Selçuklular Ve Osmanlılarda Astronomi İlminin Gelişimi

On birinci yüzyılın ikinci yarısında Oğuz akınlarıyla Türkleşmeye başlayan Anadolu, siyasi ve askeri bakımdan çetrefilli bir sürecin içine girmiştir. 1071 Malazgirt Savaşı sonrası ilk beyliklerin kurulması, Anadolu Selçuklu Devletinin (1077-1308) bölgeyi tamamen hâkimiyeti altına alma çabaları, 1243 Kösedağ Savaşı sonrasında bölgedeki İlhanlı hâkimiyeti (1256-1335) ve 1308’de yıkılan Anadolu Selçuklularının ardından ikinci beylikler döneminin başlaması, Anadolu’daki istikrarsızlığın yüzyıllar boyunca sürmesine sebep olmuştur. Bununla beraber ilmi hayatın bu kargaşadan olumsuz etkilendiğini söylemek güçtür. Nitekim Tokat, Konya, Kayseri, Sivas, Karaman, Aksaray, Kırşehir, Erzurum, Diyarbakır, Mardin, Amasya ve Kastamonu gibi şehirler, farklı beylik ve devletlerin idaresi altında olursa olsunlar, medreselerin kurulduğu ve ilmi hayatın sürdüğü merkez olma özelliğini kaybetmemişlerdir. Anadolu’daki medreselerin ortaya çıkışı, XII. yüzyılın başlarına kadar geri götürülebilmektedir. Mardin Artukluları (1106-1409) tarafından inşa ettirilen Emînuddîn Medresesi, Anadolu’da inşa edilen en eski medrese olarak dikkat çekmektedir. Bunun dışında Danişmendliler (1080-1178) zamanında Nizameddin Yağıbasan’ın (1142-1164) 1151-1152’de Tokat’ta yaptırdığı Çukur Medrese ile 1157-58’de Niksar’da inşa ettirdiği Nizamiye Medresesi de Anadolu’daki ilk medreselere örnek olarak öne çıkar. Anadolu’da XVI. yüzyıla kadar Osmanlı toprakları dışında kalan bölgelerde 80’i hala ayakta olan 138 medrese inşa edildiği bilinmektedir. Bu sayı, aynı tarih aralığındaki Osmanlı medreseleriyle birlikte 200’ü bulmaktadır.
Anadolu’daki ilmi hayatın canlılığına medreselerden başka darüşşifaların da katkısı olmuştur. Kayseri’deki Gevher Nesibe darüşşifası (1205) ile Sivas’ta I. Keykâvus zamanında (1210-1219) inşa edilen Keykâvus darüşşifası gibi erken dönem örnekler, halka tıbbi hizmet verilen kurumlar olduğu gibi, aynı zamanda tabiplerin çırak yetiştirdiği birer eğitim kurumu olarak işlev görmüştür. Anadolu’da kurulan medrese ve darüşşifalar ile ilimlerin yayılıp gelişmesi arasında doğru orantı bulunmaktadır. Bunların yanında saraylarda ilmi çalışmalara verilen destek de bu gelişime katkıda bulunmuştur. Nitekim Anadolu Selçuklu Sultanlarının astroloji ve astronomiye ilgi duydukları ve bazı sultanların müneccim istihdam ettikleri bilinmektedir. İkinci Kılıç Arslan zamanında (1156-1192) Azerbaycan’dan Anadolu’ya gelen Hubeyş et-Tiflîsî (ö.1232), I. Alâeddin Keykûbad zamanında (1221-1237) faaliyet gösteren Müneccime Bîbî (XIII. yüzyıl) ve Esîruddîn Müneccim (ö.1255 sonrası) gibi bilginler, Anadolu’da astroloji ve astronomi bilgisinin öncüleri olmuşlardır. Bu isimlerden özellikle Hubeyş et-Tiflîsî’nin, astronomi alanında telif ettiği Kâmil et-Taʻbîr (Yorumda Son Nokta) isimli eser, Anadolu’da astronomi alanında telif edildiği bilinen en eski eserlerdendir. On üçüncü yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı düşünülen İlyas b. Ahmed el-Kayserî ve Muvaffak el-Kayserî de astronomi alanında eser telif eden bilginlerdendir. Astronomi bilgisinin Anadolu’daki ilmi hayata nüfuz edişinde en güçlü etkiyi Kutbuddîn Şîrâzî yapmıştır.
Kutbuddîn Mahmûd b. Mes’ûd Muslih eş-Şîrâzî (1236-1311), Şiraz’da doğmuş, gençliğinde aile mesleğini sürdürmek amacıyla doktor olarak yetişmiş ve bu alandaki çalışmalarını ömrü boyunca sürdürmüştür. Tıbbın yanısıra felsefe ve astronomiyle de uğramış ve zamanının en önemli astronomlarından biri olmuştur. 30’lu yaşlarında Merâga Rasathanesi’ne giden Şîrâzî, burada kendisinden astronomi eğitimi aldığı Nasîruddîn Tûsî’nin (ö.1274) en parlak öğrencisi olmuştur. Ne var ki zaman içinde hocası Tûsî’yle fikir ayrılığına düşmüş ve Merâga’dan ayrılarak önce Horasan ve Bağdat’a, ardından Anadolu’ya gitmiştir. Anadolu’da önce İslami ilimlerin eğitimine yönelmiş ve 1274’de Konya’da Sadruddîn Konevî’den (ö.1274) ders almıştır. 1282-85 yılları arasında Malatya ve Sivas’ta kadılık görevi yapan Kutbuddîn Şîrâzî, Kayseri’de Anadolu Selçuklu Veziri Muinuddîn Süleyman Pervâne’nin (1261-1277) yaptırdığı medresede ve Sivas’taki Gök Medresede dersler vermiştir.
Şîrâzî’nin Anadolu’da ikamet ettiği sırada üç astronomi eseri kaleme aldığı bilinmektedir. Sivas’ta telif ettiği Nihâyetu’l-idrâk fî dirâyeti’l-eflâk (Feleklerin Hareketinde İdrakların Sınırı, 1281) ile et-Tuhfetu’ş-şâhiyye fî ʻilmi’l-hey’e (Gökbilim Hakkında Sultanlara Lâyık Armağan, 1285) isimli eserleri, gezegenler teorisi konusunda büyük önem arz eder. Şîrâzî bu eserlerinde ele aldığı konuları, Kastamonu’daki Çobanoğulları hükümdarı Muzafferuddîn Yavlak Aslan’a (ö.1292) ithaf ettiği İhtiyârât-ı Muzafferî (Muzaffer İçin Seçmeler) isimli Farsça eserinde yeniden düzenlemiştir. Bu üç eser bir giriş ile göklerin yapısının tanıtıldığı, Yer’in yapısı ile gök cisimlerinin büyüklükleri ve uzaklıklarının konu edildiği bir bölümden oluşan ortak bir kurguya sahiptir. Konu edinilen teorik astronomi problemleri, Nasîruddîn Tûsî’nin et-Tezkire fî ʻilmi’l-hey’e (Gökbilim Hakkında Hatırlatma) isimli meşhur eserine şerh niteliğinde çözümlenmiştir.
Şîrâzî medreselerde astronomi ve matematik okutmuştur ki bu durum, riyazi ilimlerin alanın uzmanları dışındaki kesimlere de ulaştırıldığını göstermesi bakımından önemlidir. Onun çalışmaları, Anadolu’daki yeşeren astronomi bilgisini Merâga matematik-astronomi okuluyla doğrudan ilişkiye geçiren bir köprü vazifesi görmüştür.

Osmanlılarda Astronomi Bilgisinin Gelişimi (XV. – XVI. Yüzyıllar)
Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflamasını takiben ortaya çıkan beyliklerin hemen hepsi, Selçuklu ilim ve kültür mirasının üzerinde yükselmiştir. Fakat Osmanlı Beyliği, sınır bölgesinde olması sebebiyle diğer beylikler gibi Selçuklunun mirasçı olma lüksüne sahip olamamış; ilim ve kültür hayatının baştan inşa edilmesi gerekmiştir. Osmanlılardaki ilmi hareketlilik, Orhan Gazi zamanında (1324-1362) 10 medresenin inşa edilmesiyle başlamıştır. Birinci Murad (1362-1389) ve Yıldırım Bayezid (1389-1402) zamanlarında 23’e çıkan medreselerin sayısı, XV. yüzyılda artmaya devam etmiş ve Kanuni Sultan Süleyman zamanına (1520-1566) gelindiğinde Osmanlıların inşa ettiği medrese sayısı 106’yı bulmuştur.
