Seçmen Tercihlerinin Yönelimi Üzerine Bir Analiz : Oy Tercihini Etkileyen Temel Faktörler

Toplum içinde siyasal seçim ile başrol konumuna gelen seçmenlerin oy verirken tercihlerinde belirli koşullardan etkilendiklerinden bahsedilmiştir. Siyaset sosyolojisi de bu konuyla ilgilenmektedir, çünkü seçim öncesi belirli koşullar ve etkilerin şekillendirdiği seçmenlerin, tercihlerinde bir de kişisel sebepler vardır ve bu konu araştırma alanı olarak sosyoloji ve siyaseti bir araya getirmiştir. Seçmen davranışını etkileyen pek çok sebep vardır. Burada önemli olan hem ülkenin şartlarını ve konumunu, hem de bireyin koşullarını incelemenin gerekli olduğunu unutmamaktır . Araştırmaların bazıları sosyo-ekonomik ve politik faktörlerin önemli olduğuna yönelik çalışmalar yaparken, bazı çalışmalar da kültürel ve ideolojik sebeplerin üzerinde durmuştur. Bu çalışmada seçmen davranışları üzerinde etkili olan sosyo-ekonomik ve politik faktörler incelenmiştir. İdeolojik faktörler, siyasi partilerin görüşlerini temel almakta ve muhtelif görüşlerin seçmen eğilim ve görüşlerini değiştirdiği öne sürülmektedir. Bununla birlikte, ideolojik ve kültürel faktörlerini analiz etmek için siyaset sosyolojisi açısından toplumsal olarak ve daha çok siyasi partilerin gözünden bakmayı gerektirecektir. Dolayısıyla çalışma siyaset sosyolojisine bireysel bir yöntemle yaklaşmakta ve bu anlamda seçmen davranışlarına odaklanmaktadır. Siyasal katılmayı belirleyen en önemli faktör, siyasal katılımı gerçekleştirecek olan bireyin fiziki, kişisel ve hatta değer yargılarına kadar uzanan özellikleridir. Dolayısıyla vatandaşların siyasete katılmaları farklı yoğunluklarda olmakta, bazı vatandaşlar oy bile kullanmazken, bazıları da siyasal faaliyetlere büyük zaman, emek ve para ayırmaktadır. Bu anlamda siyasal katılmayı etkileyen faktörleri detaylı bir şekilde analiz etmek gereklidir.
Sosyo- ekonomik sebeplerin temelinde demografik özellikler yatmaktadır. Toplum içindeki sınıf farkı, yaş, eğitim, cinsiyet, meslek ve gelir düzeyi gibi faktörler toplum içindeki demografik özellikleri temsil etmekte ve gözlenen farklar siyasi seçimleri etkilemektedir. Seçmen davranışı ve medya unsuru bir anlamda sosyal boyutun içinde de kabul edilmektedir. Aslında medya etkisi bir anlamda kamuoyunu yansıtmaktadır. Seçim öncesi seçmen kararının ön izlemesi olarak sunulan kamuoyu araştırmaları, bir yandan seçim öncesi karar konusunda fikir vermekte, bir yandan da seçmen kararlarını etkilemede rol oynamaktadır . Politik faktörler, siyasi partiler ve adayları incelemek açısından faydalıdır. Bu anlamda çalışmada parti kimliği kavramı, seçmenlerin parti tercihlerinde partilere yaklaşımı ve yakın geçmişte yaşanan siyasi değişimlerden bahsedilecektir. Aynı zamanda medyanın güçlenmesi, siyasi kimliklerin çoğalması ve yönetim biçiminin seçimlere etkisi de incelenecektir . Seçmen davranışını etkileyen diğer faktörler, çalışmada daha önce de öne sürüldüğü gibi çok sayıdadır. Çalışmanın çerçevesi öncelikle sosyal ve ekonomik faktörler ile politik faktörler üzerinde çizilirken, bir yandan da yasal boyutu ve psikolojik boyutu eklenmiştir. Yasal boyut toplumsal faktörleri desteklerken, psikolojik boyut seçimlerdeki bireysel faktörlerin etkisini göstermektedir. Her siyasal sistem, siyasi sürecin varlığını toplumsal olarak yasalarla öngörür, dolayısıyla kimlerin siyasal sürece katılıp katılamayacağı, hangi yollarla siyasi seçimin gerçekleştirilebileceği yasalarla düzenlenmektedir. Seçmen davranışının sosyal ve ekonomik boyutunun kapsamlı olarak incelenmesi demokratik gelişim üzerinde fikir sahibi olmamıza ışık tutmaktadır. Siyasi katılımın sosyo-ekonomik statü ile doğru orantılı olduğunu savunan araştırmacılar, daha iyi bir eğitim seviyesinde ve daha yüksek bir gelire sahip vatandaşların, diğerlerine göre daha katılımcı bir rol üstlendiklerini öne sürmüşlerdir. Örgüt ve derneklerin çoğalmasının siyasal katılımı artıran sosyoekonomik bir gelişme olduğunu belirtmişlerdir. Toplumsal gruplar, devlet yönetimindeki etkilerini fark ettikleri zaman daha fazla çaba gösterirler.

Seçmen Davranışını Etkileyen Ekonomik Faktörler

Ekonomik faktörler başlığı altında incelenecek olan ilk faktör meslek gruplarını siyasal katılıma etkisidir. Meslek de, gelir düzeyi gibi toplumsal olarak kişinin faaliyetlerini ve siyasete katılımını etkilemektedir. Meslek sahibi olmak siyasi olarak da yeteneklerin gelişimini sağlamakta, iktidarın yönetim biçiminden hangi meslekte olursa olsun etkilenmesine neden olmakta ve belirli siyasi görüşe sahip diğer insanlarla daha fazla etkileşimde olmasını sağlamaktadır . Çalışan birey, mesleği ne olursa olsun, işi gereği tanımadığı ve yakın olmadığı birçok insanla iletişimde bulunmaktadır. Bu süreç, siyasal etkinlik yeteneklerini de geliştirmektedir. Çünkü kişi, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde kendini toplumda ifade etmeyi, farklı görüşleri dinlemeyi, makul çözümler ile kendi fikrini baskın konuma getirmeyi çalışarak öğrenmektedir. İnsan hayatının büyük çoğunluğu iş ortamında geçmektedir . Dolayısıyla tıpkı gelir düzeyinin gruplaşma yaratması gibi, bazı meslek grupları ortamları gereği belirli siyasi partilere daha yakın olabilirler ve bu mesleği icra eden kişiler bulundukları ortamın etkisiyle o siyasi partiye daha fazla eğilim gösterebilirler. Çalışmada meslek sahibi olmanın siyasi katılımı arttıracağı öne sürülmemekle birlikte, meslek gruplarının siyasi parti gruplaşmalarına neden olabileceği ve seçmen davranışı ile tercihlerini etkileyebileceği savunulmuştur. Ekonomik faktörler altında incelenecek diğer bir faktör de gelir düzeyi ve seçmen davranışı ilişkisidir. Meslek grubuyla birlikte araştırma alanlarına dâhil olan bu konuda gelir düzeyinin, toplumu siyasal faaliyetlerde nasıl etkilediği incelenmiştir.

