GenelTarih

Osmanlıların Dağılma Dönemi, Hamidiye Alayları Ve Kürt-Ermeni İlişkilerine Etkisi

II. Abdülhamit zamanında kurulmuş olan ve onun adıyla anılan Hamidiye Alayları, genel olarak yerel asayiş ve güvenlik hizmetleriyle ve gereğinde Ordu birliklerine yardımcılık hizmetleriyle yükümlü Süvari alaylarıdır. Bu alayların bir özelliği de, atların ve donatımların bu orduya katılanlar tarafından sağlanması ve her an hazır bir kuvvet şeklinde çağrılıp toplanmalarıdır. 1893’te çıkarılan bir emirle bu birlik askeri disiplin ve kanunlara bağlanmıştır. Alanın önemli isimlerinden olan Prof. Dr. Bayram Kodaman, Hamidiye Alayları’nın kuruluş amacıyla ilgili olarak şunları ifade etmektedir:

”Osmanlı Devleti’nin askeri ve mülkî otoritesini maddi ve manevi olarak uygulamak, resmi otoritenin yetmediği durum ve zamanlarda yerel kuvvetlerden yararlanmak, Müslüman halkı ve reis, şeyh gibi yerel otoriteleri himaye etmek ve onları saltanat ve hilafet merkezine bağlamak, doğu bölgelerine Batı taraftarı ve hayranı olan memurları görevlendirmemek, büyük devletlerin uygulamakta ısrar ettikleri reform isteklerini geciktirmek ve uygulamamak, yalnızca Ermeniler lehine olacak reformları yapmaktan kaçınmak, Ermenilerin çıkaracağı her türlü olaya zamanında müdahale etmek ve buna karşılık aşiretlerden askeri birlikler teşkil ederek onları silahlandırmak, Amerikalı ve İngiliz misyonerleri başta olmak üzere misyonerlik faaliyetlerinde bulunan tüm Avrupalı misyonerin faaliyetlerini engellemek veya kontrol altında tutmak olduğunu belirtmiştir. 1891 yılında doğu illerinde kurulan 36 adet atlı Hamidiye Alayından her biri bin iki yüz atlı idi. Her alayın başında o aşiretin eski reisi kaymakam olarak yer almaktaydı. Her alayda iki binbaşı, dört yüzbaşı ve sekiz mülazım bulunurdu. Bunların çoğu okuma yazma bilmezdi. Eratın silahlarının çoğu eşkiyalıkta kullandıkları silahlar olmakla birlikte bir kısmı da devlet tarafından sağlanmıştır. Ümera ve zabitanın kılıçları ve elbiseleri ise devlet tarafından sağlanmıştı. Hamidiye alayları neredeyse tamamen Kürt aşiretlerinden oluşturulmuştur. Aşiret reisleri ve onun adamları arasından seçilen kimseler, kırsal bölgede asayişi sağlamak üzere silahlandırılmıştır ve kendilerine haklarında yapılacak bir şikayetle ilgili bir endişe duymamaları söylenmiştir. Böyle bir durumda bu aşiret reisleri hem kendi aşiretine hem rakip aşiretlere karşı kendilerini çok güçlü hissetmişlerdir.”

1894 yılında bir çok Ermeni ve Kürt bu alaylardan oldukça fazla zarar görmşlerdir. Devletin güvenlik birimleri olarak düşünülen ve Kürt Aşiretlerinden oluşturulan bu birlikler ilk kurulduklarında padişaha oldukça sadıktılar. Ancak zaman geçtikçe kendi içlerinde güçlenip merkezi bürokrasiyle çatışma içine girdiler. Bunun sonucunda ise yağma, çapul ve başlarına buyruk hareketleri ile Hıristiyanlara ve rakip Kürt aşiretlerine saldırmaları ile ün saldılar. O dönemde İstanbul’da Rusya Büyükelçisi görevinde bulunan İ.A. Zinoviev şunları yazmıştı:

“Kürt boylarının reisleri askeri rütbeler alınca kendilerini Anadolu’nun mutlak efendileri sandılar ve önceleri Hristiyanlar (Ermeniler), sonraları ise Müslümanlar için de bir felaket oldular…”.

Görülen o ki Hamidiyelerin baskınları sonucunda yalnız Türkler, Ermeniler, Araplar değil göçebe Kürtler de zarar gördü. 1895 yılına ait Osmanlı Belgelerinde Hamidiye Süvari Alayları’nın halka karşı tavrına dair bazı örnekler bulmak mümkündür. Olayları örnekler üzerinden kısaca bir gözden geçirmekte fayda vardır.

Bu konuyla ilgili olarak elimizde bulunan ilk belgede; 1895 yılında Van’da Hristiyan köylerinde geşt ü güzar eden yani gezip dolaşan Hamidiye Süvari Alayları’ndan bahsedilmektedir. Bu alaylar ve Haydaranlı Aşireti’ne mensub bir takım Kürt grubunun ahaliye ve gelip geçenlere zarar verdiği belirtilmektedir. Bu durumun önlenmesi ve büyük bir fenalığa meydan vermemesi için gereken tedbirlerin alınması gerekmektedir. Miladi 4 Nisan 1895 tarihinde Dahiliye Nezareti’ne Van’dan çekilmiş bir telgrafname bu durumu hükümete bildirmekte ve gerekli tedbirlerin alınmasını istemektedir. Aynı yıla ait diğer bir belgedeki olaya bakalım: Van ve mülhakatında, Hamidiye Süvari Alaylarına mensup bazı aşiret rüesası ve Şemseki Aşiretinden bir kısım Kürtler hakkında şikayetler vardır. Bu şikayetlerde, Hamidiye’den ve Şemseki aşiretinden olan kimseler tarafından Ermeni karyelerine tecavüz edildiği, Ermenilerin mallarına ve eşyalarına zarar verildiği belirtilmiştir. Bu hususta yardım için Van Valisi ve Erzurum İngiliz Konsolosu Robert Bendam Graves, Doğu Vilayetleri Umum Müfettişi Şakir Paşa’ya müracaat ederek ondan yardım istemişlerdir. Bir diğer belgede: 1895 yılında Bitlis’de Ermeniler tarafından çıkarılan olaylar üzerine Muş Sancağı dahilinde bulunan ve Hamidiye Alayları mensubu olan Hüsnanlı ve Cibranlı aşair efradı tarafından bazı Ermeni köylerine hücum edilme ihtimalinden söz edilmektedir. Hal böyleyken bu konuda tedbir alınması ve bu konuyla ilgili olarak orduya tebligat yapılması için Seraskeriğe yazı ile bilgi verilmiştir.

Van’ın Adilcevaz ve Erciş kazalarına bağlı Ermeni karyelerinde (köylerinde) Bitlis hadisesinden sonra yeniden vukuatlar başlamıştır. Haydaranlı aşiretinden Emin, Hüseyin, Hacı Temur ve Hacı Hasan Ağa takımlarına bağlı Hamidiye ümera, zabitan ve efradına bağlı kişiler iki gün boyunca on beş Ermeni karyesine taarruzda bulunmuş ve Ermenilerin mallarını ve hayvanlarını gasp etmişlerdir. Bu konuyla ilgili olarak Dördüncü Orduyu Hümayun Müşiriyeti Celilesine bilgi verilmiş ve bu konuda destek ve yardım istenilmiştir. Örneklerde de görüldüğü gibi Hamidiye Alayları içinde görev alan Kürtler bu yapı içinde onlara avantaj sağlayan özelliklerini hiç çekinmeden kullanmışlardır. Bu da onların devlet içindeki diğer unsurlarla ikili mücadeleye girmesine ve ülke içinde sorunlar yaratmasına sebep olmuştur. Bu durum, Kürtlerin özellikle de Ermenilerle olan ilşkilerine büyük ölçüde yansımıştır. Bunun sebebinin, Ermenilerin Hıristiyan olmaları ve bu nedenle de diğer devletler tarafından destekleniyor olmasıyla ilgili olabilir. Bir diğer sonuç ise, bir çok Kürt Ermeniler arasında İslam dinini yaymanın kendilerine güç kazandıracağına inandı. Şimşir’in İngiliz Belgeleri’nden aktardığı örneğe baktığımızda bunu daha iyi örnekleyebiliriz:

Diyarbekir Vilayeti’nde yaşayan Ömerli Aşireti, kendi aşiretlerinden birinin Ermeniler tarafından öldürüldüğünü duyunca yaşadıkları dağlardan inerek olayın geçtiği Ermeni köyüne gelirler. Bu durumla ilgili olarak aşiret üyeleri, adam öldürme suçunu işleyen Ermenilere üç şart sunarlar. Bu şartlardan biri, orada yaşayan tüm Ermenilerin İslam dinini kabul etmelerini ve Müslüman olmalarını içeren şarttır. Alman kaynaklarına göre bu yıllarda girişilen mücadelelerde -yaklaşık olarak 1894 ve 1896 yılları arasını içeren dönemde- Kürtler verdikleri mücadeleyle 2493 köyü İslam dinine çevirmişler, 456 kiliseyi tahrip ederek yıkmışlar ve 649 kiliseyi de camiye çevirmişlerdir.

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi Hamidiye Alayları’nın kurulmasının ve özellikle bu alayların büyük ölçüde Kürt kuvvetlerinden oluşması Kürt-Ermeni ilişkileri için olumsuz sayılacak sonuçlar getirmiştir. XIX. Yüzyılın başlarından beri devam eden toprak kavgaları, baskınlar, yağmalamalar yüzyıl sonlarında giderek artmaya devam etmiştir. Yerleşik Kürtlerin Ermenilerle olan ilişkileri gayet iyiyken göçebe Kürtler ve Alaylı Kürtlerin durumu bunun tam aksi şeklinde sürmüştür. Bu durumda Hamidiye Alayları’nı dağıtmak veya onların durumu için için bir düzenleme yapmak oldukça gerekli bir hal almıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti, Hamidiye Alayları teşkilatını ortadan kaldırmak istedi. Ancak gösterilen tepkiler üzerine bunu başaramadı ve bu teşkilatı Aşiret Alayları adıyla yeniden organize etmek zorunda kaldı. Hatta bir ara Oğuz Alayları adı verilmek istendiyse de daha sonra bundan vazgeçildi. Daha sonraki yıllarda alaylara yeni fermanlar ve sancaklar verilerek bunların yeniden İstanbul’a bağlılıkları sağlanmaya çalışılmıştır. Bu politikanın bir sonucu olarak Urfa civarında bulunan Karakeçili aşireti ile Viranşehir’deki Milli aşireti gönüllü olarak Balkan savaşlarına üç alayla katılmıştır. 22 Ağustos 1910 yılında çıkarılan 71 maddeden ibaret yeni nizamnamede aşiretlerin sayısı 64 olarak belirtilmektedir. İki yıl sonra nizamname yeniden düzenlenerek 120 madde halinde Aşiret Alayları yeniden tanzim edilmiştir. Buna göre Aşiret Alayları birleştirilerek Aşiret Süvari Fırkaları meydana getirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda ve Milli Mücadelede bazı aşiret alayları askeri görevler almış ve Doğu Anadolu’nun savunmasına katkıda bulunmuştur.

Yararlanılan Kaynaklar

Melek Sarı Güven, Kürt-Ermeni İlişkileri (1828-1908)

Nadir Özbek, Anadolu Islahatı, Ermeni Sorunu

Osmanlı Arşivi Yıldız Tasnifi, Ermeni Meselesi I

Bayram Kodaman, Sultan Abdülhamid’in Doğu Anadolu Politikası

Martin van Bruinessen, Kürtlük, Türklük, Alevilik- Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadeleleri

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Melek Sarı Güven’e aittir.

 

Bizimle iletişime geçmek için: [email protected]

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün