yaşama yüklediği aşkın anlamları yadsıyarak ‘miti yeniden ele geçirmek’96 tir. Özetlemek gerekirse Nietzsche bu dünyadaki yaşamı olumlayan, bu dünyadaki yaşamın temelini güç istencinde gören bir filozoftur. İnsanların iktidarların hakikatleri ile edilgin hale gelmeyi kabullendiklerini düşünerek köle ahlakını yerer, gücü isteyen, üstinsana inanır. Akla ve bilime tıpkı diğer hakikat iddiaları gibi belirli perspektifin ürünü olan olgular olarak bakar. Nietzsche’nin eserlerini rasyonalist sınırlarla çözümleme çabaları hep paradokslara ulaşır. O’nu çağımıza taşıyan önerdiği çözümler, açıklayıcılığı kendinden menkul genel teoriler değil, aklın iktidarına isyan eden bir filozof olmasıdır. O’nun iktidar algısı güçlerin çekişmesi içinde kaosu hisseden bireyin aklın sınırlarına çarptığı yerde başlar.

Yararlanılan Kaynaklar :

Jeffrey B. Russel , Şeytan Antikiteden İlkel Hristiyanlığa Kötülük Tasarımları
Allan Megill , Aşırılığın Peygamberleri
Friedrich Nietzsche , Güç İstenci Bütün Değerleri Değiştiriş Denemesi
Peter Berkowitz , Nietzsche: Bir Ahlâk Karşıtının Etiği
Friedrich Nietzsche , Ecce Homo
Friedrich Nietzsche , Aforizmalar
Pierre Kolossowski , Nietzsche ve Kısırdöngü
Friedrich Nietzsche , Böyle Buyurdu Zerdüşt
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Fulya Özkaraismailoğlu’na aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu