Ortadoğu'da Türkiye'nin Tarihi Ve Büyük Ortadoğu Projesi Bağlamında Türkiye-ABD İlişkileri

Türkiye, coğrafi olarak bölgeye yakın olması ve uzun yıllar iç içe yaşamın neticesi olarak meydana gelen ortak kültürel değerlere sahip olması nedeniyle, hem Ortadoğu ülkeleri, hem de Ortadoğu’yla ilgilenen dünyanın diğer ülkeleri için önemli bir devlet olmuştur. Avrupa veya Amerika’nın Ortadoğu coğrafyası gibi bir bölgeye Türkiye’yi kullanmadan el atmaları kolay bir iş değildir.
“NATO üyesi Türkiye’nin, Avrupa birliği ve İsrail ile yürüttüğü iyi ilişkilerin yanı sıra bölgedeki en büyük askeri güce sahip olması BOP’taki katkısını daha da önemli kıldı.”
Türkiye’nin önemi özellikle SSCB’nin Afganistan’ı işgali, Birinci ve İkinci körfez savaşları sırasında artmıştır. Soğuk Savaş döneminde “Yeşil Kuşak Projesi” içinde yer alan Türkiye, BOP’ta da büyük stratejik öneme sahiptir. Türkiye, halkının yüzde 99’unun Müslüman olmasına rağmen laikliği benimsemiş olması, aksaklıklara rağmen 80 yıldır demokrasi ile yönetilmesi, modernleşmeyi hedef alması ve yüzünü Batı’ya çevirmiş olması sebebiyle ilgi odağı olmuştur.
BOP’un geçmişi birkaç aylık bir çalışmaya dayanmamaktadır. Bu proje üzerinde son yirmi yıldır ABD ve İsrail çalışmaktadır. Günümüzde ise, Türkiye Büyük Ortadoğu Projesinin en önemli ülkelerinden biri olarak gösterilmektedir. Bu görüş Batılı çevrelerde, özellikle Amerikan yetkilileri arasında yaygın olarak paylaşılmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin İslam dünyası için İslam ile liberal demokrasiyi birleştiren bir örnek olabileceği düşünülmektedir. Batı Türkiye’yi model ülke görse de, Arap dünyası tarihsel sürecin de etkisiyle bazı fikir ayrılıklarına düşmüştür.

Bu yazıda hangi bölümler var?

Türkiye’nin Ortadoğu’daki öneminin anlaşılabilmesi için, tarihsel süreçte Türkiye’nin bu bölgedeki dış politikasının incelenmesi gerekmektedir.

Osmanlı imparatorluğu, uzun yıllar hüküm sürdüğü Ortadoğu’da, İngiltere’nin kışkırttığı ulusçu akımlar neticesinde topraklarını kaybetmiştir. Cumhuriyet’in ilanıyla Türkiye komşuları ile iyi ilişkiler geliştirdiği gibi, bölgeye dışarıdan yapılan müdahalelere karşı da, bu durumu benimsemediğini gösteren bir tutum takınmıştır. Atatürk, Suriye ve Irak’ta, İngiltere ve Fransa gibi devletlerin zorba bir uygulama yürüttüklerini ve bu uygulamalar neticesinde de bahsi geçen ülkelerde sürekli karışıklık olduğunu ifade etmiştir. Bu ifade ile Atatürk, İngiltere gibi sömürgeci devletlere karşı bu devletlerin yanında olduğu mesajını veriyor ve bu tutum o dönemde Türk dış politikasının Ortadoğu’daki izlediği siyasetin de genel çerçevesini oluşturuyordu.
Cumhuriyet kurulduğu dönemde Ortadoğu merkezli iki sorun olarak Musul ve Hatay sorunu ortaya çıkmıştır. I. Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı hâkimiyetindeki Musul ve çevresi petrol varlığı sebebiyle, İngiltere, Fransa, Almanya arasında rekabet konusu oldu. Bölge, 1916 tarihli Sykes-Picot Antlaşması ile Fransa’ya bırakılmıştı. Nisan 1920 San Remo Konferansında Fransa, kendisini Ortadoğu’daki menfaatlerini desteklemesi sebebiyle, Musul bölgesini İngiltere’ye bıraktı. İngiltere bölgedeki Hristiyanların güvenliği, İngiliz savaş esirlerine kötü muamele edilmesi gibi sebepler ile Mondros Mütarekesinin 7. maddesine göre Musul’un kendilerine terk edilmesini istediler. Sonuç olarak Musul Irak’a bırakılmış, Hatay da 1939 yılında Türkiye’ye katılmış böylece bu meseleler çözüme kavuşturulmuştur.

Türkiye komşuları ile iyi ilişkiler kurmaya ve Ortadoğu bölgesinde yapılacak operasyonları onaylamama politikalarını ikinci dünya savaşına kadar sürdürmüştür.

Türkiye, bu dönemde Ortadoğu’da çatışmalardan uzak durmaya çalışmış, güvenlik politikasının bir gereği olarak Batı ile ittifak halinde olmaya özen göstermiştir. Türkiye Batı ile sıkı münasebetlerine rağmen, İsrail’in kurulmasına sebep olan taksim kararının görüşüldüğü 1947 BM Genel Kurulunda aleyhte oy kullanmıştır. Türkiye, Filistin görüşmelerinde Arap ülkelerini desteklemiş, Arap ülkelerinin Filistin’e bağımsızlık verilmesi yönündeki karar tasarılarını desteklemiş ve lehinde oy kullanmıştır. Bunun yanında İsrail’in Sovyetlerin güdümünde bir ülke olmadığını anlamasından sonra, Türkiye, İsrail’i ilk tanıyan devletlerden biri olmuştur. Aynı tarihte Harry Truman Kongre’de Türkiye’nin Komünizm’e karşı korunması için desteklenmesi gerektiği ile ilgili bir konuşma yapmıştır.

1955’te Batının teşviki ile oluşturulan Bağdat Paktı projesi içinde Türkiye’nin İngiltere ile birlikte yer alması, Türkiye ile bölge devletleri arasındaki politik farkları derinleştirmiştir. Bu nedenle Bağdat Paktı her ne kadar Türkiye’nin Ortadoğu’daki etkisini arttırma düşüncesiyle yapılmış bir girişimse de Ortadoğu’dan biraz daha uzaklaşmasına neden olmuştur. Türkiye 1956 yılındaki Süveyş Krizi’nde İsrail ile diplomatik ilişkilerini sınırlandırmasına rağmen, yine de Arap ülkeleri tarafından Batının bölgedeki temsilcisi olarak görülmüştür. Türkiye’nin Ortadoğu meseleleri ile ilgili konularda Batıyla yakınlaşması 1964 yılındaki Johnson mektubu olayına kadar devam etmiştir. Bu mektup olayı Türkiye’nin dış politikasını değiştiren önemli bir etki oluşturmuştur. Süveyş Krizi ile birlikte Sovyetlerin Birliği’ne bazı Arap ülkelerinde sempati ile bakılmaya başlanmıştır.

Özal hükümetinin 1980’den sonraki dönemde göreve gelmesiyle, Türkiye’nin Batıyla ilişkileri tekrar düzelmeye başlamıştır.

Özal döneminde Türkiye’yi Ortadoğu açısından ilgilendiren en önemli olay, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgali sonrası patlak veren 1. Körfez Savaşı olmuştur. Türkiye, Irak’ın PKK’ya verdiği destek, güneydoğu Anadolu’daki projesine karşı takındığı tutum ve aşrı silahlanması gibi sebeplerden dolayı, körfez krizinin ilk gününden itibaren Irak karşıtı cephede yer almıştır. Kuveyt’in işgalinde ABD ve Batılı ülkelerin tutumda, bölgedeki petrol kaynaklarının büyük bir çoğunluğunun Irak’ın eline geçmesi ile petrolün Batıya güvenli ve sürekli akışının aksayacağı endişesi önemli rol oynamıştır.
Türkiye’nin tutumunun nedeni ise, bölgedeki dengenin Türkiye aleyhine bozulacağı endişesiydi. Özal’ın aktif taraflılık politikası ile Türkiye, Johnson mektubundan sonra Batıya ve Ortadoğu’ya karşı uyguladığı dengeli politikaları bu savaşta terk etmiştir. Özal bu aktif politikasını ‘bir koyup üç alacağız’ şeklinde açıklayarak bir fırsat olarak değerlendirmiş, ancak olası bir savaşta ne kadar askerin kaybedileceği konusunda yapılan uyarılar neticesinde bu tutumu bırakmıştır.
ABD’nin Ortadoğu bölgesine yönelik ikinci operasyonu, ikinci Körfez Savaşı olarak nitelendirilen Mart 2003 Irak müdahalesidir. Türkiye, Irak’ı işgali konusunda, öncelikle sorunların barışçıl yollardan çözülmesi, Irak’ın BM kararlarına uyması ve BM kararı olmaksızın Irak’a güç kullanılmamasını savunmuştur. Bu bağlamda, Türkiye bir taraftan Irak hükümeti ile diyalog içinde olmaya ve BM ile işbirliği yapmaya ikna etmeye çalışırken, diğer taraftan da bölge ülkeleri nezdinde yaptığı girişimlerle sorunun güç kullanımına varmadan çözülmesi için işbirliği olanaklarını araştırmaktaydı. ABD’nin Türkiye üzerinden Irak’a ikinci cephenin açılmasına izin verecek tezkerenin 1 Mart 2003’te Meclis’ten geçememesi ABD’nin yapmış olduğu planları bozmuştur. “2003 Irak işgali döneminde, ABD ile Türkiye arasında ilk gerilim Irak’ın işgali ile sürerken, Türkiye’nin Kuzey Irak’tan gelecek olası riskleri önlemek için Irak’ın kuzeyine askeri güç sevk etme olasılısı üzerine belirmiş ve Amerikalı yetkililer buna karşı çıkmıştır.

İkinci önemli kriz Bağdat’ın düşmesinin ardından kuzeyde peşmergelerin Kerkük’te başlattıkları yağma olayları ve bu çerçevede Türkmenlere karşı başlatılan saldırı eylemleri üzerine Türkiye’nin Amerikan yönetiminden bölgeyi denetim altına alması aksi halde Türkiye’nin bunu yapabileceğini açıklaması olmuştur.

Diğer yandan, Bush’un kongreden, Irak’ta devam eden savaş için talep ettiği ek savaş bütçesi tasarısında Türkiye için de 1 milyar dolar hibe verilmesi yer alıyordu. İlk önerildiği sırada herhangi bir şarta bağlanmayacağı ifade edilen, Türkiye’ye verilecek 1 milyar dolar hibe, kongrenin onayladığı son metinde, Türk hükümetinin Irak’a özgürlük operasyonunda işbirliğini ve insani yardıma desteğini sürdürmesi ve tek yanlı olarak kuzey ırak asker yerleştirmemesi koşullarına başlanmıştı.
Türk hükümeti şarta bağlı bu yardımı kullanmamıştır. Türk- ABD ilişkilerinin eski doğrultusunda gitmediğinin en açık göstergesi ise 2003 Temmuzunun başında 11 Türk subayının Süleymaniye’de tutuklanması olmuştur. Bu olaydan sonra Türk- Amerikan ilişkileri zedelense de, aynı dönemde Erdoğan’ın ABD’yi ziyareti bazı pürüzlerini üzerini örtmüştür.

ABD’nin Türkiye’ye yüklediği Ankara’nın bölgede Ilımlı İslam rolünü üstlenerek, demokratik Büyük Ortadoğu Projesi için model olması gerektiği durumu, İslam dünyasında Amerikan hegemonyasının kurulması için Türkiye’nin ABD tarafından görevlendirildiği imajını uyandırdı.

Türkiye için ılımlı İslam modeli rolü ordu tarafından da kabul görmedi ve laik bir devletin İslami bir devlet olamayacağı öne sürüldü. Bugün var olan durum ise, Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle politikası bakımından aktif bir tutum izlediği görülmektedir. Bir taraftan Amerika’nın müttefiki olmaya devam eden Türkiye, diğer taraftan Ortadoğu ülkeleriyle de sıkı ilişkiler kurmakta ve Ortadoğu’da Doğu-Batı arasında bir köprü olmaktan fazla bir dış politikası izlediğini söylemek mümkündür. Türkiye’nin hem projeyi ortaya atan devletlerle, hem de Ortadoğu ülkeleriyle bizzat ilişkilerinin olması, Türkiye’nin bölgedeki stratejik konumunu daha da önemli kılmaktadır
Amerika, 11 Eylül terörist saldırısının ardından Ortadoğu’yu yeniden düzenleme projesini başlatmıştır. Türkiye’nin de bölgedeki Müslüman bir toplum olması nedeniyle, Arap ülkelerine model olarak gösterilmek için iyi bir örnek olmuştur. Türkiye’nin konumu ABD ve AB tarafından farklı yorumlanmıştır. ABD 2004 yılında G-8 zirvesine sunduğu raporda Türkiye’yi tanımlarken, Avrupa ise Türkiye’nin Ortadoğu içinde olmadığını düşünmektedir. AB’ye göre Türkiye bir NATO üyesi aynı zamanda potansiyel bir AB üyesi adayıdır. Avrupa,’ya göre Ortadoğu Arap ülkeleri, İsrail, İran ve Afganistan ile sınırlıdır. ABD’nin önde gelen stratejistlerinden Rutsel, Kaplan ve Goblenz Türkiye’nin bölgedeki önemi için şöyle söylemektedirler;
“Türkiye, Ortadoğu’da ideal bir araçtır. Çünkü Türkiye bu bölgede, birleşik devletler stratejisiningelişmesine aktif olarak katılan ve yakın Doğu/Ortadoğu sahnesinde Amerika’nın yüzünü güldüren tek devlettir.”

ABD’li siyaset bilimci Zbigniew Kazimierz Brzezinski Türkiye’nin Amerika ile müttefikliği konusunda şu ifadeleri kullanmaktadır;

“Türkiye yarım yüzyıldan beri Amerika Birleşik devletlerinin müttefikidir; Kore savaşına katılarak Amerika birleşik devletlerinin saygı ve güvenini kazanmıştır. NATO’nun güvenilir ve kati bir üyesidir. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte Gürcistan ve Azerbaycan’ın bağımsızlıklarını kazanmalarına yardımcı olmuştur. Ve Türk dili ve kültürü açısından politik ve sosyal gelişmelerin enerjik bir biçimde sağlayarak, orta Asya ülkeleri için bir model haline gelebilmiştir. ABD’nin bölgedeki eski Sovyet ülkelerinin bağımsızlıklarını destekleme politikalarına destekçi olması açısından çok önemli bir stratejik role sahiptir.”
Brezezinski, Türkiye’nin Ortadoğu ve Orta Asya için önemli bir model olduğunu ve ABD’ye sadakatini sağladığına vurgu yapmaktadır. Bu vurgudan, Büyük Ortadoğu Projesi’nin sadece Ortadoğu ülkelerine değil, Orta Asya ülkelerine de yönelik olduğunu göstermektedir. 2000 yılına gelindiğinde W.Bush hükümeti Türkiye’nin Orta Doğu’ya model olabilmesi için yeni bir yaklaşım getirerek Türkiye’nin ılımlı bir İslam ülkesi olduğunu vurgulamaya başlamışlardır. Zamanın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, her fırsatta Türkiye’nin böyle bir rolü üstlenmeyi arzulamadığını vurgulamıştır.
Bu kişisel ve ideolojik bir tavırdan çok, siyasi bir yaklaşımı ve daha geniş bir çevrenin eğilimini temsil ediyordu. Benzer bir açıklamayı, Genel Kurmay 2. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, görüşmeler için gittiği Amerika’da yapmış ve Türkiye için “ılımlı İslam” tanımın kullanılmasını eleştirmiştir. 28 Ocak 2004’te Başbakan Tayyip Erdoğan Başkan Bush ile yaptığı görüşmenin ardından Türkiye’nin demokratik değerlerin yaygınlaşmasını hedefleyen bu projeye destek vereceğini ve proje içinde anahtar rol oynayacağını söylemiştir. Başbakan Tayyip Erdoğan konuyla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır;

“Türkiye daha demokratik, daha özgür, daha barışçıl bir Ortadoğu görmek istemektedir; böyle bir bölge iyi yönetilecek ve etkin bir şekilde işleyen ekonomiye sahip olacaktır. Bu yanlışlıkla idealizm olarak görülmemelidir. Türkiye’nin kendi çıkarları istikrarlı ve barış içinde; birbirleriyle her düzeyde karşılıklı ilişki kurabilen komşulara sahip olmayı gerektirmektedir. Bu yüzden, Türkiye’nin bölgeye yönelik beklentileri BOP’ un olumlu hedefleri ile uyumludur”.

Başka bir konuşmasında da yine Başbakan Erdoğan hükümetinin BOP eş başkanlarından biri olduğunu ve bu görevi yürüttüğünü dile getirmiştir. Özetle, Türkiye yüz yıla yakın bir süredir ABD’nin sadık müttefiki olarak Ortadoğu bölgesi dâhil ABD’nin politikaları doğrultusunda bir siyaset izlemiştir. BOP ’da bu kapsam içerisinde görünmektedir. Şurası unutulmamalıdır ki ABD, BOP’ u uygulamak ve başarılı olmak için Türkiye’ye muhtaçtır. Türkiye bu durumu kendi lehine değerlendirmelidir. Bütün bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, resmi söylemde ve dış politikada desteklenen Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesindeki aktif rolünün, Türkiye açısından iç ve dış sorunlar doğurması muhtemel görünmektedir.
Yararlanılan Kaynaklar
Hamit Çelik, Ortadoğu’da ABD Politikaları Ve Büyük Ortadoğu Projesi
Ergin Ayan, Ortadoğu’ da Yap-Boz
Metin Aydoğan, Türkiye Nereye Gidiyor
Mahir Kaynak, Büyük Ortadoğu Projesi ve Türkiye Üzerine Stratejik Analizler
Vedat Yenerer, Düşman Kardeşler: ABD İşgalindeki Irak’ta Arap, Kürt ve Türkmen Çatışması
Faruk Sönmezoğlu, Uluslararası ilişkiler Sözlüğü
Talat Turhan, Küresel İhanetin İçyüzü ve Arap Baharı
Sayim Türkman, ABD, Ortadoğu ve Türkiye
Ulvi Keser, Dünyanın Kaynayan Kazanı Ortadoğu
Hüseyin Latif, ABD’nin Türkiye’ye Biçtiği Rol
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Hamit Çelik’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.