Preveze Deniz Zaferi Ve Hızır Hayreddin Paşa

Akdeniz’de Osmanlı Devleti ile Haçlı destekli İspanyol Devleti arasındaki egemenlik mücadelesi bütün hızıyla devam etmektedir. İmparator V. Carlos’un Tunus’u fethine Minorca baskını ile karşılık veren Hayreddin Paşa’nın Adalar Denizi’nde Venediklilere vurduğu darbe ve ardından Girit girişimi Preveze Zaferi’nin yolunu açmıştır. Gazavatname’de Hayreddin Paşa’yı Eğriboz limanından şöyle bildirir:
“Bu sırada İspanya, Papa ve Venedik donanmaları Körfez (Korfu) önünde hazır olup yirmi pare düşman gemisi keşif için Preveze üzerine salınmıştı. Bu taraftan Hayreddin Paşa gönüllü gemilerine Hıristiyan donanmasının Preveze’ye gelip zarar verebileceğini söyleyerek Osmanlı donanması varıncaya dek etrafı korumaları için o bölgede bulunmalarını emretti. Onlar da Preveze yakınında Zakilse (bugünkü Zakhintos) denilen adada bir mahalde gafil yatmakta olan Hıristiyan donanmasına ait kırk parça geminin üzerlerine çıkageldiler. Bunlar Hıristiyanların asıl donanmalarının karakollarıydılar (karavolları); asıl donanmaları ise Preveze’ye düşüp onu dövmekteydiler. Bu haberi alan gönüllü gemiler durumu Hayreddin Paşa’ya bildirmek üzere derhal geri döndüler. Hıristiyan gözcü karakolları leventlerin aniden dönüş yapmalarını Barbaros’un yakın yerde olduğuna bağlayıp kırk gemiyle Preveze’deki asıl donanmaya haber vermeye gittiler. ‘Ne durursunuz, Barbarosa donanması ile geldi’ dediklerinde, mezkûr donanma da Preveze’yi bırakıp kaçtı.

Gönüllü gemilerinden Hıristiyan donanmasının Preveze’de olduğunu işiten Hayreddin Paşa bir an durmayıp Kefalonya denilen kaleye geçti.

Orada bulunan yüz yirmi köyü askere yağma ve talan ettirdi. Ardından Preveze’ye gelip Hıristiyan donanmasını araştırmak amacıyla üç gönüllü levent gemisini Hıristiyan yakasına gönderdi. Bu gemiler o yakada ele geçirdikleri bir kayıkta yakaladıkları bir yarar Hıristiyandan, İspanya, Papa, Portekiz (Portekal) ve Venedik gemilerinden müteşekkil bir donanmanın körfezde hazır beklediğini haber aldılar. O zamanda Padişah Hazretleri devleti ile Edirne’deydi. Hayreddin Paşa sözü edilen kayıktan alınan Hıristiyanı Padişah’ın kapısına gönderdi. Bu arada birleşik düşman donanması, Paşa Preveze’de iken onun üzerine gelip ikindi vakti boğaza kondular ve kale toplarının erişmeyeceği yerde demirlerini bırakıp yattılar. Kondukları mahal Preveze limanı ağzında çan limanının başındaki burun önündeydi.”

Yine Gazavatname’de olayların seyri bundan sonra şöyle devam eder:

“Hayreddin Paşa o gece Osmanlı donanması gemilerine direklerini indirip hep hazır olmalarını, baştardası yani kendi bindiği gemi hareket eder etmez tüm reislerin kendisiyle beraber hareket etmelerini emretti. Reislerin her biri baştardaya nazır olup emir gereğince beklemekteydiler. Paşa akşamdan yine her bir reisin boğaz önüne ve kale altına gemilerini getirip saf tertibi almalarını, gönüllü gemilerinin de bu alaydan taşra başka bir alay etmelerini buyurdu. Reisler öyle yapıp düzen aldılar. Donanmâ-yı Hümâyûn reisleri Preveze Boğazı’nda demirleyen büyük düşman donanmasını görünce içlerine korku düşmüştü. Kendi aralarında toplandılar; ‘düşman donanması sayıca üstün bir donanmadır, bizimki ise az olup onlara karşı duracak bir donanma değildir, Hayreddin Paşa’nın bu denli bir Hıristiyan donanmasına cevap vermesi zordur, biz ona bir tedbir edelim’ dediler.
Reislerin ileri sürdüğü tedbir; düşmanların gelip demirledikleri buruna asker ve top çıkarıp gece beklemek, Hıristiyanlar karaya asker çıkardığında ise onları dökmekti. Hayreddin Paşa’nın huzuruna çıkıp tedbirlerini ve fikirlerini arz ettiler. Paşa gemiden taşra çıkmıştı, kale önünde durmayıp topları arabaya bindirmekteydi. Karadan ve denizden olabilecek cenkin hesaplarını yapıyordu. O anda gelen reisleri hürmetle karşılayıp uygun bir yere çekildi.