Meslek ve Seçmen Davranışı

Meslek sahibi olmanın seçmen davranışlarına etkileri kolay gözlemlenebilir bir çalışma değildir. Meslek grupları toplum içerisinde birbirine eklemlenmiş ve belirli bir düzenden uzaklaşmıştır. Bir meslek grubunun kendi içerisinde birçok dala ayrılması ve farklı meslek gruplarıyla ortak projeler yürütmesi, bu faktörü incelemeyi zorlaştırmıştır. Ancak meslek gruplarının ait olduğu bir hizmet alanının olması seçmen davranışlarını gözlemek için uygun bir zemin hazırlamaktadır. Ancak bu kadar geniş bir alanda çalışan seçmenlerin, ortak bir paydada buluşup siyasal seçimlerini gruplaşma halinde yapmaları söz konusu değildir. Meslek grupları ile seçmen davranışı üzerinde etkisinde üzerinde durulması gereken en önemli nokta; meslek, siyasi katılımda etkin bir faktör
olmasına rağmen, yaş, eğitim, cinsiyet gibi diğer demografik özellerinden farklı olarak hızla değişkenlik gösterebilmekte ve bu açıdan ölçülebilirliğini güçleştirmektedir. Meslek gruplarının siyasi katılıma etkisi incelenirken, eğitim ve gelir düzeyi ile birlikte ele alınması önemlidir. Eğitim, meslek grubunun önceki ve dolaylı aşamasıyken, gelir düzeyi de sonraki ve yine dolaylı aşamasıdır . Meslek grupları, diğer demografik özelliklerden farklılık göstermektedir. Seçmenin yaşı, hatta aldığı eğitim ve toplumdaki yeri ailesel bir duruma dayanmaktadır. Bireyin eğitimle kendini geliştirmesiyle beraber toplumda bulunduğu sınıfı değiştirme olasılığı bulunsa da bu kısa sürede gerçekleşebilecek bir durum olmayacaktır. Meslek gruplarının kişiye belirli bir siyasi yönelim verdiği savunulmamakla birlikte, meslek sahibi olmanın kişisel olarak siyasal eğilimi artırdığı, kişiyi sosyalleştirerek siyasal görüşünü ifade etmede yetkinlik verdiği ve bazı mesleklere sahip olmanın siyasal yaşam içinde ön plana çıkmayı kolaylaştırdığı söylenebilir. Tıpkı gelir düzeyinde ifade edildiği gibi, bazı toplumlarda meslek seviyesi etkin ve üstün kişiler siyasal katılımı arttırırlar ve bu artış ile ilgi, seçmen katılımından çok siyasi parti adaylığı şeklinde topluma yansır.
seçmen-kağıdı-muhtarlık-şükrüpaşa-muhtarı
Sosyal faktörler altında incelenecek olan eğitim, meslek grubu ve seçmen davranışı üzerinde dolaylı olarak etkilidir. Meslek seçiminde alınan eğitimin büyük önemi olmasıyla birlikte, aileden kaynaklanan gelir düzeyi ve yaşanan çevrenin de etkisi unutulmamalıdır. Bireyin eğitim düzeyindeki artış, toplumdaki yerinin belirginleşmesini sağlamakta ve yüksek statülü bir işte çalışmasına yardımcı olmaktadır. Siyasete olan ilgi ve siyaset bilgisi, aday olarak katılımı, bu faktörlerin bir araya gelmesiyle artış gösterebilmektedir . Bazı meslek grupları ve o meslek içerisindeki konum, kişinin toplumsal hayattaki ifadesini de etkilemektedir. Örneğin bir gazeteci veya medya kuruluşunun yöneticisi, iş ortamı sayesinde siyaset hakkında bilgi sahibi olur ve katılımını artırabilir. Özellikle serbest meslek grubu olarak adlandırılabilecek olan avukatlık ve gazetecilikte, iş yaşamının gereklilikleri ile siyasete yaklaşım görülmektedir. Özellikle gazeteciler toplumsal sorunlara vakıf olabilmek adına toplumdaki siyaset politikalarını incelemektedirler. Yalnızca gazeteci, avukat ya da bir medya kuruluşu yöneticisi olarak da değil, toplu halde çalışan tüm meslek gruplarının tek başına çalışanlara göre siyasal katılım oranları yükselir. Bu noktada işçileri örnek gösterebiliriz. Toplu halde çalışmalarından ve örgütlenme alışkanlıkları ile siyaset konusunda bilgi sahibi olabilecekleri bir ortamda çalışmıyor olsalar dahi, örgütlenme ve gruplaşmaları siyasal katılımlarını artırmaktadır . Buradan yola çıkarak Türkiye’de 1950 seçimlerinde CHP, DP ve MP partilerinin adaylarının meslek dağılımlarını yansıtan tabloyu incelersek, meslek grupları içinde en fazla avukatların aday olarak siyasal katılım gösterdiklerini görürüz. Adaylar içerisinde en sonda olan meslek grubu ise işçilerden oluşmaktadır.
MESLEKLER           CHP                  DP               MP                    TOPLAM
VALİ-KAYMAKAM  24                     5                   –                              29
HARİCİYECİ              1                      2                    1                               4
SUBAY                       25                    21                  13                             59
AKADEMİSYEN      19                    14                   7                              40
DOKTOR VB.          55                    61                   19                            135
AVUKAT                  79                   105                  36                            220
MÜHENDİS           11                     23                  11                               45
BANKACI               14                     16                   5                                35
GAZATECİ             16                    23                  13                               52
ÖĞRETMEN         21                     8                    5                                52
YARGIÇ                 16                    27                   5                                48
KAMU GÖREVLİLERİ 76        44                  13                               133
TÜCCAR              44                    74                 33                                151
ÇİFÇİ                  27                     61                 18                                106
SENDİKACI     10                      8                   3                                   21
Aşağıdaki tabloda da 2007 yılı genel seçimlerinde TBMM milletvekillerinin meslekleri göz önüne alınarak siyasi katılımın meslek gruplarına dağılımı incelenmiştir. Sonuç itibariyle, bazı mesleklerde siyasal katılımın ve siyasi bilinçlenmenin daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Özellikle hukukçuların siyasi açıdan daha fazla bilinçli olduğunu ve aday veya seçmen olarak siyasette daha fazla etkin olduklarını; işçilerin ise Türk siyasi tarihinde özellikle aday olma konusunda etkisiz kalmış meslek grubu olduğunu söyleyebiliriz.
MESLEK GRUPLARI                      KİŞİ SAYISI
HUKUKÇU                                                92
İŞADAMI                                                  82
AKADEMİSYEN                                      78
ÖĞRETMEN                                            40
EKONOMİST                                           39
MÜLKİ AMİR                                         18
ÜST DÜZEY YÖNETİCİ                      27
DOKTOR                                                27
MÜHENDİS                                          39
MALİ MÜŞAVİR                                  16
GAZETECİ                                            11
MİMAR                                                 9
PLANLAMACI                                    8
DİPLOMAT-BÜYÜKELÇİ                7
BANKACI                                            6
SUBAY                                                 4
 
