Trend

Olası İstanbul Depremi Ve Senaryolar (2020)

Beklenen istanbul depremi nasıl olacak, istanbul depremi sonrasında neler olacak, büyük İstanbul depremi yaklaşıyor mu? İstanbul depremi olmayacak mı? İstanbul’da deprem uyarısı haberleri… Derlediğimiz bu yazımızda kafanızdaki soru işaretlerinden az da olsa arınacaksınız. Tarih arşivi sizler için araştırdı, iyi okumalar…

Beklenen Büyük İstanbul Depremi

Ülkemizde farklı bölgelerde yaşanmış birçok deprem olmasına karşın bilimsel olarak ciddi kaynakların ayrıldığı büyük çalışmalar yapılmamaktadır. Bu bilimsel çalışmaların yeterince ve sık yapılmaması, ortaya çıkması muhtemel depremler için iyi bir afet önleme – azaltma çalışması yapılmasının önünde engel olarak durmaktadır. Bu durumun yanı sıra uzun bir süredir Marmara Denizi’nde gerçekleşmesi muhtemel bir deprem beklentisi mevcuttur. Bu beklenti yeterli düzeyde bilimsel çalışmaların yapılmamış olmasının bir sonucu olarak toplumda korku ve endişeye dönüşmüştür.

Toplumda oluşan korku ve endişe duyguları afet sırasında ve sonrasında paniğe dönüşerek ortaya çıkan tablonun çok daha ağırlaşmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda olası deprem senaryolarının gerçekçi olarak hazırlanması ve bu senaryolar üzerine afet öncesi ve sonrası için toplumun bilgilendirilmesi ve her an afete hazır olmaları sağlanmalıdır. Daha doğru bir ifadeyle “afetle birlikte yaşama” kavramı öğretilmelidir.

Daha önce birçok kez değindiğimiz gibi istanbul depremi hangi illeri etkiler, istanbul depremi nereleri etkiler, istanbul depremi kaç şiddetinde meydana gelir ve istanbul depremi ne zaman olacak, önceden tahmin edilemez. Bu belirsizliğin yanında aktif fay hatlarının bulunduğu bölgeleri, muhtemel depremin etkilerini tahmin edebilmek amacıyla ele alındığımızda fay hatlarının bulunduğu bölgelerdeki yapıların depreme dayanıklılığı, nüfus, ekonomi, sosyal hayat v.s verilerinin tam olarak analiz edilmesi hasar tahmininin gerçekçi olması için önemlidir.

Tüm analizler en son bilimsel bilgiler temel alınarak yapılmış olsada sonuçlar yukarıda saydığımız nedenlerden dolayı hatalı olabilir. Bu deprem senaryosundaki hasar tahmini sadece afet önleme – azaltma planı için kullanılabilir.Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde birçok araştırma çalışmaları temel alınarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) tarafından dört senaryo deprem belirlenmiştir. İstanbul depremi odaklı olan bu kullanılan senaryolar;

Kaynak: Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Türkiye Cumhuriyeti İstanbul İli Sismik Mikro-Bölgeleme Dahil Afet Önleme/Azaltma Temel Planı Çalışması Son Rapor Cilt V.
Senaryo A: Yaklaşık 120 km. uzunluğundaki hat 1999 İzmit depremi fayının tam batısından Silivri’ye kadar uzanan hattır. Bu dört senaryo deprem içinde meydana gelme olasılığı en yüksek olanıdır, zira sismik aktivite batıya doğru ilerlemektedir. Moment büyüklüğünün (Mw) 7.5 olacağı tahin edilmektedir. İstanbul depremi odaklı deprem senaryosu B;

Senaryo B: Yaklaşık 110 km. uzunluğundaki hat 1912 Mürefte – Şarköy depremi fayının doğu ucundan Bakırköy açıklarına kadar uzanan hattır. Moment büyüklüğünün 7.4 olacağı tahmin edilmektedir. İstanbul depremi odaklı deprem senaryosu C;

Senaryo C: Bu senaryo Marmara Denizi’ndeki 170 km. uzunluğundaki kuzey Anadolu fay hattının aynı anda kırılacağını varsaymaktadır. Moment büyüklüğünün 7.7 olacağı tahmin edilmektedir. Makul ölçüler dahilinde bu senaryo en kötü durumu ifade etmektedir. İstanbul depremi odaklı deprem senaryosu D;

Senaryo D: Marmara Denizi’nin kuzeyinde devam eden fay hattı Çınarcık Çukuruna kuzeyden dik eğimle girmektedir. Birçok yeni araştırma çalışmaları referans alınarak, çınarcık Çukurunun kuzey yamacını takip eden normal faylanma senaryosu oluşturulmuştur. Normal faylanma için kullanılan ampirik formülasyon ile moment büyüklüğünün (Mw) 6.9 olacağı tahmin edilmektedir.
Senaryo A için yapılan yasar hesaplaması en muhtemel durum ve Senaryo C için yapılan hasar hesaplaması ise en kötü durum olarak ortaya konmuştur. Hasar tahminini bu 2 Senaryo üzerinden değerlendireceğiz. Senaryolara göre depremden ciddi anlamda etkilenmesi muhtemel İstanbul, Bursa, Kocaeli ve Sakarya illeridir.