Bir bir fikirlerini dinleyip tedbirlerinin aslını bilgi edindikten sonra akla uygun bulmayıp onlara şöyle cevap verdi:

‘Beyler, sizlerin fikirleri fikir değildir. Zira sizin kalenin ve geminin topları altında bu kadar ihtiyat ve ihtiraz eyleyip durursunuz. Sizin bu dediğiniz yer açık bir yerdir. Hıristiyan askeri sizlerin oraya vardığını görüp sandallarını bir yere toplar. Bu donanmada binden fazla sandal bulunur. Her bir barçanın ikişer veya üçer sandalı vardır. Bu donanmada kalyata ve kayıkların haricinde yüz altmış iki pare kadırga var ve hepsi askerle dolu. Bütün bu gemiler eli tüfekli asker ile donatılmış sandalları önlerine bırakıp ve toplarını hazır edip gelip o açık yerde sizlere bir uğurdan top vurduktan sonra orada sığınacak yer de olmadığından size kaçmak görünür. Sizler kaçtıktan sonra bu askerler bizden yana yürüyüşe geçecekler.
Onlar sizleri gemilerden, kaleden ve bilcümle askerden ayırır, zira onların askeri sizler ile bizim gemiler ortasına vaki olur, artık sizlerin ne gemiye ne de kaleye gelmeye kudretiniz olur, ancak karaya çıkıp yan tarafa gitmekten başka dermanınız kalmaz. Sizler toplam dört beş bin ersiniz. Onlar bir aradan karaya yirmi bin er döküp sizlere hücum ederlerse karşı duramazsınız.’ Hayreddin Paşa bu cevabından sonra reislere Preveze Savaşı planının şifrelerini verdi. Buna göre, düşmanın geldiği yer boş bırakılacak, onlar da istedikleri gibi karaya askerlerini çıkaracaklardı. Türkler deryadan o kenara gelen kadırgalara hücum edip yürüyeceklerdi. Hıristiyan kadırgaları Türklere karşı duramayıp barçalarının ardlarına kaçacaklar, durdukları yerden yardım alamayacaklardı. Karada kalan Hıristiyan askeri ise Müslümanların avı olacaktı. Zira artık kendilerine ne kadırgalardan ne de barçalardan derman olacaktı.
Onların gemilerinden ve donanmadan ayrılmaları yok ve zayi olmaları demekti. Yiyecek ve suları dahi olmayacaktı. Eğer kale önüne gelmek dilerlerse kalede o kadar çok nöbetçi, top ve tüfek vardı. Hıristiyanların topları yoktu. Onlar birer eli tüfekli çıplak düşman askeridirler. Beşer onar atımlık barutları var idi. Bu durumda kurtulmaya bir çare bulamayacak ve kendi ayaklarıyla gelip Barbaros’a esir olacak, hatta ona bizi esir alsın diye yalvaracaklardı.

Ferhat Ağa bu sözü işitip Paşa’ya bildirdi. Paşa bu tedbirin Sinan Reis’in katında bile kabul gördüğünü, bunun ifşa olup askerin içine düştüğünü anlayıp huzursuz oldu.

Hemen dönüp akşam olduğunda reislerin fikirleri üzerine karaya asker çıkarıp dedikleri yere toplar gönderdi. Beylere de gece oraya gitmelerini emretti. Beyler gemilerinde olan yeniçerileri ve kendi taifelerinden bazı sipahileri alıp karaya çıkarak belirtilen mahale gidip orada yattılar. Paşa akşamdan Osmanlı donanması reislerine direklerini aşağı indirip kol kol ve saf saf tertip alınmasını, kendisine nazar edilmesini ve kendisi her ne ederse onların da öyle yapmasını tenbih etti.
Gönüllü levent gemilerini de başka bir alay edip diğer bir kol yapmıştı. Zira Hıristiyan askeri o gece yatmayıp her tarafa kayıklar salmıştı. Kayıklar yalı tarafı boş mu, karada asker var mı diye kontrol için geldiklerinde, kenarda olan yoldaşlar yer yer tüfek atıp onları bastırdılar. Kayıklar boş bir yer bulamayıp yine donanmalarına geri döndüler ve etraf hep asker ile dolu diye haber verdiler. Taşraya çıkmaya kadir olamayan Hıristiyanlar kara fikrini terk edip deryadan savaşmaya karar verdiler.”
Yine Gazavatname’ye göre, sabah olunca Hıristiyan askeri seçtikleri bir miktar kadırgayı kara tarafında yani levendlerin olduğu yana gönderip top attılar. Bu taraftan Murat Ağa bu ahvali görüp askerler açık yerde durur, Hıristiyanların toplarına karşı duramazlar, onları def etmek gerekir deyip Hayreddin Paşa hareket etmeden hemen düşman gemilerinden yana varıp onlara karşı yürüdü ve toplar attı. Bunu gören gönüllü gemileri alayından Durgutça, Ali Güle, Güzelce Mehmed ve Sadık nam reisler ki akşamdan hazırlanmışlar idiler varıp Murat Ağa’ya takviye için çıkıp Hıristiyan gemilerini toplamaya başladılar.
Bu kez Hıristiyan gemileri kara canibini terk edip levendlere karşı yürüdüler ve yine top atmaya başladılar. Muhkem hücum edip üzerlerine diretdiler. Murad Ağa bu çoklu hücumu görüp gemileriyle yine Paşa tarafına varıp kendi kollarına girdiler. Bu taraftan Hayreddin Paşa yüz iki parça gemiyle coşkuyla harekete geçti.

