Servet Biriktirmek Ve İslami Açıdan Servet Biriktirmenin Durumu

Bu yazıda hangi bölümler var?

Servet Sahibi Olma Hakkı

Servet her rasyonel insan için esastır. Burada amaç iç rahatlığı ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların giderilmesidir. İrrasyonel olan durum sınırsız servet peşinde koşmayı hayatının amacı kabul etmektir.
 

Kapitalist ekonomide “servet” yeterli miktarda biriken parasal değere sahip her şeydir. Servet sahibi olma hakkı bir kişinin görece gücünü ve statüsünü tayin eder. Yukarıdaki tabloda tarif edildiği gibi, ister kapitalizme ister sosyalizme isterse İslam’a dayanana asli anlayışlar fiiliyatta felsefi temalara sahip jenerik anlayışlardır. Bu asli anlayışlar toplandığında bir bütün olarak varlık yönetimi dünyasına ilişkin katkı sunulmuş olunacaktır. İnsanlar bir kaç kuşak aktarılabilen varlıklara sahip olabilirler ama bu varlıklar en geniş manada sahibine ya da topluma belirli bir fayda getirmez.
İslam ise Müslümanlara dayanıklı ve cazip varlık elde etme imkânı sunmaktadır. Bu nedenle Müslümanları ailelerinin geçimleri için meşru bir kaynaktan gelir elde etmeye teşvik etmektedir. Öte yandan elde ettikleri servetin kendilerine, ailelerine ve topluma iyi, faydalı ve yararlı olmasını sağlamaktadır. İslami bakış açısından tüm servet nihayetinde Allah’a aittir, insan sadece emanetçidir. Kur’an, ”yerde gökte ve toprağın altında ne varsa Allah’a aittir” buyurmakta ve devamında şunu söyler:

“[…] Allah’ın sana verdiği servetten onlara da ver.”

Bu ayetler de görüldüğü gibi Allah servetin mutlak sahibi olduğunu izah etmektedir. O serveti dilediğine verme konusunda sorgusuz sualsiz hak sahibidir. İnsanın rolü ise emanetçi olarak serveti Allah’ın himayesinde elde tutmaktır.
“Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, sorumluluğundan korktular. Pek zalim ve cahil olan insan onu yüklendi.”
Günümüz âlimlerinden Şeyh Yusuf Karadavi bu ayeti şu şekilde tefsir eder: Allah büyük emaneti yerlere, göklere ve dağlara sunmuş ama onlar kabul etmemiştir. Bu emaneti allahın yeryüzündeki vekili olarak tayin edilen insana bahşedilmiştir. Bu tayin insanı Allah’a karşı sorumlu tutmuştur. Bunun sonucunda Allah insana ödül ya da ceza verecektir. Bu emanetin nimeti ise Allah tarafından insana zeka, irade gücü ve tercih özgürlüğü verilmiştir.
Servet sahibi olma konusunda ilk hak Allah’a aittir ancak O’nun bizim algıladığımız biçimiyle bir “servete ihtiyacı yoktur. O’nun bize bahşettiği servetten istifade etme koşullarını belirlemiştir. Yukarıda belirtildiği üzere İslam serveti bize emaneten verilmiş bir şey olarak görmektedir, dolayısıyla Müslümanların servetin oluşturma ve harcanma konusunda hesap vereceklerini belirtmiştir. Bu amaçla İslam Müslümanların servetlerini ömürleri boyunca nasıl harcayacakları, öldükten sonra nasıl dağıtacakları konusunda bir rehberdir. Ancak bu sayede elde edilen servet kutsal ve bereketli olur. Servet bu bağlamda insana ve başkalarına fayda getiren servettir.

Hz. Muhammed’in (sav) ifadesiyle, “veren el alan elden üstündür.”

Veren el başkalarına fayda sağlayan el iken alan ise fayda temin eden eldir. Bu nedenle İslam’da servet ekonomik sistemin genişlemesi ve gelişmesi için hayati önem arz etmektedir. Müslümanlar zekat vererek (servetin arındırılmasına dair bir yöntem) Allah’a hizmet edebilirler. Hz. Muhammed (sav) “Müslüman servetini fakire, yetime ihtiyaç sahibi bir seyyaha verilmesi hayırlıdır” buyurmuştur. İslam her daim ihtiyacı olanlara zekât ve sadaka vererek Allah’ın lütfunu kazanmanın önemine vurgulamıştır.

Servetin Bireyler Arasında Dağıtılması Ve Küresel Servet

Aşağıdaki şekil küresel servetin hanelere ve bireylere nasıl dağıtıldığını göstermektedir (bölge ve ülke dağılımına burada yer verilmemektedir). Hane serveti düzeyiyle servetin ülkeler dâhilindeki veriler dağılımı birleştirilmiştir. Bir kişinin credit suisse tahminlerine göre 2014 yılı ortasında borçlar çıkartıldığında zengin dünya bireyleri arasına girmesi için sadece $3,650 ihtiyacı vardır.

Ancak üstteki yüzde onluk zenginler kulübüne girebilmesi için $77,000 gerekmektedir. Yüzde birlik en üst dilime girmek içinse $798,000 ihtiyaçı vardır. Bu karşıtlıklar dâhilinde en zengin grup dünya servetinin yüzde 87’sini elinde bulundurmaktadır. En üstteki yüzde birlik dilim küresel varlıkların %48.2’sine sahiptir. Credit suisse göre 2000 yılına ait dağıtım göstergelerine bakıldığında küresel ortalama servet (yani üst yarıma ait minimum net servet) 2010’dan bu tarafa her yıl azalmıştır. Bu ortalama servetin hızlı yükselişinin bir sonucudur.
Üst yarımın asgari serveti 2010’den beri çok az değişmiştir. Üst yarıma girmek için $163,000’a ihtiyaç vardır. Kriz sonrası bu rakam $635,000 idi. Bu bulgular son yıllarda küresel servet eşitsizliğinin arttığını göstermektedir. Ancak ilgili sonuçlar ayrıca finansal kriz sonucu ters bir eğilimin ortaya çıktığının da delilidir. Ortama servet artışı 2000-2007 arası dönemde üst yüzde birin asgari servetinden daha hızlı yükselmiştir. Bireylerin küresel servetteki %10’luk dilime alınmaları bölgesel servetin yükselmesine imkânı vermektedir. Burada en fazla öne çıkan özellik Çin ile Hindistan arasındaki karşıtlıktır. Çin üst dilimde çok az temsilciye sahipken üst orta kesimde bir %40’lık bir yoğunlaşma sözkonusudur. Çin’in üst orta kesimde oluşu sadece nüfusunun büyüklüğünü ve servetteki ortalama büyümeyi değil ayrıca servet eşitsizliğini de göstermektedir. Bu eşitsizlik gelişmekte olan dünyanın standartlarından yüksek değildir.

Genel dünya çerçevesi içerisinde Çin’in konumu son on yıl içerisinde güçlü büyüme rakamları, artan varlık değerleri ve parasının değerlenmesi sonucu sağa doğru kaymıştır.

Bugün Çin üst yüzde onluk dilimde ABD ve Japonya hariç tüm diğer ülkelerden daha fazla zenginliğe sahiptir. Bu sayede Fransa, Almanya, İtalya ve Birleşik Krallığı geçerek üçüncü sıraya yükselmiştir. Diğer taraftan bakıldığında ise Hintliler alt katmanda yoğunlaşmaktadır. Dağılımın alt yarısındaki insanların dörtte biri Hintliler oluşturmaktadır. Ancak aşırı servet eşitsizliği ve yoğun nüfusla birlikte Hindistan da üst kesimde önemli bir orana sahiptir.
Latin Amerikalılar ise küresel servet spektrumuna dağılmış durumdadır. Asya-Pasifik bölgesi (Çin ve Hindistan hariç) hâlen küresel gidişatı taklit etmektedir. Hong Kong, Japonya ve Singapur gibi yüksek gelirli Asya ülkelerine mensup kişiler, üst kısımda yoğunlaşmıştır. Bu kişilerin yarısı üst %10’luk dilimdedir. Diğer taraftan Bangladeş, Endonezya, Pakistan ve Vietnam gibi alt gelirli ülkelere mensup kişilerde ise servet dağılımı aşağı çekme yönündedir. Asya-Pasifik grubundan yüksek gelirli ülkeler çıkartıldığında geri kalan ülkelerdeki servet modeli Hindistan’dakine benzemektedir. Her iki bölgesel gruplama alt yarımın dörtte birine katkı sunmaktadır.
Afrika ise spektrumun altında yoğunlaşmaktadır. Afrikalıların yarısı alt yüzde yirmilik dilim içerisindedir. Aynı zamanda Afrika’daki ülkelerde servet eşitsizliği farkı o kadar yüksektir ki bazı kişiler alt dilime girerken bazıları üst %1’lik dilim içerisindedir. Kuzey Amerika ve Avrupa en üst grupta yer almaktadır. Üstteki %10’luk dilimin %64’ü bu ülkeleri göstermektedir. Avrupa ise tek başına üst %10’luk onluk dilime mensup üyelerin %38’ine sahiptir. Bu da büyük ölçüde son on yıl içerisinde Euro’nun dolar karşısında değer kazanmasının bir sonucudur.

Servet Biriktirme Yöntemleri

Servet Biriktirme birçok geleneksel profesyonel varlık plancısı ve yöneticisi tarafından varlık yönetiminin en önemli işlevi olarak görülür. Buradaki temel amaç, bir kişinin hayatı dâhilinde yüzleştiği finansal ihtiyaçları ve belirlediği hedefleri en kısa sürede karşılamak için gereken toplam sermayeyi biriktirmektir. Servet birikimi; birikmiş servet ve tasarruflar için maksimum getiri oranını elde etmek anlamına gelir. Yatırıma dönüştürülmüş sermayenin korunması böylelikle her koşulda kaybolmaması için geliştirilen bir yatırım stratejisidir. Daha genel manada servet birikimi değerli nesnelerin toplanması ve biriktirilmesini ifade eder. Bu da servetteki artışa ya da servet oluşturmaya denk düşer. Servet biriktirmedeki başarı varlık tahsisi stratejilerine dayanır. Burada amaç riski minimize edip getirileri maksimize etmektir. Bu, portföyü farklı ve ilişkisiz varlık sınıflarına ayırmakla mümkündür.
Servet birikiminin asıl amacı birikmiş servetin korunmasıdır. Sermaye artışı gerçekleştirmek yerine tüm koşullarda birikmiş servetin korunmasını sağlanmalıdır. Yüksek gelirli bireylerin büyük bir bölümü bu korumayı sağlamıştır. Ne kadar çok ana sermayeden kaybedilirse hedeflenen birikimi elde etmek için o kadar çok yatırım getirisine ihtiyaç duyacağımızdır. Yüksek yatırım getirisi aynı zamanda daha yüksek düzeyde risk almak anlamına gelmektedir. Bu nedenle mevcut birikmiş servetteki dikkatsiz bir kayıp biriktirme işini daha da güçleştirecektir. Bundan dolayı birçok varlık plancısı sermaye artışından çok sermayenin korunması için servet yaratmayı asıl hedef belirler. Ancak bu, sermayemizi güvence altına alacak sabit vadeli mevduatlara tüm birikmiş servetimizi yatırmak anlamına gelmemelidir bunların yanında diğer faktörlerin de dikkate alınması gerekir. Alım gücünün kaybolmasına karşın servet birikiminde ciddi bir sorun olmaktadır.

Enflasyon ve paranın zaman değeri de aynı zamanda dikkate alınmalıdır.