İslami ilimler eğitimine ağırlık veren bu medreselerde riyazi ilimlere ilgi duyan öğrenciler de çıkmıştır. Kadızâde Rûmî olarak bilinen Selâhuddîn Musa b. Muhammed b. Mahmud (ö.1440 sonrası) riyazi ilimler yolunu seçmiş öğrencilere en önemli örnektir. Genç yaşta babasını kaybetmesi sebebiyle, kadı olan dedesi tarafından yetiştirildiğinden Kadızâde olarak; Anadolu’dan Orta Asya’ya göç ettiğinden Rûmî olarak anılmıştır. Bursa’da doğup büyümüş ve Molla Fenârî’den (ö.1431) eğitim almıştır. Daha sonra Şeyh Bedreddin (ö.1420) ile birlikte Konya’ya giderek burada Müneccim Feyzullah’tan ders alan Kadızâde, kapsamlı bir matematik eğitimi almasının mümkün olmadığı anlamış ve 1411-12’de Anadolu’dan ayrılarak çağın en önemli ilim merkezlerinden Semerkand’a gitmiştir. Burada kelam bilgini, astronom ve matematikçi Seyyid Şerif Cürcânî’nin (ö.1413) ders halkasına katılmışsa da zamanla onu da riyazi ilimlerde yetersiz bularak derslerini terk etmiştir. Riyazi ilimlerde uzmanlaşan ve Timur’un torunu Uluğ Bey’e (ö.1449) hocalık yapan Kadızâde, Uluğ Bey’in Semerkand’da inşa ettirdiği medreseye baş müderris olarak atanmıştır. 1421’de kurulan Semerkand Rasathanesi’ndeki rasat çalışmalarına da katılan Kadızâde, rasathanenin ilk müdürü Gıyâsuddîn Cemşid Kâşî’nin (ö.1429) ölümünden sonra rasathanenin başına geçmiş ve ölümüne kadar bu görevi sürdürmüştür.

Kadızâde Rûmî, genç yaşta ayrıldığı Anadolu’ya bir daha geri dönmemişse de hem eserleri hem de öğrencileriyle Osmanlı astronomisinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Semerkand’da ondan ders okuyup 1440 yılında icazet alan Fethullah Şirvânî (1417-1486), hocası Kadızâde’nin tavsiyesiyle Anadolu’ya gelmiş ve Kastamonu’da Çandaroğlu İsmail Bey tarafından büyük ilgi ve iltifat görmüştür. Burada, matematik ve astronomi dersleri veren Şirvânî, Nasîruddîn Tûsî’nin et-Tezkire fî ʻilmi’l-hey’e eserini okutarak Merâga matematik astronomi okulunun etkisinin sürdürmesini sağladığı gibi, hocası Kadızâde’nin Şerhu’l- Mulahhas fi’l-hey’e (Gökbilim Hakkında Özet Eserin Yorumu) ve Eşkâlu’t-te’sîs (Temel Teoremler) isimli eserleriyle Semerkand matematik-astronomi okulunun bilgi birikimini de Anadolu’daki matematiksel bilimler külliyatına kazandırmıştır. Şirvânî, Osmanlı Sadrâzamı Çandarlı Halil Paşa himayesinde ilmi faaliyette bulunmuşsa da 1453’de İstanbul’un fethi sonrası Çandarlı Halil Paşa’nın idam edilmesiyle Osmanlı sarayındaki konumunu kaybetmiş ve eserleri Osmanlı astronomi külliyatında etkili olmamıştır. Osmanlılarda astronomi bilgisinin gelişimi ve Semerkand matematik – astronomi okulunun tesiri Ali Kuşçu (ö.1474) eliyle olmuştur.
