Pozitivizm Nedir ?

Pozitivizmin, kelime anlamı olarak şu şekilde tanımlamalar yapılmaktadır:
1. Duyularla anlaşılabilir dış dünyanın olaylarla yetinmek isteyen ve başka menşee sahip olan deneye ve gözleme dayanmayan bilgiyi değersiz kabul eden öğretidir.
2. A.Comte’un sistemine bağlı olan veya ona benzeyen doktrinlere verilen isimdir.
3. Taraftarları aynı inancı kabule mecbur olmaksızın, doktrinlerinin benzerliğinden ziyade inkârdaki birlikleri ile belli olan bir felsefe sistemidir.
4. Deney ile ispatlanmamış her şeyi reddedenlerin felsefi çığırı. Bu anlamda pozitivizm olayları ve olayların kanunlarını deney ve gözlem vasıtasıyla araştırmayı konu edinir.
5. Felsefi sistemlerin dışında olarak her şeyde hakikat ve menfaati arayanların veya özellikle zevkleri ve maddi menfaatleri düşünen ve hiçbir üstün gayeleri olmayan kimselerin gittiği yol.
Pozitivizmin çeşitli tanımları yapıldıktan sonra bu sistemin temel görüşlerini açıklamak konuya yararlılık getirir. Bu bakımdan konuyu genel olarak pozitivizm, felsefi bakış açısından pozitivizm ve sosyolojik bakış açısından pozitivizm olarak biraz daha ayrıntılı incelemeye çalışacağız.

Genel Anlamda Pozitivizm

Genel olarak pozitivizm modern bilimi temele alan bilim dışı fikirleri, metafiziği ve dini, insanlığın gelişimine mani olan bilim öncesi düşünceler olarak kabul eden görüştür. Pozitivizm neyin olması gerektiği ile ilgili soruları, gerçekte olanla ilgili sorulara indirger. Pozitivist düşünürler ilahi ve metafizik öğretilere şüpheyle bakarlar. İnsan sorgulamasının kesin cevaplar verilebilecek sorunlarla sınırlanması gerektiğini düşünürler. Zihnin pozitivist hali, ayrıntılı dünya görüşlerinin kurulmasından çok belli sorunların çözümüyle ilgilidir.
Pozitivizm bir düşünce dönüşümüne işaret eder; geçmiş ile günümüz arasında bir köprü görevi görmektedir. Pozitivizm bazı geleneksel felsefe problemlerinin yeni bir aynadan günümüze yansıyan yüzüdür. Pozitivizm, bazı sorunları kendine özgü felsefi bir yaklaşımla ifade etmektedir; nasıl ki Antik Çağ’dan Orta Çağ’a, Yeni Çağ’dan günümüze gelinceye kadar her dönemin toplumsal, kültürel, bireysel vb. sorunları farklı olmuş ve bu sorunların hem tanımında hem de çözümünde felsefe temel bir rol oynamış ise aynı durum pozitivizm için de geçerlidir.
Pozitivizmin doğuşunu etkileyen sorunlar o dönemin bilimsel gelişimi ile ilgilidir. Bu çerçevede ortaya çıkan pozitivizm giderek çok yönlü bir etki alanı oluşturmuşlardır. Dolayısıyla, pozitivizmi sadece felsefi ve bilimsel konulara odaklanmış bir akım olarak sınırlamak yanlış olacaktır. Bu durumda hem günümüzün sorunlarını hem de geçmişten devralınan sorunları çeşitli yönleriyle anlamak ve onlara nasıl bir çözüm getirildiğini görmek için pozitivizm çok önemli bir ipucudur.
Simon ve onun bir dönem sekreterliğini yapan A. Comte’un kurduğu bir öğreti olan pozitivizm, dünyanın ancak deney ve gözlem yoluyla anlaşılabileceğini savunur. Pozitivizm öğretisine göre bilgi son safhada duyu deneyine dayanmak zorundadır. Pozitivizmin arka planında Aydınlanma hareketi vardır. Pozitivizm anlayışına göre kabul edilebilecek tek bilgi türü deneysel araştırmalara dayanan bilgi olmalıdır. Bu noktada pozitivizm, bilimi bilgi ile özdeşleştirmeye, kısacası bilimciliğe dayanır.

Hebarmans’ın vurguladığı gibi, pozitivizm; bilimin felsefesi boyutunu düşünmek yerine, somut veriyi kuvvetlendirmek ister ve bilimlerin mantığını bu çerçevede açıklamak ister.

Günümüzde ise pozitivizm, bilim konusunda deneyci bir görüşe bağlılığı, toplumsal yaşamda deneyci bilgi modeli üzerine kurulu bilimsel bir yaklaşımı ifade eder. Sosyal bilimler bağlamında ise pozitivizm, insan ve toplum bilimlerinin yöntemlerinin doğa bilimlerinin yöntemlerine göre oluşmasına olgularla değerlerin birbirinden ayrılması gerektiğini belirtir. Bu yapıldığında, sosyal bilimlerin de doğa bilimlerindeki gibi toplumsal yasalara ulaşılabileceği kanısındadır.

Felsefi Anlamda Pozitivizm

Özellikle gençlik yıllarında teolojik düşünme tarzı içinde eserler vermiş olan Hegel pozitif ve pozitivite sözcüklerine yeni anlamlar yüklemiştir. O önce sözcüklerin geleneksel anlamlarıyla işe başlar ve özellikle lise öğretmenliği yaptığı yıllarda doğal hukuk ve pozitif hukuk arasındaki karşıtlığı Hristiyan teolojisi zemininde işler. Hegel bu sıralarda Hristiyan dininin pozitivistinin eleştirisine yönelmiştir. Hegel pozitiviteyi gramatik olarak yalın hal olarak kullanmakta ve Hristiyan dininin o anki durumunu belirtmek için Hristiyanlığın pozitivitesi terimine başvurmaktadır. Ona göre pozitifleşme bir öğretinin özellikle Hristiyan öğretisinin doğmatikleşmesi anlamına gelir.
Aslında Hegel dünyanın evrimci bir kuramını idealist terimlerle ortaya koydu. Başlangıçta insanlar sadece, etraflarındaki dünyayı duygusal olarak anlamaya elverişli bir yetenekle donatılmıştı. Onlar toplumsal ve fiziksel dünyanın görünüşü, kokusu ve hissedilişi gibi durumları anlayabileceklerdi. Sonradan, insanlar kendilerinin bilincinde olma ve kendilerini anlama yeteneğini geliştirdiler. İnsanlar, kendini bilme ve kendini anlamayla birlikte, olduklarından daha fazlası olabileceklerini anlamaya başladılar.

Hegel pozitif ve pozitivite terimlerine teolojideki geleneksel anlamların ötesinde yeni ve felsefi anlamlar yüklemekle bunların birer felsefe terimi olarak kullanılmalarına giden yolu da hazırlamıştır.

Ne var ki bu terimlerin 20.Yüzyılı da kapsayacak şekilde en yaygın anlamlarını belirleyen A.Comte ve onun pozitivizmi olmuştur. Comte sözcüklerin farklı alanlardaki farklı anlamlarını adeta unutturmak istercesine onlara tek, biricik bir anlam verme ve bu anlamı yaygınlaştırma çabası içinde olmuştur. A.Comte kendi felsefesini pozitivizm olarak adlandırmış ve felsefenin politikleştirilmesinden söz etmiştir. Pozitivizm felsefesinin ortaya çıkışı tarihi 16. yüzyıl olmasına rağmen Pozitivizm 18. yüzyıl da Aydınlanma düşüncesi ile önem ve popülarite kazanmıştır.
Simon pozitivizm öğretisini başlatsa da pozitivizmin asıl kurucusu A.Comte olmuştur. Simon ‘un ortaya attığı manada pozitivizm, toplumu akıl ve bilime dayalı bilimsel yöntemler kullanarak yeniden dizayn etme çabasıdır. O dönem pozitivizmi savunan düşünürlere göre pozitivist felsefenin amacı, akıl ve bilime dayanan ortak bilim ilkelerini tespit ederek bu ilkeler ışığında toplumu yeniden şekillendirmek ve toplumun yeniden kurulmasını sağlamaktır. Pozitif felsefe bilimden ayrı bir yönteme sahip olamaz. Dolayısıyla da bu felsefede deney ve gözleme dayanan bilgi ve yöntem dışında bir yönteme yer yoktur. Comte’a göre pozitivizm öğretisinin amacı toplumsal olayları araştırmak ve topluma düzen getirmektir. Comte felsefesini ve kendi verdiği adla bilimsel dünya görüşünü doğa bilimlerinin sonuçlarını ve bu sonuçlardan hareketle elde edilen teknik endüstriyel uygulamaları gözeterek geliştirilmiş ve bizzat bu bilimsel dünya görüşünü felsefe olarak adlandırılmıştır.

Sosyolojik Bakış Açısı Olarak Pozitivizm

Fransa’da Sosyoloji 1830-1850 yılları arasında A.Comte ve Le Play’ın çalışmaları ile doğar. A.Comte ’den sonra Fransa sosyolojik bakımdan bir sükûnet devresi yaşar. Bu devrede pozitivist sosyoloji cereyanı Herbert Spencer’ in şahsında İngiltere’ye geçer. Pozitivizmin İngiltere’de yayılmasını sağlayanların başında John Stuart Mill ve Herbert Spencer gelir. 19. Yüzyılın ikinci yarısında büyük bir değer kazanan pozitivizm 1870’den 1900’e kadar İtalya’nın bütün manevi hayatını etkilemiştir. Pozitivizmin sistem haline gelmesinde 1789 Fransız İhtilalinin rolü çok büyüktür.

Fikirlerinin birçoğunu Saint Simon’dan alan A.Comte ‘un sosyolojisi 30 senelik aradan sonra Durkheim ile tekrar hayat bularak en son şeklini alır. Durkheim ’in amacı bir takım sosyal olayları diğerlerine bağlayan kanunları bulmak için çalışan pozitif sosyolojiyi kurmaktır.
Durkheim ‘in sosyolojisi felsefenin yetkisi içinde olan problemlerle uğraşıp felsefi problemleri, sosyolojik problemler haline getirir. Felsefi düşünceleri, sosyal gerçeklerin doğru görülüp öğrenilmesini engelleyen bir unsur olarak kabul eden Durkheim her yerde toplumu savunur. Durkheim’ e göre toplumsal olaylar ferde bağlı olmaksızın müstakil olarak mevcuttur.

Durkheim fikir ve ilmi menşe bakımından bir pozitivist olmasına rağmen aynı zamanda kuvvetli bir ahlakçıdır.

Pozitivizmin Ahlak Anlayışı ‘içinde onun ahlakı laik bir ahlaktır. Durkheim bilim ve toplumsal reformculuk üzerine vurgusu nedeniyle Aydınlanma geleneğinin mirasçısı olarak ta görülmüştür. Durkheim politik olarak liberaldi fakat entelektüel olarak daha muhafazakâr bir görüş benimsedi. Marx, modern dünyanın sorunlarını, toplumun doğasında görürken, Durkheim böyle görmedi. Sonuç olarak Marx’ın toplumsal devrim gereksinimi üzerine fikirleri Durkheim’ın ve başkalarının reformculuğunun kesin olarak karşısında yer aldı. Klasik sosyoloji geliştikçe, Marxçı fikir bastırılırken, Durkheim’ ci düzen ve reform egemen hale geldi.
Durkheim, sosyolojinin konusuna ilişkin özgün bir kavrayış getirdi ve daha sonra bu görüşü deneysel olarak bir araştırmada sınadı. Durkheim, ’Sosyolojik Yöntemin Kurallarında’, toplumsal olgular olarak adlandırdığı şeyin araştırılmasının sosyolojinin özel görevi olduğunu ileri sürdü. Toplumsal olguları, bireylerin dışında var olan ve bireylerin üzerinde yaptırımı olan güçler ve yapılar olarak kavradı.
Durkheim, Sosyolojik Yöntemin Kuralların’ da iki tür toplumsal olguyu maddi ve maddi olmayan olarak birbirinden ayırdı. Çalışmasının içinde her ikisini de ele almasına karşın, temel olarak, maddi toplumsal olgulardan daha fazla maddi olmayan toplumsal olgular üzerinde odaklandı. Daha çok modern sistemi yatıştırabilecek ve onun işleyişini sürdürebilecek çeşitli reformlar önerdi.

Durkheim’ın ilerleyen dönemlerdeki eserlerinde manevi boyut taşıyan toplumsal olgular çok daha fazla bir yer işgal etti.

Dinin kaynağının toplumun kendisi olduğunu düşündü. Durkheim bir zamanlar A.Comte’un düşündüğü, ama sonra vaz geçtiği toplumsal gelişmede temel etkenin can sıkıntısı ya da mutluluk arayışı olduğu açıklamasını terk eder. Çünkü toplumsal gerçekler bunlarla açıklanamaz. O zaman önce toplumsal gerçekliğin bir ihtiyaçtan kaynaklandığı fikri zihinlerde yer etmesi gerekir. Sosyoloji biliminin kurulması için bu şarttır. Özellikle Montesquice (1689-1755) ve Conderect (1743-1794) toplumsal olayların bir düzene bağlı olduğunu iddia etmişlerdir.
Saint Simon ise toplumsal olaylarla ilgili sorunların çözümü için eski değerlerin yıkıldığını, yenilerinin de doğmadığını görmüş ve toplumsal sorunlara sadece bilim yoluyla çare bulunabileceği düşünmüştür. Ancak Simon’a göre mevcut bilimlerin hiç biri toplumsal gerçekleri anlamaya yeterli değildi. Bu yüzden toplumun sorunlarına çözüm bulacak yeni bir bilimin ortaya çıkması gerekiyordu. Toplumun sorunlarına çözüm bulacağı düşünülen bilime sosyal fizyoloji adını verildi. Ona göre her düzenli toplum maddi ve manevi güce dayanır. Orta Çağda manevi güç kilisenin elindedir. Maddi güç ise asillerin elindedir. Ortaya çıkacak yeni bilimin iki ayağı olacaktır bunlardan biri manevi gücü oluşturan aydınlar diğeri ise maddi gücü oluşturan endüstriyeller olacaktır.

Saint Simon, çağında gözlediği geniş çaplı ve köklü toplumsal dönüşümlerin gerçek kaynağının endüstri ve ekonomideki gelişmeler olduğunu ve gelecekte değişmelerin hızının giderek artacağını ilk açıklıkla gören ve açıklayan yazardır.

Ona göre toplumsal evrimin temel yasası üç hal kanunudur. Ancak Saint Simon bu üç hal kanunu oldukça değişik bir biçimde ele alıp yorumlamakta ve onu ekonomik ve toplumsal bir içerikle doldurmaktadır. Simon tarafından öne sürülen bu fikir akımını, sekreteri Comte üç hal kanunu ile gerçekleştirmeye çalışmıştır. A.Comte yayınlamış olduğu kitaplardan biri olan Prospektüsün 1824 baskısında şunu ifade etmiştir; ‘Uzun bir süredir Simon’ un ortaya attığı fikirler üzerine çalışmaktayım. Simon’un toplumsal düzeni sağlamayı amaç edinmiş fikirlrtini sistemleştirmeye, geliştirmeye ve olgunlaştırmaya çaba harcadım. Pozitif politika anlayışı bu çalışmalarım neticesinde ortaya çıktı.
Comte’un Saint Simon’ a çok şey borçlu olduğu bir gerçektir.18.Yüzyılla 19.Yüzyılın terkibini yapmaya kalkışı, Fransız devriminin tarihi manasını değerlendirişi, çalışan sınıflara, proletarya ya karşı beslediği ilgi, organik ve kritik çağları birbirinden ayrışır Saint Simon kaynaklıdır. İkisi arasındaki fark, birininki seziş, öbürününki sistemleştirmedir. Kaldı ki izledikleri yolda ayrıdır. Saint Simon’ un sosyolojisinde ağır basan ilerlemedir. Comte’ da ise düzendir. Saint Simon devletle toplumu birbirinden ayırır. O, bugün emeğe dayanan, medeniyet adını verdiğimiz oluşun kurucularından biridir. Comte’un eğilimi tam tersinedir. O mutlak bir birlik peşindedir. Her türlü eşitliğe düşmandır. Toplumun bütün güçlerini kendinde toplayan devleti, sosyal bir hücre saydığı geleneksel aileyi göklere çıkarır.

Comte düzencesinin değişmeyen fikirleri: birlik, bağlılık, konumlar dizisi iken, Saint Simonculuğun ana fikirleri, devlet dışı organizasyon, ekonomik toplumun egemenliği ve siyasi devletin ortadan kalkışıdır.

İnsanın insanı sömürmesine son vererek insanların doğaya hükmetmesidir. Auguste Comte, daha derin, Saint Simon daha ilericidir diyebiliriz. Toplumun davranış tarzlarını inceleyen sosyal fizyolojinin karşısına sosyal morfolojiyi çıkaran Durkheim, Saint Simon’ un dinamik sosyolojisinden ilham almıştır. Bugüne kadar sosyologlar, toplumsal olguların incelenmesinde kullandıkları metodu karakterize etmek ve tanımlamak için pek az çaba sarf etmişlerdir. Örneğin Spencer’ın bütün yapıtlarında metodolojik problem hiç yer almamaktadır. Aslında büyük sosyologlar toplumun yapısı toplumsal dünya ve biyolojik dünya arasındaki ilişkilerde ilerlemenin genel seyri üzerinden öteye geçememişlerdir.
Sonuç olarak olguların gözlemlenmesinde alınacak önlemler, başlıca problemlerin ortaya konulmasında gerekli olan tarz, araştırmaların yönlendirilmesinde gerekli olan anlayış, bu araştırmaların sonuca vardırılmasını sağlayacak özel pratikler, kanıtların yönlendirilmesinde başvurulması gereken kurallar belirlenmemiştir. Sosyoloji de cevabı aranan şey toplumsal olgunun ne olduğudur. Toplumsalı oluşturan şey toplumun bir bütün olarak incelenen inançları, eğilimleri ve yaşam tarzlarıdır. Toplumsal olgunun ifade ettiği şey, kolektif ruhun belirli bir halidir. Sosyoloji, bugüne gelinceye kadar şeyleri değil, kavramları ele almıştır. Comte toplumsal olguların doğal yasalara bağımlı toplumsal olgular olduklarını açıklamıştır. O bununla toplumsal olguların eşya karakteri taşıdıklarını kabul etmiştir. Çünkü doğada sadece şeyler vardır. Ne var ki bu felsefi genellik sahasından çıkıp da kendi ilkesini uygulamaya ve bu ilkenin içerdiği bilimi çıkarsamaya giriştiği zaman, incelemelerin objeleri olarak ele aldığı şey, fikirlerdir.

Kaynak

Onur Çakmak, Auguste Comte Pozitivizmi Ve Sosyoloji

*Bu çalışmanın tüm hakları, Onur Çakmak’a aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.