Enflasyon birikmiş servetin mevcut değerini sadece aşındırıp küçültmekle kalmaz aynı zamanda servetin getirisini de azaltır, böylelikle net getirileri de düşürmektedir. Öz sermaye gibi enflasyondan etkilenen yatırımlar ana sermaye kaybında en büyük riski taşımaktadırlar. Her ne kadar servet birikimi çoğunlukla yatırımla ifade edilse de reel sermaye malların servete eşit olmakla beraber, o aynı zamanda soyut üretim araçlarına yapılan reel yatırımı ya da varlıklara dönük finansal yatırımı da ifade etmektedir. İkamet amaçlı gayrimenkuller üretken olmayan fiziki varlıklara dönük yatırımlar ya da “insan sermayesi birikimi” de buna dâhildir. İnsan sermayesi potansiyel işgücü becerilerini artırmak amacıyla elde edilen yeni eğitim ve öğretimi içermektedir.

Kimi uzmanlara göre varlık, çalışmadığımızda hayatta kalmamızı sağlayan şeydir. Emekli olduğumuzda ya da çalışamadığımızda önemli olan net servettir, gelir değildir. Asıl soru ise belirli bir miktar servetin ne kadar süre varlığını koruyacağıdır. Hazır Paranın tüketimiyle alakalı bir araştırmaya göre para tüketim oranları %3 ile %8 arasındadır. Servetin ne kadar süre varlığını koruyacağı meselesi para tüketim oranının tüm varlıklarda kaç kez geçerli olduğuna bağlıdır. Örneğin %100’den bir yılda %3’lük bir para tüketimi varlığın 33.3 yıl yaşamasını sağlamaktadır; %4’te bu süre 25 yıldır. %8’de 12.5 yıl vb. Bu durum sermayedeki her türden büyümeyi ya da getiriyi göz ardı edilmektedir. Tasarruf servet birikimine önemli katkı sağlamaktadır. Servet birikiminin üç ana yolu vardır.

• Ne kadar çok tasarruf edersek o kadar çok birikir. Bu basit manada ne kadar çok tasarruf edersek o kadar çok kaynağa yatırım yapmamız gerektiğini, birikim hedefine ulaşmak için varlıklarımızın o denli büyüyeceğini ifade etmektedir.

• Ne kadar çok tasarruf edersek o kadar az harcarız. Kendimizi daha fazla tasarruf etmeye zorladığımızda daha az harcamak zorunda kalırız. Böylelikle harcamalaımızı kontrol eder, kendimize başka imkanlar oluştururuz.
• Ne kadar çok tasarruf edersek o kadar çok yatırım oranına ihtiyaç duyarız. Esasında ne kadar çok tasarruf yaparsak varlık yatırımlarımlarımız o ölçüde artmaktadır.

Servet Biriktirme Konusuna İslami Yaklaşım

Kimi âlimler servet yaratmanın uygun bir ifade olmadığını düşünmektedirler. İnsan sadece Allah’ın yarattıklarını başka bir şey üretmek için kullanabilir. İnsanın hiçlikten bir şey yaratma kapasitesi yoktur. Örnek olarak insan bir canlıyı klonlayabilir ama hiçlikten bir hayat yaratamaz. Bu anlayış üzerinden “servet yaratma” yerine” servet üretme” ifadesini kullanmak uygun görülmüştür. “Servet biriktirme” kavramında anlamsal olarak bir sorun yoktur. Bu kavram bir kişiye ait servetin mevcut olana daha fazla servet eklenmesi suretiyle artırılması anlamına gelir. Harcamak yerine biriktirme niyetliyle istifleme yamak uygun değildir. Zira istifleme servetin ekonomi içerisinde dolaşmasına mani olacak ve ekonominin büyümesini engelleyecektir. Harcama servetin ekonomi içinde dolaşmasını sağlayarak, daha fazla servetin üretilmesine olanak sağlamaktadır. Servet biriktirmeyle ilgili olarak Kur’an şunları söyler:

“Altın ve gümüşü biriktirenler ve Allah yolunda harcamayanlara cehennem azabı vardır. Cehennem ateşiyle yandıkları gün alınları, böğürleri ve sırtları dağlanacaktır. Onlara ‘bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir, biriktirdiğinizi tadın’ denilecektir.”

Bu ayet serveti biriktirenleri ve Allah yolunda harcamayanları açık bir dille uyarmaktadır. Bu ayette asıl vurgulanmak istenen servet biriktirme eylemi değil servetin Allah yolunda harcanmamasıdır. Allah yolunda harcamak aynı zamanda kendine, akrabasına, komşularına ve başkalarına harcama yapmayı da içerir. Bu harcamanın olmaması istiflemeye işaret etmektedir. Servetin ekonomi içerisinde dolaşmaması ekonomiye yavaşlatmaktadır. İstiflenmiş servetten zekât alınmasının da sebebi budur.
Ayrıca Kur’an başkalarının haklarını gasp ederek biriktirilen serveti de bu ayetle uyarmaktadır. Kur’an bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, kesinlikle karınlarına sadece bir ateş yerler ve yarın çılgın bir ateşe yaslanırlar.”

Ayrıca şu ayeti aktarmak gerekir:

“Onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.”

Yukarıda kastedilen şey, İslam’ın özel mülkiyete karşı olduğundan değildir. Servet sahibi olmak güç ve özgürlük sahibi olmaktır. Hayvanların mülk sahibi olma imkanı yoktur. Başka bir deyişle İslam özel mülkiyet hakkına sadece izin vermekle kalmaz aynı zamanda bu hakkı desteklemektedir. Adalet, tüm insanlara çalışma ve hukuki araçlarla servet elde etme imkânı vermeyi amaçlar. Çok çalıştığını ve verimli olduğunu kanıtladığında bir insan başarıyı hak eder. Bu anlamda Kur’an şunu söylemektedir:

“İyiliğin ödülü iyilik değil midir?”

Bu ayet bize iyiliğin ödüllendirilmesi, ödülün de iyilik olması gerektiğini söylemektedir. İslam’a göre bir insan sınırsız kadar servet edinebilir, bunu hukuki araçlarla yapmalı ve yine hukuki yollardan harcayıp yatırıma dönüştürmelidir. Bu da insanın servet elde ederken yasadışı yollara itibar etmemesi gerektiği göstermektedir.
İnsan başkalarının haklarına el koymamalı, gasp etmemelidir. Kur’an bize kanunsuz yollardan servet biriktirmek yerine Allah’ın lütfunu kazanmaya daha fazla önem vermeyi öğretir. Bu anlamda Kur’an şöyle buyurmaktadır:

”De ki, “Allah’ın ihsanıyla ve rahmetiyle, yalnızca bunlarla sevinç duysunlar. Bu, onların biriktirip durduklarından daha hayırlıdır.”

Servet biriktirmede Allah’ın lütfuna mazhar olmak, servetin kendisinden daha hayırlıdır. İnsanın ne kadar serveti olursa olsun, Allah’ın lütfundan uzak isek bize bu en büyük kayıb olur. Harcama yoluyla servet üretme İslam’ın yoğun biçimde teşvik ettiği bir husustur. Kuran’da ve Hadis’te buna dönük çok sayıda ifadeye rastlamak mümkündür:

“Allah’ın sana muhafaza etmen için verdiği serveti müsrife verme. Onları o servetle besleyip giydir, onlara kibar konuş.”

İslam’da servet atıl tutulmamalı, yatırıma dönüşmelidir. Örneğin altın atıl tutulursa o altın karşılığında zekât verilmelidir. Bir hadiste Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“Atıl bir toprağı kim işlerse o ona aittir.”

Kanuni yollardan servet oluşturma ve üretmeye çalışan Müslüman’a örnek bir şahsiyet Abdurrahman bin Avf’tır. O cebinde tek kuruş yokken eşlerine öldüğünde 80.000 dinar (bugünkü karşılığı 5,6 milyon dolar) bırakmıştır. Bu da İslam’ın servet elde etmeyi yasaklamadığını kanıtlar. Ayrıca Avf’ın bir tarlasını 40.000 dinara (2,8 milyon dolara) sattığı, eline geçen parayı da Benuzehra kabilesinden fakir Müslüman akrabalarına dağıttığı, bir kısmını da Peygamber’in eşlerine verdiği de söylenmektedir.
Bildirildiğine göre Avf 700 deveden oluşan bir kervanı bağışlamıştır. Ölmeden önce 50.000 dinar (4,2 milyon dolar) miras bırakmıştır. Bunun Allah yolunda harcanmasını vasiyet etmiştir Küçük bir kısmı hayır işlerine ayrılmış, zekâtını vermiştir. Şu Hadiste peygamber efendimiz:
“Hakiki ve dürüst bir tüccar ahiret gününde peygamberlerin, hakikat ehlinin ve şehitlerin safında olacaktır.” buyurmaktadır.
İslam sadece kişisel mülkiyet elde etme hakkını korumakla kalmaz aynı zamanda bu servetin korunup miras bırakılması ile ilgili kanunları belirler. Bu yolla İslam onlara güven aşılayıp hayatlarını idame etmesini söylemektedir. İslam’ın kişisel mülkiyet hakkını düzeltmesi ekonomiye ve bütün olarak millete de fayda sağlar. Özel sektör kamu sektörüne göre daha fazla servet üretmektedir. Zira şahsi teşebbüsler özel sektörde genel manada insanları daha fazla verimli ve üretken kılar, bu kamu sektöründe ise tam tersidir.
Kur’an şöyle buyurmaktadır:

“Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman, Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.”

Yukarıdaki Cuma Suresi’ne ait ayetlerin de açık bir biçimde gösterdiği üzere Müslümanlar Cuma namazlarını kıldıktan sonra helal yollardan nasiplerini aramalıdırlar. İslam’ göre servet kesinlikle dürüst bir şekilde biriktirilmelidir. Müslüman din görevlileri ve âlimlere servet temini yasak değildir. Ancak onların sıradan Müslüman’a kıyasla daha makul bir düzeyde iş tutması gerekir. Bu onların Allah’a olan imanlarının derecesini ve dini lider olarak iyi örnek teşkil etme rollerini gösterir. Bu nedenle genel tutuma göre İslam’ın servet elde etmeyi teşvik etmediği tespiti tümüyle yanlıştır.
Bu nedenle servet sadece dolaşıma sokulmakla kalmamalı aynı zaman en geniş biçimde dolaşımda olmalıdır. Allah servetin zenginler arasında dolaşmasını yasaklar. Bu, küçük bir zengin grubunun daha da zengin olmasını, toplumun ekseriyetinin duraksayıp daha da fakirleşmesiyle sonuçlanır. Başka bir deyişle servetin dolaşımı, yani harcanması işlemi, mümkün olduğu ölçüde çok sayıda kapsayacak şekilde genişlemelidir. Servetin zenginler eliyle dolaşım araçlarından biri cömert tüketimdir.
Allah’ın manastır sistemini yasaklamasının ve iyi yiyeceklerin, güzel kıyafetlerin, geniş evlerin alabilenlerce teminine izin vermesinin sebebi budur. Tam da bu sebeple güzelleşme amaçlı uygun ve makul süsler mübah kabul edilmiştir. Ama ne yazık ki birçok Müslüman zengin olunmaması dair yanlış bir algıya kapılmaktadır. Bunun sebebi aşağıdaki hususların yanlış anlaşılmasıdır:
• Servetin Müslüman’ın Allah’a imanını zayıflatacağına dair genel inanışların olması.
• Birçok zenginin cennete giremeyeceğine dair uyarıların halk arasında yanlış inancın bulunması.
Yararlanılan Kaynaklar
Khalid Mohamed Mohamud, Servet Planlaması Ve Yönetimi: İslami Ve Klasik Yaklaşımların Karşılaştırmalı Analizi
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Khalid Mohamed Mohamud’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.