Sezai Karakoç’un Hayatı Ve Edebi Kişiliği

Bu yazıda hangi bölümler var?

Hayatı

1933 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde dünyaya gelen Sezai Karakoç ilkokul öğrenimini burada bitirir ve sonrasında ortaokul öğrenimini Maraş’ta sürdürür. Maraş’ta ortaokuldan mezun olduktan sonra lise eğitimi için Gaziantep’e giden şair lise öğrenimini burada tamamlar. Sezai Karakoç ortaokul ve lise eğitimini parasız yatılı olarak sürdürür. 1950 yılında ilk sanat ürünlerini vereceği Ankara Siyasal Bilgiler fakültesine kayıt yaptırır. 1957 yılında annesini, 1963 yılında babasını kaybeden Sezai Karakoç 1965 yılında daha sonra kısa süreliğine de olsa kısa süre yapacağı, resmi görevi olan vergi kontrolörlüğünden ayrılır. Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1983’te yılın hikâyecisi, 1988’te yılın üstün başarılı şahsiyeti seçilen Sezai Karakoç 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”ne ve 2011 yılında “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”ne layık görülmüş ancak sanatçı bu iki ödülü de almaya gitmemiştir.

Sezai Karakoç’un hayatının bazı dönemleri edebi şahsiyetinin oluşmasında etkili olmuştur. Sezai Karakoç çocukluk yıllarını, bu yıllarda en yaygın iletişim aracı olan radyodan İkinci Dünya savaşı haberlerini dinleyerek geçirir. Bu yıllar iç karartıcı hadiselerin yaşandığı ve savaşın etkisiyle insanların kıtlık, yokluk, açlık ile içli dışlı olduğu yıllardır. Kahramanmaraş’taki ortaokul yıllarında sonradan çalışacağı Büyük Doğu dergisiyle tanışır, mesnevi gibi klasik eserleri okumaya başlar ve öğretmenlerinin övgüsünü alır. Şair hatıralarında Kahramanmaraş’ın kendi ruh dünyasına etki ettiğini belirtir.

1948 yılından itibaren Gaziantep’te devam ettiği lise öğrenimi esnasında değişik edebiyat dergilerini takip eder ve ilk yazısını bir yerel dernek dergisinde yayımlar. 1950 yılında lise son sınıftayken Büyük Doğu dergisinde ilk şiiri yayımlanır. “Rüzgar” şiirini Hisar dergisinde yayımladıktan sonra üniversite ikinci sınıfta “Mona Rosa” adlı meşhur şiirini bölümler halinde yazar ve dergilerde yayımlar.

Şair lise yıllarında bile şiir çevirisi yapacak kadar iyi olan Fransızcasını üniversite yıllarında geliştirir.

Fransızca eserleri kaynaklarından okuyacak kadar Fransızcaya hâkim olur. 1954 yılında Mehmet Şevket Eygi ile Yeni Ay dergisini çıkaran Sezai Karakoç, şiirlerini İstanbul ve Hisar dergilerinde yayımlar. Bu yıllardan itibaren zaman zaman Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisinde çalışır. Şair bazı dostlarının da şiirlerini yayımladığı Şiir Sanatı dergisini 1955 yılında yayımlar. Sezai Karakoç yine bu yılda bazı şiirlerini İstanbul ve Hamle dergilerinde yayımlar. Sezai Karakoç 1956 yılında kültür-sanat sayfasını yönettiği Büyük Doğu dergisinde sonraları “Edebiyat Yazıları-I” adıyla kitaplaşacak yazılarını ve birkaç şiirini yayımlar.

1957-1960 arası yıllarda şiirlerini İkinci Yeni için önemli bir buluşma noktası olan Pazar Postası’nda yayımlayan şair, bazı şiirlerini de Türk Yurdu ve Büyük Doğu dergilerinde yayımlar. İlk şiir kitabı “Körfez” Kül Yayınlarından 1960 yılında çıkar. Nisan 1960 ilk sayısını yayımladığı Diriliş dergisini Sezai Karakoç; değişik sürelerle ve sayılarla yedi farklı yayın zaman diliminde yayımlamaya devam eder ve Diriliş’in yedinci dönem olan son döneminin sayısı 5 Şubat 1992’de çıkar ve bu tarihte yayın hayatını tamamlar.

Bu dönemde Karakoç Doğu ve Batı’dan bazı eserleri ilk kez Türkçeye kazandıran kişi olmuştur.

1967’de “Hızırla Kırk Saat” ve “Taha’nın Kitabı”, 1968‟de “Sesler” adlı şiir kitapları okurla buluşur. 1969’da altıncı şiir kitabı “Gül Muştusu” çıkar. 1975 yılında “Zamana Adanmış Sözler” adlı şiir kitabı yayımlanır. 1977 de “Leyla ile Mecnun”, “Ayinler/Çeşmeler” adlı şiir kitapları basılır. “Leyla ile Mecnun”un tamamı 1980’de yayımlanır. 1982’de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından “Hikayeler II-Portreler” adlı eserinden dolayı “Yılın Hikâyecisi” ödülüne layık görülür. 1987’de “Ateş Dansı” Diriliş Yayınları tarafından basılır. 1988 yılında “Alınyazısı Saati” isimli şiir kitabı yayımlanır. Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1988 yılında “Yılın Üstün Başarılı Kültür Adamı” seçilen Sezai Karakoç Üstün Hizmet Ödülünü alır.

Sezai Karakoç’un Edebi Kişiliği

Diriliş, özünde İslam ve insan faktörü bulunan inanç ile düşünceyi yeniden yapılandırmayı hedefleyen hakikat akımıdır. Yeniden doğuş demek olan diriliş, öze dönmek, aslını bulmaktır. Sezai Karakoç’un fikir dünyası ve yaşam şekli bu kavramın temelini oluşturur. O, insanlık tarihinin dönüm noktalarında meydana gelen dirilişin, gelecekte yine gerçekleşeceğini belirtir. “Ona göre, tarih içerisinde var olmuş bir çok medeniyet biçimi ve iddiası, esas olan medeniyeti arama yolunda bir cehddir. ‘Çok yönlü bir olgu’ olan medeniyetin ilerlediği dönemler olduğu gibi gerilediği dönemler de olabilir ama esas olan ‘tek medeniyet’ ortadan kaybolmaz. İşte bu medeniyetin ortadan kaybolmayacağı düşüncesi, Karakoç’ta ‘diriliş’ fikrinin de esasını teşkil eder.”

Sezai Karakoç’un edebi kişiliği diriliş düşüncesi etrafında şekillenir. Bu fikrin gerçekleşebilmesi için aydınların topluma öncülük etmesi gerektiğini ifade eder: Diriliş, insanlığın sılasıdır. “Hakikatiyle, sanatıyla, ahlakıyla yeniden buluşması yani Tanrı’yla bir daha ayrılmamacasına buluşması. Tanrı yoluna bir daha kaymamacasına ayak basması demektir”. O, dirilişin sanat, tarih, toplum, kültür, edebiyat, inanç, düşünce gibi pek çok alanda gerçekleşmesini hedefler.

Diriliş, İslamiyet’te yer alan ölümden sonra dirilme inancına da işaret eder.

Bireyin özüne dönme, geleneksel değerlerini ve inançlarını canlandırma, yeniden düşünme tezlerini savunur. İslam’ın sadece inanç, ibadet ve ahlaktan ibaret olmadığını belirten sanatkâr için önemli olan, dinin tüm yönleriyle ele alınacağı İslam medeniyeti fikridir. Bu nedenle dirilişin temelinde İslam metafiziği etkilidir. Felsefi bir terim olarak doğan ve yaygınlaşan metafizik, varlığı temel alan fizikötesi sebepleri irdeleyen disiplindir. Sezai Karakoç için metafizik İslam çerçevesinde oluşur: “Bizim metafiziğimiz; Tanrı ve ahiret inançlarıyla şahdamarında gürül gürül canlı, kanlı bir kan akan bir metafiziktir, İslam uygarlığının temel ilkesi olan mutlaklık âleminin bu dünya penceresinden görülen manzarasıdır. Bu dünya, aslında o dünya metnine bir çıkma, bir dipnottur”.

Onun metafizik fikrinde inanç, toplum ve medeniyet iç içedir. Sezai Karakoç şiir anlayışı itibariyle İkinci Yeni akımına dâhil edilir. İmgelerle örülü şiir dilini doğru yorumlayabilmek için arka planın iyi bilinmesi gerekir. Diriliş düşüncesi etrafında şekillenen, soyutlamalara dayanıp çağrışımlar üzerinden ilerleyen şiirlerinde estetik yapı ve metafizik unsurlar baskındır. Ele aldığı konuların tamamını bir uygarlık perspektifi içerisine yerleştirdiği sanat anlayışı, mutlak hakikat kavramı etrafında odaklanır. Bu bağlamda metafizik eğilim onun sanat görüşünün eksenini oluşturmaktadır.

Sanatçının düşünce dünyasını şekillendiren en önemli yapı taşlarından olan metafizik, onun için inançla çevrili hem bu dünyanın hem de öteki dünyanın bütün olarak ele alındığı bir anlayıştır.

Hikâye ve düz yazılarında üslup ve konu bakımından özgün duruş sergileyen, edebi türlerin metafizik temeller üzerine oturması gerektiğini belirten Sezai Karakoç’a göre hayatın derinliklerine inmeyen sanat uzun ömürlü olamayacaktır. Düşüncelerin açıkça ifade edilmesi bakımından nesir; bu bağlamda da hikâyeleri onun diriliş düşüncesi etrafında şekillenen fikir dünyasını yansıtır. Metafizik unsurlarla örülü hikâyeleri felsefi izler ve derin anlamlar taşır.

Hikâyeleri, düşünce yazıları, denemeleri, incelemeleri, piyesleri ile mesajını ileten fikir adamı Sezai Karakoç, özgün ve ileriye dönük düşünce yapısını sistem haline getirirken, düşünce ve inançla gelişecek diriliş fikrinin sanat ve edebiyatla harmanlanması gerektiğini belirtir. Ona göre; “sanat ve edebiyat her şartta öncelikle kendi özüne uygun davranmalı, herhangi bir dinin, ideolojinin, öğretinin telkin vasıtasına dönüşmemelidir”.

Sezai Karakoç’un Edebiyata Olan Bakışı

Edebiyat, farklı türlerde ürettiği eserler yoluyla, Karakoç için hem düşüncelerini ürettiği, yansıttığı, açıkladığı bir mecradır hem de bir yaşam ve hayatla, insanla temas kurma noktasıdır. “Meşhur “edebiyatsız bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözünün değişik bir şekline Karakoç’ta tesadüf ederiz. Edebiyatı bilinmeyen, edebiyatıyla insanı etkilemeyen ülke, yok demektir, der”. Bu açıdan bakıldığında, edebiyat Karakoç’un dış dünya ile iletişime geçtiği ve fikir eksenini oluşturan önemli bir unsur olarak karşımıza çıkar. Karakoç, edebiyatı çok önemli bulur ve bu yüzden tüm hayatı boyunca fikir yazılarının yanında edebiyattan asla kopamamıştır.

Karakoç, medeniyet kavramının kültür kavramını da kapsayan bir kavram olduğu düşüncesindedir. Bundan dolayı onun kültür tanımlaması Ziya Gökalp’in tanımından çok farklıdır. Çünkü Gökalp, kültürün millî, medeniyetin beynelmilel olduğu kanısındadır; medeniyet bir ulus grubunun ortaya çıkardığı ortak eserlerdir. Halbuki Karakoç, her medeniyetlerin her birine bir kültürün tekabül ettiğini iddia etmektedir. Karakoç, eğer İslâm medeniyetinden söz ediliyorsa, bir de İslâm kültüründen söz edilmesinin kaçınılmaz olduğu düşüncesindedir. Kültür ve düşünce üretimi, düşüncelerin sanatsal yol vasıtasıyla insanların duygularına ve bakış açılarına etki etmesi gibi özellikleri ile edebiyat vazgeçilmezdir.

Kimlik kavramı, benlik duygusu ve kültürel bir topluluk oluşturmanın ana unsurlarını sağladığını düşündüğü edebiyat, Karakoç için toplumun en önemli iletişim araçlarından birisidir. Uzun süre edebiyatı ihmal etmiş olan halklar, günden güne silinerek unutulurlar.

Yahudiler, ulusal benliklerini binlerce yıllık süreçte, edebî metinler ve katkılarla büyüterek Tevrat’ın kalıntıları ile korumuşlardır. Karakoç’a göre, her medeniyetin oluşumunda ona paralel olarak gelişme gösteren bir edebiyat damarı da bulunmaktadır. O, bir toplumun tarihinin, biraz da şairlerinin hatiplerinin, tarihçilerinin ve musikişinaslarının tarihi anlamına geldiği düşüncesindedir. Her milletin kendi değerlerini, inançlarını koruyup geliştirdiği edebi bir mirası vardır. Aynı zamanda, her döneme damgasını vuran ve toplumu kendisi yapan önemli edebi kişiler mevcuttur. Bu kişilerin ve eserlerinin varlığı, Karakoç’a göre, kültürel ve milli değerlerin yaşatılması ve sürdürülmesi için hayati öneme sahiptir.

Karakoç, ideolojisini, inancını, görüşlerini ve estetik değerlerini edebiyat yoluyla aktarır. O, her şeyde olduğu üzere edebiyatın içeriğinin de hakikatten nasibine düşeni almasının gerekli olduğuna inanmaktadır. Karakoç’a göre, bir eserin değerli olmasını sağlayan; edebiyatın gücünün yanında hakikatin özünü taşıması, insanın kalbi ile yakın ilgi içinde olması, sosyal ve tarihsel karakterleri, farklılık taşıması, fazlalık ve eksikliği olmaması gibi özelliklerdir. Onun düşünce dünyası, eserlerine bakılmaksızın tümü ile anlaşılamaz. Bu yüzden de her bir eserini okurken, simgeler, sembollerle örülen ve düşünceyi kimi zaman dolaylı kimi zaman ise doğrudan biçimde yansıttığı fikirlerinin izini sürmek gerekir.

Edebiyata, sanata, inanca ve estetik bağlamda edebiyat yoluyla kültürün ve milli özün korunmasına bu kadar değer veren Karakoç’un edebiyatın toplum tarafından algılanma biçimlerine ve değersizleştirilmesine, önemsizleştirilmesine yönelik büyük eleştiriler getirir.

Karakoç, yaşadığımız çağda, geçmişte değerli görülen şairlerin ve yazarların unutulduklarını, edebiyatımızın solgun ve kansız hale geldiğini, geçmiş dönemdeki hayat perspektifinin izinin bile kaybolduğunu ifade etmektedir. Karakoç, sözü edilen durumu şöyle ifade etmektedir: “Edebiyat alanına bakıyorum, insan, bu edebiyatın, bu toprakların edebiyatı olduğuna ne yapsa kendini inandıramaz” Eleştirilerinin ilki edebiyata önem verilmemesi ve önemli birçok eserin, yazarın, şairin artık hatırlanmamasıdır. İkinci eleştirisi ise edebiyatın içerik olarak hakikatten ayrılmış olmasıdır. Diğer bir eleştiri noktası ise yakın dönemde üretilen edebi eserlerin taklitçi bir biçimde özellikle batıya özenti gibi yazılmasıdır.

Sezai Karakoç’un Şiir ve Şairliğe Olan Bakışı

Şiir hem yazımı, hem okunması, sesletilmesi hem de özlü bir biçimde sınırlı sözcükle çok geniş bir anlam ve duygu dünyası yaratabilmesi gibi özellikleri açısından edebiyatın en önemli yapı taşlarındandır. Öte yandan şair açısından düşüncelerin ve duyguların ortaya konulması açısından da şairin ruh ve düşünce dünyasının da önemli bir yansımasıdır. Karakoç’un şiir anlayışı, sanat düşüncesine benzer bir şekilde, genel dünya görüşünün şiire aktarılmasıdır. O bu durumu; kendi şiirini, hürriyet, aşk, yaşam ve ölüm gibi varlığın dinamitlendiği noktalarda yer alan trajik espriyi, absürde ve irrasyonele bulanmış mutlak olana zapt etmek olarak ifade etmektedir. Buna göre, başlangıç noktası sanat planı içinde görünüş olarak çok yakın, neredeyse aynı kaynaktan çıktığı arkadaş çevresinin şiirlerinde uzak bir şiir oluşturmakta olduğu kanısındadır. Ses ve biçim, imajlar ve motiflerde, başlangıç döneminde yakınlık içinde olduğu şair arkadaşlarından, günden güne, o sesi fırlatan ve o biçimi dolduran varoluşu idrak etmekten kaynaklanan farktan do0layı ayrıldığını ifade etmiştir.

Şiirinin biçimsel boyutu açısından birçok şairle ortak bir geçmişe, düşünceye sahip olmasına rağmen, zamanla onlardan içerik açısından bir kopuş yaşar.

Bu kopuşun düşünsel temelleri hakikat kavramının ne olduğu ve bunun şiirsel estetik yoluyla nasıl sunulması gerektiği ile ilgilidir. Varlık, varlığın anlamı, insan gerçeği, mutlak hakikat, inanç, dünyasal varlık alanı ve fizikötesi algı gibi birçok konu onun şiirinin içeriğini oluşturur. Hem bireyin ruh dünyasını işler hem de insanlığın ve bulunduğu coğrafyada yaşayan öz insanının genel durumunun çözümlemesini şiirine taşır.

Metafizik düşünce dünyasını şiir anlayışı içinde ortaya koyan Karakoç, istese de istemese de şiirin Tanrı’ya doğru olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre şiirin ruh pencereleri, Allah’a açıldıkça şiir olacaktır. Ona göre şiir, kaçınılmaz olarak insanın varlığının anlamlandırılması ile bağlantılıdır. Şiir, ona göre, toplumsal ve insani özdeki değişimin ana unsurlarından birisidir. Şair ise toplumun dönüştürücü gücü, varlık sancılarının hafifleticisi, toplumun rehberi, mutlak hakikatin arayıcısı ve nesnenin iç gerçekliğinin kâşifidir.

Bir Siyasi Kimlik Olarak Sezai Karakoç

Türk edebiyat ve düşünce dünyasının önde gelen isimlerinden Sezai Karakoç’un, daha özel bir sınıflandırma ve değerlendirme yapıldığında Cumhuriyet Dönemi Türk Düşünce tarihinin en seçkin simalarından biri olduğu anlaşılacaktır. Ancak Karakoç’u, diğer tüm siyasal düşünce akımlarından ayrı tutarak Türk İslam Düşüncesi çerçevesinde ele almanın kabul edilebilirliği, doğruluğu ve gerekliliği, kendisinin bireysel fikir dünyasında bariz İslami bir yaklaşımla Türkiye için biline yerli ve milli hassasiyetlerini ortaya koymuş olmasından kaynaklanmaktadır.

Karakoç, kendisiyle birçok bakımdan aynı düzlemde oldukları düşünülen ve kendilerini İslamî hassasiyetlerinin yanı sıra Türk milliyetçisi olarak da niteleyen önemli şair ve düşünürler Necip Fazıl Kısakürek ile İsmet Özel’den farklı olarak kendisi için “Türk milliyetçisi” tanımını kullanmayan ve doğal olarak milliyetçi isimler içinde kabul edilmeyen bir isimdir. Ancak bu durum; onun İslamî dünya görüşü yanında yoğun bir milli hassasiyet, Türkiye kaygısı, vatan, ülke ve millet algısı, devlet ve tarih bilinci, milliyetçi-İslami bir ifade zenginliyle yine milliyetçi-İslami bir kültüre sahip olması bakımından onun sözü edilen isimlerin yaklaşımlarına benzeyen bir irade ve yönelimin izlerini taşımasına engel değildir.

Karakoç’un en başa Türkiye’yi koyan siyasal düşüncesi ile yaklaşıldığında hakkıyla kıvranılması mümkün ve çözülebilecek nitelikteki ve neredeyse üç yüzyıldır devam eden bireysel ve toplumsal sorunlarının farkında olan siyasal düşüncesi, Türkiye ile kendisi arasında kurduğu ilgide; var olmasını ancak Türkiye’nin var olmasıyla açıkladığı hemen fark edilmektedir. Bu konudaki ifadeleri de oldukça açıktır: “Ben de bu memleketin bir çocuğu olarak kendimi onunla özdeşleştirmişsem, kendimi ondan ayrı saymıyorsam, onun ekmeğini yemiş ve onun sayesinde eğer birisim kazanmışsam; onun sayesinde şu anda durduğum yerde duran bir kişi olarak sorumluyum elbet, bir görevle yükümlüyüm. Bu görevimi kırk yıldan beri elimden geldiğince yerine getirmeğe çalışıyorum.”

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla İslâm medeniyetinin de çöktüğünü iddia eden Karakoç, tarih boyunca birçok hata yapıldığını, yeni Cumhuriyeti’nin de kültüründen ve tarihsel bağından ve koparılmak suretiyle kurulduğunu, bundan dolayı Osmanlı Devleti’nin yıllarında ortaya çıkan sorunların günden güne büyüdüğünü, çağımıza geldiğini vurgulamaktadır.

Karakoç, Cumhuriyet’in geçmiş kültürle ve tarihle bağlarını yeniden kurmadan sözü edilen sorunların çözülmesinin mümkün olamayacağını ifade etmektedir. O, bu konunun kısa vadede çözülemeyeceğini düşünmektedir. Ama bu sorun tamamen de çözümsüz değildir: Çözümü “DİRİLİŞ NESLİ” gerçekleştirecektir.

Sezai Karakoç, İslâm medeniyetinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ve sömürü düzeninden ve gizli kölelikten kurtulması, ancak tarihsel köklerine dönmesiyle mümkün olacaktır. Kolay olmayacak bu süreç, Diriliş’in gerçekleşmesiyle tamamlanacaktır. Düşünce dünyasını İslâm anlayışında şekillendiren Karakoç’un hayalindeki diriliş nesli, İslâmi ilkelerle yetişmiş, toplumsal aklı meydana getiren hâkim, savcı, doktor, tiyatrocu, siyasetçi, ilahiyatçı, iktisatçı, sinemacılardır. Sözü edilen aydınlar hiçbir baskının etkisinde kalmadan aydınlar tarafından oluşturulan bir partide düşüncelerini ortaya koymak tartışmak suretiyle çözüm yolları bulabileceklerdir. Diriliş aydını, ülkenin sorunlarıyla ilgilenmekle yetinmez; İslâm medeniyetinin sorunlarını diğer İslâm medeniyetlerine mensup aydınlarla da görüşüp tartışır, çözüm önerileri sunar. Bu bağlamda İslâm para birimi, İslâm Ortak Pazarı tesis edilmesi, İslâm medeniyeti içinde yer alan toplumları huzura ve barışa kavuşturacağı gibi dünya barışının da teminatı olarak öne çıkacaktır.

1970’e kadar Türkiye’de aydınlar, özellikle dergiler çevresinde toplanarak yoğunluk kazanan kapsamı geniş bir kültür faaliyeti içinde yer almışlardır.

Necip Fazıl’ın Büyük Doğu, Nurettin Topçu’nun Hareket ve Sezai Karakoç’un Diriliş adlı dergileri, İslami yayın dünyasının aydınları tarafından temsil edilen en dikkat çekici örnekleri arasındadır. Batı düşüncesi, kültürü ve medeniyetine karşı kompleks içinde olan yaklaşımlardan sıyrılarak onu mahkum ederek vahim hatalarını ortaya koyan ve İslam düşünce ve kültürünün bir medeniyet perspektifiyle ortaya koymayı amaçlayan aydınların, komünizme ve sola karşı olmaları, İslamcılık düşüncesinin Türk sağıyla kesişmesinin zemininin hazırlamıştır. Çok büyük bir tehlike olduğu kabul edilen komünizmle mücadele etme, Kısakürek, Karakoç ve Topçu’nun sık sık üzerinde durdukları bir konu olmuştur. Bunun yanında sözü edilen aydınlar arasında da göz ardı edilemeyecek çapta metodolojik ve düşünsel farklılıklar bulunmaktadır.

Sezai Karakoç, siyasal düşüncesi bakımından entelektüel İslamcı kategorisine alınması mümkün bir isimdir.

Onun düşüncelerini ortaya koyan Diriliş dergisi, Büyük Doğu dergisinden sonra XX. Yüzyılın İslami kimlikli, çizgisini korumuş önemli bir “örnek” olarak kabul edilmektedir. Sezai Karakoç’un en çok ele aldığı medeniyet kavramı ve bu bağlamda sık sık değindiği diğer kavramlar olan devlet, iktisat Ortadoğu, Batı gibi kavramlar, İslamcı aydınların derinlikli ve kapsamlı bir yaklaşıma dayalı bir düşünceyi esas almalarının zorunlu olduğunu ortaya koymuştur.

