GenelTarih

Moğol İstilası , İstilaya Karşı Verilen Mücadele Ve Sultan Baybars’ın Hayatı

Yazının Sahibi: Gülay Çalık

Baybars, aslen Kıpçak Türklerinden olup Ulubarlı zümresinin Borçoğlu kabilesine mensuptur . 1223 yılında Kıpçak‟ta doğmuştur. Baybars, uzun boylu, mavi gözlü, güzel görünüşlü olmasının yanında zekâ ve yeteneğiyle de dikkatleri üzerine çeken biri olarak bilinmektedir. Baybars tahmini on dört yaşlarında iken Moğollar Kıpçak bölgesini istila etmişler ve buralarda yağma hareketlerinde bulunup birçok kişiyi esir almışlardır. Bu sırada esir alınanlar arasında Baybars da bulunmaktadır. Baybars esir olarak önce Sivas‟a daha sonra Halep‟e ve oradan Şam‟a götürülmüş ve burada köle olarak satılmıştır. Baybars, Şam‟da Eyyubi Sultanı Melikü‟s-Salih‟e bağlı memlûklerden Aytekin el-Bundukdarî tarafından satın alınmıştır.
Aytekin el-Bundukdarî, Baybars‟ı satın aldıktan bir süre sonra onu Hama Eyyubilerinden el-Melik Mansur‟a satmak istemiştir. Fakat el-Melik Mansur‟un annesi, Baybars‟ı görünce onun esmer tenli olduğu halde gözlerinin gök mavisi olmasını hayırlı saymamıştır. Bunun üzerine el-Melik Mansur, Baybars‟ı satın almaktan vazgeçmiştir. Bu olaydan sonra Aytekin el- Bundukdarî, Baybars ile birlikte Kahire‟ye gelmiştir. Burada 1246 yılına kadar Aytekin el- Bundukdarî‟nin hizmetinde kalan Baybars, daha sonra Melikü‟s-Salih tarafından satın alınmıştır.  Mısır‟da hüküm süren Eyyübiler, Abbasilerden sonra süregelen şekilde Türklerden oluşan bir ordu kurmuşlardır. Özellikle Eyyübi Devleti sultanlarından Melikü‟s-Salih, Türklere büyük önem vermiş ve ordusunu Türk kölelere dayandırmıştır. Hatta sultan Nil nehri üzerinde Türklerden oluşan Bahriye denilen bir askeri sınıf oluşturmuştur.

Baybars, zeki ve güçlü kuvvetli bir genç olması sebebiyle Mısır Eyyübi Devleti sultanı Melikü‟s-Salih‟in dikkatini çekmiş ve bu özellikleri itibariyle satın alındıktan bir süre sonra Bahriye sınıfına dâhil edilmiştir. Baybars, burada askeri eğitimini tamamladıktan sonra kısa zamanda kendini göstererek Bahriye Memlûklerinin başarılı askerleri arasına girmiştir.  Baybars, bu askeri birlikte birçok savaşa katılmış özellikle bu topraklara saldırılar düzenleyen Haçlılara karşı verilen mücadelede Melikü‟s-Salih‟in ordusunda yer almıştır. Onlara karşı elde edilen başarılarda rol oynamıştır. Daha sonra askeri açıdan yetenekli olması ve görevinde gösterdiği başarılar onun Bahriye sınıfında emirliğe kadar yükselmesini sağlamıştır.  Eyyubilerin gücünü yitirmesi nedeniyle Mısır‟ı işgal edip bu topraklara sahip olmak isteyen Haçlılar, bir ordu hazırlayarak Eyyubiler üzerine göndermeye karar vermişlerdir. Düzenlenen yedinci Haçlı Seferinin başında Fransa kralı IX. Lui bulunmaktadır. Kral IX. Lui, Mısır‟ı alma hevesiyle yola çıkarak 1249 yılında Dimyat‟a asker çıkarmış ve şehri kuşatmıştır. Bu sırada hasta olan Melikü‟s-Salih, düşmana karşı koyma vazifesini Bahriye emirlerinden Fahreddin‟e bırakmıştır. Fakat Fahreddin, şehrin kuşatılmasını önleyememiş Dimyat‟ı savunmasız bırakarak geri çekilmiştir. Dimyat halkı da askerlerin şehri savunmasız bıraktığını görünce şehri terk etmek zorunda kalmıştır.

8V7ixEd3_400x400

Şehri boşaltılmış olarak gören Fransa Kralı, önce bunun bir tuzak olduğunu zannetmiştir. Daha sonra bu durumun bir tuzak olmadığı anlaşılınca Fransa Kralı IX. Lui, Dimyat‟ı savaşmadan kolayca ele geçirmiştir. Hasta olan Melikü‟s-Salih, Dimyat‟ın ele geçirildiği haberini alınca bu duruma çok üzülmüş ve bir süre sonra da üzüntü içerisinde ölmüştür. Melikü‟s-Salih, kendisinden sonra yerine oğlu Turanşah‟ı veliaht tayin etmiştir. Melikü‟s-Salih, ölmeden önce Hısn Keyfa emiri olan Turanşah‟ın kendisinden sonra sultan yapılması konusunda ileri gelen emirlerinden de söz almıştır.
Melikü‟s-Salih öldükten sonra Turanşah başa geçinceye kadar bir süre devleti ölen Sultanın eşi Şecerü‟d-Dür yönetmiştir. Şecerü‟d-Dür, başa geçtikten sonra Fransa Kralının Dimyat‟ı ele geçirip Mansura‟ya doğru ilerlemeye devam ettiğini öğrenmiştir. Şecerü‟d-Dür, bu durum nedeniyle Melikü‟s- Salih‟in öldüğünü bir süre gizli tutmak istemiştir. Diğer yandan da Turanşah‟a gelip başa geçmesi için haber göndermiştir. Şecerü‟d-Dür‟ün çabalarına rağmen Haçlılar Sultanın öldüğü haberini almışlar ve bunu fırsat bilip Mansura yakınlarında karargâh kurmuşlardır. 1500 kişilik bir öncü Haçlı birliği Mısır ordusuna ani bir baskın düzenlemiştir. Bu baskında Müslümanlardan emir Fahreddin dâhil pek çok kişi hayatını kaybetmiştir. Baskından sonra Mansura‟ya kaçan Müslümanların ordusunun arkasından tedbirsizce şehre giren Haçlı birliği burada Eyyubi askerleri ile karşılaşmış ve bozguna uğratılmıştır. İçlerinde ileride sultan olacak olan Baybars‟ın da bulunduğu Memlûkler, şehirde Haçlıları kılıçtan geçirmişlerdir. Haçlı ordusu beklemediği bir durumla karşılaşmış şehir baskınından umduğu sonuca ulaşamamıştır. Haçlı ordusunun başarısız olması nedeniyle Fransa Kralı IX. Lui, Eyyubilerin saltanat değişikliğinden istediği şekilde yararlanamamıştır.  Bir süre sonra Turanşah, Mansura‟daki ordugâha gelerek bir dizi önlem almıştır. Bu önlemlerle Haçlıların halkla irtibat kurmalarını ve halktan yardım almalarını önlemiştir. Halkla irtibatı kesilen Haçlı ordusu erzak sıkıntısı çekmeye başlamıştır. Bu nedenle Kral IX. Lui, sultana elçiler göndererek barış istemek zorunda kalmıştır. Haçlıların elçileri Dimyat‟ı iade etmeyi buna karşılık olarak da Kudüs‟ün kendilerine verilmesini istemişlerdir.

Turanşah, bu teklifi kabul etmemiştir. Kral IX. Lui, barış teklifi kabul edilmeyince savaşmaktan vazgeçmeyerek 1250 yılında ordusuyla tekrar Dimyat‟a hareket etmiştir. Ancak Haçlıların harekete geçtiğini haber alan Mısırlılar onlara karşı bir dizi önlem almışlardır. Turanşah‟ın ordusu kararlılıkla onların üzerine yürüyüp Haçlı ordusunu her taraftan kuşatmışlar ve bozguna uğratmışlardır. Yapılan bu savaşta birçok esir alınmıştır. Alınan esirlerin sayısının yirmi bini bulduğu, Fransa Kralı IX. Lui‟nin de esir alınanlar arasında bulunduğu belirtilmektedir. Müslümanlar bu sefer kesin bir zafer kazanmış ve Haçlı ordusu tamamen teslim alınmıştır. Bu savaşta Memlûkler ve özellikle Baybars‟ın yararlılıklar gösterdiği kaynaklarda yer almaktadır. Turanşah, Mısır‟a gelerek devletin başına geçmiş fakat zor durumdaki Eyyubi devletini gerektiği gibi yönetememiş devletin gidişatını düzeltememiştir. Haçlılara karşı başarı kazanılmasında büyük paya sahip olan memlûklere iyi davranmamıştır. Hâlbuki memlûkler, Mansura savaşında yararlılık gösterdikleri ve Turanşah‟ın tahta geçmesine yardımcı oldukları için Sultandan iyi bir karşılık beklemişlerdir. Buna rağmen Turanşah, babasının zamanındaki Memlûklu emirlerini görevinden alarak yerine kendine yakın kişileri yerleştirmiştir. Bu durum Baybars gibi ileri gelen Bahriye emirlerini rahatsız etmeye başlamıştır.  Turanşah„ın memlûkler aleyhinde yürüttüğü faaliyetleri karşısında sessiz kalamayacaklarını anlayan Baybars başkanlığında bir grup memlûklu emiri, Melikü‟s- Salih‟in eşi Şecerü‟d-Dür‟ün de desteğini alarak kendilerini görevlerinden alan ve nüfuzlarını kaybetmelerine sebep olan Turanşah‟ı öldürmeye karar vermişlerdir. Baybars ve arkadaşları bir suikast düzenleyerek 30 Nisan 1250‟de Turanşah‟ı öldürmüşlerdir. Turanşah‟ın öldürülmesinde etkili olan memlûkler, böylece devlet idaresindeki etkinliklerini artırmışlardır. Ayrıca Baybars da gerek Haçlılara karşı kazanılan başarıda gerekse Turanşah‟ın öldürülmesinde rol oynayarak dikkatleri üzerine çekmiştir. Melikü‟s-Salih‟in ölümüyle birlikte Turanşah‟ın da öldürülmesi üzerine Eyyubiler devleti son bulmuştur. Bu olayın ardından bir süre sonra Memlûkler iktidarı ele geçirmişler ve kendi adlarını verdikleri bir devlet kurmuşlardır. Baybars, başa geçince yeni kurulan bu devletin düzenini sağlamlaştırarak devletini İslâm ülkelerinin güçlü devletlerinden biri haline getirmiştir.

Turanşah‟ın ölümü ile birlikte Eyyübi saltanatının sona ermesinden sonra Mısır‟da söz sahibi olan Memlûkler, onları yönetecek bir sultan seçme konusunda kararsız kalmışlardır. Çünkü memlûk asıllı birinin sultan olması otoritenin sağlanması konusunda emirleri tereddüde düşürmüştür. Bu nedenle memlûk emirlerinin hiçbiri sultanlığa talip olmak istememişlerdir. Sultanın kim olacağı konusunda yapılan tartışmalardan sonra Memlûkler, onları destekleyen Melikü‟s- Salih‟in eşi Şecerü‟d-Dür‟ün sultan olmasına karar vermişlerdir. Şecerü‟d-Dür‟ün sultan olarak seçilmesinde Melikü‟s-Salih gibi Memlûklerin yanında olması ve devlet işlerinden de anlaması etkili olmuştur. Şecerü‟d-Dür, başa geçince ilk iş olarak Haçlılar ile görüşerek onlarla olan meseleyi halletmek için faaliyette bulunmuştur. Yapılan görüşmeler sonucunda Haçlılar Dimyat‟ı Memlûklere bırakmayı ve esirlerinin kurtuluşu için fidye ödemeyi de kabul etmişlerdir(1250). Böylece şehir düşman işgalinden kurtulmuştur. Şecerü‟d-Dür, sultanlık makamının gerektirdiği şekilde işleri yürütmeyi başarıyorsa da bir kadının sultan olması Müslüman toplumda hoş karşılanmamış ve İslâm âleminde tepkilere neden olmuştur.  Bu tepkiler bir süre sonra iyice artmış ve Bağdat‟taki Abbasi halifesinin de duruma müdahale etmesine neden olmuştur. Halife bir kadının sultan olmasını uygun karşılamamış ve Memlûk emirlerine: “İçinizde sultan olacak erkek yoksa size Bağdat‟tan erkek göndereyim” yazılı bir mektup göndermiştir. Şecerü‟d-Dür, halifenin müdahalesi ve diğer tepkiler nedeniyle, emirlerden İzzedin Aybek ile evlenmeye karar vermiştir. Şecerü‟d-Dür, 31 Temmuz 1250 tarihinde İzzeddin Aybek ile evlenerek tahtı ona bırakmıştır. Böylece tepkiler sonucu çıkabilecek karışıklıklar önlenmeye çalışılmıştır. Şecerü‟d-Dür‟ün Aybek ile evlenmesi ve tahtı ona bırakmasında Memlûklerin büyük etkisi olmuştur. Memlûklerin istediği kişinin başa geçmesiyle Mısır Memlûk Devleti resmen kurulmuştur(1250) . Aybek, Melikü‟s-Salih tarafından emir tayin edilen memlûk askerlerinden biridir. Memlûklerin desteğiyle Şecerü‟d-Dür ile evlenerek tahta oturmuştur. Aybek sultan olduğu sırada ülke karışıklık içerisinde bulunmaktadır.

 

El_Greco_-_Saint_Louis_roi_de_France_et_un_page_02

Fransa Kralı IX. Lui kendisi ile yapılan anlaşmaya göre ülkesine döneceğini ve Müslümanlara saldırmayacağını söylemesine rağmen ülkesine dönmemiş, sarsılan itibarını yeniden kazanmak amacıyla Mısır‟dan ayrılarak Suriye‟ye gitmiştir. Bir de yeni kurulan Memlûk devletiyle, bu devleti tanımayarak Dımaşk‟ta saltanatını ilan eden Eyyubi meliklerinden en-Nasır Yusuf arasında mücadele başlamıştır. Kral IX. Lui, Eyyubiler ve Memlûkler arasında anlaşmazlık olduğunu öğrenince ortaya çıkan anlaşmazlıktan yararlanmak için elinden geleni yapmış iki taraftan her biri ile görüşmüştür. En-Nasır Yusuf, Haçlıların kendisine yardım etmesi karşılığında Kudüs‟ü onlara bırakmayı kabul etmiştir. Bunun üzerine IX. Lui, Aybek‟e elçi göndererek esirler meselesi halledilmezse En-Nasır Yusuf ile ittifak yapacağını bildirmiştir.  Aybek, Eyyubilere karşı mücadelesinde Haçlıların dostluğunu kazanmak için üç bin Haçlı esirini serbest bırakmayı kabul etmiştir. Bunun üzerine Kral IX. Lui, Mısır‟da mahsur kalan esirleri kurban etmeyi göze alamadığı için En-Nasır Yusuf‟un teklifini kabul edememiş, Mısır‟daki adamlarının salıverilmesi şartıyla Memlûkler ile anlaşarak kalan esirlerini de kurtarmıştır. İzzeddin Aybek, tahta geçtikten bir süre sonra Memlûkler, Eyyubilerin ayaklanması üzerine onu tahttan indirip yerine Eyyubi hanedanından birini sultanlığa getirmek istemişlerdir. İleri gelen emirler özellikle Baybars ve Fariseddin Aktay, Eyyubi soyundan olan on yaşındaki el-Eşref Musa‟nın tahta çıkarılmasını istemişlerdir. Alınan kararla el-Eşref Musa, Melikü‟l-Eşref unvanı ile Mısır‟da sultan ilan edilmiştir. Böylece Suriye Eyyubilerini yatıştırma amacına tam olarak ulaşılamasa da iç siyasi dengenin korunması amaçlanmıştır. Aybek de küçük sultana Atabeg olarak görevlendirilmiştir. Aybek, küçük sultana yardımcı olarak görevlendirilmiş ve yetkiler onun elinde toplanmışsa da bu durum hoşuna gitmemiştir. Tekrar tahtı ele geçirmek istemesine rağmen kendisini destekleyen kişilerin olmaması nedeniyle buna kalkışamamıştır. Baybars ve Fariseddin Aktay başta olmak üzere bütün Memlûkler el- Eşref Musa‟yı desteklemişler ve onu korumuşlardır.

Aybek, güçlü bir konumda olmadığı için sultanlığı ele geçirebilmek için büyük bir çaba sarf etmesi gerektiğini anlamıştır. Bu yüzden önce nüfuzunu genişletmek isteyen Aybek, Mısır Eyyubi Devleti‟nin mirasına sahip olmak niyetiyle Mısır üzerine yürüyen Suriye Eyyubileri ile mücadele etmiştir.
Aybek, kendisine yardımda bulunan Memlûk emirlerinin desteğiyle Suriye Eyyubilerinin birliklerini yenmiştir. Mısır ile Suriye Eyyubileri arasındaki mücadeleler sürerken Moğol tehlikesinin ortaya çıkmasıyla Abbasi halifesi devreye girmiş, iki taraf arasında anlaşma yapılmasını sağlamıştır. Yapılan anlaşmayla birlikte Suriye‟deki Eyyubi emirleri üzerine düzenlenen askeri faaliyetler kısmen sona ermiştir. Bu faaliyetlerde Fariseddin Aktay başkanlığındaki Bahri Memlûklerin etkinliğinin fazla olması ve itibarlarının da gün geçtikçe artması Aybek‟in dikkatini çekmiştir. Aybek, Bahrilerin liderleri olan Fariseddin Aktay‟ın kendisi için bir tehdit olduğunu düşündüğünden onu ortadan kaldırarak Bahrilerin güçlerini azaltmak istemiştir. Bunu uygulamak için bir suikast planı yapmış bir mesele hakkında görüşmek bahanesiyle onu yanına davet etmiştir.  Fariseddin Aktay‟ı öldürmek için bekleyen Aybek‟in adamları, onun görüşmeye yanında Emir Baybars ile geldiğini görünce buna cesaret edememişlerdir. Durumdan şüphelenen Baybars Fariseddin Aktay„ı onlara karşı dikkatli olması için uyarmıştır. Adamlarının Baybars‟tan çekindikleri için Aktay‟ı öldüremediklerini öğrenen Aybek, bu iş için görevlendirdiği kişileri cezalandırmıştır. Fariseddin Aktay‟ın mutlaka ortadan kaldırılması gerektiğine inanan Aybek, yaptığı suikast planının başarıya ulaşmaması ile yeni bir plan hazırlayarak bu sefer Kutuz‟u bu iş için görevlendirmiştir. Kutuz, Aybek‟in ümitlerini boşa çıkarmamıştır. Daha önceki gibi Aktay, bir bahaneyle Aybek‟in yanına davet edilmiştir. Bu davet sırasında Kutuz, kendisine verilen görevi başarıyla yerine getirerek (1 Kasım 1250) Fariseddin Aktay‟ı öldürmüştür. Aktay‟dan bir süre haber alamayan Memûkler, liderlerinin görevden alındığını zannederek Aybek‟e başvurmuşlardır. Aybek de onlara liderlerinin kesik başını göndermiştir. Liderleri olan Aktay‟ın öldürülmesiyle zor duruma düşen Bahriye üyeleri bu durum karşısında Aybek tarafından gruplarının dağıtılmak istendiğini düşünmeye başlamışlardır.

Bu durum karşısında Baybars, Bahri emirlerini toplayarak bir görüşme düzenlemiştir. Onlara, Aktay‟ın intikamının alınması için Aybek‟e karşı mücadele etmeleri gerektiğini bildirmiştir. Eğer Aybek ile mücadele etmez ve Mısır‟dan uzaklaşmazlarsa kendi sonlarının liderlerininki gibi olabileceğini söylemiştir. Bahri emirlerin çoğu Baybars‟ ın bu fikrine katılmamışlar hatta onu bu düşüncesinden dolayı yadırgamışlardır. Yaptığı ikazın bir işe yaramadığını gören Baybars da Mısır‟dan ayrılıp Suriye‟ye En-Nasır Yusuf‟un yanına sığınmaya karar vermiştir. Mısır‟dan ayrılmak isteyen Baybars, durumu En-Nasır Yusuf‟a bildirerek eğer kabul ederse adamlarıyla birlikte onun hizmetine girmek istediğini bildirmiştir. En-Nasır Yusuf, arasının Mısırla iyi olmaması nedeniyle bu teklife olumlu yanıt vermiştir. En-Nasır Yusuf‟un bu teklifi kabul etmesiyle Baybars ve adamları Suriye‟ye giderek Aralık 1254 yılında onun hizmetine girmiştir. Aybek, Baybars ve arkadaşlarının En-Nasır Yusuf‟un yanına gittiğini öğrenince ona haber göndererek Baybars ve arkadaşları konusunda dikkatli olmasını onlara güvenmemesini istemiştir. En-Nasır Yusuf, buna itibar etmeyerek onları iyi karşılamıştır. Aybek, Aktay‟ın öldürülmesi ve Baybars‟ın Mısır‟ı terk etmesiyle amacına ulaşarak Bahriye emirlerinin yönetimdeki etkisinden kurtulmuştur. Bahriyelerin gücünü kırıp Baybars‟ı etrafından uzaklaştırmış olmasına rağmen yine memlûklerle uğraşmaya devam etmiştir. Mısır‟da az sayıda kalan ve güçlerini de yitirmiş olan memlûklere rahat vermemiş ve bazı Bahriye emirlerini de öldürtmüştür. Aybek yönetimde etkisi olan Bahri emirlerini uzaklaştırıp Mısır‟da kalan memlûkleri etkisiz hale getirince iyice rahatlamış kendi planlarını uygulamaya koymuştur. İlk olarak Bahri memlûklerin desteğiyle tahta çıkarılmış olan çocuk yaştaki el-Eşref Musa‟yı tahttan indirerek sultanlığı ele geçirmiştir.

Baybars ‘ ın Dış Siyaseti , Moğol Ve Ermenilerle Mücadelesi

hukumdarlarin_hayranliklari_clip_image002

Baybars başa geçtiğinde Eyyubilerin kurduğu askeri sistem mevcuttur. Bu sistem de satın alınan kölelerden oluşan ordu sistemine dayanmaktadır. Köle pazarından alınarak yetiştirilen Memlûkler, ordunun komutanlarını ve yüksek yöneticilerini oluşturmaktadır. Baybars bu sistemi geliştirerek ordusunu Hıristiyan Haçlılar ve Moğolların Yakın Doğu‟dan atılmalarına katkıda bulunacak güce kavuşturmuştur. Baybars, başa geçtikten bir süre sonra Mısır ve Suriye’deki sultanlığını tam anlamıyla sağlamlaştırmış, ülke içindeki problemleri de halletmiştir. Bundan sonra artık başını dışarıya çevirip devletini tehdit eden düşmanlarına karşı harekete geçme zamanının geldiğine karar vermiştir. Düşmanlarla mücadeleye başlamadan önce kendisine dost olan devletlerle ittifak yapma girişimlerinde bulunmuştur. Mücadelelerinde başarılı olabilmek için müttefik devletler oluşturmaya çalışmıştır.  Öncelikle Moğollara karşı Müslümanlara düşmanlık beslemeyen Altın Ordu ile ittifak yaparak İran‟dan gelebilecek tehlikeye karşı kuvvetli bir müttefik bulmuştur. Öte yandan Suriye’deki Haçlılara karşı da Bizans ile anlaşmıştır. Baybars, Suriye üzerinden kendisini tehdit eden devletlerden birisiyle diğerlerine karşı anlaşma yaparak bu güçleri belli oranda zayıflatma siyaseti izlemiştir. Bu şekilde onların birlikte hareket etmelerini engellemeye çalışmıştır. Suriye’den gelecek saldırıları önlemek için Baybars‟ın anlaşma yaptığı güçlerden biri de burada bulunan Frenkler olmuştur. Çünkü Haçlılar bu sıralarda daha önceden düzenlenen Haçlı seferlerinde ele geçirdikleri Suriye‟nin yönetimini ellerinde bulundurmaktadırlar . Baybars sultan olmadan önce Memlûk ordusu Moğollar ile savaşmak üzere Ayn Câlud’a giderken, Sultan Kutuz o sırada Haçlılar ile çatışmayı doğru bulmadığından onların topraklarından geçiş izni istemiş, Haçlılar da, Memlûkler ile Moğolların mücadelesini kendi çıkarlarına uygun gördüğünden bu izni vermiş ve bu savaşta tarafsız kalmışlardır.