dunyanin_en_mutlu_ve_mutsuz_ulkesi_belli_oldu_h2382
Memurların gelir düzeyi hükümet tarafından belirlendiği için, hükümetin aldığı kararlar ve izlediği yolları takip eden memurlar da siyasal yaşamla iç içedirler ve dolayısıyla da siyasal katılım oranları yüksektir. Memur grubundaki eğitmenler için de durum bu açıdan aynı olmakla beraber, insanların ileride siyasi yaşamda aktif olarak bulunmalarını etkileme sorumlulukları vardır. Bu açıdan öğretmenlerin, kendi üzerindeki etkilerini bilmeleri ve ona uygun bir ifade şekli belirlemeleri gerekmektedir. Öğretmenlerin kendi eğitim düzeyleri ve çalıştıkları eğitim- öğretim kurumunun ideolojisi de önemli rol oynamaktadır. Öğretmenlerin toplumsal olarak siyasal yaşamda etkinlikleri fazla olduğundan dolayı demokratik bir tutum sergilemeleri ve bunu öğrencilere aktarmaları önem teşkil etmektedir . İşçi ve öğretmenler incelendiği zaman farklı gelir düzeylerinin siyasi katılımın artış ya da azalma göstermesinde etkili olmadığı görülmektedir. İşçilerin eğitim düzeyleri ve çoğunlukla gelir düzeyleri öğretmenlerden düşüktür ancak bu durum, siyasal katılımı aynı oranda etkilememektedir. İşçiler, iş çevresinde bir arada olmanın da desteğiyle çabuk örgütlenme ve siyasal gruplaşmalar yaratma konusunda birçok örnek vermişlerdir. Hızlı sendikalaşmaları, birbirlerine aktardıkları siyasi bilgiler, onları siyasal konularda yüksek bilince taşımıştır . Siyasete katılım oranlarının çok yüksek olmadığı iki meslek grubu çiftçiler ve ev kadınlarıdır. Çiftçiler, işçiler gibi eğitim düzeyleri düşük bir sınıfta olmalarıyla birlikte, çalışma alanlarının da sebep olduğu bir durum ile siyasal yaşamdan uzak kalmışlardır. Eğitimin yanı sıra, kitle iletişim araçlarını, siyasal propagandaları ve siyasal tartışmaları yakından takip edecek bir çevrede yaşamayan çiftçilerin siyasal katılımdan uzak kaldıkları gözlemlenmiştir. Daha çok kırsal kesimlerde ve köylerde yaşayan çiftçilerin en etkin şekilde kullandıkları siyasal katılım yolu oy vermektir. Ev kadınlarında durum biraz daha farklıdır. Kırsal kesimde de, şehrin merkezinde de bulunan ev kadınının evde oturan, içe dönük ve toplumsal bilinci gelişmemiş bir imaj çizmesi nedeniyle, siyasetin gerektirdiklerinden uzak kaldığı görülmüştür . Cinsiyet ve seçmen davranışları incelenirken bu konu üzerinde daha kapsamlı durulacaktır. Çünkü söz konusu olan olumsuz imaj sadece ev kadınları için değil, genel olarak kadınlar için siyasal katılımda sorun teşkil etmekte ve kadınları, kendini toplumda ifade etme, siyasi eğilimini gösterme ve kitle iletişim araçlarından faydalanma gibi siyasetin gerektirdiklerinden uzak tutmaktadır .

Gelir ve Seçmen Davranışı

Ekonomik faktörler ana başlığı altında da incelendiğini gibi, gelir düzeyi ve siyasal katılım düzeyi arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Sosyal statünün en net belirleyici faktörlerinden biri olan gelir düzeyi; eğitim, cinsiyet, yaş gibi belirli özelliklerden de destek alarak kişinin sosyal statüsünü belirlemektedir. Gelir, genel tanımı itibariyle, kişinin yıl içinde elde ettiği kazançların ve iratların safi tutarıdır (Gelir Vergisi Kanunu, 1960). Ekonomik anlamda gelire baktığımızda ise kişilerin yıllık olarak mesleki üretken faaliyetleri, taşınır ve taşınmaz varlıkların işletilmesinden elde ettikleri kazançlarını gelir olarak tanımlarız. Gelir düzeyi toplumsal hayat tarzını etkileyen bir faktör olduğu için siyasal katılımda da etkisi görülmektedir. ABD’de konuyla ilgili yapılan araştırma göstermiştir ki , gelir düzeyi artan seçmenin siyasal seçime katılımı artmaktadır. Ancak ileri tarihlerde yapılan diğer çalışmalar bu orantının her seçim için geçerli olmadığını öne sürmüşlerdir . Doğru orantı iddiasının altında yatan sebep, gelir düzeyinin artışının kişiye siyasal olayları daha yakından takip etme fırsatı tanıdığı ve bu durumun da siyasal katılımı artırdığıdır. Bir yandan gelir düzeyi yüksek bireyin, eğitim seviyesinin de yüksek ve kendine güveni de olan birey olduğu farz edilir. Ancak bu temellenmesi güç bir iddiadır, çünkü gelir düzeyinin artışı vatandaşı, seçmen durumunun ötesinde aday konumuna doğru götürebilmektedir. Gelir düzeyi yüksek olan vatandaş, özellikle de gelir düzeyi toplumsal olarak düşük bir yerde güçlü konuma gelmek için siyasal katılımı farklı bir boyuta taşıyıp siyasi parti adayı olabilmektedir .
Bu çalışma, ekonomik artışın bireyleri gruplaşmaya ittiğini ve bu gruplaşmaların siyasal etkinliklere de olumlu yansıdığını öne sürmekle beraber, gelir düzeyi ile siyasal katılım düzeyi arasında doğru orantılı bir ilişkinin mutlak olmadığını iddia etmektedir. Örneğin, Bülent Ecevit’i Türk siyasetinde düşündüğümüz zaman, sosyal statüsü ve aldığı eğitimi düşünerek kendisinin Türk halkının eğitim seviyesinin yukarısında bir eğitim ve sosyal statüye sahip olduğu değerlendirilebilir. Bu durum onun döneminde siyasi katılıma bir seçmen olarak daha fazla katılacağı anlamına gelmemektedir. En azından böyle bir genelleme yapmak Türk siyaseti için doğru değildir. Ancak Bülent Ecevit, bu farklılığı siyasal parti adayı olarak göstermiştir. Bülent Ecevit eğitimi ve de dolayısıyla gelir durumu iyi olan bir kişi olarak, yaşadığı dönem içinde çok iyi imkânlar elde etmiştir. Türk siyasi yaşamını yakından takip ederek ve içinde olmakla birlikte, İngiltere ve Amerika’da siyaset sosyolojisi ve Ortadoğu üzerine araştırmalar yapma fırsatı etmiş, ülke içinde ve ülke dışında gazetelerde yazılar yazmıştır. ABD’de olduğu sürede eğitim gördüğü Harvard üniversitesinin rektörü ABD’nin 56. dönem Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ‘den eğitim almıştır. Bu da 27 Ekim 1957 yılında CHP milletvekili olmasının önünü açmıştır.
Gelir düzeyi ve seçmen tercihleri ile ilgili olarak Antalya ili üzerine yapılan nicel çalışmadan örneklere bakalım. Aşağıdaki tabloda belli bir grup seçmenin gelir durumlarına göre hangi partiyi tercih ettiklerini görürüz. Mevcut tabloya göre geliri durumu yüksek kolan seçmenlerin parti içi ve partiler arası oy dağılımına göre daha çok CHP’sini tercih ettikleri sonucunu çıkarabiliriz.
22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde kullanılan oyların gelir gruplarına göre dağılımı
750TL               751-900 TL               901-1050 TL      1051-1500              1501 TL-…
AKP          53 (%24,5)             35 (%16,2)                  40 (%18,5)        31 (%14,4)           57 (%26,4)
CHP         47 (%21,2)              31 (%14,0)                   31 (%14,0)         33 (%14,9)         80 (%36,0)
MHP       22 (%27,2)               16 (%19,8)                     16 (%19,8)       10 (%12,3)         17 (%21,0)
DTP          1 (%07,1)                 5 (%35,7)                          –                       2 (%14,3)          6 (%42,9)
DP           3 (%30,0) –              3 (%30,0)                      3 (%30,0)                                      1 (%10,0)
OY           17 (%16,8)                17 (%16,8)                     12 (%11,9)           26 (%25,7)     29 (%28,7)
DİĞER  6 (%14,0)                 5 (%11,6)                         15 (%34,9)           8 (%18,6)        9 (%20,9)
TOP.    149 (%21,7)              109 (%15,9)                    117 (%17,0)           113 (%16,4)      199 (%29,0)

Seçmen Davranışını Etkileyen Sosyal Faktörler

Seçmen davranışlarının ekonomik boyuttan sonra ele alınan ikinci ana çerçevesi sosyal faktörlerdir. Sosyal faktörler insanın çocukluk yaşlarıyla birlikte başlayıp seçmen konumunu alıncaya kadar olan süre boyunca tercihlerinin şekillenmesinde büyük önem teşkil eder. Ailenin yapısı ile başlayan bu etkileşme çocuğun yaşamı boyunca sosyal çevresi ve yaptıkları ile gelişerek devam eder. Bu çalışma içerisinde sosyal faktörlerden eğitim düzeyleri, yaş farklılıkları ve cinsiyet faktörü başlıkları altında seçmen davranışlarına olan etkileri , örneklendirilerek incelenecektir.

Eğitim ve Seçmen Davranışı

Eğitim siyasal toplumlaşmaları ortaya çıkardığı için seçmen davranışları ve siyaset sosyolojisi içinde incelenmektedir. Meslek grupları içerisinde de bahsedilen öğretmenlerin en önemli görevi demokratik anlayış içerisinde siyasi bilgiyi öğrenciye aktarmaktır. Dolayısıyla eğitim, siyasi değerleri aktarmada önemli bir yere sahiptir. Bu aktarım toplumsallaşma ve gruplaşma açısından da önemlidir. Toplumsallaşma, bireyin biyolojik özelliklerinin dışında doğduğu yere ait olan özelliklerle gelişmektedir. Şöyle ki; toplumun özelliklerini, kültürünü ve yargılarını benimsemeye başlayacak veya bunları reddetmeyi oluşturduğu öznel yapısını şekillendirecektir. İlk olarak, aile için başlayan toplumsallaşma, etkin şekilde eğitim hayatında devam etmektedir. Eğitim, toplumdaki kültürel ve inanca dayalı ideoloji ve yaklaşımları, küçük yaştan itibaren bireye kazandırdığı için siyasal davranışlarda da etkin bir yere sahip olmuştur ve gelişen bu bilinçle, kişi siyasal etkinlikleri her yönüyle kavramaya başlamıştır . Küçük yaştan itibaren eğitim alan insan, teknolojik gelişmelerden ve kitle iletişim araçlarından da yararlanmayı bilerek, siyasete dair tüm gelişmeleri takip etmekte ve dünyanın farklı bir yerinde bile olsa farklı bir siyasi görüş hakkında bilgi alabilmektedir. Dolayısıyla eğitimin genel olarak kazandırmış olduğu çok yönlü düşünme, analiz etme, yorumlama ve ifade etme becerileri siyaset alanına da uygulanmakta olup kişiyi objektif düşünen bir seçmen haline getirmektedir. Dolayısıyla imkânı el veren yurttaşlar, iyi birer eğitim almış ve gerek sosyal gerek siyasi yaşamlarında bireysel ve toplumsal gelişmelere açık hale gelmiştir. Gelir düzeyi ve meslek gruplarına benzer şekilde, eğitim düzeyi artan vatandaş yine toplumdan sıyrılacak ve kendisini seçmenliğin ötesinde siyasi parti adaylığında ifade etmeyi deneyecektir. Bu elbette, eğitim düzeyi yüksek seviyede olan tüm vatandaşların yapacağı bir adım olarak ifade edilmemektedir ancak toplumsal olarak eğitim düzeyi çok yüksek değilse, bilhassa bu ülkelerde yüksek sosyal statüye sahip kişiler yönetici ve yönlendirici güç olmayı deneyecektir. Türkiye şartlarında eğitim seviyesinin yükselmesinin siyasi katılımı artırıcı olduğuna dair bulgu olmasa da, siyasi etkinliklerin takibi ve siyaset içerikli bilgiye ulaşmada eğitim seviyesi ile doğru orantı olduğu saptanmaktadır . Dolayısıyla eğitim seviyesinin bir yönden olumlu bir yönden olumsuz bir etkisi vardır. Ancak siyasi katılımda yaş, cinsiyet ve yerleşim yeri gibi diğer sosyal faktörler de etkin rol oynamaktadır.

Yaş ve Seçmen Davranışı

Siyasal katılımlara yaklaşım belirli bir yaş itibariyle gelişir ve hayat boyu sürer. Bu yaklaşım sürekli bir katılımı ifade edeceği gibi katılmayı reddetmeyi ya da kararsız bir yurttaş olarak araştırma yapmayı da ifade etmektedir. Aile içinde başlayan toplumsallaşma, siyasete ilgiyi küçük yaşlarda başlatır. Ailenin bir siyasi partiye bağlı olması kişiyi siyaset konusunda bilgi toplayarak büyüteceği gibi, o partiyi savunma ya da reddetme ihtimalini de ortaya çıkarır. Bir ailenin siyasete katılım oranı düşükse, sosyal çevresini oluşturma yaşı gelmeyen ve çevresi ile ailesi ile kısıtlı kalan çocuk bireyin, siyasete ilgisiz büyümesi yüksek bir ihtimaldir . Aile sosyalleşme süreci içerisinde çocuğa, toplumun gerekliliklerini ifade ederken siyasete ilişkin bilgileri de vermeye başlayacaktır. Aile içinde başlayan bu ilgi ve bilgi süreci, arkadaş ve okul çevresiyle gelişecektir. Gençlerin siyasete katılımlarının genellikle hangi yaşlar aralığında ve hangi oranlarda olduğunu , veri tablolarına göre bir genelleme yapacak olursak, yaşın siyasete katılımda ve siyasi davranışlarda büyük önemi olduğunu görürüz . Gençler siyasi katılım faaliyetlerine daha az ilgi göstermekte, ilerleyen yaşla birlikte bireyin siyasi görüşlerinde sabitlik olmakta ve yaş faktörünün diğer faktörler üzerinde de etkisi olmaktadır. Farklı yaş gruplarının farklı düzeyde siyasi katılım gerçekleştirmeleri, vatandaşların farklı yaş gruplarında farklı sosyal etkilere maruz kalmaları ve dolayısıyla da tercihlerini ve kararlarını o etkiler altında kalarak verdikleri söylenebilmektedir. Gençler her konuda daha çok yenilikçi ve değişimden yana davranış sergilerken, yaşlılar yılların vermiş olduğu tecrübe ve yaşanmışlıklarla ellerindekini kaybetmemek adına daha çok tutucu olurlar . Genç nüfusun siyaset katılımına ilgisinin yaşlı gruba göre daha düşük olması siyasi etkinlikler ve konular ile ilgilenmediklerini ifade etmemektedir. Gençler, gelişmeleri yakından takip edebilmenin verdiği destek ve kendilerini günümüz toplumunda eskiye nazaran daha rahat bir şekilde ifade edebilmelerine karşın; henüz sorumluluk bilinçlerinin oturmamasından ve bilgiyi toplayıp henüz ifade edebilecek seviyeye getirmediklerinden katılım düzeylerini üst seviyeye taşımamışlardır. Gençler, eski nesillere göre günümüzde siyasi gelişmeleri çok daha yakın takip edebilmekte ve buna göre bir tercih ile apolitik tavra yakın durmaktadır. Dolayısıyla başkaldırı yapabilmeleri için oldukça geniş bir birikim ve teknolojik gelişime sahiptirler. Bunun örneğini Türkiye’de Mayıs 2013 sonu başlayan Gezi Parkı olaylarında gördük. Gençler, sosyal paylaşım siteleri vasıtasıyla birbirleriyle hızlı bir şekilde irtibat kurabilmiş ve vatandaşlar arasında siyasi katılım sağlamışlardır.
Her toplumun gençlere tanıdığı fırsatlar ve tarih boyunca gençlerin kendilerini ifade ediş biçimleri değişiklik göstermektedir. Dolayısıyla yaş faktörü ve seçmen davranışı, toplumsal olarak değişkenlik göstermekte ve evrensel bir kalıba sokulamamaktadır.

Cinsiyet Faktörü ve Seçmen Davranışı

Çalışmanın bir önceki bölümünde meslek grupları üzerinden seçmen davranışları incelenirken ev kadınlarının üzerindeki baskı ve onlar için çizilen kalıp nedeniyle siyasal etkinliklerde katılımlarının düşük olduğu belirtilmişti. Bu katılım düzeyi yalnızca ev kadınları için düşünülmemeli ve kadın ile erkek yurttaşlığın farkı seçmen davranışları üzerinden incelenmelidir. Çünkü kadın ve erkek arasında ayrım olması ve toplumda her iki cinse biçilmiş belirli toplumsal rollerin bulunması siyasal katılımı etkilemektedir.
Antropolojik çalışmalar incelendiğinde, bazı dönemlerde toplumlarda kadınların güçlü olduğu anaerkil aile tipinin benimsendiği; bazı toplumlarda ise dönem içerisinde ataerkil tipin benimsendiği gözlenmiştir. Siyasette genel olarak ataerkil bir anlayış benimsenmiştir. Bunun temelinde siyaset ve koruma, toplumu ve devleti koruma anlayışı vardır. Koruma ve kollama daha çok “erkeğe özgü” kabul edildiği için siyasi katılımda öncelik erkeklere tanınmıştır. Toplumsal cinsiyet kavramlarının çözümlenmesi ve kadınların siyasete katılımı yalnızca Türkiye’de değil dünyanın dört bir yanında sancılı süreçler sonucu gerçekleşmiştir. Hala daha kadının toplumdaki yerine dair tartışmalar Türkiye’yi ve bazı diğer ülkeleri meşgul etmekte ve güç şekilde halledilmektedir. Türkiye’de de ilk kez Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1930 yılında kadınların belediye seçimlerine katılabilmelerine olanak sağlanmıştır. Daha sonra 1934 yılında anayasada yapılan düzenleme ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmış ve 1935 yılında seçimlere katılmışlardır. TBMM’nin 5. döneminde 18 kadın parlamenter ile Meclis’te temsil edilmişlerdir (Tüik, 2012). Yine de Türk siyasetinde geçmiş yıllarda olduğu gibi, günümüzde de erkek aday sayısı kadın sayısından fazla olmuştur ve kadına çocuk bakma, ev işleriyle ilgilenme ve iyi bir eş olma görevi layık görülürken; erkeklere siyasal ve kamusal olanaklar tahsis edilmiştir. Aşağıdaki tabloda 1950 seçimlerinden 2011 seçimlerine kadar olan süreç içinde cinsiyete göre milletvekili dağılımını ve temsil oranını görmekteyiz (Tüik, 2012). Yaklaşık 76 milyonluk Türkiye nüfusunun %49,8’ini kadın nüfus ve %50,2’sini erkek nüfus oluşturmaktadır (Tüik, 2012). Buradan da gördüğümüz gibi, teknolojik gelişmelerin, iletişimin bu kadar yaygın olduğu dünyamızda kadınların halen siyasette çok az bir oranla yer alması kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasında gerektiği gibi çaba sarf edilmediğinin göstergesidir. Mevcut tablo verileri son yıllarda mecliste kadın temsilinin eskiye göre artış ivmesi gösterdiğini bize göstermiş olsa da bu artış Avrupa Birliği sürecindeki cinsiyet kotasından kaynaklanmaktadır. Bu durumdan Avrupa Birliği uyum sürecinin kadınların mecliste temsilini ve siyasi katılımını olumlu etkilediğini görebiliriz .

Seçim Yılı Ve Cinsiyete Göre Milletvekili Sayısı Ve Meclis’teki Temsil Oranı

 
SEÇİM YILI           Toplam Milletvekili Sayısı                 Erkek Temsil Oranı                    Kadın Temsil Oranı
 
1950                                       487                                                  99,4                                                  0,6
1954                                       541                                                   99,3                                                  0,7
1957                                       610                                                   98,7                                                  1,3
1961                                       450                                                   99,3                                                  0,7
1965                                      450                                                    98,2                                                  1,8
1969                                     450                                                     98,9                                                  1,1
1973                                     450                                                     98,7                                                   1,3
1977                                     450                                                     99,1                                                   0,9
1983                                    399                                                     97,0                                                   3,0
1987                                    450                                                     98,7                                                    1,3
1991                                    450                                                     98,2                                                    1,8
1995                                   550                                                     97,6                                                     2,4
1999                                   550                                                     95,8                                                     4,2
2002                                  550                                                     95,6                                                     4,4
2007                                 550                                                      90,9                                                     9,1
2011                                  550                                                     85,6                                                      14,4
Kadınların siyaset yaşamında eksik temsil edilmeleri, mevcut sistem içindeki siyasi partilerin kültürel ve yapısal unsurlarıyla da ilgili bir faktördür. Kadınların siyasi yaşam içinde daha aktif rol almalarını ve katılımlarını arttırmanın bir unsuru olarak görülen siyasi partilerin kadın kollarına baktığımızda buradaki kadınların karar alma süreç ve mekanizmalarında söz sahibi olamadıklarını, daha çok ikinci sınıf konumunda kaldıklarını ve sadece seçmen olarak siyasette varlık gösterebildiklerini görürüz.
Seçimlerde bazı siyasi partilerin adaylık başvurularında kadınlardan daha düşük ücret talep ederek siyasal katılıma başvurularının önündeki engellerden birini hiç değilse de az oranda kolaylaştırdıklarını görürüz (TC. Başbakanlık Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü, 2008). Türkiye’de ana muhalefet partisi olan CHP’de geçtiğimiz günlerde 2013 yerel seçimleri için adayların almaları gereken bir eğitim karşılığı ödemeleri gereken ücretleri belirlerken kadın ve erkek adaylar için farklı ücretler belirlenmiş ve kadın adayların siyasete katılımı yönünde teşvik edici bir kolaylık sağlanmıştır. Bu rakam erkek adaylar için 500 TL iken, kadın adaylar için 250 TL şeklindedir. Yine parti tüzüğünde değişiklik yapılarak tüm seçimlerde %33 cinsiyet kotası getirerek kadın temsilini arttırıcı bir adım atılmıştır. Bu adımlar kadınların siyasette ve karar alma mekanizmalarında görev almalarını sağlayarak siyasete katılımlarını teşvik edici yönde adımlardır. 2013
yılında yapılacak olan yerel seçimlerde CHP’sinin kadın, genç ve engelli adayların adaylık başvurularında hiçbir ücret almayacağını açıklaması olumlu bir gelişmedir (TRT Haber, 2013). Türkiye’de bu gibi olumlu gelişmeler yaşanırken bazı olumsuz gelişmeler de yaşandığını örneklendirebiliriz. 2011 yılında Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığının adı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirilmiştir. Gazeteci Ruhat Mengi Vatan Gazetesinde bu konu ile ilgili olarak yazmış olduğu köşe yazısında durumu çok güzel özetlemiştir. Kadına ‘‘Anne ve eş rolü yeter!’’, kadına mevcut hükümetin biçmiş olduğu rol model bu oldu demiştir (Vatan Gazetesi, 2011).Türkiye’de bir taraftan kadınların siyasete katılımını arttırıcı ve teşvik edici adımlar atılırken, diğer tarafta kadın adı bile rahatsızlık vermektedir. Bakanlık logosunda kadın 2. sırada erkekten sonra, çocuktan önce yer almaktadır.
SİYASİ PARTİ                         ERKEK ADAY İÇİN ÜCRET (TL)                  KADIN ADAY İÇİN ÜCRET (TL)          KADIN ADAY SAYISI
AKP                                                              2000                                                                          2000                                                  454
ANAP                                                          500                                                                                 0                                                      697
CHP                                                            3000                                                                           3000                                                   246
DP                                                              2000                                                                             500                                                     458
EMEP                                                           0                                                                                    0                                                         0
GP                                                             1000                                                                                100                                                    980
HYP                                                          1000                                                                              1000                                                      0
IP                                                                 0                                                                                      0                                                         0
MHP                                                          500                                                                               500                                                       251
Yukarıdaki veriler incelendiği zaman Türkiye’deki kadınların siyasetteki katılım oranlarını ve partiler tarafından adaylık ücretleri konusunda desteklenme durumlarını görürüz. Özellikle yerel yönetimler kadınların siyasete katılımının ve karar mekanizmalarında etkin olmalarının ilk basamakları olduğu için çok önemlidir.

Yararlanılan Kaynaklar

Fatma İlknur Akgül , Türkiye’de Seçmen Davranışları : Politik Sosyo-Ekonomik Boyutlarıyla Etkileyen Faktörler
M.A. Çukurçayır , Siyasal Katılma ve Yerel Demokrasi
A. Eralp , Devlet ve Ötesi
 
*Bu yazının tüm hakları, Fatma İlknur Akgül’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Şöyle bir şey yazılmış:
    Bülent Ecevit eğitimi ve de dolayısıyla gelir durumu iyi olan bir kişi olarak, yaşadığı dönem içinde çok iyi imkânlar elde etmiştir.
    Bülent Ecevit’in gelir durumunun iyi olduğu ve elde ettiği imkanların geliriyle alakalı olduğu tartışılır. Hakkında yapılan bir belgeselde izlediğim kadarıyla biliyorum. İngiltere’de kaldığı dönemde (ki eşiyle birlikte gidiyorlar) çok zorluk çektiklerini, Rahşan Ecevit’in açlıktan kilo kaybettiğini, bir dönem ailesinin kızlarını Türkiye’ye çağırıp besiye çektiğini falan anlatıyorlardı.
    Ayrıca Türkiye’de bulundukları bir süre kira ödememek için Rahşan Ecevit’in ailesinin yanında barındıkları da belgeselde anlatılıyor.
    Amerika’ya da kendi imkanlarıyla değil, burs alarak gitmiştir Ecevit.
    Yukarda alıntıladığım bölümden farklı bir izlenim edinilebilir, not düşmek istedim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.