Ali Kuşçu olarak tanınan Alaeddin Ali b. Muhammed Kuşçuzâde, babası Uluğ Bey’in doğancısı olduğu için Kuşçu lakabıyla anılmıştır. On beşinci yüzyılın başlarında doğan bilgin, Uluğ Bey’in ilim halkasında yetişmiş; Gıyâsuddîn Cemşid Kâşî, Kadızâde Rûmî ve bizzat Uluğ Bey’den ders almıştır. Ali Kuşçu felsefe, dilbilim, ilahiyat, matematik ve astronomi alanlarında eserler telif etmiş; Semerkand’daki rasathanede aktif olarak çalışmıştır. Kadızâde’nin vefatından sonra Semerkand Rasathanesindeki gözlem ve hesap faaliyetlerini sürdürmüş; Zîci Uluğ Bey’in hazırlanışı ve tashihi çalışmalarına dâhil olmuştur. Ali Kuşçu, Zîc-i Uluğ Bey ile ilgili Şerh-i Zîc-i Uluğ Bey (Uluğ Bey Zicine Açıklama) adıyla Farsça bir eser kaleme almıştır. Ali Kuşçu, Uluğ Bey’in ölümünden sonra uzun bir süre günümüz Afganistan’ındaki Herat şehrinde yaşamıştır. 1469’da Tebriz’e gitmiş, 1471’de de İstanbul’a yerleşmiştir. İstanbul’a geldiğinde yüksek itibarla karşılanan Ali Kuşçu, el-Muhammediyye fi’l-hisâb (Muhammed’e Hesap Hakkında [Armağan]) isimli meşhur matematik eserini Fatih Sultan Mehmed’e (ö.1481) sunmuştur. Ali Kuşçu, İstanbul’a geldiğinde ilk önce Sahn-ı Semân Medresesi’nde müderrislik yapmış; ardından Ayasofya Medresesi’nin başına geçmiştir. Ömrünün sadece son birkaç yılını İstanbul’da geçirmesine karşın Ali Kuşçu’nun Osmanlı matematik ve astronomi bilgisine etkisi büyüktür. Osmanlı medreselerinin müfredatının düzenlenmesinde bizzat rol alan Ali Kuşçu, Semerkand matematik-astronomi okulunun bilgi ve özelliklerini Osmanlı’ya taşımış ve ürettiği yeni fikirlerle İslam astronomisinin Altın Çağını sürdüren isimlerden biridir. Teorik astronominin problemlerini ele alırken Aristoteles’in fizik anlayışına aykırı fikirler geliştirmiş; Dünya’nın hareket ediyor olabileceği ihtimalini düşünmüş ve gezegenler teorisinin en çetrefilli problemlerinden biri olan Merkür’ün hareketini yeni bir model teklif ederek izah etmeye çalışmıştır. Dış merkezli varsayımının (asl-ı hariç) iç gezegenler (Venüs ve Merkür) için de kullanılabileceğinin geometrik kanıtını vermiştir.
Ali Kuşçu’nun matematik alanında altı, astronomide dokuz eser kaleme aldığı bilinmektedir. Tamamı günümüze ulaşan bu eserlerin birçoğu, Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuştur. Özellikle matematik alanında Farsça olarak yazdığı Risâle der ʻilmi hisâb (Hesap Bilimi Hakkında Risale) ile bu eserin genişletilmiş Arapça versiyonu Muhammediyye fi’l-hisâb ve astronomide Farsça telif ettiği Risâle der ʻİlm-i hey’e (Gökbilim Hakkında Risale) ile bu eserin kendisi tarafından yapılan Arapça tercümesi er-Risâletu’lfethiyye (Fetih Risalesi) isimli eserleri, onlarca kopyasıyla asırlar boyunca okutulmuştur. Osmanlı astronomisinde teorik astronominin problemleri ile ilgili çalışmalar, yukarıda bahsi geçen üç astronom Kadızâde Rûmî, Fethullah Şirvânî ve Ali Kuşçu’nun öğretileri sayesinde Semerkand matematik-astronomi okulunun devamı niteliğinde sürmüştür. Bu gelenek XVI. yüzyılda, teorik astronomi ve matematikte Osmanlı ilim dünyasının önde gelen isimlerinden biri olan Mîrim Çelebî lakaplı Mahmûd b. Kutbuddîn Muhammed b. Muhammed b. Mûsâ Kâdızâde (ö.1525) sayesinde canlılığını korumuştur. Mîrim Çelebî, baba tarafından Ali Kuşçu’nun, anne tarafından meşhur âlim Hocazâde’nin (ö.1488) torunudur. Semerkand matematik-astronomi okulunun bir uzantısı olarak genellikle teorik astronomi sahasındaki çalışmalara ağırlık veren astronomun, astronomi alanında Arapça ve Farsça olarak kaleme aldığı on üç eseri bulunmaktadır. Bu eserler arasında Zîc-i Uluğ Bey’in şerhi niteliğindeki Düstûru’l-‘amel fî tashîhi’l-cedvel (Cetvellerin Düzeltilmesindeki İşlerin Yasası) ile Şerhu’l- Fethiyye fi’l-hey’e (Gökbilim Hakkındaki Fetih [Risalesinin] Yorumu) isimli eserleri öne çıkmaktadır. Eserlerinden sekizi alet kullanım kılavuzu ve biri kıble açısının tespiti ile ilgilidir. Edirne, Bursa ve İstanbul’daki medreselerde müderrislik yapan Mîrim Çelebî’nin öğrencileri arasında meşhur filozof-tarihçi Taşköprüzâde Ahmed Efendi (ö.1561) ve Mustafa b. Ali el- Muvakkit (ö.1571) gibi dönemin önemli bilginleri de bulunmaktadır.
Bu dönemde teorik astronomi alanında çalışan önemli bir diğer isim, İran’ın Bircend şehrinde doğup büyümüş, fakat daha sonra Şah İsmail’den kaçarak Anadolu’ya gelmiş Sünni bir âlim olan Bircendî’dir (ö.1528). Nizâmuddîn Abdu’l-‘Alî b. Muhammed b. Hüseyin el- Bircendî, Şehzâde Yavuz’un (sonradan Sultan I. Selim) Trabzon Sancakbeyliği sırasında (1481-1510) Trabzon’a gelmiş, hayatının bir döneminde İstanbul’da da bulunmuştur. Hem İslami ilimlerle hem de matematik ve astronomi gibi riyazi ilimlerle uğraşan Bircendî, Nasîruddîn Tûsî, Gıyâsuddîn Kâşî, Kadızâde ve Uluğ Bey’in eserlerine yazdığı şerhler ve haşiyeler ile meşhurdur. Çağmînî’nin el-Mulahhas fi’l-hey’e (Gökbilim Hakkında Özet) isimli eserine Kadızâde’nin yazdığı şerhe haşiye olarak telif ettiği Hâşiye ʻalâ Şerhi’l-Mulahhas (Gökbilim Hakkında Özet Eserin Yorumuna Açıklama), Osmanlı medreselerinde okutulmuş olup, Türkiye kütüphanelerindeki onlarca kopyasıyla günümüze ulaşmıştır. Bircendî’nin ayrıca Trabzon’da iken telif ettiği ve Trabzon’da kıblenin tespitini konu alan Tuhfetu’s-Selîmiyye (Selim’e Armağan) isimli bir mîkāt eseri bulunmaktadır. Farsça kaleme alınmış eser, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi FY 71 numarada kayıtlıdır. 20 Ramazan 911 (14 Şubat 1506) tarihli ve müellif hattıyla tek nüsha olarak günümüze ulaşmıştır. On altıncı yüzyılda yaşamış ve teorik astronomi sahasında çalışmış olmasına karşın, Takiyyuddîn b. Ma‘rûf’un (ö.1585) çalışmaları hakkında bilgi verilmeyecektir. Zira bu yüzyılın sonuna doğru Osmanlılardaki astronomiyi derinden etkileyecek olan Takiyyuddîn, tezin konusunu teşkil eden tarih aralığının ötesinde kalmaktadır. Mîrim Çelebî ve Bircendî’nin çalışmalarından kısaca bahsedilmesi, Osmanlılarda teorik astronomi alanındaki meydana getirilen birikimi gösterek içindir.

On altıncı yüzyılda Osmanlılarda, denizcilik astronomisi sahasında da dikkat çekici çalışmalar meydana getirilmiştir. Bu alandaki en önemli isim, Seydi Ali Reis adıyla meşhur olan, Ali b. Hüseyin el-Kâtibî’dir (ö.1562). Seydi Ali Reis, tersanecilikle uğraşan bir aileye doğmuş ve genç yaşta denizcilik mesleğine başlamıştır. Barbaros Hayreddin Paşa’nın (ö.1546) idare ettiği donanmayla Preveze Deniz Muharebesi’ne katılmış ve donanmada kaptanlığa kadar yükselmiştir. Görevi icabı Hindistan’a kadar giden Seydi Ali Reis, İslam coğrafyasının çeşitli merkezlerinde meydana getirilen matematik ve astronomi birikimlerinden, özellikle İslam coğrafyasındaki denizliğin önemli ismi Şihâbuddîn Ahmed İbn Mâcid’in (XV. yüzyıl) eserlerinden yararlanmıştır. Seydi Ali Reis’in astronominin çeşitli konularında tamamı Türkçe altı adet eseri bulunmaktadır. Bunlar içinde en dikkat çekici olanı Ali Kuşçu’nun Fethiyye fi’l-hey’e isimli eserinin geliştirilmiş Türkçe tercümesi niteliğindeki Hülâsatu’l-hey’e’dir (Gökbilim [Hakkında] Özet). 1549 yılında Kanuni Sultan Süleyman’a takdim ettiği bu eser, yirmi beşten fazla kopyasıyla günümüze ulaşmıştır. Seydi Ali Reis’in Kitâbu’l-muhît fî ilmi’l-eflâk ve’lebhûr (Gök ve Deniz Bilimlerinde Kuşatıcı Kitap) isimli eseri, denizcilik sahasında Osmanlılarda navigasyon konusunda yazılmış en önemli eserlerden kabul edilir. Müellif eserin başında, İbn Mâcid ve Süleyman b. Ahmad b. Süleyman el-Mehrî (XVI. yüzyıl) gibi büyük denizcilerin eserlerinin Türkçe tercümesinin bulunmaması sebebiyle bu eseri kaleme aldığını bildirmektedir.
Seydi Ali Reis’in telif ettiği diğer dört eser, alet kullanım kılavuzlarıdır. Bunlar, dâ’irei muʻaddil, usturlap ve rubʻu’l-müceyyeb hakkındaki Mîr’ât-ı kâ’inât (Evrenin Aynası) ve usturlabı tarif eden Risâle-i usturlâb; taşınabilir türde bir Güneş saati hakkındaki Risâle-i dâ’ireti’l-muʻaddil ve rubʻu’l-müceyyeb hakkındaki Risâle-i rubʻi’l-müceyyeb’tir. Seydi Ali Reis’in kılavuz kitabı hazırladığı bu aletler, mîkāt ilminde de kullanılan türden aletlerdir. Özellikle Risâle-i dâ’ireti’l-mu‘addil isimli eserde tarif edilen taşınabilir Güneş saati, mîkāt ilmine önemli bir katkıdır. Bu alet, İbnu’ş-Şâtır (ö.1375) tarafından icat edilen ve ʻİzzuddîn el- Vefâî (ö.1471) tarafından geliştirilerek dâ’iretu’l-muʻaddil olarak isimlendirilen Güneş saatinin, pusula eklenerek geliştirilmiş bir türüdür. Seydi Ali Reis’in tasarımı, Memluk astronomisindeki alet icat ve geliştirme geleneğini Osmanlı’ya taşıyan unsurlardan biri olmuştur. Aletin kullanımından bahseden risaledeki bir diğer dikkat çekici husus, alete yerleştirilecek pusulada 7 derecelik manyetik bir sapmanın olduğu hakkında bilgi verilmesidir ki bu bilgi, Osmanlı astronomi külliyatında ilk kez bu risalede yer almıştır. Seydi Ali Reis’in Osmanlı astronomi külliyatına en büyük katkısı, eserlerinin tamamını Türkçe olarak telif etmesidir. Astronomi bilgisinin Türkçeleştirilmesi, hem matematiksel bilimlerde yeni bir dilin oluşmasına hem de matematik ve astronominin daha geniş bir kitleye ulaşmasına imkân sağlamıştır. Bu teşebbüs, mîkāt ilmi ile uğraşanlar tarafından da benimsenmiş ve Osmanlıdaki mîkāt ilmi külliyatının önemli bir kısmı Türkçe olarak telif edilmiştir.
Şunu ifade etmek gerekir ki namaz vakitleri hesabı, kıble yönünün tespiti ya da imsak vaktinin belirlenmesi gibi hususlar, alet kullanım kılavuzu olarak kaleme alınan risalelerin hemen hepsinde müstakil bir bâb ya da fasıl içerisinde yer bulmaktadır. Bununla beraber, risalenin bütününe bakıldığında o eserin mîkāt ilmi için mi yoksa astronominin bir başka dalı için mi telif edildiği anlaşılabilmektedir. Bu bağlamda Mîrim Çelebî ve Seydi Ali Reis gibi bilginler, mîkāt ilminde kullanılan aletlere kullanım kılavuzu yazmış olmalarına karşın mîkāt ilmi ile uğraşan astronomlar arasında değerlendirilmemiştir.
Yararlanılan Kaynaklar
Taha Yasin Arslan, Onaltıncı Yüzyıl Osmanlı Astronomisi Ve Memluk Etkisi
İhsan Fazlıoğlu, Osmanlı Döneminde ‘Bilim’ Alanındadaki Türkçe Telif ve Tercüme Eserlerin Türkçe Oluş Nedenleri
İhsan Fazlıoğlu, “Bircendî”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi
Ömer Türker, Astronomiye Giriş
Kenan Yakuboğlu, Osmanlı Medrese Eğitimi ve Felsefesi
Mûsâ (Kâdî-zâde), Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi
Gönül Cantay, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Darüşşifaları
Aptullah Kuran, Anadolu Medreseleri
Metin Sözen, Anadolu Medreseleri, Selçuklular ve Beylikler

*Bu çalışmanın tüm hakları, Taha Yasin Arslan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.