Baybars zamanında devleti tehdit eden düşmanlar daha çok Suriye tarafından gelen düşmanlardı. Baybars Memlûk Devleti’ni Suriye bölgesinden tehdit eden veya etme ihtimali bulunan düşmanlara yöneldiğinde karşısına; Moğollar, Suriye’deki Frenkler ve Çukurova’daki Ermeniler çıkmıştır. Bu düşmanlar birlikte hareket etmek için teşebbüste bulunmuşlar ve bazı savaşlarda birlikte hareket etmişlerdir. Sultanlığı boyunca bu düşmanların hepsiyle teker teker uğraşmak zorunda kalan Baybars onları bertaraf etmeyi başarmıştır. Altın Ordu Han’ı Berke Müslümanlara düşmanlık beslememiş hatta İslam dinine duyduğu hayranlık sonucunda Müslüman olmuştur. Berke Han‟ın açıkça İslâm‟ı kabul etmesinden sonra Baybars ile yaptığı ittifak, Memlûk Devleti’ni Moğollara karşı biraz olsun rahatlatmıştır. Yalnız bu durum Moğolları Memlûklerle savaşmaktan vazgeçirmemiştir. Özellikle Hülagü zamanında Moğollar ile birçok savaş yapılmıştır. Yapılan küçük birkaç akını istisna edersek onun zamanında Moğollar savaşlarda başarılı olamamış Suriye’de pek varlık gösterememişlerdir. Hülagü’nün ölümünden sonra ise Abaka başa geçmiş ve o Hülagü gibi davranmamış Hıristiyan kuvvetleriyle anlaşarak Müslümanlardan intikam alma siyaseti izlemiştir. Aslında bu sıralarda İlhanlı Devleti, Altın Ordu Han‟ı tarafından rahatsız edilmektedir. Buna rağmen Abaka Memlûklerle savaşmaktan geri durmamıştır. Suriye siyasetini bir anlamda İlhanlı hükümdarlarının kuzeydeki komşularıyla olan anlaşmazlığı üzerine kurmuş olan Baybars, Suriye‟de bulunan düşmanlar ve diğer düşmanlarla mücadeleye özen göstermiştir. Baybars sultanlığı boyunca Moğolların yanı sıra Haçlılarla mücadele etmiştir. Baybars kendi devletini tehdit eden düşmanlarla uğraşmakla birlikte Anadolu‟ya yapılan akınlarda da onlara yardım etmekten çekinmemiştir. Anadolu‟dakilerin yardım istemesi üzerine Anadolu‟ya da seferler düzenlemiştir.

Moğollarla Mücadelesi

Baybars tahta geçtiğinde karşısına iki büyük tehlike çıkmıştır. Bunlardan biri Anadolu‟yu işgal edip karıştırdıktan sonra Mısır ve Suriye‟ye göz diken Moğollardır. Diğeri de aynı amaca hizmet eden Haçlılardır. Moğollar Anadolu‟daki şehirleri işgalleri sırasında yakıp yıkmışlar acımadan insanlara kıymışlardır. Şimdi aynısını Memlûklerin hüküm sürdüğü topraklarda yapmak için harekete geçmişlerdir. Baybars zamanında Moğollara karşı verilen mücadele Haçlılara karşı verilen mücadeleye benzemektedir. Çünkü İlhanlılar da Haçlılar gibi İslam dinini ve Müslümanları sevmemişler ya da o toprakları ele geçirmek için böyle davranmışlardır. Çoğu zaman Memlûklere karşı Haçlılarla ittifak yapmaktan çekinmeyerek onlarla birlikte hareket etmişlerdir. Ayrıca Moğolların Müslümanlara düşmanlığı ve bu topraklara sahip olma duygusu onlarda bir istek halinden çıkıp hırs haline gelmişti. Moğolların hırsları uğruna Anadolu‟da ve Yakın Doğu‟da hiç acımadan birçok masum insana kıymış olmaları bu duruma delil olarak gösterilebilir.
Baybars sultan olmadan önce de Moğollar ile karşılaşmış onlarla savaşmıştır. Sonuçları yönünden Müslümanlar için büyük önem arz eden Ayn Câlud savaşında Kutuz‟un kumandasındaki orduda yer almış ve büyük yararlılıklar göstermiştir. Moğol hakanı Hülagü kendi hâkimiyetini tanıması için Kutuz‟a bir elçi göndermiştir. Kutuz bunu kabul etmeyince aralarında savaş kaçınılmaz olmuştur. Bu durum üzerine savaş için hazırlanan Kutuz Baybars ve arkadaşlarının da onun ordusuna katılmasıyla daha güçlü hale gelmiştir. Bu savaşta Baybars Kutuz‟un ordusunda öncü birliğinin kumandanlığını yürütmüştür. Hazırlıklarını tamamlayan Kutuz ordusuyla birlikte Mısır‟dan ayrılarak Gazze‟ye doğru yola çıkmak için ordusunu düzenlemiştir. Yalnız Kutuz harekete geçmeden önce Suriye‟deki Frenklerin Moğollarla işbirliği yapmasından korkmuştur.

ayn-calud-e1314830818521

Kutuz, eğer bu iki kuvvet işbirliği yaparsa bu durumun Memlûk ordusu için hiç iyi olmayacağını düşünen Kutuz, Frenkler üzerine bir sefer düzenleyerek onlarla anlaşmaya varmıştır. Böylece onlardan gelebilecek tehlikeye karşı kendisini güvene alarak Frenk tehlikesini önleyen Kutuz rahatça Moğollar üzerine yürüyebilmek için aldığı önlemleri tamamlamıştır. Ordusuyla harekete geçtikten sonra Gazze‟ye gelen Kutuz Moğolların burada olmadığını görünce Baybars kumandasındaki öncü birliğini onların yerini tespit etmesi için üzerlerine göndermiştir. Daha sonra Moğolların Ayn Câlud mevkiinde olduğunun öğrenilmesi üzerine öncü birlikle birleşen Kutuz kumandasındaki ordu 1260 yılının Ramazan ayında bu mevkide Moğollarla karşılaşmıştır. Savaş sırasında iki taraf arasında çok şiddetli çarpışmalar yaşanmıştır. Savaşın başlarında Moğollar galip durumda görünseler de Memlûk ordusunun üstün gayretleri sonucu bir süre sonra orduları geri püskürtülmüştür. Moğol ordularının bozguna uğramasıyla askerler kaçmaya başlamışlardır. Kaçanların birçoğu Baybars tarafından takip edilerek öldürülmüştür. Moğolları Ayn Câlud‟da bozguna uğratan Memlûk ordusunun bunu başarmasında sayıca onlardan üstün olmaları önemli bir etken olmuştur. Sayıca üstün olmaları savaşta onlara büyük avantaj sağlamıştır. Bir de Memlûk ordusunun disiplinli ve eğitimli askerlerden oluşması savaşın kazanılmasını sağlamıştır. Bilindiği gibi Memlûkler Eyyubilerden aldıkları askeri sistemi devam ettirerek askerliğe büyük önem vermişlerdir. Bu askerler içerisinde öncü birliğinin başında bulunan Baybars da savaş sırasında büyük yararlılıklar göstererek dikkatleri üzerine çekmiştir. Moğollar bu savaştan önce yaptıkları bütün savaşları kazanmış ve bunun verdiği güvenle Ayn Câlud‟a gelmişlerdir. Bu yüzden kendilerinin yenilgiye uğramaz olduklarını zannetmektedirler. Ayn Câlud‟da aldıkları mağlubiyet onları hayal kırıklığına uğratmıştır. Moğol hakanı Hülagü bu yenilgiyi öğrenince öfkelenmiş fakat ikinci bir sefer düzenlemeye kalkışamamıştır. Müslümanlar bir süre Moğol saldırılarından uzak kalmışlardır.

