Trend

Büyük Selçuklu Devleti ve Batıni Hareketi (1075)

Hasan Sabbah ve Selçuklu Devleti

Sultan Melikşah’ın hâkimiyeti sırasında meydana çıkan Hasan Sabbah, Selçukluların en büyük hedeflerinden biri olmuştur. Hâkimiyet alanlarında çok büyük sorunlara neden olmuştur. Özellikle Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra çıkan kardeşler arasındaki taht mücadelelerinden de yararlanan Hasan Sabbah ve fedaileri hâkimiyetlerini büyük oranda genişletmişlerdir. Bu tehlikeli durumu Selçukluların en meşhur veziri olan Nizâmülmülk eserinde Melikşah’ı, Hasan Sabbah ve Bâtıniler hakkında ilerde büyük bir sorun oluşturabilecekleri hususunda uyarmış ve tavsiyelerde bulunmuştur. Bâtınilerin bu dönemdeki faaliyetlerini sırasıyla ele alalım.

Sultan Melikşah Dönemi Bâtıniler İle Mücadeleler

1092 yılına gelindiğinde Selçuklular, İsmâili tehdidine karşı ilk kez askeri tedbirler almaya başlamışlardı. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, İslam dünyası için ciddi bir tehlike oluşturan Hasan Sabbah ve adamlarıyla mücadeleyi bir devlet politikası haline getirmişti. Bir yandan Nizâmiye Medreseleriyle Sünniliği takviye etmeye çalışarak onlarla ilmi sahada mücadele verirken bir yandan da Alamut ve Rûdbâr bölgesindeki komutanlarından
Yoruntaş’a Hasan Sabbah ve adamlarını ortadan kaldırması için emir vermişti. Yoruntaş’ın Alamut’u kuşattığı bir sırada ölmesi 1091 (484 h.) harekâtının sonuçsuz kalmasına sebep olmuştu. Ancak bu mücadeleyi sürdürmekte kararlı olan Sultan Melikşah, Emîr Arslantaş ile Emîr Koltaş’ı büyük bir orduyla Hasan Sabbah ve baş dai Hüseyin Kâinî üzerine sevketti. Amîr Kızıl Sarığ’ı da Arslantaş’a yardım etmek üzere Alamut’a gönderdi. Fakat önce Vezir Nizâmülmülk’ün, Ebû Tâhir Arrânî adında bir fedai tarafından öldürülmesi ve ardından da kırk gün sonra Sultan Melikşah’ın henüz otuz sekiz yaşındayken hastalanıp ölmesi 1092 (485 h.) harekâtın başarıya ulaşmasını engelledi.

Selçuklu veziri Nizâmülmülk’ün öldürülmesi bu dönemdeki diğer devlet büyüklerini de şaşkına uğratmış ve korkutmuştu. Hasan Sabbah’ın adamları bu gibi cinayetlerde sık sık anılır olmuştu. Cüveynî kendi eserinde Nizâmülmülk, 16 Ekim 1092 (485 h.) Cuma gecesinde, Nihavend bölgesinde bulunan Şahne denilen bir yerde sufi kılığına giren Arranî ismindeki Bâtıni fedaisi tarafından, iftardan sonra haremine gittiği esnada sırtından
hançerlenerek öldürüldüğünden bahseder. Hasan Sabbah ile Sultan Melikşah arasındaki mektuplaşma olayı bu dönemde dikkat çeken bir başka konudur. Bazı eserlerde Sultan Melikşah ile Hasan Sabbah arasında geçen
mektuplaşmalardan bahsedilir.

Buna göre Sultan Melikşah, Hasan Sabbah’ı yeni bir din icat etmekle ve insanları aldatmakla suçluyor ve eğer hatasında ısrar ederse kalelerini yerle bir edeceğini ifade ediyordu.

Hasan Sabbah ise verdiği cevapta Müslüman olduğunu, Abbasiler’in hilâfeti gasbettiğini, hilâfetin asıl sahibinin Fatımiler olduğunu söylüyor, Melikşah’ı Nizâmülmülk’ün entrikalarına karşı uyarıyor ve Selçuklu Devleti’ni tehdit ediyordu. Ancak İbrahim Kafesoğlu, böyle bir mektuplaşmanın olmadığını ve bunun daha sonraki dönemde propaganda amacıyla uydurulduğunu söylemektedir. Ayrıca dönemin önemli kaynaklarından olan ve Alamut kütüphenesindeki birçok nüshayı gören Cüveynî, eserinde böyle bir mektuplaşmadan ve bu mektupların varlığından bahsetmemiştir. Bunu da dikkate alarak Sultan Melikşah ve Hasan Sabbah arasındaki mektuplaşmanın kesin bir şekilde doğru olduğunu söyleyemeyiz.

Sultan Berkyaruk Dönemi Bâtıniler

Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra oğulları Berkyaruk ile Muhammed arasında taht mücadelesi başlamış, ülkede karışıklıklar ve sıkıntılar meydana gelmişti. Bâtıniler, hânedan mensupları arasındaki taht mücadelesinden ve Haçlılar’ın bazı Müslüman topraklarını işgal etmeleriyle oluşan ortamdan faydalanarak nüfuz sahalarını genişletip faaliyet ve cinayetlerini arttırmışlardı. Bu dönemde Hasan Sabbah’ın en önemli başarısı 1096 veya 1102’de Lemeser’in bir baskınla ele geçirilmesi olmuştur. Böylelikle Bâtıniler’in Rûdbâr’daki hâkimiyeti daha da pekişmiş oldu. Ayrıca yine aynı tarihlerde Girdkûh, Şahdiz ve Hâlincân kalelerini de ele geçirmeleri Bâtıniler’in stratejik konumunu daha da güçlendirdi. Böylece Hasan Sabbah önemli yerler kazanırken bir yandan da bu karışık ortamdan yararlanarak Selçuklu Devleti’nin merkezlerini baskı altında tutmayı başardı.

Fedaileri, Bâtıniler’e düşman birini vezir tayin ettiği için Sultan Berkyaruk’a da saldırıp yaraladılar. Daha sonra Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasındaki mücadele sırasında Berkyaruk’un ordusuna sızarak ordu içinde nüfuzlarını arttırmaya başladılar. Hasan Sabbah’ın siyasi, dini ve askeri şahsiyetleri öldürtmesi bir terör havası oluşturdu. Ona muhalif olan emir ve kumandanlar elbiselerinin altına zırh giymeden evlerinden dışarı çıkamaz oldular. Hasan Sabbah’ın faaliyetlerine ve düzenlediği cinayetlere şahit olan Enûşirvân b. Hâlid, o zamanlar Müslümanların içinde bulunduğu durumu tam bir felaket şeklinde açıklar ve yollarda emniyetin kalmadığını, fedailerin hiç korkmadan cinayet işlediklerini, sultanların onlara karşı bir çözüm bulamadığını ve halkın ise sürekli korku içinde yaşadığını belirtir.

Sultan Berkyaruk döneminde; Sultan Melikşah’ın önde gelen emirlerinden Emir Üner (492 h./1098-1099), Sultan Berkyaruk’un veziri El-Eazz Ebû’l-Mehâsin Abdülcelîl b. Muhammed ed-Dihistânî (495 h./1101), Sultan Berkyaruk’un annesi Zübeyde Hanım’ın veziri Abdurrahman Sümeyremi, Isfahan şıhnesi Emir Bilge Beg Sermez (493 h./1100), Nişâbûr hatibi Ebu’l-Kasım b. İmamü’l-Haremeyn (492 h./1098-1099), Ebû’l-Muzaffer b. el-Hucendî (496 h./1102-1103), Ebû Ca’fer b. el-Meşşât (498 h./1104) gibi dönemin önemli isimleri Bâtıni fedaileri tarafından yapılan suikastlar sonucunda öldürüldü.