Sezai Karakoç, kurduğu Diriliş Partisi aracılığıyla Türk siyaset sahnesinden boy göstermiştir. Diriliş Partisi her ne kadar seçimlere katılamamış ve bir süre sonra ömrünü tamamlayıp kapanmış olsa bile üzerinde durduğu konulara getirdiği çözüm önerileri ile siyaset arenasında dikkat çekici bir unsur olmayı başarmıştır. Karakoç 26 Mart 1990’da “güller açan gül ağacı” sembolüyle Diriliş Partisi’ni (DİRİ-P) kuran Karakoç, partinin yedi yıl süreyle genel başkanlığını yapmıştır. Ne var ki parti, Siyasi Partiler Kanunu gereği uyarınca Türkiye’de genelindeki illerde gerekli olana teşkilat sayısına ulaşamadığı ve üst üste iki genel seçime katılamadığı için 19 Mart 1997 tarihinde kapatılmıştır.

Ancak bu inadından vazgeçmeyen Karakoç, 7 Ağustos 2007’de, Yüce Diriliş Partisi’ni (Yüce DİRİ-P) kurmuştur.

Bu yeni partinin ambleminde “dolunay, yol, güller açmış gül ağacı” bulunmaktadır. Karakoç, halen Yüce Diriliş Partisi’nin genel başkanlığını yürütmekte ve 2007’nin ilk Nisan aylarından bu yana her cumartesi, Yüce Diriliş Partisi’nin İstanbul İl Başkanlığı’nda gündemler ilgili değerlendirmelerde bulunmaktadır. Sezai Karakoç, önce Diriliş Partisi, daha sonra da Yüce Diriliş Partisi aracılığıyla, vatandaşa bir şablonla çizilerek sunulan siyaset anlayışına yalnız başına itiraz ediyor; kendi siyaset anlayışını ve düşüncesini kurmak için çalışmaktadır. Sezai Karakoç, 1990 yılında kurduğu Diriliş Partisi’ni, hayatı boyunca gazete, dergi ve kitaplarıyla anlatmak için çalıştığı dünyaya bakışını, topluma anlatmak, topluma hiçbir aracıya muhtaç olmadan ulaşmak ve imkan bulursa aydınlara yeni bir moyivasyon sağlamak suretiyle bir hamle yapmalarını sağlayarak ülke yönetimine dahil etmek için için kurduğunu ifade ediyordu:

“Elli yıldan beri şahsen ve yayın yoluyla ve daha sonra kurduğumuz parti faaliyeti içinde yaptığımız konuşmalarla ortaya koyduğumuz düşünceler ve çareler dışında ülkemizin ve milletimizin ve ondan ayrı olmayan İslam ülkesi ve milletinin geleceğinin sağlık ve güvenlik altına alınması için diğer çevrelerce ne yazık ki dişe dokunur bir düşünce ve öneri sunulmadığı ortadadır. Bu yüzden yılmadan ve usanmadan yolumuza devam edeceğiz. Düşüncelerimizi milletimize anlatmayı sürdüreceğiz. Umuyoruz ki bu içten gelen düşünceler ve faaliyetler, günü gelince hızla meyvesini verecek. Zaman hızlanarak geçmiş zaman kayıpları telafi edilecek ve milletimizin yeniden doğuşu, dirilişi, ayağa kalkışı ile, yeni bir çağ açışı gerçekleşecektir. Milletimiz için tek hayat seçeneği budur”.

Karakoç, “Biz düşünce için düşünce üretmiyoruz; düşüncelerimiz toplumun sağlığı içindir ve tabii, bir gün, mutlaka uygulanmalıdır”  sözleriyle uygulama alanında yer bulamayan düşüncelerin işe yaramaz ve ölü olduğunu vurgulamıştır.

“Düşünceler uygulanmadığı zaman durgun suyun uğradığı âkıbete uğrarlar; bataklıklar oluşur ve sinekler ürer. Düşünce de akan bir su gibi, toplumun ruhunda ve davranışlarında yeni arayışlar bulursa canlılığını koruyacaktır. O bakımdan, ben, milletimin hayat ve memat gününde, şiirimle, düşünce çalışmalarımla ve politik atılımımla aynı kişiliği sürdürdüğüm inancındayım”.

