içinde , ,

Osmanlı Basınında Sosyalizm

Osmanlı Devleti’nde sol veya sosyalist fikirler her ne kadar II. Meşrutiyet’le birlikte kurumsal bir kimlik kazanmaya başlamışsa da, Türk kamuoyunun bu fikirlerle tanışması çok önceki tarihlere kadar uzanmaktadır. Tanzimat döneminden itibaren Osmanlı aydınının en temel problemi hiç şüphesiz ki bu ülke nasıl kurtulur sorusuna cevap verebilmektir. Mevcut siyasi idare ile bu sorunun cevabını bulmanın mümkün olmayacağına, cevap bulunsa bile uygulanamayacağına inanan, Türk siyasi hayatının örgütsüz ilk muhalefet grubunu oluşturan Yeni Osmanlılar veya Jön Türklerle başlayan düşünsel alt yapı ülke sınırları içinde zamanla değişik fikir akımlarının doğmasına yol açmıştı. Ancak bu fikir akımları 1908 yılından sonra sistemli bir şekilde ortaya çıkmaya başlamıştır.
II. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkan bu fikir akımları içerisinde en zayıf olanı hiç şüphesiz ki sosyalizm akımıdır.
Sosyalist ideoloji, Osmanlı toplumu tarafından pek kabul görmemiş olmasına rağmen dönemin aydınları arasında tartışma konusu olmuş, basın ve yayın organlarının sayfalarında ve ders kitaplarında kendisine yer bulabilmiştir. Dünya sosyalizminin eylemsel anlamda başlangıç tarihi olarak kabul edilen Fransa’daki Haziran 1848 ayaklanmasına, Osmanlı basını seyirci kalmamıştır. Dönemin önemli gazetelerinden Ceride-i Havadis, 400 ile 500. sayıları arasında sütunlarında 1848 ihtilallerine dair oldukça geniş yer ayırdığı gibi Blanqui, Louis Blanc ve Leroux gibi ünlü Fransız sosyalistlerinin de Türk okurları tarafından tanınmasını sağlamıştır. Ceride-i Havadis’in “yarı resmi gazete” statüsü, Osmanlı Devleti’nin ihtilallere ve ihtilallerin yaymış olduğu fikirlere bakış açısını ortaya koyması açısından ayrıca önem arz etmektedir.

Ceride-i Havadis’in 463. sayısında, Fransa’da ihtilale katılan ve gazete tarafından “erbab-ı fesad” olarak isimlendirilen ihtilalcilerin yargılanmalarının tamamlanarak Fransa’ya tabi kolonilere veya Fransa’ya yakın adalara sürülmelerine karar verildiği belirtilmiştir.

Gazetenin 466. sayısında ise “Fesadat-ı vak’aya karışmış olduğundan dolayı hapse ilka kılınmış olanlardan mürtekip oldukları kabahatleri hafifçe olmakla ancak bir sene tevkif olunması münasip görülmüş bulunan kimselerden altı ay kadar hapiste kalmış olanların” imparator tarafından affedildiğine dair bir haber yayınlanmıştır. 483. sayıda “sosyalist takımından bir kişinin” daha Fransız Meclisi’ne aza olarak tayin edildiğine dair kısa bir bilgi vardır.
Sosyalistlerin parlamentoda artan sayılarından endişe duyan Fransız hükümeti, artan sosyalist muhalefetini sindirmek amacıyla bir takım tedbirler almak zorunda kalmıştır. Fransız hükümetine göre “avam-ı nas” yani ayak takımı olarak kabul edilen alt tabaka insanların hemen hemen tamamı sosyalistti ve bunların sayısı her geçen gün artıyordu. Hükümete muhalif olan sosyalistlerin mecliste çoğunluğu sağlamamaları için “hükümet-i müşarünileyhanın emriyle bir meclis-i muvakkat tertip olunmak” ve bunu halka kabul ettirerek sosyalistlerin muhalefetini sindirmek çaresi düşünülmüştü. Sosyalistlerin muhalefetini sindirmek amacıyla Fransız hükümetinin aldığı tedbirler bununla sınırlı değildi.
Ceride-i Havadis’in vermiş olduğu bir haberde “Fransa’da mevcut sosyalist takımının en meşhur olan cemiyetgâhlarının üç adedi” hükümet tarafından kapatılmıştı. Burada önemli olan Osmanlı Devleti’nin ve Türk basınının ihtilallere ve ihtilalcilere bakış açısıdır. Yukarıda örneklerini verdiğimiz gibi Fransa’da ihtilale karışmış olanlar, erbab-ı fesad, bu kişilerin oluşturmuş olduğu siyasi teşekküller de, “fesad cemiyeti” olarak tanımlanmıştır. Ancak 1848 ihtilallerinden ziyade 1871 yılı, Osmanlı basınının ve aydınlarının ciddi anlamda sosyalist ve komünist ideolojileri tartışmaya başladığı yıl olmuştur.

1871 yılında Fransa’da kurulan Paris Komün’ü ile ilgili olarak da dönemin resmi devlet gazetesi olan Takvim-i Vekayi’de ayrıntılı olarak yer alan haberler, Osmanlı Devleti’nin sol, sosyalist veya komünist fikirlere bakışını ortaya koyması açısından önem arz etmektedir.

Takvim-i Vekayi’nin 1454. sayısında komünle ilgili çıkan bir haberde “Komün Heyet-i İhtilaliyesi’ne dehalet etmiş olan erbab-ı cinâyâttan 20.000 kişinin cezaları tertip olunmuş olup muhakemeleri derdest olan 12.000 kişiden 2.500’ünün tahliye olunacağı ve 7.000 kişinin mahkemesi dahi 3 aya kadar hitam bulacağı ve bunlardan maada olarak 1.000 kişi dahi taht-ı tevkifte ise de bunların da mazhar-ı afv olacakları” belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi komüncüleri “erbab-ı cinâyat” olarak tanımlayan devletin resmi yayın organı Takvim-i Vekayi gazetesi, Enternasyonal’le mücadele etmek amacıyla Fransız Meclisi’nin hazırlamış olduğu bir kanun layihasını okurlarıyla paylaşmıştı. Yedi maddeden ibaret layihada şu hükümler bulunmaktadır:
1. Madde: Tasarruf hakkına, aileye ve vatanın bölünmez bütünlüğüne devletin tanımış olduğu resmi din aleyhinde yapılacak her türlü saldırı yasaklanmıştır. Hangi isim altında olursa olsun, “asayiş-i ihlal” etiklerinden dolayı amele cemiyetleri ve grevler yasaklanmıştır.
2. Madde: Layihanın yayınlanmasından sonra her kim ki bu tür “fesat cemiyetlere” üye olursa veya üye olduğu halde üyelikten ayrılmazsa, üç aydan iki seneye kadar hapis ve 50 Frank’tan 1.000 Frank’a kadar para cezası ile cezalandırılacağı gibi Fransa Ceza Kanunu’nda belirtilen medeni haklardan da mahrum kalacaktır.
3. Madde: Bu tür cemiyetler tarafından her hangi bir memuriyete atanmış veya bilerek bu cemiyetlerin propagandasını yaparak yardım toplayanlara 5 yıl hapis ve 2000 frank para cezası verilecektir. Bu kapsama giren vatandaşlar Fransız tabiyetinden çıkarılarak kendilerine “ecnebi” gözüyle bakılacaktır. Ayrıca polis tarafından bu kişiler hakkında gerekli olan “tedabir-i inzibatiye” icra kılınacaktır.
4. Madde: Bahse konu cemiyetlere veya bunların şubelerine bilerek “mahal-i içtima” vermiş olan kimseler bir aydan altı aya kadar hapis ve 50 Frank’tan 500 Frank’a kadar para cezası ile cezalandırıldıktan başka haklarında Ceza Kanunnamesi’nde belirtilen cezalar dahi icra olunabilecektir.

5. Madde: Fransa Ceza Kanunnamesi’nin 463. maddesinde belirtilmiş olan “hapis ve ceza-yı nakdi” cezalar dahi “mevadd-ı nizamiyeye tatbik kılınarak” fesat cemiyetlerine dâhil olanlara uygulanacaktır.

6.Madde: Gerek Ceza Kanunnamesi’nde ve gerek bundan önce yürürlükte bulunan çeşitli kanunlar işbu nizamname haricinde bulunan “ahkâm-ı cezaiye” eskisi gibi devam edip, halen yürürlüktedir.
7. Madde: İşbu nizamname herkese malum olduğu gibi çoğaltılarak ilan edilecektir.” Takvim-i Vekayi 1468. sayısında da “… kimisi Kırmızı Cumhuriyet bayrağını ref’ ile vatanlarını tekrar kırmızıya boyamak isterler ve kimisi dahi Komün heyetini canlandırıp vatanlarını imate etmek isterler” diyerek Komüncüleri vatanlarını yakan, yıkan “politika fesatçıları” olarak nitelendirir.
Gazete 1473. sayısında komünle ilgili vermiş olduğu bir haberde de, komüncüleri baği yani şaki veya eşkıya olarak tanımlamıştır.
Devletin resmi yayın organlarının dışında bazı özel gazetelerin de Komün’e ve komüncülere bakış açısında herhangi bir fark yoktur. Hatta dönemin önemli yayın organlarından Hakayık-ül Vekâyi gazetesi, belki de komünü ve komüncüleri en sert dille eleştiren gazetelerin başında gelmekteydi. Gazete I. Enternasyonal’i “Enternasyonal Şirket-i Fesadiyesi” olarak tanımlamıştır. Komüncülerin Paris’te resmi olarak komünist prensiplere dayalı hükümet kurmalarından dört gün sonra Hakayık-ül Vekâyi gazetesinde “Komünizm” başlığıyla yayınlanan bir makale bunun en güzel örneğidir. Makalede komünizm, “tesâvi-i emvâl ve iştirak-i evlâd-u iyal” yani mülk ve kadın ortaklığı olarak tanımlanmıştı. Yazara göre komünizm çok eski bir batıl inançtı ve tamamen hayal ürünüydü. Bundan dolayı da teorik olarak bazı yazarların eserlerinde kalmıştı ve şimdiye kadar uygulanma imkânı bulamamıştı.

Komünizm iddiasında bulunanların dayanak noktası ise şudur:

Toplumsal bir varlık olan insan, hayvanlar gibi tek başına yaşamayıp, bir birinin yardımına ihtiyaç duymaktadır. Toplumsal menfaat ve faydalar da toplumun geneli için kullanılmak zorundaydı. Bu yüzden hiç kimse özel mülkiyete ve bu mülkiyet üzerinde tasarruf hakkına sahip olmamalıydı. Hatta böyle bir toplumsal düzende evlenmek, karı-koca olmak ve aile kurmak dahi uygun görülmezdi. Doğacak çocukların anası ve babası belli olmayacaktır. Hal böyle olunca da durum “bazı hayvanat gibi rast gelen dişi ile çiftleşip vatan evlâdı namıyla bir takım piç yetiştirmekten ibaret” olacaktır. Yazar Fransa’da komünist ideoloji taraftarının diğer ülkelere göre daha fazla olduğunu ve her fırsatta “Kızıl Cumhuriyet” ve mutlak eşitlik sloganıyla sokaklara döküldüklerini ifade etmiştir.
Hatta “Kızıl Cumhuriyet” taraftarları özgürlük ve eşitlik kavramlarını o kadar suiistimal etmişlerdir ki, insan isterse çıplak da gezebilir diyerek sokaklarda çırılçıplak dolaşmaya dahi cesaret etmişlerdir. Yazar ise bu fikirleri savunanların iktidar olması durumunda, insanı hayvandan ayıran en önemli özelliklerden “ırz ve namus” kavramlarına ek olarak dine, kanuna ve ilme olan ihtiyacın da ortadan kalkacağını iddia etmiştir. Bunun sonucunda da Cenab-ı Hakk’ın “eşref-i mahlûkat” sıfatını verdiği insanlar, bu sıfatı terk edererek “hayvanat gibi yalnız dünbâle-i cünban (kuyruk sallayarak) olup” gezecektir diyen yazari komün taraftarlarını sert bir dille eleştirmiştir.

Bu makaleye cevap vermek amacıyla yazılıp yazılmadığı bilinmeyen ancak komünü ve komüncüleri “iştirak-i emval ve iyal” taraftarı olarak tasvir edenlere cevap vermek maksadıyla kendisi de 1871 yılında komüncüler safında Almanlara karşı mücadele etmiş olan İbret gazetesi yazarlarından Reşad Bey “Devair-i Belediye Tarafdaranı” başlıklı bir makale yayınlamıştı.

Reşat Bey, Fransa’nın ister Komün ile isterse imparatorlukla idare edilmesinin ülkemize herhangi bir faydasının veya zararının olmayacağını, ancak Komün ihtilali yapıldığı sırada Avrupa’da bulunmasından dolayı bu konu hakkındaki görüş ve düşüncelerini okurlarla paylaşmanın doğru olacağına inandığı için böyle bir makale yazma gereği hissettiğini ifade etmiştir. Makalenin giriş kısmında “burada söylediğini bilmemek ve bilmediğini söylemek illetine müptela olan bazı ukalanın neşriyatına bakarak Paris’in ihtilâl-i ahirine sebep Devair-i Belediye Tarafdaranı’nı iştirak-i emval ve iyal mezhebinde zannolunmuş gördüm.

Vakıa Komün maddesinden müştakk olan komünist kelimesi iştirak-i emval ve iyal fikr-i fasidinde bulunan bir iki bedbaht isim olmuş ise de bunu tamim ile Komün tarafdaranına dahi komünist demek ve komünist ile komünalisti fark edecek kadar Fransızca bilmeden Fransa’nın ahvali hakkında beyan-ı mütalaaya kalkışmak cehaletten hâsıl olma gayet maskara bir cesarettir.” diyen Reşat Bey, komün karşıtlarına karşı çok sert eleştirilerde bulunmuştur. Reşat Bey, 1871 yılında Fransa’da devrim yapan kadroları yani komünarları komünist olarak tasvir edenleri komünist ile komünalist’in ayrımını yapamayan “ukala ve maskara” olarak nitelendirmiştir.
“Bunlar iki ay kadar Paris’te hükümet ettiler. İştirak-i emval kaide-i fasidesini icra eylemek şöyle dursun parasını peşin vermeden kimseden bir habbe aldılar mı? Ve Fransa Bankası’nda milyonlarca akçe mevcut ve idaresi kendi ellerinde iken bir akçesine dokundular mı? Para lazım oldukça Paris şehri namına senet vererek cüz’i bir şey aldılar. Onun da cümlesi idare-i belediyeye ve askere sarf eyledikleri divan-ı harpte muhakeme olundukları zaman sabit oldu. Hal böyle iken onlara iştirak-i emval taraftarı demeğe hakkaniyet razı olur mu?
Ailenin hürmet ve hususiyetine riayet en kuvvette bulunan ve günden güne terakki etmekte olan Amerika’da, İngiltere’de, Belçika’da, İsviçre’de komün usulü mevcut iken bu usulün Fransa’da dahi tesisini isteyenlere iştirak-i iyal taraftarı demeğe akıl cevaz verir mi? diyerek muhaliflerin komün ve komünarlar aleyhinde ileri sürmüş oldukları düşünceleri çürütmeğe çalışmıştır.”

Bu makalenin yayınlanmasından üç gün sonra Basiret gazetesi “Devair-i Belediye Tarafdaranı serlevhasıyla İbret’in üç numrosundaki bend kemal-i dikkat ve ehemmiyetle okundu.

Devair-i Belediye Tarafdaranı’nı müdafaa yolunda söylenen sözler o kadar doğru o kadar haklıdır ki Tiyer bile insafının huzurunda mes’ul-ü şerefine nail olduğu bir gece bu sözlere işitmiş olsa tasdikten başka bir suretle elinden ve dilinden kurtulamazdı.” diyerek İbret gazetesini yayınladığı bu makaleden dolayı tebrik etmiştir. Basiret gazetesi de Devair-i Belediye Tarafdaranı’nın mal ve kadın ortaklığının savunucuları olarak gösterilmesine karşı çıkmış ve iştirak-i emval ve iyal tartışmasına katılmıştır.
Basiret’e göre dünyadaki gelişmeler, insanları o kadar mı küçültmüş ki, hayvanlarda bile ancak ölümle son bulan aşk ve eş sevgisini insanlar kaybetmiş olsun. Gazeteye göre komünarlar hürriyet savaşçılarıydı ve “hürriyet-i kâmileyi muhafaza kanlarını silkerek tavuk gibi çırpınmaları hürriyetperver olanlar için kıyamete kadar ağlamaya mecburiyet gösterecek bir hal iken bunlara şaki ve vahşi nazarıyla bakmak” büyük bir haksızlıktı. Makalenin sonunda, hükümet kuvvetleriyle girdikleri mücadeleyi kaybettiklerinden dolayı komünarların “şaki, vahşi, zalim” gibi bir takım sıfatlarla tasvir edildiği, fakat mücadeleyi kazanmış olsalardı hürriyetperver, çalışkan, cesur, adil v.b ne kadar iyi ve güzel sıfat varsa komünarlara yakıştırılacağı da iddia edilmiştir.
Reşad Bey’le birlikte komün saflarında mücadele etmiş olan Nuri Bey de, İbret gazetesinde yayınlanan “Medeniyet” başlıklı bir makale ile komün’ü ve I. Enternasyonal’i savunmuştur. Aynı toplumda yaşayan bireyler arasında dahi medeniyet kavramının farklı anlamlara gelebileceğine dikkat çeken Nuri Bey, birilerine göre insanların maddi olarak ilerlemesine hizmet eden medeniyetin bir başkası için de “mahv-ı mezalimden” ibaret olduğunu belirtmiştir. Enternasyonal’in amacını: “Enternasyonal namıyla maruf olan cemiyet ki Avrupa’nın bazı mahallerinde garazen, burada ise cehlen asayiş-i umumiyi ihlâle sa’y heyet bilinmiştir. İşte o cemiyetin maksadı sırf medeniyetten murad olunan neticeyi hâsıl etmek” şeklinde açıklayan Nuri Bey, Osmanlı toplumunun cehaleti yüzünden Enternasyonal’in ülkemizde pek fazla tanınmadığını belirtmiştir.

II. Meşrutiyet döneminde de bazı basın yayın organlarında sosyalizm, özellikle de sosyalizm eleştirisi üzerine makaleler yayınlanmıştır.

Hak gazetesi de yayınlamış olduğu “Sosyalizm ve Anglosaksonlar” başlıklı üç serilik makale ile sosyalizm eleştirisi yapmıştır. Sosyalizm’in Almanya orijinli bir fikir olduğunu belirten gazete Alman sosyalizmini İnkılâpçı, Muhafazakâr, Protestan, Katolik ve Kürsü Sosyalizmi olarak beş alt gruba ayırmıştır. Bunlar arasında da çalışma süresinin, ücretlerin, bütün tayinlerin ve halkın saadet ve mutluluğunun siyasi otoritenin tasarrufunda olması gerektiğini savunan inkılâpçıları Almanya’daki en önemli sosyalist grup olarak nitelendirmiştir.
Gazete, sosyalizmin özel mülkiyetin ortadan kaldırılması ve üretimin devlet kontrolüne girmesiyle insanlar arasındaki eşitsizliklerin ortadan kaldırılabileceği iddiasını “fukara hamakatının zekâya harp ilan” etmesine benzetmişti. Bazı sosyalist ideologların da “kendi iddialarına ve kendi meslek-i müttehazalarına inanmayacak kadar zekâ sahibi” olduğunu belirten gazete, bu tür kişilerin iktidara gelmesi halinde daha önce savunmuş olduğu fikirleri terk ederek kendi iktidarlarını sağlamlaştırma gayreti içerisine düşeceklerini iddia etmiştir.
Servet-i Fünun gazetesi ise, “Avrupa’dan Bize Çabuk Gelen Haller” başlığıyla yayınlamış olduğu yazıda, Avrupa’dan önce işçi sendikalarını, sonra grevleri, sonra kulüp ve cemiyetleri aldığımızı belirterek, Avrupa’nın medeni hayatına bunların hiçbir katkısının olmadığını aksine ilerlemesini durdurduğunu iddia etmiştir. Avrupa’dan grevi, sendikayı, kulübü alacağımıza biraz da Avrupalıların nasıl çalıştıklarını, nasıl para kazandıklarını, memleketlerinde ziraatı, ticareti, sanayiyi nasıl geliştirdiklerini ilim ve maarife nasıl değer verdiklerini öğrensek ülkemiz için daha faydalı adetler getirmiş oluruz. Gazetenin ifadesine göre “hâlbuki bizde sanayi ve mesaiye ait hayattan eser yok. Sermayemiz ise biraz hüsn-ü niyetle kuru laftan ibarettir. Biz bu haldeyken eshab-ı sermayeyi ürkütecek, memleketimize sermaye getirmek isteyenleri fikirlerinden caydıracak sosyalizm tariklerine girersek halimize gülerler.”

Servet-i Fünun’un bu tespitlerine karşılık Ali Namık, sanayileşme anlamında Avrupa’nın çok çok gerisinde kalan ülkemizde sosyalist fikirlerin yayılmasının da Avrupa’ya göre oldukça zor olacağını, fakat bu hiç olmayacak veya olamayacak anlamına da gelmeyeceğini iddia etmiştir.

Köylülerin ve gündelikçi işçilerin Osmanlı’da az da olsa bir işçi sınıfı oluşturduğuna dikkat çeken Ali Namık, iş kollarının artmasına bağlı olarak zamanla işçi sınıfında da artış olacağını iddia etmiştir. Genç Kalemler dergisi de “Yeni Hayat ve Kıymetler” adlı yazısında sosyalistleri ütopyacı olarak nitelendirmiştir. Yukarıda da görüldüğü gibi Avrupa’da siyasi, sosyal, ekonomik v.b. birtakım değişimlere neden olan sosyalist fikirler, 1848 ihtilalleriyle birlikte Osmanlı gazetelerinin sütünlarında yer almaya başlamıştı.
Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis gibi resmi veya yarı resmi gazeteler, Avrupa’da ortaya çıkan sosyalist veya komünist fikirleri “zararlı” olarak nitelendirirken, Basiret ve İbret gibi dönemin en önemli özel gazetelerinde de sosyalizmden övgüyle bahseden yazılar yayınlanmıştı. Sosyalizmin teorik tahlilini yapamayacak kadar sosyalist fikirlere yabancı olan Osmanlı basını, özellikle “iştirak-i emval ve iyâl” kavramı üzerinden sosyalizm eleştirisi yapmaya çalışmıştır.
Yararlanılan Kaynaklar
Serkan Erdal, Osmanlı Devleti’nde Sosyalist Faaliyetler Üzerine Bazı Örnek İncelemeler
Genç Kalemler, Cilt: II, No: 8, 10 Ağustos 1327 / 23 Ağustos 1911
Servet-i Fünun, 13 Mayıs 1326 / 26 Mayıs 1910
Takvim-i Vekâyi, 3 Muharremülharam 1289 / 13 Mart 1872, No: 1463
Takvim-i Vekâyi, 15 Muharremülharam 1289/ 25 Mart 1872, No: 1468
Takvim-i Vekâyi, 27 Muharremülharam 1289/ 06 Nisan 1872, No: 1473
Ceride-i Havadis, 4 Safer 1266 / 20 Aralık 1849, No: 463
Ceride-i Havadis, 20 Safer 1266 / 05 Ocak 1850, No: 466
Ceride-i Havadis, 1 Recep 1266 / 13 Mayıs 1850, No: 483
Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’nin Siyasi Hayatında Batılılaşma Hareketleri
Kerim Sadi, Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı
Aclan Sayılgan, Türkiye’de Sol Hareketler (1871–1972)
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Serkan Erdal’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Yazan Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çin’in Enerji Politikalarının Temelleri ve Ekonomik Kalkınmasında Enerji Kaynaklarının Rolü

Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Astronomi Çalışmaları