Hasan Sabbah’ın oluşturduğu bu terör havasından endişe ve korkuya kapılan devlet adamları Sultan Berkyaruk’u uyararak bunlara karşı tedbir alınmasını istemişler. Bunun üzerine Sultan Berkyaruk 1101 (494 h.)’de Bâtıniler üzerine harekete geçti ve 300 kişiyi öldürttü. Yine aynı yıl Emîr Bozkuş’un idaresindeki büyük bir orduyu da Kûhistan üzerine gönderdi. Ancak Bâtıniler Emîr Bozkuş’u rüşvet karşılığında muhasaradan vazgeçirttiler. Emîr Çavlı da bu yıl içinde Fars ve Hûzistan’daki Bâtıniler’e karşı bir sefer düzenleyerek 300 kişiyi öldürüp, mallarına el koydu. Emîr Bozkuş ise 1104 (497 h.) senesinde Horasan askerleriyle gönüllülerden oluşan bir ordu meydana getirerek Tabes Kalesi’ne saldırdı. Kale ve civarındaki köyler tahrip edildi ve Bâtıniler’in bir kısmı öldürülürken bir kısmı da esir alındı.

Sultan Berkyaruk kardeşleri ile girdiği taht mücadelesinde yeterince Bâtıniler üzerine etkili bir hareket yapamamış ve Bâtıniler etkisini bu dönem daha da arttırmıştır. Özellikle suikastlarını daha da artıran fedailer hem yöneticileri hem de halkı daha çok tedirgin etmeye başlamıştır. Nitekim Beryaruk’un ölümünden sonra küçük yaştaki oğlunu veliahdı olarak tayin etmesinden sonra tekrar taht mücadelesine giren Selçuklu Devleti Muhammed Tapar’ın hâkimiyeti kazanmasıyla tekrar Bâtınilere karşı mücadelelere başlayacaklardı.

batıniler ve selçuklular
batıniler ve selçuklular

Sultan Muhammed Tapar Dönemi Bâtıniler

Sultan Muhammed Tapar saltanatı boyunca Bâtınilerle mücadele etmiş ve onların asıl karargâhı olan Alamut’u ele geçirmek için çalışmıştı. Sultan’ın Iraklıları divandan uzaklaştırması ve buralara Horasanlıları yerleştirmesi de onların Bâtıni olduklarının ihsas ettirilmesinden kaynaklanıyordu. Muhammed Tapar onlarla daha müessir bir şekilde mücadele edebilmek için bu yola başvurmuştu. Sultan Muhammed Tapar, saltanat makamına geçer geçmez Bâtınilere karşı seferler düzenledi. Sultan ilk seferini hükümdarın seferde olduğu zamanlarda hazine ve silah deposu olarak kullanılan, küçük uşaklarla saray kızlarının bulunduğu, Deylemîler’den bir zümrenin muhafazası altında bulunan ve vaktiyle Sultan Melikşah’ın yaptırmış olduğu Şahdiz (Dizkuh) Kalesi üzerine yaptı

Şahdiz Kalesi’ndeki Bâtıni reisi Ahmed b. Abdü’l-Melik b. Attaş idi. Babası Abdü’l-Melik ise Hasan Sabbah’ın hocasıydı. Bu yüzden Hasan Sabbah, Şahdiz Kalesi’nin reisi olarak Attaş’ı uygun görmüş olabilir. Attaş, Selçuklu sultanına ait köylere ve halkın mallarına göz dikerek onlardan vergi alıyordu. Bu yüzden rahatsız olan halk ve bu bölgede hâkimiyetini kaybetmeye başlayan Sultan Muhammed Tapar, Bâtınilere karşı ilk seferini bu kaleye yaptı. Kalenin etrafı kuşatıldı. Bir süre sonra kaledekilerin erzakı bitince Bâtıniler boyun eğmek zorunda kaldı. Sultan ile anlaşma yaparak, Isfahan’a 7 fersah uzaklıktaki Hâlincan kalesinin kendilerine bırakılması şartıyla Şahdiz Kalesi’nin teslimine razı oldular. Bu olaydan sonra Bâtıniler Selçuklu emirlerine suikast girişiminde bulunarak onu yaraladılar. Bunu duyan Sultan Muhammed Tapar yaptıkları anlaşmayı bozarak Hâlincan Kalesi’ni ele geçirdi. Şahdiz Kalesi’nin de tamamen ele geçmesiyle Bâtınilerin çoğunu öldüren askerler, kalenin reisi olan Attaş’ı da esir aldılar. Daha sonra onu bir süre şehirde dolaştırdıktan sonra derisini yüzerek öldürdüler. Karısı ise kaleden atlayarak intihar etti.

Böylece önemli bir konuma sahip olan Şahdiz Kalesi tekrar Selçukluların eline geçmiş oldu.

Elde edilen bu başarılı seferden sonra Sultan Muhammed Tapar, Bâtınilerin asıl merkezi Alamut’u almak için hazırlıklara başladı. 1109 (503 h.) senesinde Hasan Sabbah’ın üzerine, veziri Ahmed b. Nizamülmülk ve Emir Çavlı komutasındaki bir orduyu gönderdi. Vezir Alamut’u kuşatıp yakaladığı birçok Bâtıniyi öldürdü. Fakat kış mevsiminden dolayı kuşatmayı kaldırıp geri döndüler. Daha sonra Sultan Muhammed Tapar 1111 (505 h.)
senesinde Bâtınilere karşı tekrar sefer düzenledi. Seferde görevlendirdiği Emir Ânûştekin Şîrgîr, Kelâm ve Kazvin’den 20 mil uzaklıktaki Bâtınilere ait olan Bîre Kalesi’ni ele geçirdi.

1117 (511 h.) senesine gelindiğinde ise Sultan Muhammed Tapar, Alamut’a ikinci bir sefer düzenledi. Yine bu seferde Emir Ânûştekin Şîrgîr’i görevlendirdi. Ayrıca Karaca, Gündoğdu, İl-Kavşut ve Bozan gibi pek çok kumandanı da onun emrine verdi. Emir Şirgir, Alamut’u kuşattıktan sonra uzun süre muhasaraya devam edebilmek için kalenin önlerine barakalar yaptırdı. Emirleri de gruplara ayırarak nöbetler halinde kuşatmayı aralıksız sürdürmeyi başardı. Bu güçlü kuşatma karşısında kaledekilerin yiyecekleri bitmiş ve durumları kötülemeye başlamıştı. Bâtıniler kadın ve çocukların aman dileyerek kaleden çıkmaları için izin istediler. Fakat Selçuklu ordusu bunu kabul etmedi. Temmuz ayında başlayan kuşatma Mart ayına kadar sürdü. Hasan Sabbah’ın adamları artık dayanamayacak duruma geldiler. Kale alınıp, buradaki Bâtınilerden kurtulmak üzere iken Sultan Muhammed Tapar’ın ölüm haberi geldi ve kuşatma kaldırıldı. Böylece ikici kez Alamut üzerine düzenlenen seferde başarısızlıkla sonuçlandı. Bâtınilerin merkezi olan Alamut Kalesi son anda Selçukluların kuşatmasından böylelikle kurtulmuş oldu.

Haleb Selçuklu Meliki Rıdvan döneminde, Bâtıniler Haleb’de yayılmış ve kuvvetlenmişti.

Bunun en büyük nedeni de Rıdvan’ın onlara destek vermesiydi. Rıdvan öldükten sonra yerine geçen oğlu Alparslan el-Ahras, babasının yaptığını yapmayarak Sultan Muhammed Tapar ile anlaşıp Bâtınilerin Haleb’deki karargâhlarının dağıtıp, şehrin onlardan temizlenmesine karar verdiler. Bâtınilerin karargâh olarak kullandıkları Da’rü’d-dave’nin kapısı kapatılarak bina kordon altına alındı. Önce Haleb ve Suriye’de Bâtıniliğin yayılmasında etkili olan Ebû Tahir es-Sâiğ başta olmak üzere yaklaşık 200 kadar Bâtıni öldürüldü. Diğer Bâtıniler ise hapishanelere doldurulup, mallarına el konuldu. Daha sonra bunların bir kısmı serbest bırakılırken bir kısmı da kaleden aşağıya atılarak öldürüldü. Muhammed Tapar Bâtıniler üzerine yaptığı başarılı hareketler sonucunda fedailerin hedefi olmaya başladı.

Veziri Sa’d’ül-Mülk’ün Şahdiz Kalesi kuşatmasında kalenin sahibi Ahmed b. Attaş ile anlaşıp suikast planı yaptıkları kaynaklarda anlatılmaktadır. Bu plana göre düzenli olarak hacamat yaptıran Sultan Muhammed Tapar’a bu esnada anlaştıkları hacamatçıyla sultanı zehirleyip öldüreceklerdi. Bu amaçla hacamatı yapan kişiye belli bir miktar para ile zehirli bir iğne veya neşter vererek sultanın kanını bu zehirli neşterle almasını söyledi. Hacamatcı bu planı karısına anlatınca karısı durumdan tedirgin olup Sadreddin Hocendî’nin adamlarından birini anlattı. Böylece Hocendî bu suikast planını öğrenince doğrudan Sultanın huzuruna çıkarak olayı anlattı. Bunun üzerine Sultan daha hacamat günü gelmeden ertesi gün hacamatçıyı huzuruna çağırdı. Yatağına uzanmış olan
Sultan Muhammed Tapar’a çıkardığı zehirli neşterle hacamata başlayacağı esnada ani bir hareketle kendisine dönen Sultan hacamatçının elinden neşteri alarak, bu emrin kim tarafından verildiğini sordu. Dehşete kapılan hacamatcı vezirin ismini söyleyince Sultan Muhammed Tapar, hacamatcının ölüm emrini verdikten sonra vezirini de yakalatıp öldürttü. Ertesi gün Sultan, vezirinin ihanetine karışan dört adamını da Bâtıni inancına sahip oldukları için Isfahan kapısında astırdı.

Sultan Muhammed Tapar döneminde de suikastlarına devam eden Bâtıniler birçok ünlü ismi öldürmüşlerdir.

Nizamülmülk’ün en büyük oğlu Fahrü’l-Mülk Ebû’l-Muzaffer Ali (1106) suikasta uğrayıp ölmüş ve kardeşi, Bâtınilerin kalelerinden biri olan Rudbal üzerine sefere giden, Ahmed b. Nizamülmülk de Bâtıniler tarafından ağır bir şekilde yaralanmıştır. Musul valisi olan önemli Selçuklu komutanlarından Emir Mevdûd b. Altuntegin, Merâga
Emiri Ahmedîl, Kadı Ebû’l-Alâ Saîd b. Ebû Muhammed en-Nişâbûrî, âlim Ebû’l Mehâsîn er-Rûyanî, Abdü’l-Vahid b. İsmail gibi dönemin önemli âlim ve vezirleri Bâtıni fedailerin suikastları sonucunda öldürülmüşlerdir.

Sonuç olarak Sultan Muhammed Tapar döneminde Bâtıniler üzerine başarılı hareketler yapılmış ve özellikle Şahdiz Kalesi başta olmak üzere bazı Bâtıni kalelerinin alınmasıyla Bâtıniler bozguna uğratılmıştı. Alamut kalesine de seferler düzenlenmiş ve kale sakinleri zor günler yaşamışlardı. Fakat bu kuşatma esnasında Sultan Muhammed Tapar’ın ölüm haberi gelince kuşatma kaldırılmıştı. Muhammed Tapar döneminde Bâtıni suikastları
devam etmiş birçok vezir ve emir bu dönemde katledilmişti. Hatta bu suikast planları Sultan Muhammed Tapar’a kadar uzanmıştı. Nitekim sultanın bunu öğrenmesi üzerine başarısız olmuşlardı. Sultan Muhammed Tapar’dan sonra tahta geçen Sultan Sancar döneminde ise Bâtınilerin faaliyetleri devam edecekti.

Sultan Sancar Dönemi Bâtıniler

Sultan Muhammed Tapar’ın ölümünden sonra Bâtıniler’in gücü yeniden artmaya başladı. Irak, Azerbaycan, Horasan, Mâzenderân, Rüstemdâr, Rustak, Sincan, Gürcistan ve Gilân’daki önemli yerleri işgal ettiler. Muhammed Tapar’ın ölümünden sonra yerine geçen Sancar, Horasan Meliki olduğu esnada Bâtıniler’e karşı sürdürdüğü mücadeleyi devam ettirmek istedi. Ancak Hasan Sabbah onun hizmetindeki bir cariyeyi kandırarak bir gece yatağının başucuna bir hançer saplattı ve onu öldürtebileceğine dair haber gönderdi. Böylece gözü korkutulan Sultan Sancar, Hasan Sabbah ve Bâtıniler ile uğraşmayıp onlara belli şartlarda eman verdi. Atâmelik Cüveynî, Alamut’un Moğollar tarafından zaptı (1256) sırasında kütüphanede Sancar’ın birkaç fermanını gördüğünü ve bu fermanlarda Sultan’ın onları dostluk ve barışa çağırdığını, kendileri ile iyi geçinmek istediğini söyler. Hasan Sabbah’ın ölümünden sonra Sultan Sancar tarafından 1126 yılında yapılan Bâtınilere karşı yapılan seferde çok sayıda Bâtıni ortadan kaldırılmıştır. Ertesi yıl Sancar’ın Bu sefer sırasında 10.000’den fazla Bâtıni’nin öldürüldüğünü görürüz.

Ayrıca Hasan Sabbah’ın halefi olan Buzurg Ümîd zamanına kadar olan süreçte Sultan Sancar’ın Bâtıniler üzerine sefer yapmadığını da dikkate alarak Sultan Sancar’ın bu süreçte neden Bâtıniler üzerine hareket yapmadığını Cüveynî’ninde aktardığı bilgiyi göz önünde bulundurarak Hasan Sabbah ile yaptığı anlaşmadan dolayı olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Hasan Sabbah’ın ölümünden sonra Sultan Sancar’ın Bâtıniler üzerine harekete geçmesi bunu doğrular niteliktedir.

Bu dönemde yine birçok önemli devlet adamlarına suikastlar düzenlemiştir.

Musul hâkimi Kasimüddevle Aksungur el-Porsukî 520/1126 senesinde Cuma günü namaz esnasında Bâtıniler tarafından öldürülmüştür. Yine Sultan Sancar’ın vezirlerinden olan Ebu Nasr Ahmed Kaşanî de Bâtınilere karşı faaliyet gösterdiği için onlar tarafından yapılan bir suikast sonucu ölmüştür. Aynı şekilde Dımaşk hâkimi Tâcü’l-Mülûk Börü de Bâtınilere karşı mücadele gösterdiği için, Alamut’tan gönderilen iki fedai tarafından öldürülmüştür. 1140 senesinde ise Sultan Sancar’ın yakın adamlarından biri olan el- Mukarreb Cevher, Bâtıniler tarafından öldürülmüştür. Sultan Sancar döneminin ileri gelen şahıslarından Mansûr el-Herevî de vezir Dergüzînî ve birkaç Bâtıninin yapmış oldukları suikast neticesinde öldürülmüştü. Yine bu dönemde Bâtıniler tarafından ilmiye ve yönetici sınıfından da olan birçok kişi öldürülmüştür. Bunlardan biri Şafiî reisi Abdüllâtif b. el- Hucendî, bir diğeri ise Mâzenderân hâkiminin oğlu Girdbazu’dur.

Sultan Sancar, Büyük Selçuklu Devleti’ni yeniden toparlamaya çalışmış gerek kumandanlar arası mücadeleler gerekse Bâtınilerin yıkıcı faaliyetleri sonucunda başarılı olamamıştır. Onun ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti tarih sahnesinden çekilmiştir. Sonuç olarak Hasan Sabbah döneminde yoğun bir şekilde Selçuklular ile mücadeleler yaşanmış, zaman zaman iki tarafta başarılar elde etmişler. Nitekim bu zamanda Alamut üzerine yapılan seferler hiçbir zaman sonuçlanamamış ve Bâtınilerin asıl merkezi Moğollar tarafından yerle bir edilinceye kadar önemini korumuştur. Hasan Sabbah’ın ölümünden sonra halefleri hem davalarını korumuşlar hem de merkezleri olan Alamut Kalesi’ni yıkıcı Moğol istilalarına kadar korumayı başarabilmişlerdi.

Bu Yazımız da ilginizi çekebilir:

Cengiz Han Devri ve Moğol İstilası

Deflasyon Nedir?

Kaynak

Yasemin Hilal Erbaş, Hasan Sabbah’ın Ortaya Çıkışı ve 1258’e Kadar Siyasi Açıdan Etkileri

*Bu çalışmanın tüm hakları, Yasemin Hilal Erbaş’a aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.