Orta Asya Ülkeleri ve Amerikan Hegemonyası

Orta Asya ülkeleri Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından dış politikalarında bağımsız bir yol izleme gayesine girmişlerdir. Bu bakımdan ilk etapta kendi aralarında bölgesel işbirliklerine önem vermeye başlamışlardır. Bölge, istikrara ve bağımsızlığını pekiştirmeye yönelik girişimlere yoğunlaşmıştır. Ancak, Rus alt yapısının yıllardır Orta Asya’ya hâkim olmasından dolayı bu yapıdan kopmaları amaçlanan geçiş sürecini zorlaştırmış ve ortak bir dış politika izlemelerine engel olmuştur. Bölge ülkeleri kendi aralarında tam bir birlik içerisine girememişlerdir. Etnik yapının ve ekonomik seviyelerin iyi olmaması da bunda etkilidir. Bu duruma örnek olarak Türkmenistan başkanı S. Niyazov’un Orta Asya devletlerinde bir Türk Birliği önerisine Kazakistan Devlet Başkanı Nazarbayev’in bölgede etnik olarak ırk ve din kapsamında sorunlara neden olacağı gerekçesiyle olumlu bakmamasıyla bütünleşme girişiminin başarı kazanamaması gösterilebilir. Bütünleşme sorunu Orta Asya’da 1990’ların başından beri kendini göstermiştir. Aralarında din, dil, kültür, tarih, kader birliği ve hemen hemen ortak sorunların olmasından dolayı kendilerini bir bütün olarak değerlendirmek isteseler de bunu gerçekleştirememişler, hatta 1990’dan itibaren bölge ülkelerinin ekonomik gelişmişlikteki tempolarının farklı olması bu bütünlük algısını daha da olumsuz etkilemiştir. Ülkeler arasında farklılıklar boy göstermeye başlamıştır.
Bölge içerisinde etnik bakımdan ayrışmalar git gide daha belirgin bir şekilde kendini göstermeye başlamıştır. Her bir ülkenin kendi çıkarlarını savunması doğal bir durum olmasına rağmen sermaye yatırımında kıtlığın olması, vasıfsız işçi kaynakları, su sorunu ve enerji ulaşım sorunu gibi sosyal, ekonomik ve siyasi meseleler bu ayrışmaları daha da arttırmıştır. Ayrıca otoriter yapıların etkisi de bölge entegrasyonunu zorlaştıran unsurlar arasındadır. Legal ve illegal yapıların birbirleri ile kaynaşmış yapısı ve patronu çıkar amaçlı korumaya yönelik sistem bürokrasi işleyişinde demokrasi engelidir. Bu yüzden, ekonomik dağılımda ve toptan kalkınmışlıkta sorunlar mevcuttur. Bahsi geçen tüm bu ayrışmalar Orta Asya ülkelerinin dış güçlerin ilgi odağındayken zayıf tarafını oluşturmaktadır. Bu mücadele alanında ABD ilgisine yönelik yaklaşımlar ülkeden ülkeye yine farklılıklar içermektedir. ABD’nin Orta Asya politikasını özellikle Rus azınlığın diğerlerine oranla fazla olduğu ve Rus kültürünü üzerinden atmakta daha yavaş olan ülkeler zorlaştırmaktadır. Yine de Orta Asya ülkeleri, genel olarak, sahip olduğu konumu güçlü aktörler arasında çıkar amaçlı kullanarak çok yönlü dış politika izlemektedir. Enerji kaynaklarını bağımsız bir şekilde piyasaya sunmayı öncelikleri arasında görmektedirler. Bu bakımdan Sovyet yapısından kopmalarının ardından Rus bağımlılığından kurtulmak için ABD’yi bölgede dengeleyici bir güç olarak görmektedirler.
11 Eylül sonrası Orta Asya ülkelerinin ABD’ye karşı ılımlı yaklaşımları Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’nün isteksizliğine rağmen oluşmuştur. Çünkü bu ülkeler bölgede Rus-Çin etkinliğinin oluşması yerine ABD varlığını mali yardımların gelmesi ve bölgenin yeni yatırımlara açılması için daha tercih edilir görmüşlerdir. ABD; Rusya ve Çin’e kıyasla finansal destekte daha iyi bir pozisyona sahiptir. Ayrıca her ne kadar ŞİÖ içerisinde paralel politikaları olsa da Orta Asya’da uzun dönem politikalarında Rusya ve Çin bölgesel hegemonya için birbirleri ile rekabet içerisindedir. ABD, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali sırasında Radikal İslami grupları destekleyen bir politika izlemiştir. Bu doğrultuda Rusya’ya karşı dini eğilimlerin Sovyetlere dâhil olan Orta Asya’ya yayılması ABD’yi rahatsız eden bir durum değil, aksine Sovyetlere karşı kullandığı bir silahtır. Ayrıca, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası Rus etkisini kırmaya yönelik İslam aracılığı ile Orta Asya ülkelerinin güvenini kazanma politikaları İslam’ın tehlikeli boyutlara gelmesine sebep olmaması tedbiri de elden bırakılmayarak devam etmiştir. Orta Asya ülkeleri ise Rusya’ya alternatif olmasından, bölgedeki terör olaylarından ve bağımsızlıklarını pekiştirme açısından ABD’ye karşı ılımlı tavır almışlar ya da almak zorundan kalmışlardır.
Beş ülkenin oluşturduğu Orta Asya’nın genel bir değerlendirmesi yapılacak olursa, karmaşık ve dönüşümler geçirmiş ve geçirmekte olan yapısı ile hem farklılıkları hem de bir bütünlük oluşturacak unsurları bünyesinde barındırmaktadır. Diğer bölge ülkelerine oranla sahip olduğu ekonomik gelişmişlikte Kazakistan, tarafsızlık statüsü ve diğer yandan liberal ekonomiye yönelik yeni başlayan girişimleri ile Türkmenistan, ABD ile olan güçlü ilişkilerinde gel-gitler olsa da Özbekistan, yaşamış olduğu halk ayaklanmaları ile iktidar değişikliklerinin yaşanmasından dolayı dış politikasına tedbirli yaklaşan Kırgızistan ve iç savaşın yaralarını kapamaya çalışan zayıf ekonomisi ile Tacikistan birbirlerinde olan farklılıkları gözler önüne sermektedir. Orta Asya tüm bu farklılıklara rağmen iki büyük bütünlük unsuru İslamiyet ve Türklüğü bünyesinde barındırmaktadır. Ancak, bu iki unsur bu farklılıkların ortaya çıkardığı sorunları çözmede yeterli görülmemektedir. Bölgede ayrışmalara neden olan sorunlar boy göstermektedir. Diğer yandan Orta Asya, riskli bir bölge olarak görüldüğü için yeterli miktarda dış yatırıma ev sahipliği yapamamaktadır. Dolayısıyla, sorunların getirmiş olduğu riskli bölge imajını ortadan kaldırmak dış politikada katılımcı bir yol haritası ile sağlanacaktır.

ABD ilişkilerindeki yakınlık bölgedeki Rusya’yı dengeleyici nitelikte olacaktır. Böylece, Orta Asya devletlerinin en popüler politikaları Rusya bağımlılığından kurtularak dış politikalarında alternatifleri arttırma yönündedir. Henüz serbest piyasa ekonomisine uyum aşamasında olan ülkeler sahip oldukları enerji ve maden kaynaklarının üretiminde ve dış pazara sunumunda güvenli ve çıkarcı politikaları gözetmektedirler. Bu bakımdan özellikle 11 Eylül sonrası bölgenin katlanan değeri bölge devletlerinin çok yönlü politikalar uygulamalarına vesile olmuştur. Rusya’ya tamamen sırt çevirmenin bir hata olacağının farkında olan devletler bunun için terör temelli ABD desteklerinin giderek başka boyutlara taşınmasına tepki gösteren Moskova yönetimi ile çok yönlü anlaşmalar yaparak tepkisini almama gayretindedirler. Bir yandan ABD ile ılımlı politikalarını sürdürürken diğer yandan Rusya ile ters düşecek yaklaşımlardan çekinmektedirler. ABD’nin gücünün etkisi görüldüğü bölgede, Amerikan hegemonyası serbest piyasa ekonomisi ile genişletilmeye çalışılmaktadır. ABD, 11 Eylül sonrası dönemde askeri bakımdan sert gücünü gösterme fırsatı bulmuştur. Bu durumda Rusya en azından bölgesel gücünü kaybetmek istememektedir. Hem Rusya hem Çin, ilk etapta teröre yönelik destekledikleri ABD’nin hegemonyasını yeniden inşa sürecinde bölgede olmasından rahatsızlık duyamaya başlamışlardır. ABD ise bölgeyi hegemonik düzene eklemleme gayretindedir. Bu noktada Orta Asya ülkeleri dengeleyici politikalarını sürdürmeye devam edecektir.
Kazakistan
Kazakistan, Orta Asya’nın en büyük yüz ölçümüne sahip ülkesidir. Ülkenin değerlendirilmesinde en çok dikkat çeken unsur Rus azınlıklardır. Bu azınlık Sovyet döneminden beri tarım arazilerinin yetersizliğinden dolayı verimli topraklara sahip Kazakistan’a göç eden Ruslardan oluşmaktadır. Bu oran öyle bir hal almıştır ki Rus nüfusun özellikle kuzey kesimlerde Kazak nüfusundan fazla olduğu durumlar bile görülmüştür. Bu durum Kazak ve Rus çatışmalarına sebep olmuştur. Ayrıca, Rusya tarafından nükleer konuşlanma alanı olarak kullanılan Kazakistan, Sovyetler Birliği döneminde nükleer denemelerin yapıldığı bir alan olmuştur. Kazakistan petrol bakımından zengin bir ülkedir. Kaşagan petrol yatağı dünyanın, Suudi Arabistan’daki 80 milyar varille ilk sırada olan Ghawar petrol yatağından sonra, 50 milyar varille ikinci sırada yer almaktadır. Petrol kartelini elinde bulunduran OPEC ülkeleri, böylesine bir zenginliğe sahip kendi üyesi olamayan bir ülkeyi tehdit olarak görmektedir. 2020 yılında Suudi Arabistan kadar petrol ihraç edebileceği öngörülerinin bulunulmasından dolayı yine OPEC üyesi olamayan Rusya ile birlikte Kazakistan, OPEC ülkeleri için büyük bir rakiptir. Bu zenginliğini Rusya etkisinden kurtularak avantaja çevirmeye çalışan Kazakistan, tavrını yeni petrol boru hattını Rusya üzerinden geçirmeyerek göstermek istemiştir. Örneğin, yeni bir bağımlılık oluşturmak istemeyip Bakü Ceyhan hattını tercih etmiştir. Bu durum ABD açısından gayet hoş karşılanan bir durumdur. Hazar petrol hattındaki Rusya’ya olan bağımlılığı çeşitlendirme isteği ve artan Rus yaptırımları, Kazakistan’ı Azerbaycan üzerinde BTC hattı ile petrolünü taşıma anlaşması yapmaya itmiştir. Hazar üzerinden taşınan petroller BTC boru hattına ulaştırılacaktır. Ancak bu proje henüz gerçekleştirilmemiştir. Diğer yandan Rusya ise Kazakistan petrolünü kaybetmek istemediği için daha anlaşmaya uyumlu olmaya çalışmıştır.
Bağımsızlığını pekiştirme gayretinde olup Batı’ya karşı özellikle ABD’nin teşvikine ve bu konuda mali desteğine olumlu yanıt veren Kazakistan, sınırları içerisinde olan nükleer başlıklı füzelerinden vazgeçmiş, nükleer tesisini kapatmış ve nükleer fabrikalarını imha etmiştir. Ayrıca gönüllü olarak nükleer silahların kullanımını yasaklayan anlaşmayı imzalamıştır. Bu bakımdan ABD, Kazakistan’dan temaslarına olumlu yanıt almış ve Kazakistan’a yönelik ilgisi artmıştır. Buna somut veriler olarak Kazakistan’ın NATO “Barış İçin Ortaklık Projesi” ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü (AGİT) yapılarında aktif rol alması gösterilebilir. Kazakistan 2010 yılında AGİT’in dönem başkanlığına gelmiştir. BDT ülkeleri arasında AGİT’e dönem başkanlığı eden ilk ülkedir. Kazakistan diğer bölge ülkelerinde olduğu gibi yönetimde deneyimsizlik ve ekonomik kararların alınmasında gerekli tecrübenin olmamasından kaynaklı stratejik manevra boşluklarının olduğu bir ülke olmuştur. Diplomatik olarak kadronun, donanımın ve birikimin olmadığı ülkede dış politikalarını belirleme eksiklikleri görülmüştür. Diplomatik bir sistemden ziyade geniş yetkilerle donatılmış bir lider vardır. Buna rağmen çok sayıda örgüte üye olan ülke, bağımsızlığını elde etmesiyle birlikte dış politikasında öncelikleri arasında Rusya’yı ilk sıraya almaktan vazgeçmemiştir. Yakın çevresindeki aktörlere öncelik veren Kazakistan; Rusya ve Çin’den sonra önceliğini Avrupa Birliği ve ABD’ye vermiştir. Bağımsızlığının ardından hemen hemen bu çizgide bir dış politika izlemiştir.
Kazakistan başarılı bir şekilde dengeleri korumaya çalışmış, Rusya, ABD hatta Çin arasından bölge üzerinde alternatifsiz tek yönlü bir çizgiden kaçınmaya çalışmıştır. ABD ülke için sermaye yatırımlarının yapılabileceği, ticari ilişkilerin geliştirilebileceği bir ülkedir. Hatta devlet başkanı, ABD’ye resmi ziyaretlerde bulunmuş, iki ülke arasında ortaklık anlaşmaları imzalanmıştır. 11 Eylül sonrası ABD’nin anlaşmalarını istediği bir diğer konu da “Uluslararası Anti-terör Koalisyonu”na üye yapmak istediği Kazakistan’ın hava üssünü Koalisyon üyelerine açması olmuştur. Ancak bu talebi Kazak yönetim uygun bulmamıştır. ABD’nin Kazakistan ile ilgili liberal pazar ekonomisine entegrasyon, demokratik reformlar ve en önemlisi enerji ve enerji güvenliği gibi politikalarına Kazak yönetim tarafından belirli düzeyde uyumlu olunmaya çalışılmaktadır. Kazakistan, petrolün getirmiş olduğu avantajla bölgenin en gelişmiş ekonomisi olmuştur. Rusya ve ABD arasında dengeleyici bir politikada ilerleme gayretindedir. Tarihi ve coğrafi avantajı elinde bulundurmasından dolayı Rusya’ya ucuz petrol yollayarak yakınlığını gösterirken diğer yandan terörizm mücadelesinde kendi bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olan ABD için desteğini göstermektedir. Rusya’ya enerji bakımından boru hatları yüzünden bağımlılığını azaltmak isteyen Astana, ABD’ye karşı enerji politikasında pozitif yaklaşımlarını göstermektedir. Kısacası, Kazakistan dünyaya açılmanın ABD ile iyi ilişkiler içerisinde olunarak sağlanacağını kabul etmiştir.

Türkmenistan
Orta Asya’da ekonomik gelişmişlik açısından Kazakistan’dan sonra Türkmenistan gelmektedir. Daimi tarafsızlık statüsüne sahip ülke, zengin doğal gaz ve petrol yatakları sayesinde ekonomisinde diğerlerine oranla bir üstünlüğe sahiptir. Saparmurat Niyazov bağımsızlığın elde edilmesinden ölümüne kadar ülkeyi yönetmiştir. Türkmenistan; Afganistan’a ve Hazar’a olan kara sınırı neticesiyle de ABD açısından önemli bir konuma sahiptir. Doğal gaz ve petrolünü sermaye eksikliği nedeniyle dış pazara etkin ulaştırmada sorunlar yaşamıştır. Hayat boyu devlet başkanlığı statüsünde olan Niyazov’un ölümünden sonra 2007’de birden fazla adayın katıldığı başkanlık seçiminde yönetime gelen Gurbanguly Berdimuhamedov, Türkmenistan ekonomisini dışa açma konusunda daha cesur davranmıştır. Enerji konusunda böyle bir girişime ihtiyacı olan ülke 2010 yılında tamamlanan Çin ve İran enerji nakil hatları ile alternatifler oluşturmuştur. CIA 2013 verilerine göre sahip olduğu yaklaşık 7,5 trilyon m³ doğal gaz rezervleri14 ile dünyada başını Rusya’nın çektiği listede 6. sırada yer almaktadır. Diğer yandan büyük çöllerin de yer aldığı ülkede pamuk ve buğday üretimi yapılmaktadır. Bu üretim Milli Hâsıla’nın %7’lik bir kısmına karşılık gelse de ülke çalışan nüfusun hemen hemen yarısının istihdam edildiği sektörü de oluşturmaktadır. Böylesine bir eşitsiz dağılım ülkenin ekonomik dağılımındaki dengesizliği gösterebilmektedir. ABD Dış İşleri Bakanlığının Güney ve Orta Asya sorumlusu Robert Blake’in 2011’de devlet başkanı Berdimuhamedov’u ülkesinde ziyaretinde iki ülke arasında gerek güvenlik gerek ticaret ve gerekse enerji bakımından diyalogların açık olduğu sinyalleri verilmiştir. Bu bağlamda Türkmenistan, ABD ile olan dış ticaretinde artışa gidilmesini savunmaktadır. Bu durumda, Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan (TAPI) boru hattı gibi doğal gaz projeleri hem ABD’nin enerji güvenliği açısından hem de Türkmenistan’ın alternatifleri çoğaltmaya yönelik yaklaşımları açısından değerlendirilmelidir.
Henüz tam anlamıyla piyasaya açılamayan Türkmenistan, taze olan reformları ile yabancı şirketlerin doğal gaz ve petrol üzerindeki ilgisini çekmeye çalışmaktadır. ABD ile ticaret ve yatırım anlaşmalarının imzalanması yeni yatırımcılara kapı açmaktadır. Bu bağlamda ABD’nin 2011-2012-2013 yıllarındaki özgürlük destekleme finansal yardımları Türkmenistan’ın dışa açılmasına yardımcı olacağı amacıyla gerçekleştirilmiştir. NATO ile Barış İçin Ortaklık (Partnership for Peace) temasları olan ülke ayrıca AGİT, IMF, Dünya Bankası ve 1997’de kurulan NATO üyesi olmayan ülkelerin NATO üyesi devletlerle diyaloglarını pekiştirmeye yönelik Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi’ne üyeliği söz konusudur. Bu örgütler Türkmenistan’ın ABD ile ortak katılımları olan kuruluşlardır. Dünya Ticaret Örgütü’ne Tacikistan ve Kırgızistan üye, Özbekistan ve Kazakistan gözlemci statüsünde katılımlarına devam ederken, Türkmenistan örgüte başvuruyu tarafsız ülke statüsünde olmasından dolayı yapmamıştır. Ancak Türkmenistan 2013’ün başlarında DTÖ’e başvurmaya yönelik karar almıştır. 2011’de Türkmenistan’a yapılan ABD ziyaretinde de dile getirilen bu teşvike olumlu yanıt veren Türkmenistan, AB ve ABD ile yakın ilişkilere ılımlı bakıldığını üyelik başvurusunu yaparak göstermiştir. ABD Aşkabat Büyükelçisi, başvurusundan dolayı Türkmenistan’a desteğin süreceğini belirtmiştir.
Genel anlamda tarafsızlık politikasını uygulamaya koyulan ülke, ABD ve Rusya’ya karşı dengeleyici yaklaşımdan vazgeçmemiştir. Doğal gazın çıkarılması ve piyasaya sunulması açısından ABD ile olan ilişkilerini sürdürmüştür. Çünkü zayıf ekonomisi doğal gaz rezervlerinin piyasaya istikrarlı aktarımı ile toparlanabilecektir. Askeri ve siyasi meselelerde tarafsızlık yönünü yansıtan Türkmenistan, ekonomisinin bağlanmış olduğu doğal gaz ticareti için ekonomik ilişkileri bazında ABD ile yakın temasları sürecektir. Özellikle Niyazov dönemi kendini her alanda gösteren tarafsızlık politikası Berdimuhammedov ile bir nebze de olsa değişerek en azından ekonomik anlamda Batı’ya yakınlaştırmıştır. Ancak ABD’ye ve Rusya’ya karşı dengeleyici bir dış politikada olmaya çalışmaktadır. ABD’nin Orta Asya enerjisini alternatif projeler sunarak piyasaya aktarmaya çalışması yine Türkmenistan ile olan ilişkilerine de yansımaktadır. Türkmenistan doğal gazını piyasaya sunmada Rus bağımlılığından kurtulmak istemektedir. Sonuç olarak Türkmenistan enerji açısından Rusya üzerinden oluşabilecek bir bağımlılığı engellemek için Batı’ya ve özellikle ABD girişimlerine olumlu bakmaktadır.
Özbekistan
Özbekistan, ABD’nin Orta Asya ülkeleri ile olan ilişkilerinde diğer bölge ülkelerine oranla en güçlü bağlara sahip ülkesidir. Doğal gaz, petrol, altın rezervlerine sahip olan ülke doğal gaz dışında pamuk ve uranyum ihracatı da yaptığı bir ekonomiye sahiptir. Bölgenin en çok altın rezervlerine sahip ülkesi olması dolayısı ile madenler açısından önemli bir konumdadır. En büyük ticari partneri Rusya ve Çin’dir. Bölge ülkeleri arasında okur-yazarlık ve gelişmişlik açısından yetenekli çalışan sınıfa sahip en iyi ülkedir. 1991’den beri İslam Kerimov tarafından yönetilmektedir. Kerimov, ülke seçimlerinde başarılı bir muhalefetin olmaması nedeniyle yüksek oy oranları ile seçilmektedir. Özbekistan’ın en önemli meselelerinden biri terörist hareketlerdir. Bu sebeple, ABD’nin Orta Asya’da terör merkezli politikalarına ılımlı bakılarak Özbekistan İslami Hareketi (ÖİH)’nin ülke yönetimine zarar verici faaliyetlerinin engellenmesi hedeflenmiştir. ABD açısından da ciddi tehditler arasında olan ÖİH, El Kaide ile muhtemel bağlantılarından dolayı Tacikistan dağlarındaki gizli üssünden faaliyetlerini geçmişte yürütmüştür.
Örgüt; Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın buluştuğu etnik olarak da en karışık yer olan Fergana vadisinde kurulmuştur. Örgütün 1999 ve 2000 yıllarında Özbekistan’a ve Kırgızistan’a düzenlemiş olduğu saldırılarında onlarca kişi hayatını kaybetmiştir. Örgütün bulunduğu düşünülen bölgeler 11 Eylül sonrası bombardımana tutulmuş, Özbek yönetim de birçok şüpheliyi tutuklamıştır. İslami militancılık bastırılmaya çalışılmıştır. Özbekistan, bağımsızlığı elde ettikten sonra askeri ve parasal destek konularında Rusya ile uzlaşma çizgisinden sapmamıştır. Ancak her fırsatta Rusya’ya bağımlı hale gelmemek adına bağımsız bir ülke olduklarının vurgusunu yaparak Moskova’ya karşı özgürlüklerini pekiştirici tüm politikaları uygulamaktan da çekinmemiştir. Rus askeri varlığından rahatsızlığını dile getirerek Özbek iç meselelerinde karışıklığa neden olmaması yönünde Moskova’ya uyarılarda bulunmuştur. Rusya merkezli bir dış politika izlememek için ülkeye mesafeli davranmıştır. Hatta BDT’a alternatif olacak GUUAM gibi bloklara katılım sağlamıştır. GUUAM’a üyeliği sırasında 1999 yılında, BDT’un bir güvenlik ayağı haline gelen Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ)’dan ayrılması da bir diğer gelişmedir. Ülke 2005 yılına kadar hemen hemen bu çizgide ilerleyen bir dış politikaya sahip olmuştur.

Özbekistan 2005’te yankı uyandıran ayaklanmalara kadar ABD ile iyi ilişkiler geliştirmiştir. Özbekistan, Afganistan’a coğrafi yakınlığı itibari ile 11 Eylül sonrası ABD ile stratejik ortaklık anlaşmaları imzalamıştır. Ancak Rus bağını 1990’lardan itibaren yavaş yavaş koparmak ve bağımsız imajını pekiştirmek için ABD ile oluşturulan bu ilişki özellikle Kırgızistan’da meydana gelen renkli devrimin etkisi ile sekteye uğramıştır. Çünkü Batı destekli olduğu ileri sürülen devrimlerin bir domino etkisiyle kendilerine de sıçraması ülke menfaati açısından risk içeren bir durum olmuştur. ABD’nin insan hakları ve demokrasi vurgusuyla devrimlere bakışını göstermesi Kerimov iktidarının ilişkilerinde bir düşünme sürecine itmiştir. Kırgızistan devriminin hemen ardından 2005’in Mayıs ayında Özbekistan’ın Andican şehrinde meydana gelen halk ayaklanma kıvılcımları Özbek yönetim adına böylesine bir tedbirin gerekliliğini göstermektedir. Kanlı müdahaleler ile bastırılmaya çalışılan ayaklanmalar Batı kurumlarınca eleştirilmiştir. 2005 yılı iki ülke ilişkilerini kopma noktasına getirmiştir. Özbekistan’ın Batı’ya karşı şüpheyle yaklaşmasının sonucu olarak ülkedeki yabancı enstitüler kapatılmıştır. Özbekistan, yabancı NGO faaliyetlerini durdurmuştur. ABD’nin resmi kuruluşlarını sıkı denetime tabi tutmuştur.
Özbekistan, 2001 yılında 11 Eylül terör olayları sonrası ABD ile Stratejik Ortaklık Deklerasyonunu imzalamıştır. Afganistan müdahalesi açısından Özbekistan’da Hanabad Askeri üssünü açan ABD, ilişkilerinin 2005 yılında gelmiş olduğu gergin ortam nedeniyle Özbek yönetim tarafından üssün boşaltılması talebi doğrultusunda Kasım 2005’te üssü boşaltmıştır. Diğer ülkelerdeki askeri üslerini kendi kararları ile kapayan ABD Savunma Bakanlığı, 2005 yılındaki Özbek yönetimin isteği ile ilk kez ev sahibi ülke tarafından üssün boşaltılması talebi ile karşılaşmıştır. Andican olaylarında Özbekistan’ın müdahalesini eleştiren ABD’ye karşılık üssün boşaltılması talebi Özbekistan yönetiminin Rusya’ya alternatif olarak gördüğü ABD’ye, iktidarı tehlikeye düştüğünde gerektiğinde sırt çevirebileceğini göstermektedir. Otoriter Özbek yönetim iktidarına yönelik eleştirilere karşılığı Rusya kartı ile göstermektedir. Sonuç olarak, 2005’e kadar iyi olan Özbekistan-Amerika ilişkilerinin giderek gerilmesine Andican’daki kanlı olayların ABD tarafından sert eleştirilmesi eklenince Özbekistan dış politikasında Rusya’ya yakınlaşmaya başlamıştır. Özbekistan’ın ABD’ye yönelik bu tavır değişikliğinden sonra Çin’e yönelik ılımlı yaklaşımları olmuştur. Ülke ziyaretinde bulunan Kerimov Çin’i güvenilir dost olarak gördüklerini dile getirmiştir. Çin ile 600 milyon dolarlık petrol işbirliği anlaşması imzalamıştır. Diğer yandan, Özbekistan lideri Kerimov, Rusya ile yakın ilişkileri sürdürmüştür. Ancak bu politikalarını uygularken tamamen ABD’ye sırt çeviren ve bir tarafta olduğunu vurgulayan hamlelerden kaçınmıştır. Yine de Rusya ile yapmış olduğu güvenlik anlaşmaları neticesinde Rusya’yı 2005’ten sonra ABD’ye tercih ettiğini göstermektedir. ABD, bu politikalar sonucunda bölgedeki önemli bir müttefiki kaybetmemek adına özellikle Obama yönetimi ile yeniden yakınlaşma çabalarını başlatmıştır. Obama yönetiminde Özbekistan’a üst düzey ziyaretlerde bulunmuştur. Güvenlik algıları nedeniyle ve iktidarına dış etkisinden dolayı tehdit olarak gördüğü ABD’den uzaklaşan Özbekistan yine Rusya’ya yönelik aynı endişeler ile yeniden ABD’ye yakınlaşmaktadır. Rusya ve Çin’i dengelemek maksadıyla ABD’ye yakınlık göstermektedir.
Kırgızistan
Kırgızistan, bölgenin nispeten en demokratik ülkesi olarak görülmektedir. Önceki bölümlerde de aktarıldığı üzere yaşamış olduğu devrimler, halk ayaklanmalarının bölgede etkili olduğunu göstermektedir. Ülke diğerlerine oranla demokratik eğilimlere sahip olsa da ekonomik düzey bakımından diğerlerinden geridedir. Tarıma dayalı fakir bir ülke nitelemesine girebilecek düzeyde olan Kırgızistan, tütün ve pamuk ihracatı yaparak ekonomisini kalkındırma çabasındadır. Ekonomisi ayrıca altın ihracatına da bağlıdır. DTÖ’ye katılan ilk BDT üyesi devlet olan Kırgızistan, bağımsızlıktan 2005 yılına kadar geçen sürede düşüşte olan bir ekonomik göstergede iken sonraki dönemde nispeten yükselişe geçecek bir ekonomik gelişme yaşamıştır (CIA, https://www.cia.gov, 10 Mart 2014’te erişildi). Kırgızistan, Sovyet döneminde ekonominin giderek yolsuzlaşması yüzünden bağımsızlığını elde ettikten sonra bile uzun sürede toparlanamamıştır. Sovyetlerden kalan eski teknolojiye sahip üretim yerleri ve işletmeler, Kırgızistan’ın piyasa ekonomisine geçişini zorlaştırmıştır. Yine de, bağımsızlığın ilk yılları köklü adımlar atılarak yeni döneme geçilmeye çalışılmıştır. Piyasa ekonomisine geçilmiş, özelleştirmeler gerçekleştirilmiş, yapısal düzenlemeler yapılmaya çalışılmıştır. ABD merkezli IMF yardımlarına karşı bu açıdan olumlu bakıp bu desteği kabul etmiştir. ABD öncülüğündeki hegemonik düzene dâhil olmaya çalışmıştır. Ancak ülkenin diğer ülkelere göre daha az ekonomik imkânlara sahip olması ve etnik, siyasi ve sosyal istikrarın sağlanamaması nedeniyle ortaya çıkan toplumsal sorunlar bu süreci zorlaştırmıştır. Özbek- Kırgız gerginliği, ekonomik yetersizliğin etkili olduğu toplumsal sorunlar ve ülkede 2005 ve 2010 yılında yaşanan devrimler büyük krizlere neden olmuştur.
Kırgızistan, ABD’ye 11 Eylül sonrası ülkesinde üs vermesiyle Washington’a yakınlaştığına yönelik bir algı oluşturmuştur. Bu izlenimi ortadan kaldırmak ve Rus antipatisine neden olmamak için Rusya’ya da üs vermiştir. Hatta ABD üssünün boşaltılma talebinde bulunmuştur. Bu durum, ABD Orta Asya politikalarını Kırgız yönetiminin zora sokacağı anlamına gelmekteydi. Ardından, Kırgızistan; Gürcistan ve Ukrayna’dan sonra 2005 yılında ABD’nin sivil toplum kuruluşları aracılığı ile desteği olduğu öne sürülen bir devrim süreci geçirmiştir. Özünde Rus yanlısı bir alt yapısının olmasına rağmen Kırgızistan, Lale Devriminde Batı destekli bir süreç geçirmiştir. Devrim sonrası yönetime Kurmanbek Bakiyev geçmiştir. Böylelikle uygulamış olduğu politikalar ile Rus-Çin sempatisini kaybetmiştir. 2010 yılında yaşanan bir başka halk ayaklanmayla yeniden iktidar değişimi yaşanmıştır. Son dönemlerinde ABD’ye yakın duran Bakiyev yönetimi yerini Rus yanlısı Atambayev’e bırakmak zorunda kalmıştır. Sonuç olarak, git-gellerin yaşandığı Kırgızistan, dış aktörleri birbirlerine dengeleyici unsur olarak görmektedir.

Kırgızistan’daki bu devrimler Rusya ve ABD’nin ve hatta Rusya’nın yanında Çin’in olduğu bölge üzerindeki rekabeti daha net ortaya koymaktadır. Zaten 11 Eylül sonrası politikalar ile ABD’nin bir müttefik arayışı içinde olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Buna karşı Rusya’nın kendi yakın çevresini kaptırmak niyetinde olmaması Çin ile bölgesel ittifaklıklarına neden olmaktadır. Bu rekabetin yansıması da Kırgızistan’da görülmektedir. Özellikle ABD için, Kırgızistan, Çin’e yakın olması itibarıyla ve Rusya-Çin ittifakının kontrol edilebilir olmasını sağlaması açısından önemlidir. ŞİÖ’ne üyeliği ile Rusya yanlısı yönü Kırgız liderinin ABD tarafından hedef gösterilmesine neden olmuştur. Devrimler ile bu sonucun arasında bir bağlantı kurulmuştur. Kırgızistan’ın Rusya ve Çin ile yakınlaşmaya başlayan yönü ABD’nin rekabet alanı olarak Kırgızistan’ı seçmesine neden olmuştur. Kırgızistan ülkede yaşanan sıkıntıları nihai olarak çözmek ve dış baskılara maruz kalmamak için sisteminde yeniliklere gitmek zorunda kalmıştır. Diğer Orta Asya ülkelerine oranla daha demokratik olsa bile liderlerinin büyük yetki ve haklarla donatılmış olması sorgulanma sebebi olmuştur. 2010 devrimin ardından artık yeni anayasa paketi ile ülke demokrasi uygulamaya çalışmıştır. Yeni anayasa paketi halkoyuna sunulmuştur. Yetkilerle donatılmış bir lider yerine büyük yetki ile donatılmış bir hükümet ve parlamentoya geçilmiştir. Bu açıdan sorgulanabilir bir yönetim ABD’nin çıkarına yönelik olacaktır. Ancak Kırgızistan tamamen ABD yanlısı bir politika izlememektedir. Bu durum SSCB’nin dağılmış olmasına rağmen Sovyet ideolojisinin sosyal hayattaki etkisinin tam anlamıyla ortadan kaldırılamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca halkta hâkim olan etnik milliyetçilik duygusu ve demokratik hayatın gereklerine alışmaları ülkede ciddi sorunlara neden olmuştur. Ekonomisinin zayıf olmasından dolayı da Rusya ya da ABD dış yardımlarına açık olmuştur. Dış ekonomik desteklerin devamı için ABD ve Rusya arasında dengeleyici bir politika izlemeye çalışmıştır. Kırgızistan, çıkarına yönelik değişken dış politikasını göstermiştir. Yine de, 2010 yılı sonrasında ABD üssünün 2014 yılında kapatılması talebinde de görüldüğü gibi Rus yakınlığının olduğu bir yönetim görülmektedir.
Tacikistan
Tacikistan, Orta Asya ülkeleri arasında en zayıf olanıdır. Ülke Türk-Fars kültürünün kesişim noktasında dağlık bir bölge üzerine kurulmuştur. Fars-Tacik kökenli Sünni Müslüman ağırlıklı bir halktan oluşmaktadır. Sovyet dönemi boyunca da Rus kültüründen etkilenerek Türk-Fars ve Rus kültürünün karışımından bir toplum oluşmuştur. En fakir ve endüstride en zayıf olan ülke, bağımsızlık sonrası başlayan iç çatışmaları 5 yıl boyunca yaşamıştır. Afganistan’a olan komşuluğu nedeniyle de uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi birçok yasadışı mesele ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. Tacikistan bağımsızlığını kazandıktan sonra Orta Asya’da Rusya’nın en büyük kapılarından biri olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından ülkenin güney bölgesinde Afganistan sınırında başlayan çatışmalar 5 yıl süren ciddi bir iç savaş olmuştur. Sovyetler Birliği sonrası bölgede yerleşmeye çalışan gruplar arasında yaşanan bu gerginlik ülkeye büyük ölçüde zarar vermiştir. Özellikle radikal İslamcı eğilimler ile yüzleşilen sorunlar itibari ile Tacikistan, Rusya’ya yakınlaşan bir çizgide ilerlemiştir. 1992’de Müslüman demokratların gösterileri sonucu Tacikistan devlet lideri R. Nabiyev Rusya’ya sığınmak zorundan kalmıştır. Rusya, Tacikistan’daki bu olaya doğrudan müdahale etmek yerine dolaylı silah desteği ile etki etmeye çalışmıştır. Yine 1992’de iktidara gelen Tacikistan İslam Terakki Partisi ile iç savaş başlamıştır. Savaşın diğer boyutunda Özbek-Tacik çekişmesi ve hatta şehirlerarası yöreler yüzünden çıkan gerginlikler vardır. Boy ve kabile kavgası ülke iç çatışmasına neden olmuştur. Rusya için Tacikistan İslam fundamentalizminin yayılması açısından tehlikelidir. Ancak, Rusya’nın Tacikistan’daki 201. No’lu askeri tümeni ile iç çatışmalar bastırılmıştır. Ülke sınırları Rusya ile olan yakın münasebetlerin sonucu olarak Rus askeri birliklerince korunmaktadır. Rusya, Tacikistan güvenliğine yakın ilişkilerinden dolayı önem vermektedir. Bölgede 20 bin civarı Rus askeri bulunmaktadır. 1998’de yönetime gelen hükümet Rusya tarafından desteklenmiştir. Tacikistan devlet başkanı İmamali Rahmanov seçilmiştir. Rusya’ya askeri desteği itibari ile daha da yakınlaşmıştır. Bölgenin Fars kökenli bir toplum olması ve iç savaşın milliyetçilik duygularını arttırmış olması, ülkeyi savaş sonrası diğer milletlerden uzaklaşmıştır. Ancak daha sonra Tacikistan; Rusya, Çin ve ABD’ye yakınlaşmaya başlamıştır. 11 Eylül sonrası Tacikistan üzerinde Rus, Amerikan ve Çin baskısı artmaya başlamıştır.
1992-1997 yılları arasında yaşanan iç çatışmanın ardından Afganistan’a sınırı olması nedeniyle Tacikistan’ın 11 Eylül sonrası bölgedeki önemi artmıştır. ABD açısından bölge politikalarında kendisine kolaylık sağlayacak olan ülke ile ABD ilişkileri bu tarihten itibaren yakınlaşmıştır. ABD, Tacikistan bağımsızlığını ilk tanıyan ülkeler arasındadır. 11 Eylül sonrası ABD’nin ülkeye vermiş olduğu öneme Tacikistan’ın ılımlı yaklaşımı ile yanıt vermesi ve ABD’ye yönelik yakın temaslarda bulunması 29 Aralık 2001’deki gelişmelerde de görülmektedir. Tacik yönetim; Kulab, Kurgan-Tepe ve Farhar bölgelerinde hava sahalarını ABD kullanımına açmıştır. ABD, ekonomik yardımlarının oranını arttırmıştır. Amerikan yakınlığının vermiş olduğu etki ile olduğu düşünülürse, sınırları içerisinde olan Rus askeri birliklerinden kira bedeli almayan Tacikistan artık kira bedeli almak istediğine yönelik isteklerini dile getirmiştir. Kısa süren Rus-Tacik gerginliğinin ardından olaylar büyümeden Rusya ile olan ılımlı temaslar olumlu yönde devam etmiştir. ABD üssü, coğrafi olarak karışıklığın olduğu radikal İslamcı grupların mücadele alanlarındadır. Bu bağlamda, Tacikistan, radikal grupların yaratmış olduğu sorunların çözülmesinde ABD’nin bölgedeki askeri varlığına da güvenmektedir. Bölgesel karışıklık, Tacik yönetim için üssün ABD kullanıma açılmasında teşvik edici bir unsur olmuştur. Ayrıca ABD’nin Özbekistan ile yaşamış olduğu sorunlar Tacikistan ile yakınlaşmasında etkendir. ABD’ye yönelik ılımlı yaklaşımının bir diğer sebebi de ülke geneli iç karışıklığın sona ermesi isteğidir. Toprak bütünlüğünün sağlanması amacıyla Tacikistan’ın olumlu baktığı ABD varlığı, ülkenin tekrar bir iç karışıklığa gitmemesini sağlayabilirdi. Kısaca, ekonomik olarak ihtiyaç duyduğu ABD ve bağımsızlığından beri sırt çevirmediği Rusya arasında denge kurması devam edecek görülmektedir.
Yararlanılan Kaynaklar
Elif Gürdal, Orta Asya’nın Amerikan Hegemonyasına Eklemlenmesi Ve Bu Süreçte ABD’nin Enerji Politikaları
Zbigniev Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası
Noam Chomsky, Dünya Düzeni: Eskisi Yenisi
Erol Göka, Murat Yılmaz, Uygarlığın yeni yolu Avrasya
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Elif Gürdal’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.