Gemilerde olan gaziler gülbang Muhammedi getirip Paşa baştardasından Allah Allah nidalarıyla Hıristiyanlar üzerine toplar atıldığı gibi Donanmâ-yı Hümâyûn gemilerinden ki her birinin üçer pare topu olurdu, toplam üç yüz altı pare top olur, onlar bir uğurdan atılıp kıyametler kopardı.

Deryalar gümleyip yerler sarsıldı. Andrea Doria bu heybeti onlardan görüp artık durmaya iktidarı kalmadı. Yanında olan kadırgaları alıp barçaların öte yanına geçirdi. Barçalar da o kadırgaları görüp deryadan yana çıkıp kaçtılar. Hayreddin Paşa Hıristiyan donanmasının kaçtığını görünce oradan dönüp yine Preveze limanına girdi, kale önüne demir bırakıp yattılar. Paşa önceki gece bazı beyleri ve yeniçerileri kıyıları korumak üzere karaya çıkarmıştı. Düşmanın ardından gitmemesinin sebebi de buydu. Zira Paşa, beylerin tedbiri ve kendi gemilerinin halkı ile Hıristiyan donanmasına karşı varmış idi. O taşrada kalan askeri almak için dönüp gelmesi gerekliydi. Karadaki askerleri gemilere alıp topları hazırladılar. Hıristiyanların gelip sakin oldukları burunda toplanıp akşam o yerde karar eylediler.
Hayreddin Paşa ertesi sabah Hıristiyan donanmasının ardına düşecektir.

Preveze Deniz Savaşı’nın ikinci safhası ve zafer yakındır. Gazavatname’den anlatımıza devam edelim:

”Müminler şafak vakti Yahşılar denilen ada önüne varmışlardı. Hıristiyanların körfeze gittiği düşüncesiyle o tarafa gidilmişti. Öte yandan Hıristiyan donanması Preveze’de hezimete uğrayıp kaçtıklarında körfeze gitme fikrindeydiler. Ancak bu defa tersini düşündüler: ‘Biz buralara gelip henüz cenk etmeden Barbaros’u görmekle bozguna uğrayıp kaçtık. Bu bizim ettiğimiz iş değildir. Bu kadar donanma ile bir erlik yapamadık. Şimdi gelin varıp İnebahtı üzerine düşelim. Almak kolaydır. Şimdi Barbaros bizi muhakkak körfeze gitti diye ardımıza düşüp aramaya gider. O diyarda bizi bulamayıp acaba hangi tarafa gittiler diye araştırıp haberimizi alıp yine bize gelinceye dek biz çok memleketi harap edip yine deryaya kaçarız’ diye o yöne gitmişlerdi. Gaziler Yahşılar (Bahşılar) adası önünde etrafa göz atarken Ayamavri (bugünkü Lefkada) yakınında ve İnebahtı yolunda İncir limanı (bugünkü Vasiliki) denilen mevkide direkler görüp Hayreddin Paşa’ya haber verdiler. Paşa yelkenini çevirip dümenini o tarafa döndürdü.

Gemiler dahi onun ardınca ejderhalar gibi ağızlarını açıp ve burunlarını uzatıp yürüverdiler.

Hıristiyan donanması da müminlerin donanmasını görüp onlara karşı gelmek için o limandan çıkıp bu tarafa hareket ettiler. Onların rüzgârları uygun idi, eğer bu rüzgârla hızla müminlerin üzerine gelirler ise o ağır barçaların önünde kadırgalar helak olurlardı. Müslümanların bu düşünce ile kalplerine bir hayli evham düştü. Hayreddin Paşa tez iki pare kâğıda kelâm-ı kadîmden ve furkân-ı ‘azîmden iki ayet Kur’an yazıp kendi gemisinin iki yanına bırakınca rüzgâr kesildi. O gelen barçalar yerli yerinde hareketsiz kaldılar. Öyle limanlık oldu ki sanki o zamanda hiç rüzgâr esmemiş ve deniz dahi öyle uyumuştu. Paşa Allah’ın bu ihsanını görüp Hıristiyan donanması üzerine yürüdü. Hıristiyanlar da gemilerini saf saf bağlayıp alayı düzüp top atmaya başladılar.
Hıristiyan donanmasında; elli iki pare kadırga Andrea Doria’nın, otuz pare kadırga Papa’nın, seksen pare kadırga Venedik’in, seksen pare barça İspanya Kralının, on pare karaka yine Venedik’indi. O karakaların her biri ikişer bin silah atardı, kendilerini ellişer pare kadırgaya yazdırıp gelmişlerdi. Andrea Doria’nın bir büyük kalyonunun attığı silahı Allah’tan başka kimse bilmezdi. Yüz altmış iki pare kadırga olup doksan bir pare barça mevcuttu. Gönüllü gelenlerle barça sayısı yüz kırk pareyi buluyordu.
Kadırgalarla birlikte üç yüz iki pare gemi olmuşlardı, gönüllü gemileri ile toplam altı yüzden fazla yelkenli görünürdü. Türk donanmasında ise yüz iki parça hassa gemiler ve yirmi parça gönüllü levend gemisi vardı. Derya gibi asker iki taraftan derya yüzeyinde donanıp birbirlerine karşı yürüdüler. Evvela düşman donanmasından bir büyük kalyon ayrılıp geldi, Türk donanmasına her taraftan toplar atmaya başladı. Türk donanması da nice toplar atıp hayli düşman kırdı. O on Hıristiyan karakası beş yüz pare Türk donanmasına cevap verecek güçteydi.

Türk donanması o gemilerle hayli savaşıp nicesini harap etti. Hıristiyan kadırgaları karşı duramayıp o büyük barçaları ve kalyonları önlerine kale edinmişlerdi.

İki taraftan aralıksız o kadar çok top atıldı ki onların ısısından derya kaynar oldu. İki donanma dumandan birbirini görmez oldu. Hayreddin Paşa sağ kola hamle kıldı. Onlar da bu hamleyi görüp sol koldan dolaşıp geldiler. Paşa’nın ardını alıp barçalar ile kendilerinin ortasında koyup iki taraftan top atacaklardı. Paşa bu manevrayı anlayıp döndü ve kadırgaların üzerine yürüdü. Onlar da yine dönüp barçaların üzerine kaçtılar. Paşa bu kez sol kola hamle etti. Hıristiyanlar barçaların ardlarından dolaşıp evvel Paşa’nın hamle kıldığı sağ koldan çıkıp yine evvelki gibi Paşa’nın ardını almak istediklerinde o dahi yine dönüp onların üzerlerine hamle ve hücum etti. Düşman yine durmayıp barçaların arkasına kaçtı. Üç kez öyle vuku buldu.
Nihayet Paşa barçaların üzerine yürüyüp toplar atıp vurdu, nicesini batırıp yok etti. Aralarından yol alıp ve orta yerlerinden geçip o kadırgalara ulaştı. Ama onlar barçalar arasına girdiğinde Paşa’nın yağma ve talana başlayacağını umuyorlardı. Kadırgalar boş kalınca da bu talandan fırsat bulup Paşa’nın üzerine yürüyeceklerdi. Ama öyle olmadı.
Türkler ganimete tamah etmediler. Zira Paşa reisleri rızka ve esire bakmayıp yalnız cenkle meşgul olmaları yönünde tenbihlemişti. Gaziler bu emir gereğince Paşa’nın ardınca yürüyüp önüne gelen gemileri vurup helak ederlerdi. İki namaz ortasına değin cenk ve kıtal olup Hıristiyan donanması ağır bozguna uğrayıp kaçmaya başladılar. Paşa ve gaziler peşlerine düşüp yine hücum ettiler; düşmanın iki pare kadırgasını alıkoydular. O arada akşam vakti geçip yatsı namazı vakti oldu. Dost düşmandan ve derya karadan görünmez oldu. Bu esnada ters rüzgârlar esti. Yağmurlar yağıp şimşekler şakımaya başladı.
Fırtına çıkmak üzereydi. Paşa düşmanı kovalamak fikrinden vazgeçip cenk olan mahalde demir bırakıp yattı. Donanma gemileri de eksiksiz gelip aynı yerde demirlediler. Orada bulunan düşman barçaları ve diğer gemileri ateşe verdiler. O gece deryada yanan ateş hesaba ve kıyasa gelmezdi. Sabah olunca Ayamavri’ye gelindi. Donanmadan alınan iki yarar kapudan o mübarek gazanın zaferini bildirmek için İstanbul’a gönderildi. Paşa da varıp Preveze’de yattı. Ayamavri’den gemilere erzak alınmasını emretti. Beyler toplanıp Paşa’nın gemisine gelip gazanız mübarek olsun diye el öptüler.”

Kâtip Çelebi Gazavatname’ye benzer şekilde Preveze Deniz Savaşını anlatır, ancak vakanın tarihini de vermektedir.