Kutuz, Ayn Câlud savaşının kazanılmasında büyük paya sahip olan Baybars‟ın başarılı bir asker olduğunu görmüş kendisi için tehlike oluşturacağını düşünerek savaştan önce söz vermesine rağmen ona Halep naipliğini vermemiştir. Halep naipliğinin kendisine verilmemesi ve başarılarının önemsenmediğini gören Baybars Kutuz‟u öldürerek tahta geçmiştir. Moğollar Ayn Câlud savaşından sonra bir süre Suriye‟den çekilmişlerdir. Yalnız bu savaşta aldıkları yenilgiyi unutmamışlardır. Bu yüzden Suriye‟ye fırsat buldukça saldırı düzenlemişlerdir. Baybars başa geçtiğinde Memlûklerdeki saltanat değişikliğinden yararlanmak isteyen Moğolların ilk saldırıları Baybars içteki otoriteyi sağlamaya çalıştığı sıralarda olmuştur. Baybars başa geçtiğinde kendisine karşı yapılan birçok isyan hareketiyle karşılaşmıştır. İçteki isyan eden emirlerle uğraştığı sıralarda Moğollar harekete geçerek Musul‟u ele geçirmişlerdir. 1261 yılında gerçekleşen bu saldırıya karşılık kuvvet gönderilmişse de Musul kurtarılamamıştır. Baybars bundan sonra askeri hazırlıklara hız vermiştir.

Baybars tahta geçtiği ilk günden itibaren düşman devletlere karşı tedbirli olmayı elden bırakmamış düşmanlarına karşı her zaman hazırlıklı olmaya çalışmıştır. Moğol tehlikesine karşı aldığı önlemlerden biri Altın Ordu hükümdarı ile dostluk kurmasıdır. Böylece hem kendine bir dost edinmiş hem de Moğollar ile Altın Ordu devleti arasında var olan düşmanlığın artmasına neden olmuştur.  İki devlet arsında kurulan dostluk neticesinde Baybars, Altın Ordu Hanı Berke‟yi Moğol hükümdarı Hülagü ile mücadele etmesi konusunda kışkırtmıştır. Hülagü ile Berke arsında Azerbaycan meselesi yüzünden sorun olması ve Berke‟nin Müslümanlığı kabul etmesi Baybars için bir fırsat olmuştur. Böylece iki hükümdar arasındaki düşmanlık ve birbirleriyle savaşa tutuşmaları Baybars‟ın işine yaramıştır. Baybars‟ın başa geçtiği yıllarda Moğollar, sadece Mısır‟a değil aynı zamanda Anadolu‟ya da saldırılar düzenlemektedirler. Moğol saldırıları karşısında çaresiz kalan Anadolu‟daki Türkler Moğolların önünden kaçarak Memlûk ülkesine sığınmaya başlamışlardır. Baybars onları ülkesine kabul etmiş ve sınır boylarına yerleştirmiştir. Moğol saldırılarının devam etmesi üzerine Baybars askeri işlere büyük önem vermiş topraklarını savunabilmek için titizlikle faaliyetlerini sürdürmüştür. Baybars kendisi de askerlikten yetiştiği için askerlerin savaş eğitimine büyük önem vermiştir. Moğollara karşı hazırlıklarında Bîre kalesinin öneminin farkında olduğu için burayı kendine üs olarak kullanmıştır. Bire‟nin kendilerine karşı yapılan saldırılarda üs olarak kullanıldığını fark eden Moğollar, buraya birçok kez saldırı düzenlemişler ve burayı almaya çalışmışlardır. Moğolların saldırgan politikaları yüzünden onların her an saldırı düzenleyebileceklerini düşünen Baybars bir süre sonra savaş hazırlığında olduklarını öğrenmiştir. İlhanlıların Bîre kalesini ve Suriye‟yi ele geçirmek için hazırlıklı olduklarını ve buralara yakın bir yerde merkez kurduklarını öğrenince tedbir olarak bu kaleyi silah ve cephane yönünden güçlendirerek zorlu kuşatmalara dayanacak bir kale haline getirmiştir. Baybars‟ın haber aldığı gibi Moğolların Fırat üzerindeki önemli bir merkez olan Birecik şehri yakınlarındaki Bîre kalesine ilk hücumları 1264 yılında olmuştur. Birecik halkı şehrin kuşatıldığını görünce Halep‟ten yardım istemişlerdir. Halep‟ten gönderilen yardım birlikleri düşmanın kalabalık olduğunu gürünce onlarla savaşmaya cesaret edememiş Birecik‟e doğru çekilmeye başlamıştır. Onları takip eden Moğollar askerlerin birçoğunu öldürmüşlerdir.

cuci-han

Bu mağlubiyeti öğrenen Halepliler, kendi şehirlerinin de kuşatılacağı ve öldürülecekleri korkusuyla şehirlerini terk etmeye başlamışlardır. Daha sonra Moğolların önünden çekilen Halep ve Hama askerlerinin Humus‟a ulaşmasıyla Humus‟ta önemli bir askeri güç toplanmıştır. Moğol işgali altındaki Halep‟i kurtarmak için hazırladığı orduyla yola çıkan Baybars önce Gazze‟ye doğru ilerlemiştir. Ordunun Gazze‟ye ulaşmasıyla Baybars‟ın geldiğini öğrenen Moğollar kuşatmayı kaldırmaya karar vermişlerdir. Bu saldırı karşısında zamanında harekete geçen Baybars kaleye yapılan saldırıya müdahale ederek başarıyla karşı koyması Moğolları çekilmek zorunda bırakmıştır. Moğolların şehri boşaltmasıyla şehir savaşılmadan tekrar Müslümanların eline geçmiştir. Hülagü, 1265 yılında ölmesi üzerine yerine büyük oğlu Abaka geçmiştir. Abaka‟nın başa geçmesi iki devlet arasındaki ilişkilerde iyi yönde bir değişikliğe neden olmamış hatta ilişkiler daha kötü bir duruma gelmiştir. Bizans imparatorunun kızıyla evlenen ve Hıristiyan olan Abaka Hıristiyan kuvvetleriyle ilişkilerini sıkı tutmuştur. Onlarla Müslümanlara karşı birlikte hareket etmiştir. Suriye ve Mısır‟daki Müslümanlardan intikam almak niyetiyle saldırılar düzenlemiştir.  Abaka, Altın Ordu Devleti ile Baybars‟ın ittifak halinde olmaları sebebiyle ikisi ile birden savaşmanın zor olacağını düşünmüştür. Bu nedenle 1266 yılında Baybars‟a bir elçi heyeti göndererek anlaşma teklifinde bulunmuştur. Baybars bu teklifi kabul etmemiş ve elçileri geri göndermiştir.

Abaka, bu teklifinden iki yıl sonra 1268 yılında yeniden barış teklifinde bulunmuştur. Bu sefer sert ifadeler kullanmış Baybars‟ın satın alınmış bir köle olduğunu söyleyerek ona hakaret etmiştir. Bunun yanında kendisinin gücü elinde bulundurduğunu yani hâkimiyetinin tanınması gerektiğini belirterek Baybars‟ı tehdit etmiştir. Tehdide aldırmayan fakat hakaretlere kızan Baybars anlaşma teklifini kabul etmeyerek elçileri tekrar geri göndermiştir. Baybars 1269 yılında Moğolların Halep yakınlarına kadar gelip Haçlılarla Memlûklere saldırmak için anlaştıklarını öğrenmiştir. Bunun üzerine hemen Suriye‟ye bir ordu sevk ederek ardından da kendisi ordunun başında şehre girmiştir. Şehre girdiği sırada Moğolların yenilerek çekildiklerini öğrenmiştir. Abaka aldığı yenilgilere aldırmadan 1272‟de yine Memlûkler üzerine sefer düzenlemiştir. Moğol ordusu Bîre üzerine yürüyerek burayı kuşatmıştır. Moğolların saldırıya geçtiğini haber alan Baybars harekete geçerek ordusuyla birlikte yola çıkmıştır.  Memlûk ordusu savaş yerine ulaştığında Moğol öncü birliklerine saldırarak onları yenmiştir. Bu sırada Bire kalesini kuşatmış olan asıl Moğol ordusu Baybars‟ın geldiğini ve öncü birliği yok ettiğini öğrenince aynı felakete uğramamak için kuşatmayı kaldırarak geri çekilmişlerdir. Baybars, Aralık,1272‟de savaştan sonra kaleye gelerek Moğollara karşı yaptıkları başarılı müdafaa nedeniyle oradaki kale kumandanını ve askerlerini kutlamıştır.

Bu tarihten sonraki Moğol Memlûk mücadelesi Anadolu‟daki devletlerin Baybars‟tan yardım istemesi ve onlara yardım etmek niyetiyle girişilen savaşlarla devam etmiştir. Baybars, sultanlığı sırasında Anadolu‟da Moğol saldırılarından muzdarip olan Türklere her zaman yardımcı olmuş ve desteğiyle onları Moğollara karşı mücadele etmeye cesaretlendirmiştir. Moğol saldırıları sonucunda zor durumda kalan ve onlarla baş edemeyen Anadolu Selçuklular tarafından Baybars sürekli yardıma çağrılmıştır. Moğollara karşı direnen Türk beylerinin ileri gelenlerinden bazıları isyan çıkarmışlar ve Memlûk sultanı Baybars’a haber gönderip onu kendilerine yardım etmesi için Anadolu’ya davet etmişlerdir. Bu beylerin ileri gelenlerinden biri olan Hatiroğlu Şerefeddin 1276’da Kayseri’ye gelerek orada ileri gelen Türk beyleriyle görüşüp onları Moğollara karşı harekete geçmeye zorlamış ve Baybars‟ın kendilerine yardıma yetişmek üzere olduğunu haber vermiştir. Fakat Baybars‟ın Anadolu‟ya zamanında gelememesiyle beylerin başlattığı isyan başarısızlıkla sonuçlanmış ve isyana katılanlar Moğollar tarafından öldürülmüştür. Baybars, Moğolların Anadolu‟yu rahat bırakmaması üzerine 1277 yılında Anadolu seferine çıkmaya karar vermiştir. Hazırlıklarını tamamlayarak büyük bir ordu ile sefer için yola çıkmıştır. Bu arada Moğollar Selçuklulardan aldıkları yardımcı kuvvetlerle birlikte Elbistan ovasına kadar gelmişlerdir.

Moğol ordusu ile Memlûk ordusu Elbistan‟da karşılaşmıştır. Kalabalık Moğol ordusu Memlûkler üzerine hücum ederek uzun süre direnmiş olmasına rağmen Baybars‟ın ordusu onları geri püskürtmüş ve duruma hâkim olmuştur. Moğollar savaşta yenilmemek için büyük bir çaba sarf etmişler fakat savaş alanından mağlup bir şekilde ayrılmışlardır. Birçok Moğol askeri öldürülmüş ve bir kısmı da esir alınmıştır. Savaşı kazanacağını düşünen Abaka yenilgiyi haber alınca çok sinirlenmiştir. Savaşın yapıldığı Elbistan‟a gelerek Moğol askerlerinin çoğunun öldüğünü görünce öfkelenmiş bu öfkeyle Suriye üzerine yürümek istemiştir. Fakat Memlûk ordusunun gücünden çekinerek bu fikrinden vazgeçmiştir. Selçukluların onlara savaşta yardımcı olmadıklarını bahane ederek Anadolu halkını kılıçtan geçirmiştir.  Baybars, Anadolu‟daki Müslüman Türklere yardım etmek için Anadolu topraklarında Moğollarla savaşmış bu savaşlarda birçok zayiatlar vermiştir. Üstelik Türklere yardım için geldiği topraklarda hiçbir yeri işgal etmemiş topraklarına katmamıştır. Güçlü bir orduya sahip olan Baybars, kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre Anadolu‟ya düzenlediği seferlerde Anadolu topraklarını işgal etme niyetinde olmamıştır. Baybars, onu Anaadolu‟ya çağıran Selçukluların sözlerini tutmamalarına rağmen Elbistan savaşından sonra Anadolu halkına çok iyi davranmış askerlerini şehri yağma ve tahrip etmemeleri hususunda uyarmıştır .

Ermenilerle Mücadelesi

Memlûkler Devletine düşmanlık eden devletlerden biri de. Kilikya Ermeni Krallığı‟dır. Bu krallık, Baybars zamanında rahat durmamış Moğollarla birik olup Müslümanlara karşı düşmanca faaliyetlerini sürdürmüştür. Baybars‟ın Kilikya Ermeni Krallığı ile ilk münasebetleri ganimet toplamak için yaptığı akınlar sırasında olmuştur. Baybars hem düşman devletlerden biri olması hem de İslâm‟ın Müslüman olmayan devletlerle savaşmayı emretmesinden dolayı bu devletle savaşmıştır. Ayrıca Ermeni kralı Moğol hâkimiyetini tanımış ve Hülagü tarafından Suriye üzerine saldırılar düzenlemekle görevlendirilmiştir. Sultanlığının ilk yıllarında Frenklerle uğraşması nedeniyle Ermeniler üzerine büyük çaplı bir sefer düzenlememiştir . Kilikya Ermeni Krallığı, Moğollardan aldıkları destekle Anadolu‟daki Müslüman Türkleri de rahatsız etmişlerdir. Baybars Ermenileri, sultanlığı sırasında yaptığı savaşlar sonucunda iyice yıpratmıştır. Ermeni krallığının Moğollardan ve diğer Hıristiyan devletlerden destek alması onları Memlûklere saldırı düzenleme konusunda da cesaretlendirmiştir. Bütün bu sebepler dolayısıyla harekete geçen Baybars, Çukurova’da bulunan Ermeni Krallığı üzerine birçok sefer düzenlemiştir. Bu seferlerin ilki 1266 yılında olmuştur. Baybars, Moğolların Altın Ordu Devleti ile mücadele ettiği bir sırada bu durumdan istifade ederek Ermeniler üzerine büyük bir ordu göndermiştir. Ermeni topraklarına girerek hızla ilerleyen Memlûk ordusu Servand denilen yerde Ermeni ordusuyla karşılaşmış ve onlarla savaşa tutuşmuştur.

Yapılan savaşı Memlûkler kazanmış Ermenilerin çoğu katledilmiş bir kısmı da esir alınmıştır. Kral Hetum‟un büyük oğlu Leon da esir edilenler arasında bulunmaktadır. Oğlu Leon‟un esir olarak Mısır‟a götürüldüğünü öğrenen Hetum Baybars‟tan oğlunun serbest bırakılmasını istemiştir. Baybars oğlunun iadesinin ancak Moğolların elindeki Memlûk emirinin serbest bırakılması ile mümkün olabileceğini bildirmiştir. Memlûk emirinin Hetum tarafından serbest bırakılması üzerine Mısır‟daki Leon da serbest bırakılmıştır. Bu savaşın kazanılmasından sonra sevinçle hareket eden Memlûk ordusu Sis başta olmak üzere birçok Ermeni şehrini tahrip ederek yağmalamıştır. Sefer sonucunda Memlûk Ordusu Çukurova’dan çok sayıda esir ve ganimetle geri dönmüştür. Ermeniler aldıkları bu darbeden sonra bir daha kaybettikleri topraklara hâkim olamamışlardır. Baybars, Ermeniler üzerine ikinci seferini 1273 yılında yapmıştır. Ermeni topraklarına giren Memlûk kuvvetleri etrafı yağmalamış ve pek çok esir ve ganimetle geri dönmüştür. Baybars, Anadolu Selçuklu Devletinin 1275 yılında Moğollara karşı yardım isteği üzerine yola çıktığında Pervane‟nin şimdi durumun savaşmaya müsait olmadığını bildirmesi üzerine ordusunu Ermeni krallığı üzerine sevk etmiştir. Memlûk ordusu Sis, Adana topraklarını yağmalayarak birçok ganimet elde etmiştir.  Baybars, Ermenilerin onların ticaret kervanlarına zarar vermesi sonucu Çukurova’daki Ermenilere karşı kesin bir tavır koymaya karar vermiştir. Ermenilerin başında bulunan I. Hetum o dönemde Suriye ve Mısır‟ı ekonomik yönden kıskaca almak için uğraşmış ve Anadolu’dan kereste ile demirin Memlûk Devleti’ne gitmesine engel olmuştur.

Bu sıralarda pek güçlü olmayan Mısır donanması, gemi inşası bakımından da Güney Anadolu ve Lübnan’dan ağaç sevkıyatına muhtaç durumda bulunmaktadır. Yine bu esnada Anadolu-Suriye kervan yolu da sık sık Ermenilerin saldırılarına uğramıştır. İran‟dan yola çıkan ve Mısır‟a gitmek isteyen bir ticaret kervanı gerçekleştirdikleri seferlerin birinde Sis’ten geçmek isterken, Ermeni Kralı tarafından kendilerine geçiş izni verilmemiş ve onların niyetleri İlhanlı hükümdarı Abaka’ya bir mektupla bildirilmiştir. Abaka, Ermeni Kralından tüccarların yakalanarak kendisine gönderilmesini istemiştir. Bu sırada durumdan haberdar olan Baybars, Haleb Naibine bir mektup göndererek ondan Ermeni Kralına; eğer tüccarlara bir zarar gelirse bunun acısının çıkarılacağını iletmesini istemiştir. Haleb Naibi, Baybars‟ın emrini Ermeni hükümdarına iletmiş ve tacirler serbest bırakılmışlardır. Daha sonra da Ermeni Kralı, Abaka’nın emrini yerine getiremediğinden kendisini affettirmek için ona çok değerli hediyeler göndermiştir. Ermeni krallığı üzerine birçok küçük çaplı sefer yapılmışsa da bunların içersinden iki tanesi büyük kapsamlı olmuştur ve sonuçları bakımından da Ermeni Krallığının bölgedeki konumunu ciddi şekilde etkilemiştir. Bu seferlerden birincisi; yaklaşık yirmi gün sürdüğü söylenen 1266 yılındaki sefer, ikincisi ise; Baybars‟ın da bizzat katıldığı 1275 yılındaki seferdir. Özellikle bu iki seferden 1266 yılındaki sefer esnasında Kral Hetum’un ülkesi baş şehri de dâhil olmak üzere tamamıyla tahrip edilerek yağmalanmış, galip Memlûk Ordusu Çukurova’dan çok sayıda esir ve ganimetle geri dönmüştür. Ermeniler aldıkları bu şiddetli darbeden sonra bir daha kendilerini toparlayıp eski güçlerine kavuşamamışlardır.

  • Yazının tüm hakları Gülay Çalık adlı kişiye aittir…

Yararlanılan Kaynaklar :

Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti

B. Spuler, İran Moğolları

Yaşar Kopraman, Mısır Memlûkleri Tarihi

Philip Hitti, İslâm Tarihi

F. Köprülü, ”Baybars”

İsmail Yiğit, İslam Tarihi

Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi

Ali Aktan, “Memlûk Haçlı Münasebetleri

Gülay Çalık , Sultan Baybars Ve Haçlılarla Mücadelesi

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün