GenelKültür-SanatTarih

Sümer Medeniyetinin Kaynağı ve Dini Tarihi

Sümer Adının Kaynağı

19. yüzyılın ortalarına kadar Sümerlerin varlığı bilinmemis, çivi yazılı tabletlerin çözümlenmesinden sonra böyle bir uygarlığın ve halkın varlığı öğrenilmisti. Süphesiz ki bunda Jules Oppert’in yapmıs olduğu çalısmaların büyük katkısı bulunmaktadır. Sümer adı ilk olarak Bir kitabede geçen kral ünvanında karsımıza çıkmaktadır. Burada Sümer ve Akad Kralı ifadesi geçmekteydi. O zamana kadar Akadlar hakkında bilgiler mevcut olmakla birlikte Sümer kelimesinin ne olduğu hakkında herhangi bir fikir yürütmek için gerekli altyapı henüz yoktu. Daha sonra yapılan çalısmalarla bu konuda büyük mesafe katedilmistir.

Sümerce’nin dil bilgisi ve kelime yapısı öğrenilmeye baslandıktan sonra, Sümer ören yerlerinde bulunan binlerce tablet tercüme edilmeye baslanmıs ve Sümer kelimesi hakkında bilgilere ulasılmıstır. Bu bilgiler ısığında Sümer kelimesinin bir halkı isimlendirmekten ziyade genel olarak Sümer halkının yasadığı coğrafyaya verilen ad olduğu karsımıza çıkar. Daha da ilginç olanı ise Sümer kelimesinin Sümerler tarafından kendilerine izafeten vermis oldukları bir isim olmadığıdır. Sümer tabletlerinde yasadıkları bölge için Kengi ifadesini kullanmıs oldukları görülür. Coğrafi bir bölge olması nedeniyle muhtelif devirlerde farklı isimlerle anılan bu bölge Sümerlerin yoğun bir sekilde yer aldığı Güney Mezopotamya’dır. Aynı zamanda bu bölge Deniz ili ve Kalde gibi isimlerle de anılmıstır. Sümerler kendi yasadığı bölgeye Kengi ismini vermis olmakla beraber Akadlara ait çivi yazısıyla yazılmıs tabletlerde Sümer bir baska değisle Sumer sözcükleri yer almıs, geç Akad dilinde kültür arazisi anlamında kullanılmıstır. Sümerler bölgeye geldikten sonra yasayacakları bölgeyi ıslah etmisler, ellerindeki imkanlarlainsanlık tarihi açısından büyük bir medeniyet kurmuslardır.

Sumer Devleti Haritasi

Aynı zamanda Mezopotamya için oldukça yeni olan ve uygarlık seviyesinin hızlı bir sekilde yükselmesini sağlayan yenilikler Mezopotamya’ya farklı bir coğrafyadan gelen insanlar tarafından ortaya çıkarılmıs ve bu bölgede daha önceleri bulunan insanlar da haklı olarak onları Sümerler yani kültür getirenler olarak adlandırmıstır. Sümer kelimesi bir coğrafi bölge anlamına geldiği için Sümerler denmesi bazı Sümerologlar tarafından uygun görülmemis, bir halkın coğrafi isim anlamına gelen bir kelimeyle adlandırılmasını uygun görmemislerdir. Onlara göre bu halk için Sümerler değil ancak Sümer(li)ler denilerek, ismin kökeninde olan coğrafi bölge izafe edilmelidir. Fakat geçen bir buçuk yüzyıl içerisinde yapılan çalısmalar sonucunda Sümerler kelimesinin kullanılmıs olması, bu ifadenin artık ilmi bir derinlik kazanmasına ve bilimsel terim haline gelmesine neden olmustur. Bu yüzden yapılan çalısmalarda Sümerliler yerine Sümerler denilmesi bilimsel açıdan daha geçerli olacaktır.

Sümerlerin Menşei

Sümerler, Mezopotamya’ya yaklasık olarak M.Ö. 3500’lerden sonra gelmeye baslamıstır. Güney Mezopotamya’daki bataklık bölgeye gelen Sümerler, farklı gruplar halinde yerlesime elverisli bölgelerde Eridu, Ur, Uruk, Lagas, Umma, Suruppak ve Kis gibi birçok sehir devleti kurmuslardır (Bkz. Ek:1, 3). Buralara geldiklerinde kendilerinden daha alt seviyede bir köy kültürüyle karsılasırlar. Bölgeye Sümerlerden önce gelen bu kültür kısa sürede Sümerlerden etkilenir ve çömlekçi çarkı, silindir mühür, yüksek mabet gibi bir takım yeni kültür unsurları olusturmaya baslayarak eski köy kültürü hızla sehir kültürü haline gelir.

Sümerlerin Güney Mezopotamya’daki bataklık bölgeye geldiklerinde, orada yasayan mevcut yerli halk hakkında su an için yeterli bilgiye sahip değiliz. Bunun yanında Sümerlerin mensei de uzun yıllar boyunca kesin olarak bilinememekteydi. Bilim adamları tarafından ilk dönemlerde Hint kökenli ve İndus kültürüne mensup olabilecekleri söylenmistir. Fakat Antropolojik ve arkeolojik bulgular, Sümer dilinin bitisik bir yapı arz etmesi, Sümerlerin hem Hint hem de bölgeye daha sonraları gelmeye baslayan Sami kavimlerden farklı bir kavim olduğunu gösterir . Sümerler hakkında yapılan ilk dönem çalısmalarında, onların Mezopotamya’ya deniz yoluyla Hindistan’dan geldikleri, Mezopotamya’da kurulan Sümer medeniyetinin aslında Hindu-Kus medeniyeti ve İndus medeniyetinin bir kolu ve devamı olduğu vurgulanmıstır. Daha sonraları arkeoloji, filoloji ve teoloji alanlarında yapılan çalısmalar bizi Orta Asya’ya, günümüz Türkmenistan sınırları içerisinde yer alan Turan Ovası’na yönlendirir. Zaten Hint-İran kökenli insanların ibadet maksadıyla tapınaklar kurmadığı, ibadetlerin yüksek yerlerde açık alanda yaptıkları bilinmektedir. Onlara göre açık alanda yapılan ibadetler için tapınak kurmaya gerek bulunmamaktaydı. Halbuki Türkmenistan’ın Mari kentinde, zigguratlarla mimari ve yapı itibariyle büyük benzerlik gösteren bir tapınak bulunmaktadır (Bkz. Ek:9).  Bununla birlikte Sümerler’in Güney Mezopotamya’ya, Hindi-Kus Dağları, İndus Vadisi, Basra Körfezi yoluyla gelmis olabileceklerini belirten bir hipotez bulunmaktadır. Bu hipoteze göre Sümerlerle, Hindi-Kus ve İndus Medeniyetleri arasındaki ortak unsurların kökeni aslında uzun bir süre varlığını devam ettiren ve etrafındaki bölgeleri yoğun bir sekilde etkileyen Anav Medeniyeti’dir. Sümerler Anav kültürüne mensuptur ve Hindi-Kus ile İndus kültürlerine ait ortak unsurların izleri ağırlıklı olarak onlara aittir. Sümerlerin menseinin rahat bir sekilde anlasılması için Hindu-Kus medeniyeti, İndus Medeniyeti ve Türklerin insa etmis olduğu ilk medeniyet olan Anav Medeniyeti hakkında kısa bilgiler vermeyi gerekli gördük.

sumerstatues (1)

Hindi-Kus ve İndus Medeniyetleri

Yukarıda bahsettiğimiz üzere, arkeolojik bulgular Sümerlerin Mezopotamya’da güney-kuzey yönlü bir hareket izlediklerini göstermektedir. Buradan yola çıkarak Sümerlerin Hint yarımadasından deniz aracılığıyla Mezopotamya’ya gelmis oldukları ileri sürülmüstür. Sümerlerin menşei konusunda yapılan tartısmalarda Hindi-Kus Medeniyeti ve İndus Medeniyetinin farklı baslıklar altında belirtilmesinden dolayı bu iki medeniyeti ayrı ayrı değerlendirmeyi uygun gördük.

Hindi-Kus Medeniyeti Afganistan’da yapılan kazılarda boyanmıs çanak ve çömlekler ile çesitli tarım aletleri bulunmustur. Hindi-Kus bölgesinin en önemli özelliği tarımla uğrasan insanlara ev sahipliği yapmıs olmasıdır. Bu bölgede yetmisten fazla buğday çesidi bulunmaktadır. M.Ö. 2000 yıllarında diğer bölgelerden gelen insanların istilasına uğramıslardır. Tarımda ve çömlek yapımında oldukça usta olmaları sebebiyle ayrı bir önem tasırlar. Sümerlerin, diğer çağdas toplumlara nazaran tarımda oldukça ileri bir seviyeye ulasmıs olmaları, sulama kanalları yapmaları ve araziyi ıslah etme konusunda oldukça bilgili olmaları, onların Mezopotamya’ya tarımda ilerlemis bir bölgeden geldikleri fikrini ortaya çıkarmıstır. Sümerlerin Mezopotamya’da izlemis oldukları yerlesimsel hareketin de etkisiyle bu bölgenin Hindi-Kus olduğu ileri sürülmüstür.

İndus Medeniyeti İndus Medeniyeti hakkında ne yazık ki yeterli bilgiler bulunmamaktadır. Belucistan’dan Cambay körfezine kadar büyük bir bölgeyi etkisine almıs olmakla beraber bu medeniyetin özellikleri üzerindeki sis perdesi henüz aydınlanabilmis değil. Bunda İndus yazısının okunamamasının da etkisi büyüktür. İndus Vadisi’nde, M.Ö. 4000’li yıllarda bakır dönemine geçildiği, M.Ö. 3000’li yıllarda ise etrafı surlarla çevrili sehirlerin olusmaya basladığı görülür. Yerlesik hayatta görülen bu değisim beraberinde M.Ö. 2500 yıllarında İndus Medeniyetinin olusmasını sağlar. Yaklasık olarak 700 yıl ayakta duran bu medeniyet, içerisinde 100’den fazla yerlesim yeri barındırmıstır. M.Ö.1800 yıllarında İran istilası veya doğal afet sonucu yıkıldığı sanılır. İndus Medeniyetinin ortaya çıkardığı iki önemli kültür sehri bulunmaktadır. Aynı zamanda bassehir unvanına da sahip olan bu sehirler Harappa ve Mohenjo-daro’dur. İndus Medeniyetine ait en önemli özellikler bu iki sehirde yapılan çalısmalarda ortaya çıkmıstır.Harappa, İndus Medeniyeti’nin en önemli iki sehrinden birisidir. Sümer tabletlerinde doğuya giden deniz yolları üzerinde üç önemli ticaret noktasının olduğunu söyler. Bunlar, Tilmun, Magan ve İndus nehrinin denize döküldüğü yer olan Meluha’dır. Dolayısıyla Sümerler, Hint coğrafyasıyla yakın iliski içerisindedir.

Mezopotamya’da yapılan arkeolojik kazılarda Harappa mühürlerinin aynılarından bulunması da bu iliskiyi göstermektedir. Harappa ve diğer İndus sehirlerinde dikdörtgen seklinde bir planlama yapılmıstı. Aynı dönemdeki Sümer sehirlerine nazaran daha modern bir yapıya sahiptiler. Evlerdebanyo ve su sistemlerinin bulunması, temiz ve kirli suyun farklı kanallarla ayrılmasıbölgenin sahip olduğu konfor ve hijyenin göstergesidir. Aynı zamanda altın ve değerlimadenlerden yapılmıs çesitli takılar, ince tas isçiliğiyle hazırlanmıs heykelcikler, bakır ve bronzdan yapılmıs silahlar, ölçü ve tartı aletleri, çömlekçi çarkı ve üzerinde kısayazıların bulunduğu birçok damga mührü de bölgede ki İndus Medeniyetinin unsurlarıdır. Ekonomik faaliyetler yoğun bir sekilde gelismis özellikle Sümerlerle güçlü bir ticari iliski içerisine girilmistir. İndus nehrinin 5 km. batısında yer alan sehir, bu bölgenin Harappa ile beraber ikinci baskenti olan Mohenjo-Daro’dur. Yapay bir zemin üzerinde kurulan kalesinde, hamam, tahıl ambarı, çesitli kararların alındığı toplantı salonu ve din adamlarınınkalması için yapılmıs bir yapı bulunmaktadır. Sehir ana cadde ve ara sokaklardan olusmaktaydı . Evlerin kapıları ara sokaklara açılır, gündelik hayat evlerin iç avlularında geçerdi. Avlularda temiz su kuyuları bulunur, pis sular borular ve kanallar vasıtasıyla sokaklardaki atık su kanallarına oradan da pis su kuyularına giderdi. Kanalizasyonsistemlerinin ilk sekillerinin görüldüğü bu sehirde su çok önemli bir yer tutmaktaydı ve hijyene büyük önem verilmekteydi. Mimari yapı kerpiç ve pismis tuğlalardan olusmaktaydı. Ahsap malzemenin de yoğun bir sekilde kullanıldığı bu mimari yapılarınbazılarında süsleme amacıyla yapılmıs ahsap ve tastan esya ve heykeller bulunmustur. Bunun yanı sıra tarıma büyük önem verilmis evlerle beraber tahıl ambarları da kurulmustur. Gelen yabancı istilaları, sık sık tekrarlanan sel baskınları ve yoğun yağıs sehrin gerilemesine ve zamanla yok olmasına neden olmustur.

Mezopotamya’da Sümer kültürünün etkili olduğu dönemlerde daha genis bir alanda etkili olan İndus medeniyeti gerek sehirlesme açısından, gerekse madencilik konusunda Sümerlerden yüksek bir seviyede bulunmaktaydı. İndus kültürüne has karneol boncuklar gibi bazı nesnelerin Mezopotamya’da bulunması ve bu kültürün ulasmıs olduğu yüksek seviye Sümerlerin geldikleri bölge konusunda akıllara İndus vadisini getirmistir. Fakat gerek İndus yazı sisteminin Sümer sistemine göre çok farklı olusu, gerek ev sistemi, el aletleri ve plastik sanatlarda görülen farklılıklar bu görüsü zayıflatmaktadır. Sümer ve İndus kültürleri arasındaki benzerlikler muhtemelen iki bölge arasında görülen yoğun ticari faaliyetlerin bir sonucudur.

Anav (Anau) Medeniyeti

Türkmenistan’da bulunan Askabat sehrinin yakınlarında yer alan Anav bölgesinde yapılan arastırmalarda Proto-Türklerin en eski kültür merkezlerinden birisi bulunmustur. Burada yapılan arkeolojik kazılarda, güneste pisirilerek hazırlanmıs tuğlalardan olusan mimari bir yapı, tarımsal üretime geçildiğini gösteren çesitli el aletleri, hayvancılıkta kullanılan çesitli esyalar ve atın ilk olarak ehlilestirildiğini gösteren bulgular elde edilmistir. Arpa ve buğdayı öğütmek için kullanılan dibek adı verilen aletler ve bakırdan yapılmıs süs esyaları bulunmustur.

Bütün bunlardan, Anav Medeniyeti’nin tarımda, hayvancılıkta ve madencilikte ileri bir seviyeye ulastıkları sonucuna varabiliriz. Atın ehlilestirilmesi Anav Medeniyeti’nin, Türklere ait bir medeniyet olduğunun göstergesidir.Askabat sehrine 5 km. mesafedeki Ano kentinde yapılan kazılarda ilk buğday üretiminin M.Ö. 8000 yıllarına, hayvanların evcillestirilmesinin M.Ö. 8000-6800 yıllarına, madenlerin islenmesinin ise M.Ö. 5000 yıllarına rast geldiği tespit edilmistir. Anav medeniyetinin en önemli özelliklerinden birisi de, Mezopotamya ve Mısır gibi büyük medeniyetlerden çok daha önce kurulup yaklasık olarak 2000 sene varlığını devam ettirmis olmasıdır. Ayrıca mesleki sınıflar olusmaya baslamıs, tarım, hayvancılık, dokumacılık çömlekçilik, madencilik alanında islevsel ürünler ortaya konmaya baslanmıstır. Ano kentinde bütün bunlar olup biterken diğer bölgelerde avcılıkla yasam sürdürülmekte yerlesik hayata tam olarak geçilememekteydi. Burada yapılan kazılarda çıkarılan brekosefallerin, Türkmenlerin antropolojik özellikleriyle bire bir uyumlu olması da oldukça dikkat çekicidir. Eğer buradaki çalısmalar daha da ileriye götürülebilirse dünya medeniyet tarihinde önemli değisimlerin yasanması kaçınılmazdır.

526x297-rYr

The New York Times gazetesinin 13 Mayıs 2001 yılında yayınlamıs olduğu bir yazıda konumuzla ilgili ilginç bilgiler yer almaktadır. Aynı yıl içerisinde Rus veAmerikan arkeologlardan olusan bir grup bilim adamının Ano kenti çevresinde Türkmenistan ve Özbekistan’da yaptıkları çalısmalarda ilginç bulgulara ulasılmıstır. Bu bölgede yapılan kazılarda günümüzden 4000 yıl öncesine ait birçok yerlesim yeri bulunmustur. Bu yerlesim alanları, Tatlıgöl çevresinde kurulmus, bölgede yasayan insanlar kerpiçten evler yapmıslardır. Ziraat ve hayvancılıkta ilerlemisler, koyun ve keçi besleyip sulama kanalları insa etmislerdir. Kanallar vasıtasıyla sulamalı tarımı uygulamıslar, çesitli hububatları bu sekilde üretmislerdir. Bakırdan yapılmıs baltalar, güzel seramikler, mermer ve kemikten oyulmus nesneler, altın ve değerli taslarla islenmis süs esyaları bu kazılarda bulunmustur. Ayrıca bazı özel mezarlarda çesitli esyalar gün yüzüne çıkartılmıstır. Aynı kazılarda, dört veya bes kırmızı renkli harfin/sembolün yer aldığı küçük bir tas objede bulunmustur. Bu obje yazının tarihi süreçteki seyri açısından büyük önem arz etmektedir. Belki de bu sekiller Sümer çivi yazısının ilk prototipleri olabilir. Doğuda Özbekistan’dan, batıda Anau’ya kadar uzanan Karakum gölü içerisinde, üç yüz ile dört yüz mil arasında boya, elli mil ene sahip alanda onlarca yerlesim alanının varlığı tespit edilmistir.

Günümüzde ki verilere bakarsak Orta Asya’daki kültür ve medeniyet, uygarlık tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. Günümüzde birçok bilim adamı, insanlık tarihinin ilk medeni unsurlarının bu bölgede ortaya çıkmıs olabileceğini söylemektedir. Bu medeniyeti olusturan insanların Türklerin atalarıdır. Bölgenin etrafında ortaya çıkan kültür ve uygarlıkların kökeninin aslında Anau bölgesi olduğunu ve en önemlisi de Sümer-Anav kültür ve köken iliskisinin aslında zannedildiğinden daha fazla olduğunu arkeolojik çalısmaların artmasıyla daha rahat bir sekilde söyleyebileceğiz. Yapılan arastırmalar sonucunda Sümerlerin Mezopotamya’ya ilk defa Basra körfezinden geldikleri, Mezopotamya’da zaman içerisinde güneyden kuzeye doğru bir yerlesim hareketi içerisinde oldukları görülür. Sümerlerin bölgeye getirmis oldukları teknoloji ve medeniyet, konusmus oldukları dil, sahip oldukları inanç, kültür, örf ve adet sistemleri, giyim/kusam ve yasam tarzları bize Mezopotamya’nın yerli halkı olmadıkları bununla birlikte Turan Ovası insanları olduklarını isaret etmektedirler. Arkeolojik bulgulara da bakarak Sümerler’in, Turan Ovası kökenli olduklarını, buradan da Hindi-Kus Dağları, İndus Vadisi, Basra Körfezi güzergahı ile Güney Mezopotamya’ya gelmis olabileceklerini söyleyebiliriz.

Sümerlere ait mezarlarda yapılan çalısmalarda, Sümerler’in yuvarlak kafalı (brekisefal), orta boylu ve genis omuzlu oldukları tespit edilmistir. Ayrıca Sümerlere ait olan heykel ve insan tasvirleri de bu sekildedir. Yine dikkat çekici olan bir husus da, Sümer heykellerinde görülen yünden yapılmıs konakes adı verilen giysi çesidinin Mezopotamya gibi sıcak iklimin hakim olduğu bir bölgeye uygun olmamasıdır. Genellikle kısların soğuk geçtiği karasal iklimlere mahsus olan bu elbise çesidinin Sümer heykellerinde sık olarak kullanılması, Sümerlerin Mezopotamya’ya aslında nereden geldiklerine isaret etmektedir. Buna göre Sümerler, Mezopotamya’ya soğuk ve yaylakların bol olduğu bir yerden gelmis olmalılardır. Ayrıca tapınakların yüksek yerlere, kat kat yapılarak insa edilmesi de Sümerlerin bölgeye dağlık bir alandan gelmis olduklarının göstergesidir. Bunun yanısıra Mezopotamya’da madenciliğin, Sümerlerin bölgeye gelmeye baslamasıyla görülmesi, Sümerlerin anavatanlarının, madenler konusunda zengin bir bölge olduğunu gösterir. Bütün bunlardan çıkarabileceğimiz sonuç, Sümerlerin geldikleri bölgenin yüksek, soğuk ve madenleri bol bir bölge olduğudur. Bu bilgiler de bize Asya kıtasını isaret etmektedir. Sümerlerin Asya’dan geldikleri ana yurtlarının yerini ise Kalde Zodyakı (Bkz. Ek:8). denilen tabletten anlamaktayız. Bu tablette bazı yıldız kümeleri çesitli hayvan ve esyalara benzetilerek gökyüzünün tasviri yapılmıs, burçlar belirtilerek astronomik bilgiler verilmistir. Bilindiği gibi gökyüzündeki yıldızlar ve dolunay da çesitli
yörüngeleri takip eder. Ayrıca yerkürenin de kendi ekseni ve yörüngesine göre bir hareketi bulunur. Bütün bu hareket, gökyüzündeki cisimlerin, yerkürenin farklı yerlerinde yakınlık-uzaklık veya görünebilme-görünememe gibi özellikler arz etmesine neden olur. Nasıl ki günesin ısınları yerkürenin tamamında farklı farklı açılarla düsüyorsa, yerküreden bakıldığında da gökyüzünün sadece belli bir kısmı görünür ve buradaki yıldızların birbirlerine yakınlığı, uzaklığı ve parlaklığı her tarafta farklıdır. Zaten gökyüzünün bu durumu yüzünden farklı bölgelerde kullanılan yıldız haritaları ortaya çıkmıstır. İste Kalde Zodyakı’nda bulunan yıldız kümelerinin sekilleri, birbirlerine olan uzaklıkları ve parlaklıkları, Hazar Denizi’nin doğusu olan 40° ve 46° enlemlerinde görülebilmektedir. Yani Kalde Zodyakı’ndaki sekiller bu bölgenin gök parçasına aittir. Bu bölge de Orta Asya, Türkistan veya Turan Ovası olarak isimlendirilir.

Rus arkeolog Nikolsky’de, Sümerlerin mensei ile ilgili benzer görüsler ileri sürer. Ona göre Sümerlerin ana vatanı Askabad yakınlarıdır. Buralarda bulunan tastan, çesitli madenlerden ve kilden yapılmıs esyalar Güney Mezopotamya’daki Sümer yerlesim yerlerinde bulunan esyalarla büyük benzerlikler tasır. Her iki bölgedeki arkeolojik veriler arasındaki farklar yok denecek kadar azdır. Ayrıca Sümerlerin bas tanrısı Enlil’in yerlestiği yer olarak dağların tasavvur edilmesi de Sümerlerin nasıl bir coğrafyadan geldiklerine isaret etmektedir. Bütün bunlar Sümerlerin mensei hakkında bize büyük ve gerçeğe çok yakın fikirler vermektedir. King ve Jastrow gibi tarihçiler de elde ettikleri veriler sayesinde Sümerlerin engebeli ve yüksek bir araziden gelmis olabileceklerini belirtmislerdir. Çünkü onların bulgularına göre Sümerler ile dağ ve yurt arasında sıkı bir iliski kurmuslar, bu iliskiyi de kullandıkları kelimelerde ifade etmislerdir. Sümerler ülke ve dağ kelimelerinde aynı Kur isaretini kullanmıslardır. Bununla birlikte Sümerler kendi tapınaklarını kademeli bir sekilde yüksekçe kurmuslardır. Bu da Sümerler’in geldikleri yerde tapınaklarını yüksek yerlerde insa ettiklerinin bir göstergesi olabilir. Dil bilimcilerine göre Türkçe Tengri kelimesi ile Sümercedeki Dingir kelimesi arasında anlam, ses ve biçim birliği bulunmaktadır. Zira Türk lehçelerinde Tengri kelimesi Tanrı ve gök anlamında kullanılırken, Sümercedeki Dingir kelimesi de Tanrı ve gök anlamına gelmektedir. Ayrıca her iki kelimenin basında bulunan d-t gibi küçük ses ayrılıkları her sözcüğün tarihinde görülebilir. Buradan her iki kelimenin kökeninin kesinlikle aynı olduğu, rastlantı, tesadüf gibi aykırı izahların bilim yöntemlerine ters düstüğü ortaya çıkmaktadır.  Türkçedeki Tengri sözcüğü ile Sümercedeki Dingir sözcüğü arasındaki benzerlik baska ifadelerde de kendisini gösterir. Mesela Sümerler de Nin… sözcüğü ile baslayan isimler genelde tanrıçalar için kullanılmıstır (İnanna, Nanse, Ninhursag, Ningal gibi). Türkçede kullanılan anne ve nine sözcükleri de aynı köklere sahiptir ve ailemizdeki bayanlar için kullandığımız sözcüklerdir. Orta Asya da anne ve nine gibi ailede ki bayanlara ayrı bir hürmet gösterilip onların kutsal kabul edilmesiyle, Sümer dinindeki tanrıça isimlerinin bu sözcükle baslaması arasında iliski kurulabilir.

Yararlanılan Kaynaklar :

Samuel Noah Kramer, Sümerler

Leonard Wooley, Bir Ecnebi Kitabında Sümerler

C. W. Ceram, Tanrılar Mezarlar ve Bilginler ” Arkeolojinin Romanı ”

Nazmi Özçelik, İlk Çağ Tarihi ve Uygarlığı

Serefxan Cizirî, Anadolu’dan Mezopotamya’ya Tarih ve Uygarlık

Viktor Sarianidi, Gadımı Garagumuň Beyik Medeniyeti

Mümin Köksoy, Nuh Tufanı ve Sümerlerin Kökeni

Benno Landsberger, Mezopotamya’da Medeniyetin Doğuşu

Umay Türkes Günay, Türklerin Tarihi

Hikmet Tanyu, İslamlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı

Jean Bottéro, Eski Yakındoğu

Ekrem Sarıkçıoğlu, Baslangıçtan Günümüze Dinler Tarihi

Ali Rıza Seyfi , Sümerlerin Din Sistemi II

Mircea Eliade, Dinsel Đnançlar ve Düsünceler Tarihi-1

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün