Pakistan'da Nübüvvet İddiası: Gulam Ahmed Ve Kadıyani/Ahmediliğin Tarihsel Gelişimi

Bir mezhebi veya dini bir hareketi sağlıklı değerlendirebilmek için o hareketin veya grubun lideri konumunda olan ismin hayatı önem arz etmektedir. Bu bağlamda bu bölümde Mirza Gulam Ahmet’in hayatına kısaca değinilecektir. Ancak bunun öncesinde mezhep hakkında yapılan tanımlara yer verilecektir. Daha sonra ise Mirza Gulam’ın müceddid, mehdi ve mesih iddiaları, ele alınacaktır. Gulam Ahmet’in cemaat oluşturma ve cemaate bağlanma esasları, incelenecek diğer başlıklar olacaktır. Ayrıca Gulam Ahmet’in cihad ve nübüvvet anlayışı bu bölümün başlıkları arasında olacaktır.
Mezhep Hakkında Yapılan Tanımlar
Ortaya çıktığı yere nispetle Kadıyaniyye diye anılan hareket, kurucusunun isminin Ahmet olması sebebiyle Ahmediyye ismini alarak, 4 Kasım 1900 tarihinde Gulam Ahmet’in yayımladığı bildiriyle ilan edilerek ortaya çıkmıştır.112 Kadıyanilik XIX. Yüzyılın sonlarına doğru Mirza Gulam Ahmet Kadıyani tarafından kurulan mezhebe verilen addır. Fırka, önceleri kurucusunun adından dolayı Mirzaiyye, mensup olduğu yerle ilgili olarak da Kadiyaniyye adıyla anılmıştır. Daha sonra Gulam Ahmet tarafından yayımlanan bildiriyle, Ahmediyye adını almıştır.  Gulam, Ahmediyye isminin gerekçesini ise şöyle açıklar:
‘‘Biz bu harekete en uygun olan Ahmediyye Mezhebi Müslümanları adını uygun gördük. Bu isim, Hz. Peygamber’den dolayı verilmiştir. Onun iki isminden biri Ahmet’tir. Bu isim onun cemalini yansıtır. Bu da Hz. Peygamber’in dünyaya sulh ve sükûn yayacağını gösterir.’’
1880 yılında bir İslam davetçisi olarak ortaya çıkan Gulam Ahmet, daha sonraki yıllarda kademeli olarak fikirlerini değiştirmiş, 1900 yılına gelindiğinde ise nübüvvet konusunu tartışmaya açmış ve cüzi veya eksik nübüvvet kavramlarını tevil etmek suretiyle tartışmaya açmıştır. Önceki görüşlerinde Gulam’ın nübüvvet konusunda peygamberliğin Hz. Muhammed’le son bulduğunu kabul ettiğini söyleyen Mevdudi, Gulam’ın sonraki görüşlerinde bu görüşlerinden döndüğünü söyler. Kadyanilik, Gulam Ahmet tarafından Hindistan Pancap-Kadiyan’da kurulan dini bir harekettir. Adına nispetle Mirzaiyye, O’nun doğduğu şehre nispetle de Kadıyaniyye olarak anılmaktadır. Bununla birlikte, Gulam Ahmet’in Hz. Peygamber tarafından ismine işaret edildiği iddiasından hareketle hem kurucu ve bağlıları hem de resmi belgeleri esas alan araştırmacılar Ahmediyye adını kullanmaktadırlar. Ahmediler, Kâdıyânîlik ve Mirzaiye isimlerini kendileri için küçük düşürücü nitelemeler olarak görüp, kendilerini doğru ümmet olarak tanımlamakta ve kendilerine karşı düşünceleri olan bazı bilginleri radikal veya çıkar amaçlı mollalar diye adlandırmaktadırlar. Tanımlara dikkat edilecek olursa, mezhebin ortaya çıktığı zaman ve coğrafya ve ilk defa hangi isimin etrafında iddialarının şekillendiği vurgulanmıştır.
Gulam Ahmed’in Çocukluk Ve Gençliği
Gulam Ahmet, kendi ifadesiyle Pakistan sınırları içinde bulunan Pencap eyaletinin Gurdaspur bölgesindeki Kadıyan’da 1839 veya 1840 yılında doğmuştur. Henüz küçük yaşlarda ciddi bir eğitim gören Gulam Ahmet, 6 yaşında Kur’an ve Farsça, 10 yaşına geldiğinde ise sarf ve nahiv okumaya başladı. 17-18 yaşlarında ise mantık ve felsefe okuyan Gulam Ahmet, ayrıca babasından da hekimlik mesleğine dair bilgiler edindi. Öğrenimini kısa sürede tamamlamasına rağmen öğrendikleriyle ilgili bir uğraş içine girmeyen Gulam Ahmet, devamlı inzivaya olan düşkünlüğü ile dikkat çekmiştir. Babası onun bu durumuna yardım etmek için kendisini Sialkot şehrine memur olarak göndermiştir. Burada kaldığı 4 sene içinde değişik inanç gruplarını tanıma fırsatı bulur. Misyonerlerden ve Hindulardan dinleri hakkında birçok bilgi edinmiş ve onlarla zaman zaman tartışmaya girmiştir. Dört sene sonunda babasının yanına dönen Gulam Ahmet, babasından yeterli ilgi ve alaka görmeyince kendisini tekrar inzivaya çekilmeye mecbur hissetmiş ve babasının ölümüne kadar Kur’an, tefsir, hadis çalışmaları ve diğer dinler hakkında bilgiler toplamakla uğraşmıştır. Babasının vefat yılı olan 1876 onun için bir dönüm noktası olmuştur. Babasının hastalanıp yatağa düştüğünde Ve’s-Semâi ve’t-Târık sesini duyar ve bu ayetten babasının güneşin
batışından sonra öleceğini anlar. Babasının ölümüyle ailenin geçim ve idaresini nasıl olacağı endişesine kapılır ve ikinci bir ses duyar. ‘‘Allah kuluna yetmez mi?’’ sesini duyan Gulam bu vahiyle rahatlar ve onun hayatında artık yeni bir devre o gün başlamış olur.

Bu ilk vahiyden sonra çok sık aralıklarla vahiy almaya başlayan Gulam Ahmet, inziva hayatına devam etmekle birlikte Farsça, Urduca ve Arapça denemelerde bulunur. İlk denemeleri Hindu ve Hristiyanlara karşı olur. Devam eden süreçte Gulam Ahmet, Hindu ve Hristiyanlara 50 ciltlik bir reddiye yazacağını, ama bunun için paraya ihtiyaç duyduğunu söyler. Abone olmak suretiyle bu eksik giderilir ve Berahin-i Ahmediyye adını verdiği kitabın ilk iki cildi basılmış olur. İlk iki ciltte vahiy ve nübüvvet konularına değinmeyen Gulam, üç ve dördüncü ciltlerde ise vahiy ve nübüvvet konularına temas ederek bu kavramları tartışmaya açmıştır. Başlangıçta 50 cilt olacağını söylediği eserin beşinci cildi, 1905’de yayımlanmış, ‘‘50 ile 5 arasında sadece sıfır farkı var, bu yüzden 5 ciltle 50 cilt yazılmış gibidir’’ demiştir.  Çalışmamızın ilerleyen safhasında değineceğimiz gibi sırasıyla müceddid, mehdi, mesih, nübüvvet ve krişnaavatarlık iddialarında bulunan Gulam, tedrici bir süreçten geçmek suretiyle, iddialarını zamana yaymıştır. Babasının vefat ettiği yıl, ilk vahye muhatap olduğunu söylemiş ve ömrünün sonuna kadar her konuda vahyin kesilmeden kendisine geldiğini iddia etmiştir. Vahiy olduğunu iddia ettiği metinler Kur’an’daki ayetlerin ya bizzat aynısı ya da benzeri metinler olmuştur.
Görüşlerini ve iddialarını sürekli vahiyle temellendiren Gulam Ahmet, aynı durumu ölümünün yaklaştığı yıllarda da sürdürür. Bozulan sağlığından öleceği tahmininde bulunmuş ve Vasiyet isimli kitabıyla vasiyetini yayımlamıştır. Bu eserde yakında vefat edeceğini, ölümünün yaklaştığını söylemiştir. Yine bu eserinde gelecekte vuku bulacak bir takım tabi olaylardan söz ederek, vahiy olduğunu iddia ettiği mübalağalı metinlerle kendisini övdüğü vahiylere örnekler verirmiştir. Her zaman her türlü işin hallinde vahiyle yönlendirilen Gulam Ahmet, vefat edeceğini, nereye defnedileceğini, müntesiplerine yönelik talimatlarını ayrıntılı bir şekilde bu eserinde açıklamıştır. Vasiyetinden biri olan mezarlık konusu, özellikle çok ilginç görünmektedir. Defnedileceği yeri ve oraya defnedilenleri, Behişti makbere (Cennetliklerin mezarlığı) olarak açıklamış ve bu tutumu bir bakıma Medine’de Hz. Peygamber’in önde gelen arkadaşlarının defnedildiği Cennetü’l-Baki mezarlığını anımsatır bir hal almıştır. Gerçi Hz. Peygamber’in hayatında kendisini ve hiç kimseyi herhangi bir yere defnedilmesinden mütevellit, cennetle müjdelediği söz konusu değildir. Fakat burada isim benzerliği söz konusu yapılmak suretiyle Medine’deki mezarlığa bir örnek verilmiştir. Neticede kötü giden sağlık durumundan öleceğini anlayan ve vasiyetini tamamlayan Gulam Ahmet, bir konferansa katılmak için Lahor şehrine gider. Konferans için hazırladığı tebliği sunamadan aniden rahatsızlanır ve 26 Mayıs 1908 tarihinde vefat eder. Cenazesi ertesi gün Kadiyan’a getirilir ve daha önceden vasiyet ettiği mezarlığa defnedilir.
Gulam Ahmed’in Müceddidlik, Mehdilik Ve Mesihlik İddiaları
Gulam Ahmet’in Hindistan’da ortaya çıkması etrafında toplanan taraftar sayısına olumlu olarak yansımıştır. Zira Hindistan’da 19.yy da sömürü, iç karışıklık ve misyoner faaliyetleri bir hayli hız kazanmıştır. İngilizlerin sömürgecilik anlayışlarını, yerli halkın çıkarı ancak kendi çıkarlarından sonra ve onların çıkarlarına zarar vermemek şartıyla düşünülebilecek bir biçimde uygulamaları, kendi dillerini yayarak kültürlerini mutlak hâkim kılma çabaları ve özellikle Hristiyanlaştırma faaliyetlerine göz yummaları, halkta sömürgeciye karşı toplu bir aleyhtarlığın uyanmasına sebep olmuştur. Batı dünyasının bölgeye 16.yy da başlayan ilgi ve alakası, bölge insanını sosyo-ekonomik anlamda geri bırakan sebepler arasında sayılabilir. Hal böyle olunca yaklaşık dört asır süren bir karmaşıklık söz konusu olmuştur. 19.yy da, batının refahkalkınma seviyesi ile Hindistan’ın refah-kalkınma düzeyi karşılaştırılamayacak kadar açıktır. Sosyal, kültürel ve ekonomik anlamda sömürüye uğradığını düşünen bölge insanında, doğal olarak bu durumdan kurtulma eğilimleri ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda karizmatik şahsiyet ve dikkat çekici fikirleriyle ortaya çıkan isimler taraftar bulmakta zorlanmamışlardır. Bu karmaşıklığın yaşandığı sıkıntılı coğrafyada ortaya çıkan isimlerden biri de Gulam Ahmet’tir. Gulam Ahmet, ilk önce müceddid olduğu fikrini öne sürmüştür. O, 14.yy müceddidi olduğunu, Allah’ın kendisini, dini yenilemek için her yüzyılda bir gönderdiği müceddidlerden biri olarak seçtiğini söyler. Üstelik ondan başka hiç kimse bu yüzyılda müceddid olduğunu iddia ve ilan etmemiştir.  Hz. Muhammed, nasıl nübüvvetin hâtem mertebesinde ise Gulam Ahmet’de velayetin hâtem mertebesindedir. Ondan sonra onun ahdinin dışında hiçbir veli olmayacaktır. On üçüncü asır sonu ve on dördüncü asır başında bizzat Allah, kendisine o asrın müceddidi olduğunu bildirmiştir.

İddialarına müceddid olduğu fikrini öne sürerek başlayan Gulam Ahmet, devam eden süreçte mehdi-mesih ile ilgili görüşlerini açıklama ihtiyacı hissetmiştir. Böylece O’nun konumu da doğal olarak değişmiştir. Gulam Ahmet, Hindistan’da yaygın olan mehdi inancını reddetmiş, kanlı bir mehdi inancının anlamsız ve saçmalık olduğunu söylemiştir. Hindistan’daki âlimlerin bu inançta olduğunu ama kendisinin böyle bir mehdiye inanmadığını, bu sebeple de kâfir ilan edildiğini söylemiştir. Yaygın olanmehdi inancını reddeden Gulam, gerçek mehdinin kendisi olduğunu şu şekilde ilan etmiştir;
‘‘Yalana düşman olan ve yalancıyı mahvedip yok eden Allah’a yemin ederim ki, ben onun tarafındanım ve onun göndermesiyle tam zamanında geldim ve onun emriyle vazife verildim. O, attığım her adımda benimle beraberdir ve asla beni mahvetmeyecektir. Benim cemaatimi de asla hüsrana uğratmayacaktır. Ben gökten tam zamanında düşen su damlasıyım. Ben karanlık günleri aydınlatan Allah’ın nuruyum.’’
Ona göre kendisine uyanlar kurtuluşa erecektir. Kendisini kabul etmeyenler ise perişan duruma düşecektir. Kısaca vaat edilen mehdi kendisidir. Mehdi’nin zuhuru Allah tarafından onun şahsında gerçekleşmiştir. Mehdinin dönemi aynı zamanda ölülerin diriltileceği kıyamet gününe de delil olacaktır.
Gulam Ahmet, Mehdi olduğuna delil olarak Hz. Peygamber tarafından daha önceden gaybi haberlerin verildiğini, iddia etmiştir. Mehdi iddiasıyla birtakım sahtekârların ortaya çıkacağı, ancak gerçek mehdinin gelişinde semavi alametlerin zuhur edeceği yani ay ve güneş tutulmasının Mehdinin geleceğine dair alametler olduğu ona göre hadislerde açıkça belirtilmiştir. Ayrıca onlar, 14. Hicri yüzyıl sona ermeden mehdi’nin gelmesi gerektiğini, Gulam Ahmet’in de bu zaman dilimi içinde geldiğini iddia etmişlerdir. Diğer yandan Hz. Peygamber’in hayatında, bu durumun tersine birolay söz konusudur. Oğlu İbrahim vefat ettiğinde, ayın tutulmasını İbrahim’in vefatına yoran kişilere müdahale etmiş, yapılması gerekeni izah etmiştir. Aynı zamanda bu iddialar, Kur’an’la zıt görünmektedir. Kur’an’da ‘‘ay ve güneşin bir yörüngede akıp gittiği,’’ ‘‘günlük hareketlerine devam ettikleri, kıyametin kopacağı güne kadar da aynı durumlarını devam ettirecekleri’’ vurgulanmıştır. Gulam Ahmet’e göre Hz. İsa, Hristiyanların iddia ettiği gibi çarmıha gerilerek öldürülmemiştir. Yunus peygamber balığın karnında sağ kalabildiyse, Hz. İsa da kabirde üç gün sağ olarak kalmıştır. Hz. İsa Kabirden çıktıktan sonra Galile’ye gitmiş, orada havarileriyle görüşmüştür. Daha sonra Hz. İsa, Hindistan’a gelmiş ve burada 120 yaşında vefat etmiştir. Hz. İsa vefat ettiğine göre artık yeryüzüne bir daha cisim olarak gelmesi imkânsız hale gelmiştir. İsa Mesih, ancak manevi olarak yeryüzüne inecektir. Vaat edilen mesih, Allah’ın kendisine verdiği destekle İsa mesih’in huyuna ve suyuna bürünüp öyle gelecektir. Mirza Gulam, insanlığa hizmet için İsa’nın yerine manevi olarak vaat edilen mesih ismiyle Allah tarafından gönderilmiş kişidir.
Hz. İsa’nın vefat ettiğini Kur’an ve hadislerden yaptığı alıntılarla ispat etmeye çalışan Gulam Ahmet, aynı tutumu İncillerden delil göstererek sürdürmüştür. Burada dikkat çeken husus, Gulam Ahmet’in görüş ve iddialarına referans teşkil eden kaynaklar, İslam’ın ve Hristiyanlığın birinci derecede önem arz eden kaynaklar olduğudur. Delil gösterilen kaynaklar için bir seçim ve eleme söz konusu olmamıştır. Bir bakıma Hristiyan dünyasına, sizin kıyamete yakın bir zaman diliminde beklediğiniz İsa benim mesajı verilmek istenmiştir. Delil ve görüşlerin haklılığı için gelişigüzel kaynakların gösterilmesi, eklektik bir din algısı oluşturma çabası olarak da görülebilir. Mesih’in geleceği zaman gerçekleşecek olayları Gulam Ahmet şöyle yorumlamıştır;
‘‘Mesih’in görevleri arasında haçı kırmak, domuzu öldürmek, cizyeyi kaldırmak vardır. Haçı kırmaktan kastedilen şey, Hristiyanlıktır. Domuz ise yanlışlık ve kötü alışkanlıkları ifade eder. Bu yüzden bu ifadeler mecazidir. Cizyenin kaldırılması ise, mesih gelince savaşlar sona erecek, sulh ve barış dönemi gerçekleşeceği için, cizye de kendiliğinden kalkmış olacaktır’’.
O, mesih’in Şam’da beyaz minareye ineceğini de şu şekilde açıklamıştır;
‘‘Kadıyan Şam’ın doğusundadır. Hadiste minarenin Şam bölgesine ait olduğuna dair bir kayıt yoktur. Üstelik minare, Mescidu’l-Aksa’nın minaresidir. Mescidu’l-Aksa’dan kastedilen, Kudüs’teki Mescidu’l-Aksa değildir, benim burada yaptırdığım Mescid-i Aksa’dır’’.
Hadisleri bu şekilde yorumlayan Gulam Ahmet, Kur’an’ı da aynı şekilde yorumlamaktan kendisini alamamıştır. O, Fatiha suresinin son ayetini şöyle değerlendirmiştir;
‘‘Allah, Kur’an’da kendilerine nimet verilen kimselerden bahsettikten sonra, kendilerine gazap edilenlerden de bahseder. Burada kendisine gazap edilen kimseler, Hz. İsa’ya inanmayan, onu asmak isteyen, ona kâfir, deccal, mülhit diyen Yahudi din bilgileridir. Kısaca bu ayet aslında şunu anlatmaktadır; Vaat edilen Mesih bu ümmet içinden çıkacaktır. Onun döneminde Yahudilerin rengiyle renklenmiş kimseler ortaya çıkacak ve onlar kendilerini din bilgini zannedeceklerdir. Eğer bu din bilginleri olmasaydı, ülkenin bütün Müslüman halkı şimdiye kadar beni kabul etmiş olurdu. Bu nedenle bütün inkârcıların günahlarını onlar üstleneceklerdir.’’
Gulam Ahmet, bu sözleriyle kendisini kabul etmeyen kimseleri Yahudilere benzetip, gazap edilenlerden görmekte, Hz. İsa’nın nübüvvetini inkâr edenlerle kendisini inkâr edenleri aynı kategoride değerlendirmektedir.
Gulam Ahmed’in Cemaat Oluşturması
Gulam Ahmet’in görüş ve iddiaları dikkate alındığında O’nun, ilahi vahiy otoritesinden oldukça fazla yararlandığı görülmektedir. O’nun Müceddidlik iddiası ile başlayan fikir mücadelesi, nübüvvet ile noktalanmıştır. Nebi makamına yükseldiği için vahiy alması da kaçınılmaz olmuştur. Gulam Ahmet, kendisine gelen vahye nasıl inandığını diğer vahiylerle mukayese etmek suretiyle; ‘‘Yüce Allah’a yemin ederim ki, ben Kur’an’a ve semadan indirilen diğer kitaplara inandığım gibi, bana gelen vahye de iman ederim. Ben Kur’an’ın Allah tarafından indirildiğine inandığım gibi aynen bana nazil olan sözün Allah tarafından indirildiğine iman ediyorum’’ diyerek açıklamıştır. Vahye muhatap olan Gulam Ahmet, kendisine inananlardan sonsuz sadakat istemek suretiyle, kurtuluşa ereceklerin kendisine iman edenlerin olacağını söylemiştir. Bunun aksine kendisine iman etmeyen kimselerin küfür içinde olacağını ise şu sözleriyle açıklamıştır;
‘‘Küfür iki çeşittir: Birinci çeşit küfür, İslam’a hiç inanmayan ve Hz. Muhammed’i Allah’ın elçisi olarak kabul etmeyen kimsenin küfrüdür. İkinci nevi küfür ise, mesela Mesih-i Mev’ûd’a inanmayan kimsenin küfrüdür.’’
Gulam Ahmet’in oğlu ise birinci halife Hakim Nureddin’den şu sözleri nakletmiştir;
‘‘Kadıyani olamayan Müslümanlar, Kadir ve Yüce Tanrının şu sözüne muhatap olmuşlardır: ‘Onlar kâfirlerin ta kendileridirler’. İsa’ya ve Musa’ya inanmayanın kâfir ve melun bir dinsiz olduğu nasıl mümkün oluyorsa; Gulam Ahmet’e inanmayan biri nasıl kâfir olmasın?’’
O’nun bu iddia ve ithamlarından sonra fırka mensupları, Hz. Peygamber’in Kur’an’da Ahmed olarak geçtiği ayeti, Gulam Ahmet için yorumlamışlardır; ‘‘Doğrusu ben, benden önce gelmiş olan Tevrat’ı doğrulayan, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen, Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim, demişti” ayetinde geçen ‘Ahmed’ adından kastedilen, Hz. Muhammed’den çok, Gulam Ahmed’dir; çünkü bu ayetteki haber, yalnızca Ahmed’e aittir; oysa Hz. Peygamber, hem Ahmed hem de Muhammed’dir.’’ Bu son örnek, ‘ilahi vahiy otoritesinin’ toplum üzerinde etkili olabileceği gerçeğini gözler önüne sermektedir. Bunun bilincinde olan Gulam Ahmet, bu anlayışı iddialarının temel dayanak noktası yapmıştır. Dolayısıyla O’nun bu yöntemi cemaat oluşturma noktasında başarılı olmuştur.

Ahmedilerin Ahlaki Esasları/Biat Esasları
Ahmedilerin ahlaki esasları, Gulam Ahmet’in 1889 yılında on madde halinde yayınlamış olduğu ‘‘biat şartları’’ olarak isimlendirdiği esaslardır.
1) Biat eden herkes bundan böyle, mezara girinceye kadar Allah’a ortak koşmaktan uzak duracağına dair içtenlikle söz verecektir. Allah, Kur’an’da şirki affetmeyeceğini bildirmiştir. Bu yüzden şirke asla yaklaşılmamalıdır. Şirk yasaklanmış bir ağaç olarak kabul edilmelidir.
2) Yalan, zina, harama bakmak, her çeşit sapıklık, günah, zulüm, hıyanet, fesat ve isyan yollarından korunup ihtirasları ne kadar kuvvetli olursa olsun bunlara yenilmeyecektir. Cemaate göre en büyük günah yalandır. Hadiste geçtiği gibi, yalan söyleyen kimseyi münafık olarak kabul ederler.
3) Biat eden kimse, beş vakit namazı hiç aksatmadan eda edecek, elinden geldiğince teheccüd namazını kılmaya, Hz. Peygamber’e salavat getirmeye, her gün günahlarının bağışlanması için af dilemeye devamlılık gösterecektir.
4) Genelde Allah’ın her yarattığına, özellikle de Müslümanlara, kendi ihtirasları uğruna ne diliyle, ne eliyle, ne de herhangi başka bir yolla caiz olmayan bir şekilde zarar verecektir.
5) Biat eden kimse keder ve mutlulukta, nimette ve belada Allah’a vefakâr kalacaktır. Şartlar ne olursa olsun kaza ve kadere rıza gösterecektir.
Gulam Ahmet, ‘‘kaza ve kadere rıza’’ sözleriyle, mensuplarını ileride başlarına gelebilecek olumsuz durumlara karşı psikolojik olarak hazırlamak istemiş, bunu da şu şekilde ifade etmiştir;
‘‘Sizden önce geçmiş müminlerin çeşitli üzüntü ve sıkıntılarla sınav edildiği gibi, sizler de böyle sınavlara mutlaka uğratılacaksınız. Sakın tökezlemeyin! Gök ile ilişkiniz sağlamsa, yer size hiçbir şey yapamaz. Beni izlemek istemeyen kimse benden ayrılsın. Kim bilir daha geçip aşmak zorunda kalacağım nice korkunç ve dehşetli ormanlar ve dikenli çöller karşıma çıkacaktır. Ayakları nazik ve narin olanlar neden benimle bunca zahmete kapılsın? Benim olanlar benden asla kopamazlar.’’ O’nun bu sözleri tabanına sahip çıkma isteği olarak görülebilir.
6) İslami olmayan gelenek ile şehvet ve heveslere uymaktan vazgeçilecek ve kişi kendisini tamamen Kur’an’ın hâkimiyetine teslim edecektir.
7) Biat eden kimse, gururu ve kibri bırakacaktır. Hayatını alçakgönüllülük, tevazu, güler yüzlülük, yumuşak huyluluk ve uysallıkla geçirecektir. Ahmedilere göre şirkten sonra en büyük günah kibirdir. Ayrıca böbürlenen kimse cennete giremeyecektir.
8) Din ile dinin şerefini ve İslam sempatisini kendi canından, malından, şerefinden, evladından ve diğer sevdiklerinde üstün tutacaktır. Gulam Ahmet’e göre İslam’ın tekrar dirilmesini bizzat Allah murat etmiş, bu sebeple olağanüstü seferberliğin, yola koyulup yürütülmesi için fevkalade bir cemaatin kurulmasını arzu etmiş, bunun için de kendisini göndermiştir.
9) Biat eden, yalnız Allah rızası için O’nun bütün yaratıklarına dert ortağı olmakla meşgul olacak ve elinden geldiğince Allah tarafından kendisine bağışlanan kuvvet ve nimetleri yine insanlığın yararı için kullanacaktır.
10) Buraya kadar sayılan dokuz maddede Kur’an’dan ve Hz. Peygamber’in hayatından örnekler vererek, biat şartlarını bildiren Gulam Ahmet, şartların belki de en önemlisini sona bırakarak mensuplarından kayıtsız şartsız bağlılık istemektedir. O, son biat şartını şu şekilde açıklamıştır; ‘‘Biat eden, Allah’ın bu aciz kuluyla kardeşlik ilişkisine girecek ve Allah rızası için iyi olan her şeyde bana itaat edeceğine söz verecek ve ölünceye dek bu sözüne sadık kalacaktır. Benimle kardeşlik bağında öyle yüce bir seviyeye varacak ki, benzeri ne dünyada bulunan herhangi bir ilişkide ve bağda, ne de başka hizmetkârca durumların hiçbirinde bulunmayacaktır’’.
Ayrıca Gulam Ahmet, biat şartlarından bu son maddeye şu şekilde açıklık getirmiştir;
‘‘Benimle olan ilişki tamamen kul köle ve hizmetkârca bir ilişki olmalıdır. Bu itaat ve boyun eğmek tam teslimiyetle olmalıdır. Yani siz hiç gık demeyeceksiniz. Şikâyet sözü ağzınıza gelmeyecek. Hiçbir zaman, bu iş bugün olmaz veya bugün yapamam efendim demeyeceksiniz. Biat edip cemaate girdikten sonra, cemaatin düzenine bağlandıktan sonra artık siz her şeyinizi, varınızı, yoğunuzu vaat edilen Mesih’e teslim etmişsiniz demektir’’.
Vefatından sonra da cemaatte hilafet düzeninin devam edeceğini, halife her kimse bağlılığın ve itaatin ona devamlı olacağını söyleyen Gulam, görüldüğü gibi taraflarından, kendisine sorgusuz sualsiz bağlanılmasını, şartlar ne olursa olsun itaatin ve bağlılığın sürdürülmesini istemiştir. Çünkü bu çağın sağlam kalesi kendisidir. Kendisini terk eden aslında onu göndereni terk etmiştir. O’nun elinde bir ışık vardır ve kendisine gelen herkes o ışıktan yararlanacaktır. O’na sığınan kimse, hırsızlar, eşkıyalar ve vahşi hayvanlardan canını korumuş olacaktır. Bu kadar müjdenin karşılığı olarak Gulam, cemaatinden kendisine kardeşlik ilişkisi adı altında sonsuz bağlılık istemiştir. Bahse konu olan ahlaki ilkelerde, tek hakikatin olduğu, o hakikatin de kendi doğruları olduğu açıkça görülmektedir. Doğru yola erişecekler, sadece Gulam Ahmet’e uyanlardır. Mutlak otorite, Gulam Ahmet’in ahlaki ilkeleri ve tezleridir.
Gulam Ahmed’in Cihad Anlayışı
Ahmedilerin cihatla ilgili görüşlerine geçmeden önce Gulam Ahmet’in ve babasının İngilizlerle ilgili görüşlerinde değinmek yerinde olacaktır. Zira onların cihat hakkındaki görüşlerinin temelinde İngilizler hakkındaki tutum ve davranışlarının rolü bulunmaktadır. Gulam Ahmet, babasının İngilizler hakkındaki görüşlerinden şu şekilde bahsetmektedir;
‘‘Babam Gulam Murtaza, Sikh idaresinden çok çektiği için, susamış bir adamın hararetiyle İngilizlerin ülkeyi fethetmelerini bekledi. Bu iş gerçekleşince, sanki hazine bulmuş gibi sevindi. Kendisini İngiliz’e iyi niyetle adamıştı. 1857 Sipahi ayaklanmasında, İngiliz hükümetine tamamen sadık kaldığı gibi ayaklanmanın bastırılması için 50 atlı süvari ile hükümete yardım etti. Kardeşim Gulam Kadir de orduda hizmet etmiştir.’’
Gulam Murtaza’nın İngilizler lehine olan bu tutumu İngilizler tarafından karşılıksız bırakılmamış, kendisine İngilizler tarafından 700 rupi maaş bağlanmış ve yedi köyün hakkı ona verilmiştir.

Gulam’ın cihat hakkındaki görüşlerine bakıldığında babası gibi İngilizlerin lehine düşüncelerinin olduğunu görmekteyiz. O’nun İngilizlerden bahsederken sözlerine ‘‘Yüce İngiliz Hükümeti’’ diye başlaması, babası gibi İngilizlere sempati duyduğunun bir göstergesidir. O, Hindistan’daki veba salgınında İngilizlerin uyguladığı aşı uygulamasında hükümeti desteklemiş, vatandaşların hükümete teşekkür etmesi gerektiğini, hükümetin insanların hayrı için yüzbinlerce rupi masraf ettiğini, halkın bütün bunlar karşısında hükümetin aşı uygulamasına uymasını söylemiştir. Halka aşı olmaları konusunda tavsiyelerde bulunan Gulam, nedense kendisi aşı olmamış, her konuda olduğu gibi bu konuda da kendisine vahiy geldiğini iddia ederek, kendisini ve ona tabi olanları aşı olmadan Allah’ın koruyacağını söylemiştir. Aşı olmuş diğer insanlara göre Ahmedi Müslümanların daha sağlıklı olacağını ve buna herkesin inanacağını söylemiştir.  Ancak Gulam’a inananlardan bir kısmı veba salgınında kendisini ölümden kurtaramamıştır. Vahye aldığını söyleyen bir kimse, topluma tavsiye etmiş olduğu herhangi bir şeyi, toplumda örnek bir insan olduğu için öncelikle kendisi yapması gerekir. Veba salgını aşısında ise aksine bir durum söz konusudur. Topluma tavsiye edilen veba salgını aşısı, Gulam Ahmet tarafından uygulanmamıştır. Bununla birlikte O, İngilizlere Hint Müslümanlardan bir grubun listesini vermiş, ‘‘İngiliz Hindistan’ını Dâru’l-Harb telakki eden aptal Müslümanlardan bir kısmının isimlerini, bu listeye eklemek gerektir; umarım ki akıllı hükümetimiz bu listeleri bir devlet sırrı olarak koruyacaktır’’ diyerek İngilizlere olan bağlılığını bir kez daha göstermiştir. Burada açık bir casusluğun yapıldığı çok açıktır. İngilizlere verilen Müslümanların listesi, Gulam Ahmet’e ne gibi çıkarlar sağladığı, diğer Müslümanların bilmesi gereken bir durumdur. Hâlbuki Hz. Peygamberin hadisinde, Müslümanın Müslüman kardeşini düşmana teslim etmeyeceği açıkça belirtilmiştir.
Gulam, İngilizlerin lehine faaliyet yürüttüğünü şu sözleriyle açıklamaktadır;
‘‘Hayatımın büyük bir kısmını, İngiliz hükümetini desteklemek ve ona yardım etmekle geçirdim. Cihadı yasak etme, İngiliz otoritesine boyun eğme konusunda yazdığım kitaplar, beyannameler, broşürler toplansa elli kütüphaneyi doldurur, taşırır. Arap ülkelerinde, Mısır’da, Şam’da ve Türkiye’de neşrettiğim bütün bu kitaplarımdaki hedefim Müslümanların İngiltere hükümetine itaat etmelerini mümkün kılmaktı. Doğduğumdan bugüne kadar ki şimdi altmış yaşındayım- dilimle, kalemimle, Müslümanların gönüllerini İngiliz hükümetine samimiyetle ısındırmaya ve bu hükümet lehine nasihat etmeğe, onları hükümete şefkatle bağlamaya çalışıyorum. Bazı cahil Müslümanların itaat ettiği, Müslümanların hükümete temiz kalple bağlanmalarına engel olan cihadı ortadan kaldırmaya gayret ediyorum.’’
Gulam’ın bu görüşleri, İngilizlerin Hindistan’da hâkimiyetlerini pekiştirme, sömürü düzenlerini devam ettirebilmeleri noktasında, onların işine çok yaramıştır. Gulam Ahmet’in cihad hakkındaki bu görüşleri, onun için de daha rahat hareket edebilme alanı oluşturmuş, öğretisini geniş kitlelere yayabilme adına merkezi otoritenin baskısını hissetmeksizin faaliyetlerini sürdürmüştür.
Gulam’a göre cihad, kalem silahıyla yapılan cihattır. Kendisini Sultan’ül-Kalem, kalemini de Zülfikar olarak takdim eden Gulam, ‘‘Bu çağ savaş çağı değildir aksine bu çağ kalem çağıdır’’ der. O’na göre vaat edilen Mesih geldiği zaman kılıçla cihad ve dini savaşlar sona erecektir. Mesih, kılıç dâhil hiçbir silahı eline almayacak, aksine O’nun silahı dua olacaktır. Mesih’in devri yumuşaklık ve barış zamanı olacaktır. Bu yüzden cihad düşüncesi terk edilmelidir. Din için savaşmak haram, savaş ve cihad fetvası boş yeredir. Zira dinin imamı Mesih gelmiş ve Allah’ın nuru gökten inmiştir. Görüldüğü üzere Mirza Gulam, Hindistan’da İngilizlere karşı gösterilen direnişi kırmak için yoğun çaba göstermiştir.
Son olarak Gulam cihad hakkında; ‘‘İnanıyorum ki, taraftarlarımın çoğalması, cihada inananların sayısını azaltacaktır; çünkü bana inanmak demek, cihad inanışını reddetmek demektir’’ demek suretiyle, Kur’an’da defalarca geçen cihad kavramını, ne denli basite aldığını göstermiştir.
Gulam Ahmed’in Nübüvvet Anlayışı
Ahmediler, peygamberlik müessesesinin zamansız ve evrensel olduğunu, savunmaktadırlar. Bu görüşlerini, Kur’an’da geçen nebi ve resul kavramlarına farklı anlamlar yükleyerek dile getirirler. Onlara göre nebi, Allah’ın kendisini temsil etmek üzere seçtiği ve geleceğin önemli olaylarıyla ilgili bilgilerle donattığı kişilerdir. Önceden verilen haberler, onların doğruluğunu ortaya koyar. İnsanlar bu sayede onlara inanır ve bağlanır. Resul kavramı ise elçi manasına gelir. Bu da Allah adına insanlığa iletilecek peygamberlerin vahiylerini kapsar. Bu vahiyler ya yeni bir şeriattan bahseder ya da önceden indirilen şeriatlardan bahseder. Onlara göre Allah, geçmişte insan nesline açık seçik bir şekilde nasıl konuşmuşsa, bugün de aynı şekilde konuşur ve bütün kalpleriyle kendisini arayan kullarını mübarek kelamı ile takdis eder. Allah’ın seçkin kulları vahiy pınarından kana kana içer. Allah’ın dudaklarını kimse mühürleyemez. Her ne kadar Hz. Peygamber’in şahsında risalet ve nübüvvet kemale ermiş ise de kutsal vahiy pınarına yaklaşıp içmek yasaklanmış değildir. Gulam Ahmet, vahiyle olan ilişkisini şu şekilde açıklar;
‘‘Bu aciz yaklaşık on bir seneden beri mükâlemeyi ilahiye şerefiyle şereflendirilmiş bulunmaktadır ve vahyin gerçekten gökten indiği gerçeğini de iyi bilmektedir. Üzerime inen vahiy anında, dışarıdan çok kuvvetli bir etkinin üzerimde olduğu hissedilir. Bazen bu etki o derece kuvvetli olur ki, beni kendi nurlarıyla bastırır. Öyle ki ben ona doğru çekildiğimi ve hiçbir kuvvetimin buna karşı koyamadığını görürüm. Bu etki esnasında apaçık ve aydın bir kelam duyarım. Bazen melekleri görür ve doğrulukta bulunan etki ve heybeti müşahede ederim. O kelam bazen gayb haberlerini kapsamaktadır.’’
Yaşadığı ruh halini bu sözlerle ortaya koyan Gulam Ahmet, vahye karşı koyacak gücünün olmadığını, bir bakıma vahiy almaya mecbur bırakıldığını ima etmektedir. Melekleri gördüğünü ve gayb haberlerinin kendisine verildiğini iddia eden Gulam Ahmet, yukarıda geçen sözleriyle risalet ve nübüvvetin kemale erdiğini kabul etse bile, kendisiyle vahiy ve nübüvvet kurumunun devam ettiğini söylemektedir.
Yararlanılan Kaynaklar
Fatih Yenilmez, Kadıyanilerde Vahiy Algısı
Gulam Ahmet, Duanın Bereketleri
Gulam Ahmet, İslamiyetin Öğrettiği Esaslar
Mirza Tahir Ahmet, İslam’a Giriş Bilgileri
Muhsin Abdulhamit, İslam’a Yönelen Yıkıcı Hareketler
Mirza Gulam, Nuh’un Gemisi
Mirza Masroor, Biat Şartları ve Bir Ahmedinin Sorumlulukları
Mirza Gulam Ahmet, İsa Mesih Hindistan’da
Macit Benice, Kutup Yıldızı Şimdi Mekke Yolunu Gösteriyor
Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, İnkılâb-ı Hakiki
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Fatih Yenilmez’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: [email protected]

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.