Farklı Büyüklüklerde Oluşan Depremlerin Sanayi Sektöründe Yaratacağı Ekonomik Etkilerin Tahmin Edilmesi (İstanbul Depremi)

İstanbul depremi öncesinde yapılan araştırmalar bizlere ne anlatıyor? Marmara Denizi’nde yıllar itibari ile yapılan gözlem ve çalışmalar sonucunda ortalama olarak 7 büyüklüğünde bir deprem beklentisi oluşmuş ve bu durum kamuoyu tarafınca bilinmektedir. Olası bir Marmara depreminin başta İstanbul olmak üzere Bursa, Kocaeli ve Sakarya’ da büyük oranda etkili olacağı tahminler arasındadır. Bu tahminlerin doğrultusunda muhtemel bir İstanbul depreminin bölgeye vereceği ekonomik ve sosyal etkileri tam olarak belirlemek mümkün değildir. Bu durumun en önemli sebebi bölgeye ait ciddi ve güvenilir envanter kayıtlarının bulunmamasıdır.

Bu eksiklik neticesinde bu afetten sanayinin ne kadarın ve hangi oranda etkileneceği saptanamamaktadır. Fakat bu etkilenme hakkında fikir verebilecek çalışmalar mevcuttur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) tarafından 2002 yılında hazırlanan rapor, İstanbul merkezli olası Marmara depremi hakkında bazı tahmin çalışmaları yürütmüştür. Bu çalışmada bina envanterinin veri tabanı, 2000 yılında İstanbul ili içerisinde yapılan bina sayımı sonuçları baz alınarak yapılmıştır.

Marmara Bölgesi’nde gerçekleşmesi olasılıklar dahilinde olan “A” senaryosunun gerçekleşmesi durumu diğer senaryolara daha güçlü ihtimallere bağlanmışdır. Bu senaryo İstanbul merkezli 7,5 büyüklüğünde bir depremin olacağı varsaymaktadır. Diğer gerçekleşmesi muhtemel “C” senaryosu ise Marmara Bölgesi için en yüksek risk düzeyini öngörmekte ve büyük kayıpların yaşanacağına işaret etmektedir. Tüm tahminlerimizin gerçekleştirilmesinde bilimsel formül kullanılamamıştır.

Bu durumun sebebi farklı büyüklüklerde gerçekleşmesi muhtemel depremlere, sanayi bölgesinde bulunan yapıların nasıl karşılık vereceğine ilişkin bilimsel bir tespit olmamasıdır. Gelişen teknoloji ve inşaat teknikleri, yapıların kısa süreler içinde onarılması ve inşa edilmesine olanak tanımaktadır. Bu durum güncel bina envanterlerinin tutulmamasına neden olmaktadır.

Tahminlermizi Senaryo “A” ve Senaryo “C” üzerine yoğunlaştırmış ve “A” senaryosunun gerçekleşmesi durumunda yapıların yaklaşık yüzde 50’sinin, “C” senaryosunun gerçekleşmesi ihtimalinde ise yapıların yüzde 100 zarar göreceklerini varsaymaktayız. Bu senaryoların gerçekleşmesinde halinde tüm Marmara Bölgesi’nde sanayi sektörüne yansılamarı şu şekilde tahmin edilmiştir;2012 yılı itibari ile toplam ihracatımızın yaklaşık 89 Milyar Doları Marmara Bölgesi’nde gerçekleştirilmiştir.

Bu rakam toplam ihracatımızın yaklaşık yüzde 65’ine denk gelmektedir. Senaryo “A” nın gerçekleşmesi durumunda Marmara Bölgesi’nde üretim tesislerinin yaklaşık yüzde 50’sinin ağır hasar aldığı varsayımını dikkate aldığımızda ve düz bir mantık çerçevesinde arz edilen ürünlerin yüzde 50 oranında azalacağı ve bölge ihracatının da yüzde 50 oranında olumsuz yönde etkileneceğini buna bağlı olarak yaklaşık 45 Milyar Dolar civarında bir maliyet doğuracağını hesaplamaktayız.Senaryo “C”’nin gerçekleşme durumunda ise tüm üretim tesislerinin tam hasar aldığını ve Marmara Bölgesi’nin 89 Milyar Dolar değerindeki tüm ihracatının durduğunu varsaymaktayız.

Aynı mantık çerçevesinde ithalat oranları değerlendirmiş ve 2011 yılı itibari ile yaklaşık olarak toplam ithalatımızın yüzde 63’üne denk gelen 151 Milyar Dolar Marmara Bölgesi’nde gerçekleştiği izlenmiştir. Senaryo “A”nın gerçekleşmesi durumunda ithalat miktarımızın da yaklaşık yüzde 50 oranında azalacağı ve 75 Milyar Dolar civarında gerçekleşeceği, senaryo “C”’nin gerçekleşmesi durumunda ise tüm ithalatımızın duracağı tahmin edilmiştir. Resmi kaynaklara dayandırılan çalışmalarda, toplam katma değer oranının bölgesel bazda dağılımına son olarak 2001 yılı sonu itibari ile ulaşmaktayız.

1973 yılından itibaren Marmara Bölgesi’nin toplam katma değer rakamları içindeki payı yaklaşık yüzde 55 bandında seyretmiştir. En son veri olan 2001 yılında bölgenin toplam katma değere olan oranı yüzde 54 olarak hesaplanmıştır. Bu bilgiler ışığında Marmara Bölgesi’nin toplam katma değere oranının yüzde 55 civarında olduğunu ve senaryo “A”’nın gerçekleşmesi durumunda üretim tesislerinin yarısının tam hasar aldığı varsayımında yaklaşık olarak yüzde 27 oranında bir katma değer kaybının yaşanacağını tahmin etmekteyiz. Senaryo “C”’nin oluşması durumunda ise Marmara Bölgesi’nin tamamının toplam katma değere hiç katkıda bulunamayacağını tahmin etmekteyiz.Tarih arşivi olarak sizler için araştırıyoruz…

Marmara Bölgesi’nde 2010 yılı itibari ile tarımsal üretimin değerinin toplamda 30 Milyar TL civarında olduğunu görmekteyiz. Senaryo “A”’nın gerçekleşmesi durumunda tarımsal üretim yapan işletmelerin yaklaşık yarısının tam hasar alması varsayımında üretimi 15 Milyar TL seviyesinde izleneceğini ve senaryo “C”nin gerçekleşmesi durumunda tarımsal üretimin tamamen duracağını tahmin etmekteyiz. Yapılan hasar tahmininde tüm bina tipleri için ortak olarak az hasarlı, orta asarlı ve ağır hasarlı etkilenebilirlik durumu dikkate alınmıştır. Can kaybı tahminin de ölü ve ağır yararlı sayısı üzerine bir veri elde edilmiştir. Her iki tahminde de gerçekleşme ihtimali diğer senaryolardan daha yüksek olan Senaryo A ve gerçekleşme ihtimali diğer senaryolardan daha az olan ama gerçekleşmesi halinde en ağır etkiyi bırakması tahmin edilen senaryo C üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır.


Kaynak: Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA), İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Türkiye
Cumhuriyeti İstanbul İli Sismik Mikro-Bölgeleme Dahil Afet Önleme/Azaltma Temel Planı Çalışması
Son Rapor Cilt V

Senaryo A’ nın gerçekleşmesi durumunda İstanbul ilinde bulunan binaların yaklaşık yüzde 7’ si ağır hasar alacağı tahmin edilmiştir. Bu hasarı almış olan binalar çok hasar görecek ya da tamamen yıkılacağı varsayılmaktadır. Bu durumdan yaklaşık 216.000 hane halkı doğrudan etkileneceği hesaplanmıştır. Bu binaların onarılmadan kullanılması sakıncalıdır. Ağır hasarlarla birlikte orta hasar almış olan binalarında hesaba katılmasıyla İstanbul ilindeki bina sayısının yüzde 16’ sı onarıma mutlaka ihtiyaç duyacak hale geleceği tahmin edilmektedir.

Etkilenen toplam hane halkı sayısı 503.000 civarlarına yükselmesi beklenmektedir. Depremin insanlar üzerinde yaratmış oldu tedirginlik ve korku hissi az hasar görmüş binalarda yaşayan hane halkını da etkileyecek ve toplamda 1.160.000 kişi barınma ihtiyacıyla karşı karşıya kalması tahmin edilmiştir. Gerçekleşen bu bina hasarlarının doğrudan ilk sonucu insan yaşamı üzerinde ortaya çıkmaktadır. Bu senaryoya göre yaklaşık 73.000 bin vatandaşımızın hayatını kaybetmesi ve 120.000 kişinin de ağır yaralanması beklenmektedir.
Senaryo C ‘nin oluşması durumunda İstanbul ilinde bulunan binaların yaklaşık yüzde 18.0’ nin ağır ve orta derecede depremden etkilenmesi beklenmektedir.

Bu binalarda yaşayan hane halkı sayısı yaklaşık 601.000 civarındadır. Depremin insanlar üzerindeki psikolojik etkisinin de hesaba katılmasıyla depremden etkilenen hane halkı sayısının 1.300.000 olması beklenmektedir. Bina hasarları ve insan kayıpları dışında ortalama olarak birçok noktada su ve gaz kaçakları, bu kaçaklara bağlı olarak ikincil risklerin gerçekleşmesi (doğalgaz patlaması gibi), yıkılması tahmin edilen binalarda gerçekleştirilecek kurtarma girişimleri, kurtulan insanlara geçici barınma alanları oluşturması ve şehrin yeniden yapılanmaya hazır hale getirilmesi için yapılan masraflarda dahil edildiğinde yaklaşık olarak 50 Milyar Dolarlık ekonomik bir zararın oluşmasının muhtemel olduğunu tahmin edilmektedir.

Marmara Bölgesi’nde yer alan 4 ilimiz (İstanbul, Kocaeli, Bursa ve Sakarya) önemli sanayi kuruluşlarını barındırmakta ve ülke üretimimizin yarısından fazlasını karşılamaktadır. Olası Marmara depreminin gerçekleşmesi halinde bu illerimizin depremden hangi oranda etkileneceği ve depremin oluşacağı yıl ve o yılın ekonomik verileri bilinemediği için, oluşabilecek ekonomik kaybın rakamlarla ifade edilmesi mümkün olmamaktadır. Etkilenmenin hangi oranda olacağı önceden tahmin edilemediği için yukarıda bahsettiğimiz 4 ilimizin tamamının yıkılması ihtimalini değerlendirirsek ülke üretimimizin yarısını kaybedeceğimiz çıkarımını yapabiliriz.

Aynı oran dış ticaret rakamları göz önünde bulundurularak kurulabilir. Bu durum, olası bir Marmara depreminde 4 ilimizde tüm sanayi tesislerinin yıkılması durumunda yaşanabilecek kayıpların yüksekliği konusunda da bir fikir vermektedir. Ayrıca bu bölgedeki sanayi kuruluşlarının bir depremde hasar görmesi ile ortaya çıkacak olan sanayi üretiminin durması, işsizlik, yoksulluk, toplumsal kaos gibi önemli sorunlarla birlikte ciddi bir çevre kirliliği de yaşanacaktır. Marmara’da bir deprem durumunda sanayinin insan sağlığına zararlı hangi maddeleri hangi oranda çevreye salacağı hâlâ bilinmemektedir. Sanayi ve yerleşimin iç içe geçtiği bölgelerimizi düşündüğümüzde tablo daha da kötürümleşmektedir.

Yapısal Sorunların Getireceği Ekonomik Etkiler (İstanbul Depremi)
Depremin ilk etkisi yapılar üzerindedir. Konutlar, iş yerleri, yollar, alt yapı v.s yapılar deprem anında ve sonrasında direkt olarak hasara maruz kalırlar. Bu yapıların depremden hangi oranda etkilendiğine bağlı olarak diğer etkiler gözlemlenir. İnsan yaşamını doğrudan etkileyen yapı hasarları dramatik sonuçlar doğurmaktadır. Depremin insan hayatı üzerindeki etkileri bulundukları yapıların dayanıklılığı ile ilgilidir. İnsan hayatının yanında, çoğu ekonomik faaliyetlerin çeşitli türde yapıların içinde gerçekleştiriliyor olması deprem sonrasında zarar gören yapının ekonomik faaliyetleri etkilemesine neden olmaktadır. İnsan yaşamının doğrudan etkilenmemesi açısından yapıların, depreme dayanıklılığı büyük önem taşımaktadır. 7 Eylül 1999 tarihi itibari ile depremin zarar verdiği mesken ve işletme sayısı 86.440 civarındadır. Bu rakama doğru orantılı olarak depremin yıktığı yapılarda toplam 15.226 insan hayatını kaybetmiştir. İstanbul depremi ile 1999 depremini karşılaştıracak olursak..

Depremin yapılar üzerindeki etkisini ekonomik açıdan incelediğimizde 7 Eylül 1999 tarihi itibari ile depremin iki önemli kalemden biri olan sermaye birikiminin ve diğer önemli kalem olan milli hasılanın üzerinde yaratacağı etkilenmesinin yaklaşık 9 Milyar Dolar ile 13 Milyar Dolar arasında belirlenmiştir. Bununla birlikte kamu kesiminin üstleneceği maliyetlerin eklenmesi, evsiz kalan insanların ilk etapta geçici, sonraki aşamalarda kalıcı barınma ihtiyaçlarının karşılanması, hasar gören iş yerlerinin zararlarının karşılanması ve üretimin durmasından dolayı ortaya çıkan zararın giderilmesi tahmin edilen rakamların çok daha üstünde bir maliyete işaret etmektedir.

Alt yapılarda oluşan hasarların giderilmesinin ekonomik bir yük getirmesinin yanı sıra temel insani ihtiyaçların giderilmesi ve sosyal hayata verdiği zararlar da göz önünde bulundurulursa ortaya çıkan sorun çok daha büyük boyutlara ulaşmaktadır. 1999 depreminin ardından alt yapıda oluşan hasarın giderilmesi için, orta ve uzun vadede toplam 600 Milyon Dolar finansman ihtiyacı olduğu tahmin edilmiştir. Alt yapılarda oluşan hasarın dolaylı olarak etkilediği bir başka alan ise sanayi sektörüdür. Enerji dağıtım hatlarının zarar görmesi durumunda, enerjiye bağımlı olan sanayinin üretimi durmakta ve üretim kaybından dolayı bir zarar oluşmaktadır.

Sanayi sektöründe üretim ağırlıklı olarak yapıların içinde gerçekleştirilmektedir. Olası bir Marmara depreminin sanayi sektöründe kullanılan yapılara zarar vermesi halinde, yapı hasarlarının yanında, kullanılan makine ve teçhizat da oluşan hasarlar ile işlenmiş ve yarı işlenmiş mal stoklarında kayıplar oluşmaktadır. Bu kayıplarla birlikte üretimin durmasının da getirmiş olduğu bir zarar oluşmaktadır. 1999 depreminin ardından sanayi bölgesinde meydana gelen zararın 600-700 Milyon Dolar civarında olduğu tahmin edilmiştir. Tarım sektörü, sanayi sektörüne oranla çok daha az miktarda yapıya ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla deprem sonrası tarım sektörü çok miktarda yapı hasarlarına maruz kalmamaktadır.

Sağlık ve eğitim kuruluşlarının yapı içerisinde hizmet vermesi ve tüm birimlerinin bir yapı altında olması deprem sonucu etkilenme riskini bir hayli arttırmaktadır. Sağlık kuruluşlarının yapı hasarlarına maruz kalmasının ekonomik boyutunun olmasının yanı sıra deprem sonucu yaralanan insanların sağlık hizmeti alamamasına neden olmaktadır. Sağlık kuruluşlarının 1999 depremi sonrası ihtiyaç duydukları finansman yaklaşık 27 Milyar TL olarak tahmin edilmiştir. Eğitim kurumlarında oluşan hasar sonucu çok sayıda genç yaştaki insanın bir arada bulunması ve muhtemel can kayıpları sonucu ağır bir tablo oluşabilir. Eğitim kurumlarında deprem sonucu ekonomik bir kayıp yaşanmakta ve bununla birlikte eğitim aksamaktadır. 1999 depremi sonrasında yaklaşık 20 Milyar TL finansman ihtiyacı ile karşılaşılmıştır. İstanbul depremi bizleri sosyolojik anlamda nasıl etkileyecek, nasıl sonuçlarla karşılaşabiliriz?

Depremin Yarattığı Sosyolojik Sorunların Getireceği Ekonomik Etkiler (İstanbul Depremi)
Deprem maddi ve ekonomik kayıpların yanı sıra psikolojik sorunlara da neden olduğu izlenmiştir. Depremi hisseden veya yakınlarını depremde kaybeden insanların önemli bir bölümü psikiyatrik destek almak durumunda kalmışlardır. Deprem sırasında güvenli hiçbir yer yoktur. İnsanların bulunduğu yer sarsılmakta; binalar hareket etmekte ve yıkılmaktadır. Buna bağlı olarak binlerce insan yaşamını yitirmektedir.

Depremin ardından ilk psikolojik tramvayı atlatan bireyleri artçı şoklar devam ederken, psikolojik tepkiler tekrar ortaya çıkmaktadır. Artçı şoklar, yeniden düzelmeye ve rahatlamaya engel olmaktadır. Depremlerin neden olduğu birçok psikolojik sorun vardır. Bu sorunlardan her biri tek başına ele alındığında bile ciddi psikolojik stresler yaratmaktadır. Ortaya çıkan psikolojik belirtilerden kişinin işlevlerini bozacak kadar şiddetli olanlar ilk bir ay için Akut Stres Bozukluğu, bir aydan sonraki dönem için de Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak adlandırılır.

Korku, suçluluk, öfke, kaygı, umutsuzluk gibi duygular yaşamaktadırlar. Bununla birlikte afet yörelerinde çalışan yardım ekibi ve çeşitli sivil toplum örgütü gönüllülerinde de psikolojik desteğe ihtiyaçları bulunmaktadır. Deprem sonrası gerçekleşen “Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)” ciddi bir durumdur. Deprem sonrası verilecek psikolojik destek hizmetleri ciddi sorunların ortaya çıkma olasılığını azaltır. Ancak kişinin normal yaşamındaki ruh sağlığı, kişilik yapısı ve depremde yaşanan travmanın etkisi ile birlikte deprem sonrası TSSB’ nin depreme maruz kalmış insanlar içinde yaklaşık yüzde 10 ile yüzde 15 civarında insanı etkilediği belirlenmiştir. İstanbul depremi psikolojik olarak da bir yıkıma sebep olabilir mi?

Psikolojik açıdan bakıldığında depremden etkilenen çocuklar, yetişkin insanlara oranla daha fazla hassasiyet göstermektedirler. Zamanlarını büyük ölçüde okulda geçiren öğrenciler açısından psikolojik danışmanların ve öğretmenlerin davranışları çok önemlidir. Çocuklar güven duydukları bir alana ihtiyaç duymaktadırlar. Bu anlamda bulundukları alanın güvenli olduğu hissettirilmelidir. Ülkemizdeki öğretmenlerin bu konuda yeterli derecede eğitim almamış olmasıyla birlikte bu becerilerinin azalmasına neden olan en önemli unsurudur. Bunun yanında depremden etkilenen milyonlarca insan gibi bazı eğitimcilerin de deprem korkusunu yenememiş olmasıdır. Bu noktada tam anlamıyla çocuklara güven telkin edilememektedir. Peki İstanbul depremi şayet yaşanırsa, hangi ekolojik sorunları beraberinde getirecek?

beklenen istanbul depremi
beklenen istanbul depremi

Depremin Yaratacağı Ekolojik Sorunların Getireceği Ekonomik Etkiler (İstanbul Depremi)
17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara Bölgesi’nde meydana gelen deprem can ve mal kaybının yanında büyük ölçekte çevresel sorunlar da yaratmıştır. Depremin insanlar tarafından inşa edilmiş yapıları etkilemesinin doğal bir sonucu olarak bazı kimyasal maddeler doğaya saçılmış ve ekolojik sorunları da beraberinde getirmiştir. Deprem sonucu kamu ve özel sektöre ait alt yapı tesislerinin zarar görmesi ve kimyasal üretim yapan tesislerin, atıkların bulunduğu depoların zarar görmesi sonucunda nehir veya akarsuya karışan atıklar tüm doğal hayatı olumsuz etkilemiştir.

Marmara Bölgesi’nde yaşanan deprem TÜPRAŞ tesisi üzerinde büyük bir miktarda olumsuz yaratmış, depolanan petrolün denize sızmasına ve tesislerde oluşan deprem sonrası yangının hava kirliliği yaratmasına neden olmuştur ve çevreye akrinonitril yayılmamıştır. Yangın ve tehlikeli maddelerin çevreye yayılması, depremin etkisiyle patlama, yanma ve yayılma sonucu ekolojik çevrede akut ve kronik tahribat meydana getirmektedir. Depremle birlikte meydana gelen zeminde çökme veya göçme gibi olaylarda ekolojik yapıyı etkilemektedir. Diğer taraftan depremden hemen önce ve sarsıntı sırasında suların ısınması, radon gazı çıkışının artışı gibi faktörlerin de canlı yaşamını etkilediği gözlenmiştir.Depremde nükleer santrallere ait yapıların çatlaması sonucu çevreye zararlı olacak düzeyde radyasyon sızabilmektedir. Alt yapısal olarak İstanbul depremi için hazırlıklı mıyız?

Doğal gaz hattı ile elektrik şebekelerinin deprem sırasında otomatik olarak kesilmemesi ikincil bir felaket olarak can ve mal kaybına neden olacağı gibi ekolojik çevreye de olumsuz etkiler bırakan büyük yangınlar çıkmaktadır. 1994 yılında Japonya’daki Kobe Depremi’nde meydana gelen ölümlerin yaklaşık üçte ikisinin çıkan yangınlardan ve su basması sonucu boğulmalardan meydana geldiği tespit edilmiştir. Depremle birlikte evlerin enkaz haline gelmesi,ağır veya orta derece hasar görmesi, evlerin sağlam olsa bile psikolojik korku nedeniyle evlerine girememeleri sonucu deprem bölgesinde yaşayan insanların önemli bir kısmı bir süre dışarıda kalmaktadır. Bu sırada insanlar sağlıksız koşullarda yaşamaktadır.

Çadırkent, prefabrik konut gibi geçici barınaklarda yaşayan insanlar doğal ihtiyaçlarını tam anlamıyla hijyenik olarak giderememektedirler. Geçici barınaklara ulaştırılması gereken su, kanalizasyon ve temizlik maddeleri gibi hizmetler ile ortaya çıkan katı atıkların uzaklaştırılması, öncelikli kurtarma ve ilk yardım gibi çalışmaların gölgesinde kalmaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak da organik katı atıkların bozularak çevreye kötü koku salmasına ve salgın hastalıkların yayılmasına neden olmaktadır.Depremin ardından yaşanan can kayıplarının ardından sağlıksız koşullarda yaşan insanların salgın hastalıklardan hayatını kaybetmesi de eklenince ortaya dramatik bir tablo ortaya çıkmaktadır. İstanbul depremi sonucu ekolojik olarak nasıl etkileniriz?

Deprem sonucu ortaya ekolojik sorunların telafi edilmesi ciddi bir ekonomik finansman gerektirdiği gibi çok yıllar sürmektedir. Depremin ardından enkaz kaldırma çalışmaları aşamasında yanlış depolanma yapılması ve yasalara aykırı hareket ederek moloz yığınlarının denize dökülerek doğal yapının bozulması gibi etkileri ortadan kaldırmak hem ekonomik hemde çevresel kirliliğin telafisi açısından uzun bir süreç gerektirmektedir.

Depremlerin Sanayi Sektöründe Yaratacağı Ekonomik Zararın Önlenmesi ve Azaltılması (İstanbul Depremi)

Depremlerin sanayi sektöründe yaratacağı ekonomik etkilerin önlenmesi, sanayi sektöründeki yapılaşmanın güvenli, çağdaş ve teknolojik gelişmelerin göz önünde bulundurularak yapılmış olması ile doğrudan ilişkilidir. Yapıların dayanıklı olması depremlerde yıkımı en aza indirerek, oluşacak ekonomik kayıpların önüne geçecektir.Depremlerin yarattığı zararın tam anlamıyla azaltılabilmesi için, yasal düzenlemelerle desteklenmesi önemlidir. Devletin bu konudaki desteği toplumun tamamını kapsaması ve alınacak önlemlerin zorunlu olması ile birlikte muhtemel kaybın azalması ve planlı, dengeli bir kalkınma için gereklidir. 1999 depremi ardından bu eksiklik fark edilerek inşa edilecek yapıların güvenli olması adına 4708 sayılı yapı denetimi yasası düzenlenerek yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme ile birlikte inşaat kalitesin düşmesi, mühendislik hataları gibi olumsuzlukların azaltılması hedeflenmiştir.

Yapı denetim yasası, ülkemiz için İstanbul depreminin etkilerini azaltmak adına önemli bir adım olmuştur ve 1999 yılından sonra inşa edilen yapılar bu yasal düzenleme çerçevesinde yapılmıştır. Yapı denetim yasası ile birlikte imar projeleri de muhtemel zararların azaltılmasında önemli bir yere sahiptir. Sanayi tesislerinin kurulduğu bölgelerin zemin özellikleri, yerleşim yerlerine mesafesi gibi bilgiler doğrultusunda inşaatın yapılması İstanbul depreminin etkilerinin azaltılmasında oldukça önemlidir. Bu bilgilerin oluşturulması ve nihai kararların verilmesi ciddi bir mühendislik bilgisi gerektirmektedir. Peki ülkemiz için İstanbul depremi ne ifade ediyor?

Ülkemiz dördüncü jeolojik zamanda oluşmuş bir dağ sisteminin üzerinde yer almaktadır. Devamlı hareket halinde olan ve yerleşmeye çalışan bir zemin özelliği taşımaktayız. Uzun yıllardan beri farklı zamanlarda birçok doğal afet yaşanmış ve tüm bu deneyimlere rağmen afet riskinin azaltılabilmesi için gerekli düzenlemeler ile önlemleri almakta geç kalmış bulunmaktayız. Ancak 1950’li yılların başlarında ekonomik ve siyasi nedenlerle köyden kente doğru yönelen göç hareketlerinin hızlanması plansız ve kontrolsüz bir kentleşme sürecine girilmesine neden olmuş ve 1999 yılında yaşanan Marmara Bölgesi merkezli iki büyük depremin ardından bu plansız ve kontrolsüz kentleşmenin bedelini insanlar hayatlarını kaybederek ödemişlerdir.

1999 depremlerinin ardından deprem riskini azaltmada ve depremle baş edebilmede hazırlıklı ve dirençli bir toplum yaratılması, bu amaca yönelik kurumsal alt yapının oluşturulması ve konuyla ilgili ARGE faaliyetlerinin önceliklerinin belirlenmesi amacıyla ilk kez “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı” hazırlanmıştır. Bu planın ana amacı, depremlerin neden olabilecekleri fiziksel, ekonomik, sosyal, çevresel ve politik zarar ve kayıpları önlemek veya etkilerini azaltmak ve depreme dirençli, güvenli, hazırlıklı ve sürdürülebilir yeni yaşam çevreleri oluşturmaktır. Peki sanayi anlamında İstanbul depremi için hazır mıyız?

Sanayi tesislerinin imar planına uygun ve yapı denetim şartlarına göre inşa edilmesi, depremi etkilerini azaltmak için tek başına yeterli önlemler değildir. İstanbul Depreminin meydana gelmesi muhtemel bölgelerdeki sanayi tesisleri ile enerji ve yakıt hatlarının yakınlığı, riski çok daha fazla arttırmaktadır. Deprem bölgesinde yerleşim alanlarında, I. ve II. Sınıf Gayri Sıhhi Müesseseler kapsamında yer alan sanayi tesisleri ve bunlarla iç içe geçmiş bulunan NATO boru hatları, doğal gaz boru hatları, LPG boru hatları, yerleşim alanları içerisinde kurulan ve işletilen akaryakıt istasyonları, tüp gaz satış bayileri, v.b. yapılar bir arada bulunmaktadır. Tüm bunların taşımakta olduğu yangın ve endüstri kazaları olasılıkları ile bu alt yapı tesislerinin yer aldığı bölgelerin taşıdığı deprem riskleri, kentleri patlamaya hazır birer bomba haline getirmekte ve yaşam güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.

Deprem öncesinde ve sonrasında etkin bir planlama yapılması, en az yapıların
dayanıklılığı kadar önemli bir yere sahiptir. Bu planlama deprem öncesinde gerekli önlemlerin alınması ve deprem sonrasında, hızlı bir toparlanma ve kalkınma sürecinin yürütülmesi için oldukça gereklidir. Bu amaçla ulusal nitelikte deprem stratejileri ve planları geliştirilmelidir. Ülkemizin 2012-2023 yılları arasını kapsayan ulusal nitelikte olan deprem strateji ve eylem planı temel olarak depremin can ve mal kayıpları üzerindeki etkisini minimum düzeye geriletmeyi amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda depremden önce önlemlerin alınması ve depremden sonra gerekli çalışmaların yapılmasını koordine etmeyi planlamaktadır.

Depremlerin sanayi tesislerine ait binalarda yarattığı etkinin ardından, bu etkinin giderilmesi için yeterli bir fonun yaratılması, deprem sonrasında üretimin durmasından dolayı oluşacak kayıpların azaltılması için önemlidir. Depremler genellikle geniş bir coğrafyayı etkilemektedir. Dolayısı ile ortaya çıkan ekonomik kayıp oldukça büyük boyutlara ulaşmaktadır. Bu denli bir zararın kısa sürede giderilmesi mümkün olmamaktadır. Bu fonun kısa sürede yaratılmasındaki zorluklar sigorta sisteminin önemini ortaya koymaktadır. Önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi sigorta sistemi bu fonun oluşturulmasında önemli bir yer tutar. Sigorta sisteminin yanı sıra deprem bölgesinin toparlanması ve sanayi üretiminin tekrar başlaması için ucuz banka kredilerinin sağlanması amacıyla gerekli yasal düzenlemeler, üretim sürecinin hızlı bir biçimde tekrar başlaması açısından gereklidir.

Bu yazımızda İstanbul depremi ne zaman olacak? İstanbul depremi kaç şiddetinde olacak? İstanbul depremi için olabilecek şeyler, İstanbul depremi hakkındaki bilimsel araştırmalar, İstanbul depremi hakkında bazı bilgisel şemalar, İstanbul depremi ile ilgili bazı varsayımlar ve İstanbul depremi’nin olabilecek sonuçlarına değindik. Tarih arşivi’ni takip etmeye devam edin.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Fukuşima Nükleer Faciası

Borsadaki Yükseliş Devam Eder Mi?

Yararlanılan Kaynaklar
Fahri Altıngöz, Olası İstanbul Depreminin Marmara Bölgesi’nde Sanayi Sektörüne Etkisi

*Bu çalışmanın tüm hakları, Fahri Altıngöz’e aittir.
*Bizimle iletişim kurmak için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.