Bu tür siyasal bir çalışma içinde yer alma ve bir parti kurma nedenini bu ifadeleriyle ortaya koyan Karakoç’un düşüncelerine bakıldığında, onun nitelikli, yoğun, derin ve geniş düşünceler ile partisinin anlayışının ve faaliyetlerinin paralellik gösterdiğini görülecektir. Daima özgün düşünceleri ile dikkat çeken Karakoç’un, bir partinin başkanı olarak da aynı özgün duruşu devam ettirmektedir. Esas olarak buna inanmasa ve mevcut anlayışlar içinde yer alarak siyaset sahnesinde yer almanın bu millete bir faydası olacağına inansaydı, mevcutlar içinde bir yer bulma konusunda zorluk yaşamaz, mücadelesini bu partilerden birisine katılarak da sürdürebilirdi. Fakat Sezai Karakoç’un mücadelesi ve anlayışı hiçbir parti tarafından temsil edilmemekte, belki daha da önemlisi Karakoç kendisini böylesini parçalı bir ortamın içinde düşünememektedir.

Yüce Diriliş Partisi’nin varlık sebebi en başta, bireyin kendisini tanımak ve kendisini tanımlamak zorunluluğuna dayanmaktadır.

Ona göre Türk milletinin büyük bir milletin, İslam milletinin üyesi olduğunun bilincinde olması gerekmektedir; büyük deneyimleri olan, eşsiz bir medeniyetin milleti olduğumuz idrak etmeliyiz sözü edilen medeniyet, İslam medeniyetidir. Ona göre İslam medeniyeti; XX. Yüzyıla büyük badireleri atlatarak ve çok büyük krizleri yüzakıyla aşmayı başararak, çoğu zaman da iyice güçlenerek ulaşmıştır. Bu yüzyılın ilk döneminde ise başlangıcı 1918 yılı olan ve etkilerim günümüzde de devam eden tarihinin en büyük kriziyle karşılaşmıştır.

Yüce Diriliş Partisi, bu milletin tarihte uğradığı felaketten hareket ederek, o zamandan bu yana yapılan yanlışlıklar ayıklanarak, İslam ülkelerinin rejimleri yeni ve radikal bir sorgulamaya tabi tutularak, Türkiye’nin sorunlarının yüzeysel ve güncel sorunlarının olmadığını, 1918 yılında yıkılanın yerine kurulmuş olan devlet tarafından öngörülen sistemin sorgulanması ve yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin farkında olarak varlığını tekrar kurma çabası içinde olmak gerektiğini ileri sürmektedir. Bu amaca ulaşmak için de yalnızca sorunları bölüm bölüm ele alarak hiçbir şey çözülemeyecek, sorunun bütün olarak düşünülmesi gerekecektir. “Örneğin: Güneydoğu Anadolu meselesi, bir güneydoğu Anadolu meselesi değildir. Esas sorun, bütün milletimizin kimlik sorunudur”.

Karakoç, medeniyetimiz tarihindeki en ağır krizleri yaşasa da, temellinin sağlam olmasından dolayı bu yenilenmeyi sağlayacak güce sahip olduğunu düşünmektedir.

O ölmedikçe, onun meydana getirdiği milletin ölmesi imkânsızdır. Sezai Karakoç’un Diriliş Partisi ya da şimdiki adıyla Yüce Diriliş Partisi, çağımızın, çatlakları sıva ve baya yaparak kapatıp işi halledeceğini düşünen yöneticilerin tam da aksine, yıkılma sürecinin temelden başladığını, bundan dolayı yenilenmenin ve dirilişin de oradan başlayacağını ortaya koymaktadır. Bundan dolayısı, “temelleri sağlamlaştırmak lazımdır. (…) Sıva en sonra; süs en sonra. En önce, temelleri güçlendirmeli, duvarları sağlamlaştırmalı”.

İnsanımıza değerlerimizden uzaklaştığımız, onları bıraktığımız ölçüde ilerlediğimiz, modernleştiğimiz öğretildi. Bundan dolayı kazandığımızı düşündüğümüz her şey, aslında kaybettiklerimizdir. Dışarıdan içeriye giren her şey ve her türlü etki, içerde kendi öz değerlerimizden hareketle yenilenme bütün yollarının kapatmıştır. Yüce Diriliş Partisi’nin faaliyetlerinin amacı, sözü edilen kanalları yeniden açmaktır. Türkiye’nin normalleşmesi, ancak bu anlayışın önünün açılmasıyla mümkün olacaktır.

Kaynak

Merve Ekim, Sezai Karakoç’un Batı Uygarlığı Algısı

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Merve Ekim’e aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.