Çelebi, Hıristiyan donanmasının dokuz yüz kırk beş cumadelûlâsının başında (25 Eylül 1538) Preveze’ye yakın iki mil yerde demir attıklarını, iki gün sonra Hayreddin Paşa’nın Preveze Boğazı’dan çıkıp Hıristiyan gemilerine karşı durmak niyetiyle deniz yüzünde altı mil kadar yerde demir atarak yüz yirmi iki parka gemiyle üçer toplu ateş edip düşmanın üzerine yürüdüğünü, cumadelûlânın üçüncü günü (27 Eylül 1538) Ayamavra ve İncir Limanı önlerinde yeniden cereyan eden savaşta Hıristiyan donanmasının bozguna uğratıldığını yazar.
İsmail Hami Danişment Kâtip Çelebi’ye atıfta bulunarak ve yukarıda belirttiği tarihlere işaret ederek, düşmanın Preveze önlerine 25 Eylül’de gelmesi, Barbaros’un körfezden çıkıp ilk hücum hareketine geçmesi bundan iki gün sonra, yani 27 Eylül’e ve zaferle sonuçlanan kesin muharebe de onun ertesi gününe rastladığı gösterildiğine göre, Kâtip Çelebi’nin 27 Eylül olarak kaydettiği tarihin esasen 28 Eylül olması gerektiğine vurgu yapmaktadır.
Gerçekten de literatürde, Preveze Deniz Savaşı’nın 28 Eylül 1538 tarihinde gerçekleştiği genel kabul görmektedir. Yine Kâtip Çelebi, “Sultan Süleyman Han Yanbolu’da avdayken Gazi (Hayreddin) Paşa’nın oğlunun gelip büyük iltifatlara erip ağırlandığını, divan kurulup Preveze fetihnamesinin ayakta okunduğunu, Kapudan Paşa haslarına yüz bin akçe terakki ferman olunduğunu ve etrafa fetihnameler gönderilip şehir donanmaları ısmarlandığını” kaydetmektedir. Bu fasıl Gazavatname’nin Escorial nüshasında yer almamaktadır. Gazavatname’ye göre, Hayreddin Paşa büyük zaferinin ardından gemilere azık alıp Hıristiyan donanmasını aramak için körfeze yöneldi.
Ancak orada bulamadı. Zira hezimete uğrayan düşman donanması Avlonya’ya gitmek üzere yola çıkmış, Türk donanmasının geldiğini haber alınca korkularından Nova’ya (bugünkü Kastel Novi) varmıştı. O zamanda Paşa deryada iken fırtınalar çıkıp ters rüzgârlar estiğinden sekiz pare hassa kadırgası harap oldu. Türkler zaruretten güçlükle Avlonya’ya düştüler.

Andrea Doria Nova kalesini alıp içine altı bin asker koyduktan bir süre sonra ayrıldı.

Nova’nın zaptını işiten Hayreddin Paşa mevsim itibariyle Nova’ya varılmaya kabiliyet olmadığından İstanbul’a dönüp orada kışladı. Bahar geldiğinde Padişahın emriyle yüz elli pare kadırga hazır edip deryaya açıldı. Nova’ya erişip karaya asker çıkararak kaleyi kuşattı. Otuz yedi pare top çıkardı, sekiz gün içinde metrisler yapıp toplarını yerleştirdi ve dövmeye başladı. Yirmi ikinci günde deryadan gemiler ve karadan toplarla dövüp toplam sekiz bin iki yüz yirmi taş vurdu. Kaleyi harap edip kulenin birini aldılar.
Nova’nın iki kulesi vardı. Kılıçtan kurtulup kaçan Hıristiyanlar o kuleye girip aman dilediler. Paşa onları öldürmeyip kaleden çıkardı ve esir etti. Kaleyi tamamen fethedip yirmi altı pare top yerleştirdi. Yoldaşları akına gönderdi. Bunlar büyük ganimetle salimen dönünce toplanıp İstanbul’a geldiler. Bu fetih Frengistan diyarlarında işitildiğinde yas ve matem olup büyük ses getirdi. Zira Nova’daki askerler en usta savaşçılarıydı.
Türklerin Preveze Deniz Zaferi başta İspanyol kronikleri olmak üzere zamanın Batı kaynaklarında fazla yer bulmamış, gözardı edilmiştir. Barbaros hakkında oldukça ayrıntılı anlatılarına şahit olduğumuz Antonio de Sosa, Preveze’yi adeta geçiştirmiştir. Türklerin Preveze ve Kastel Novi zaferlerine kısaca yer verir. Sosa’ya göre, 1538 yılı içerisinde, Türklerin Venediklilerle savaşı hala devam ederken, Barbaros Türk donanmasıyla ikinci kez çıkıp Venedik topraklarına karşı yürüdü, bu gemi ve asker sayısı yönünden son derece büyük bir donanmaydı. Venedikliler Büyük Türk’ün böylesine büyük kuvvetine yalnız başına direnç gösterememişti. Papa III. Paulo ve İmparator V. Carlos birleşip Prens Andrea Doria’nın kumandasında büyük bir donanma oluşturdular. Doria Barbaros’u aramaya çıktı. İki kumandan, Prens ve Barbaros, donanmalarıyla Preveze’de (Previca) karşı karşıya geldi.

Prens Doria tam savaşa başlamak üzereyken, bazı hususlar nedeniyle geri çekildi.

Böylece Barbaros çok gururlandı, Türkler nezdinde yalnız saygınlık kazanmakla kalmadı, aynı zamanda meydan okuyan cesur bir savaşçı olarak ünlendi. Barbaros, 1539 yılında üçüncü kez İstanbul’dan donanma ile çıkıp günlerce muazzam toplarla dövdükten sonra Dalmaçya’daki Castilnovo’yu aldı. Kaleyi yıkıp harap etti, hepsi tecrübeli ve cesur dört bin İspanyol askeri boğazladı. İmparator oraya Francisco Sarmiento idaresinde bir garnizon kurmuştu. O bey de çok cesur savaşıp diğerleriyle birlikte öldü. Barbaros ardından kısa zaman içinde Cataro, Malvasia ve Napoles de Romania (bugünkü Mora Yarımadası’nda Nafplion) adlı önemli Venedik topraklarını fethetti. Bu fetihler nedeniyle Venedik sonra Büyük Türk’le anlaşma yaptı.
López de Gómara Preveze anlatımına Türklerle Venedikliler arasındaki anlaşmazlığa işaret ederek başlar ve Gazavatname’deki gibi rüzgârın kesilmesine de yer verir. Gómara’ya göre, her iki güç 1538 yılında aralarındaki barışa ve ateşkese son verdiğinden denizde birbirleriyle mücadele ediyorlardı. Türk donanması Belona’ya (Velona) gelip Pulla’da ve tüm Adalar Denizi’nde büyük zarar verdi. Andrea Doria İspanya İmparatoru’nun kadırgalarıyla Barbaros’a karşı bir hareket için Doğu Akdeniz’e (Levante) geçti. Adalar Denizi’ni dolaştı ise de netice alamadan döndü. Türkler, denizcilerde adet olduğu üzere küçük gemiler büyük gemileri selamlamadığı gerekçsiyle Venediklilerle sulhu bozup iki Venedik gemisine el koydu. Bu nedenle Venedik Senyörlüğü İspanya İmparatoru ve Papa Paulo ile Büyük Türk’e karşı ittifak yaptı.

Papa, Kutsal Birlik Donanması’na İskenderiye Patriki Marco Grimano’yu Papalık donanmasıyla gönderdi.

Venedik soylu Domingo Capello kumandasında seksenden fazla gemiyle birliğe katıldı. İmparator, Andrea Doria ve Sicilya Kral Nanibi Don Fernando de Gonzaga’yı Napoli ve Sicilya’daki seçme İspanyol askerlerini alarak gemileriyle Venediklilerle buluşmaya sevketti. Papalık donanması ve İmparatorluk donanması Venediklilerle buluşup İspanyol askerleriyle dolu altmış gemi ve kalyon ile yüz elliden fazla kadırgayla Barbaros’un aramaya çıktılar. Barbaros’u Preveze’de daha az sayıda fusta ve kadırgalarıyla buldular. Barbaros böylesine büyük bir donanmayı görünce hareketsiz kaldı. Tüm gemilerinin pruvalarını düşmanlarına çevirdi, kıçlarını da ne karaya oturacak ne de arkalarını alacak şekilde karaya çok yakın koydu. Andrea Doria ordusunu üçe ayırdı; biri öne geçmeye gönderdiği kalyonlar ve gemilerdi ki bunlar karaya yanaşıp düşmanın arkasını alacaklardı, Domingo Capello’yu Venedik kadırgalarıyla ilk hücuma geçmek için artçı bıraktı, kendisi de ön tarafı aldı ve Barbaros’un üstüne yürüdüler.
Hava dinginleşip rüzgâr kesildi, bu nedenle hareket edemediler. Prens sol tarafı alıp uygun yere çekildi. Venediklilerin kaptanı da onun dümenini çevirdiğini görüp arkasından Korfu’ya gitti. Andrea Doria ve peşindekiler geride ve düşman donanmasının ortasında kalanları düşünmeden tedbirsizce Venediklilerin Juques adalarına sığındılar. Barbaros birlik donanmasının kaçtığını görünce coşkuyla ardlarına düşüp bir süre onları izledi. Yavaş giden bir Venedik gemisini aldı, hatta Andrea Doria diğerini yedeğe almasaydı iki gemiyi de zaptedecekti. İki gemi de cesurca savaştı. İspanyolların kumandanı Fulano Figureo’nun olduğu gemiyi ele geçirdi. Birlik donanmasının gemileri Korfu’ya çekildiler.

Andrea Doria ve Don Hernando, Türklerle savaşmak için her bir Venedik gemisine otuz İspanyol askeri koymaya rıza göstermediğinden Domingo Capello’yu suçladılar.

Capello ise savaşa girişmeyip çatışmadan çekildiği için Prensi suçladı. López de Gómara, Barbaros’a karşı hiçbir varlık gösteremeyen Andrea Doria’nın Castilnovo’ya varıp aldığını ve içine üç bin beş yüz seçme asker yerleştirdiğini, ancak Barbaros’un daha sonra Castilnovo’yu alıp harap ettiğini de yazmaktadır. Gómara’ya göre, Barbaros büyük bir donanmayla ve yirmi binden fazla Türkle Castilnovo seferine çıktı. Oraya vardığında karaya asker ve top çıkarıp kaleyi kuşattı ve surları dövmeye başladı. İspanyollar çok iyi savunma yapıp Türklere büyük kayıplar verdirdiler. Barbaros neredeyse kuşatmayı kaldırıp İstanbul’a dönecekti. Ancak içeriden iki Granadalı morisko çıkıp onun yanına geldi ve kaledeki durum hakkında bilgi verdi. Top atışlarıyla harap olan kale artık güçlü değildi ve almak kolaydı. Kale içinde çok sayıda asker ölmüştü.
Bu haber ile sebat eden Barbaros kaleye yeniden hücum edip gece gündüz İspanyollarla savaştı. İki binden fazla güllenin Castilnovo kalesi içine düştüğü söylenir. İspanyolların düşman kuvvetine dayanacak hali kalmamıştı. Kumandanları Francisco Sarmiento ile birlikte hemen bütün kaptanlar ve askerler savaşarak öldü. Üç bin beş yüz askerden kurtulup esir alınan çok azdı. 1539’da Castilnovo’yu fetheden Barbaros İstanbul’a muzaffer döndü. Bu zaferle Büyük Türk çok memnun oldu. Prudencio de Sandoval Preveze Savaşı öncesinde Papa’nın aracılığıyla İspanyol ve Fransız krallarının 18 Ocak 1538 tarihinde on yıllık bir barış anlaşması imzaladıklarını kaydetmektedir.

Öte yandan yine Sandoval’a göre,

“Sultan Süleyman Türklere karşı Roma’da bir kutsak birlik ittifakının oluşturulduğunu öğrenmiştir. Bu vesileyle Barbaros padişahın emri üzerine yüz otuz kadırga ve diğer birçok fustayla İstanbul’dan yelken açmıştır. Mora ve Dalmaçya’da (Esclavonia) Türklerle savaşan Venedik’in Papa, İspanya İmparatoru, Fransa Kralı ve diğer prenslere talebine binaen söz konusu Haçlı birliği oluşturulmuştu. Fransa Kralı Büyük Türk ile olan dostluğu nedeniyle Haçlı birliğine girmek istemedi. Birlik iki yüz kadırganın donatılmasında mutabık kalmıştı. Papa Aquileya Patriki Marco Grimaldo kaptanlığında otuz altı gemi, Venedikliler genel komutanları Vicente Capelo kumandasında seksen iki gemi, İmparator ise Andrea Doria genel kaptanlığında çok sayıda gemi, mühimmat ve erzak verecekti. Ancak o kadarını toplayamadılar. Barbaros donanmasıyla Candia’ya geldi. Çok sayıda Türk Candia’ya alacaklarını düşünerek düzensiz bir şekilde karaya çıktılar.
Hatta beldeleri soymak için kontrolden çıktılar. Ancak yerin muhafızı Andres Griti toplarla onlara büyük zarar verdi. Barbaros Venediklilerin korkusuyla kadırgaları yükledi, yağma için uzaklaşan bin iki yüz adamını gemilere bindirmek için karada bıraktı. Bunların hepsi sonradan adalıların elinden ölecekti. Barbaros Candia’dan Retino’ya geldi, güçlü ve tahkimli göründüğünden saldırmadı. Candia şehrinin üç fersah uzağındaki Frasquia’ya, oradan Sicilya’ya geçti. Ardından Modon’a yürüdü. Sonra Korfu’da bulunan Papalık donanması ile Venediklilere engel olmak amacıyla Preveze’ye vardı. Hıristiyan birliği yüz otuz dört kadırga toplayabilmiş, söz verilen iki yüz parçayı donatamamıştı. Papa’nın yirmi yedi, İmparatorun kırk dokuz, Venediklilerin elli beş kadırgası birliğe katılabilmişti.
İspanyollar Kıbrıs, Napoli, Romanya ve Dalmaçya’nın korunması için bölgelerinde kalmışlar, o yöne gitmemişlerdi. Birliğin toplam iki yüz elli kadar gemisi bulunuyordu. Paralı kuvvet ise beş bin İtalyan ve on bir bin İspanyol askerinden oluşuyordu.

Andrea Doria önce Preveze’ye asker ve erzak çıkarmayı düşünmüş ancak daha sonra bu fikrini  değiştirerek Lepanto’ya gitmeye karar vermişti.

Gemileri kadırgaların yedeğine alıp Santa Maura (bugünkü Lefkada adası) rotasını tuttu. Barbaros seksen yedi kadırga, otuz kalite, otuz beş fusta ve perkende ile Arta (Preveze) Körfezi’nde idi. Adamlarını ve teçhizatlarını kurtarmak amacıyla gemilerin arkalarını (pupa) karaya yakın koydu. Karaya da istihkâm yapıp topları yerleştirdi. Savaş işareti verdi. Üç saf halinde vaziyet aldırdığı donanmasının merkezine kendi gemisini koydu, sağ yanı Tabac, sol yanı ise Salac aldı. Öne on kadırga ve altı kaliteyle Turgut’u (Dragut) yerleştirdi. Kürekçilerin hepsi uyumlu ve uygun tempoda gelişi Barbaros’un sanatını gösteriyordu. Andrea Doria Barbaros’un savaşmak coşkusuyla ilerlediğini anlayıp ona döndü. Kadırgaların kaptanlarına savaş düzeni almalarını emretti. Kutsal birliğin askerlerinin o gün savaşma istekleri yoktu, acele silahlandılar. Barbaros’un kaçacağını düşünüyorlardı. Aniden rüzgâr durdu.
Bu Hıristiyan donanmasının kaybetmesi demekti, zira gemiler hareketsiz kaldı. Barbaros üç kanattan/cenahtan hilal taktiğiyle harp düzeni aldı. Hıristiyan donanmasının hatasını bilip gün batmadan evvel hücum emri verdi. Türkler savaşın başında peksimet taşıyan biri Candialı diğeri Venedikli iki gemiyi yaktılar. İspanyolların bulunduğu üç gemiyle savaşıp Kaptan Villegas de Figuero’nun gemisini zapt ettiler. Yine birçok gemiyi yaktılar. Neticede Hıristiyan donanması ağır bozguna uğradı. Hava karardığında gök gürleyip şimşekler çaktı ve yağmur yağdı. Fırtınadan endişe edip önce Barbaros yelken açtı, sonra da Andrea Doria ki kaptanlarıyla mutabık kalmadan ve düşüncesizce Korfu’ya dönüp yol aldı. Doria o gece şerefini ve şöhretini kaybetmişti. Hatta düşman takip etmesin diye gemisinin fenerlerini söndürmüştü. Barbaros birçok kez kahkahalarla gülerek İspanyolca dilinde, !Oh, Andrea Doria nereye kaçtığını gizlemek için fenerlerini öldürüyor!’ demişti.”

Türk ve İspanyol kroniklerinde Preveze Deniz Savaşı’nda karşı karşıya gelen donanmaların sayılarına dair farklı iddiaların ileri sürüldüğü görülür.

Haçlı donanması sayıca üstün olmasına rağmen özellikle bahsettiğimiz İspanyol kroniklerinde her iki kuvvet arasındaki güç orantısı dengelenmeye çalışılmıştır. Bir bakıma Barbaros’un büyük bir birleşik Haçlı kuvvetine karşı koyarak kazandığı zafer gölgelenmiştir. İspanyol denizci ve tarihçi Cesareo Fernandez Duro, Türk ve Haçlı donanmalarının şifrelerini bir kaynağa dayandırmadan vermektedir. Kıyaslandığında Haçlı donanmasının Türk donanmasına kıyasla kat kat üstün olduğu anlaşılmaktadır. Duro’ya göre, kutsal birliğin hareketi yazın, filoların Korfu’da birleşmesiyle başlamış olmalıdır. İlk gelen Vincenzo Cappello kumandasında elli beş gemiyle Venediklilerdir. Ardından 17 Haziran’da Papalık donanması Marco Grimani idaresinde yirmi yedi gemiyle gözükmüştür. Geciken Andrea Doria birlik donanmasının genel kaptanıdır, 5 Eylül’de kırk dokuz gemiyle Korfu’ya ulaşmıştır.
Eksik gemiler 22 Eylül’de intikal etmiştir. Haçlı donanması tamamlandığında kuvvetin icmali şöyledir; 134 kadırga, 72 ağır savaş gemisi, 250 küçük gemi ve bunlara bindirilmiş 16.000 asker, toplamda 50.000’den fazla adam ve 2.500 top. Bu büyük kuvvete karşın Barbaros Adalar Denizi’nden 85 kadırga, 30 kalite, 35 fusta ve perkende ile iyi takviye edilmiş bir Türk birliğinin başında gelip Arta Körfezi’ne girmiştir. Duro’nun Preveze Savaşı’na dair anlatısı oldukça ayrıntılıdır. Verdiği bilgilerden bazılarının Sandoval ve diğer İspanyol yazarlarla örtüştüğü görülür.

Preveze Deniz Savaşı’nın gerek o zamanın savaşlarına gerekse daha önce yapılan savaşlara göre en büyük ve en şanlı deniz zaferi özelliğini taşıdığına dikkat çeken Ali Rıza Seyfi, Barbaros’un bu savaşta tatbik ettiği yarma hareketi ile deniz savaşı usüllerinde çığır açtığını kaydeder.

Ali Rıza Seyfi’ye göre, “Barbaros’un en kesin manevrası düşman savaş hattını yarmaktı. Bu tabir, düşmanın tüm kuvvetiyle açtığı savunma cephesini ikiye ya da daha küçük kısımlara ayırıp birbirine yarım edemeyecek bir hale getirmek, ardından bu birbirine yardım edemeyen takımları birer birer yok etmek anlamına gelir. Özelikle arkasında ihtiyat filoları bulunmayan savaş hattını yarmaktır.”
Preveze Deniz Zaferi’nin en önemli sonucu, Akdeniz’in bir Türk gölü haline gelmesidir. Bu zaferle Türkler büyük bir kara gücü olmasının yanısıra denizlerde yenilmezliğini de ilan edecek ve 1571 İnebahtı Deniz Savaşı’na kadar havzadaki hâkimiyet mücadelesinin tek galibi olacaktır.
Yararlanılan Kaynaklar
Hüseyin Güngör Şahin, İspanyol Ve Osmanlı Kroniklerinde Barbaros Hayreddin Paşa
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Cilt 2
Seyyid Murad, Gazavât-ı Hayreddin Pâşâ
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Hüseyin Güngör Şahin’e aittir.

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.