Suudi Arabistan'ın Yemen Müdahalesi, Neden Ve Sonuçları

Suudi Arabistan-Yemen Savaşı Nedenleri

Suudi Arabistan öncülüğünde koalisyon güçleri tarafından 25.03.2015 tarihinde Decisive Storm (Kararlılık Fırtınası) operasyonunu ile başlayan, daha sonra da ‘Umuda Dönüş’ operasyonu adıyla devam eden Yemen müdahalesini genel olarak; Yemen iç siyasetindeki istikrarsızlık, bölge ülkelerinin ulusal çıkarları ile söz konusu çıkarların Yemen’de nasıl bir gelecek inşa etmeyi hedeflediğine bağlamak mümkündür. Devrim sonrası ve geçiş sürecinde Yemen’de sürecin iyi yönetilememesi, tarafların anayasa inşa sürecinde ortak paydada buluşamaması ve süreçte yaşanan güç boşluğunu Husi Ensarullah Hareketi’nin etkili kullanarak doldurmaya çalışması” koalisyon güçlerince Yemen’e müdahaleye zemin hazırlamıştır.
İç siyasette tarafların İran ve bölgedeki Sünni ülkeler tarafından desteklenmesi, Yemen siyasetine dışarıdan müdahaleleri artırmış ve zamanla Yemen’in, İran ve Suudi Arabistan arasında gerçekleştirilen bir vekalet savaşı alanı olmasına sebebiyet vermiştir. Ancak Yemen’de yaşanan sorunlar ve Yemen’in vekalet savaşı alanı olması yalnızca Sünni-Şii çatışması çerçevesinde açıklamak doğru değildir. Yemen’de Husilerin dinsel anlamda altyapısını oluşturan Zeydilerin, Husilerin İran tarafından desteklenmeye başlamasından önce de Yemen hükümeti ile problemleri bulunmaktaydı.
Yemen hükümeti ise, Husilerin ve Zeydilerin siyasal ve sosyal taleplerini karşılama konusunda başarılı olamamıştır. Öte yandan, Yemen müdahalesi, bölgedeki İran destekli Şii yayılmacılığına karşı Sünni refleksin ilk ortaya çıkışı olarak gösterilmektedir. Şöyle ki, Yemen’de İran destekli Husi güçlerinin etkisini arttırması ile Yemen’de Sünni Müslümanların zor durumda kalması ve bu durumun uzun zamandır bölge ülkelerinde yarattığı ‘öğrenilmiş çaresizlik’ durumu, Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdülaziz el-Suud’un müdahaleden yaklaşık bir ay önce seçilmesi ile yerini bölgede Sünni etkisinin artabileceği düşüncesine bırakmıştır. Kral kendisine hayırlı olsun demek için gelen bölge liderlerine İran’a karşı bir Sünni Cephe oluşturulmasını teklif etmiştir.

Yeni Politika

Bu teklifin yeni Kral tarafından gerçekleştirilmiş olması Kral’ın, Kral Abdullah’tan farklı bir politika izleyeceğinin göstergesi olarak yorumlanmıştır. Öyle ki, Suudi Arabistan’da bir gazete editörlüğü yapan Cemal Kaşıkçı; ‘Dış politikada daha aktif ve pragmatist bir politika izleneceğini’ ifade etmiştir (Al Jazeera, Saldırı’yı Yemen El Kaide’si Üstlendi, 2015). Suudi Arabistan Kralı göreve başlamadan önce Kral Abdullah zamanında da Suudi Arabistan Yemen’e müdahale edilmesi gerektiğini çeşitli platformlarda dile getirmiştir. Bununla birlikte, Yemen’e müdahale, BM ve AB’nin İran’la yürüttüğü nükleer müzakerelerin son bitimi olan 31 Mart’a birkaç gün kala gerçekleştirilmiştir.
Yemen’e askeri müdahalenin zamanlaması oldukça manidar olup, üzerine ciddi değerlendirmeler yapılabilir. Bu kapsamda söz konusu müdahalenin mezkur tarihte gerçekleştirilmesinin; genel anlamda nükleer müzakerelerden istediği sonucu alamayan ABD’nin stratejik ortağı olan Suudi Arabistan eliyle İran’a Ortadoğu’da bir darbe vurmak istemiş olabileceği, Suudi Arabistan ve müdahaleye destek veren koalisyon ülkelerinin olası ABD-İran yakınlaşmasından rahatsızlık duyması ile söz konusu yakınlaşmanın zaten Bağdat, Şam ve Beyrut’ta hakimiyet sağlamış olan İran’ın bölgede ekonomik olarak da ön plana çıkabileceği ihtimali nedenler arasında değerlendirilebilir.
Husilerin Başkent Sana’yı ele geçirmesinin ardından Suudi Arabistan, 14 Şubat 2015’te gerçekleştirilen Körfez İş Birliği Konseyi’nin Riyad’daki toplantısında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden Yemen’e askeri müdahale yapabilme talebinde bulunmuştur. Suudi Arabistan’ın askeri müdahale isteğinden önce ilk olarak Cumhurbaşkanı Hadi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) bir mektup göndermiş ve askeri müdahale talebinde bulunmuştur. Suudi Arabistan, aynı teklifi Körfez İş Birliği Konseyi’ne de yinelemiştir.Suudi Arabistan ve Körfez İşbirliği Konseyi, askeri müdahalenin hukuki olmasını talep etmiş, bu doğrultuda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden kuvvet kullanma yetkisi istemiştir.

Suudi Arabistan’ın Israrı

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Suudi Arabistan’ın müdahale konusunda ısrarcı tutumunu sürdürdüğünü görmekteyiz. Suudi Arabistan’ın Yemen’e askeri müdahalede bulunmak istemesinin en önemli nedenleri arasında, Husi güçlerinin başta Suudi Arabistan olmak üzere bölgedeki diğer Sünni ülkeler için önemli olan noktaları ele geçirmeye başlaması olarak gösterilmektedir. Bu anlamda Suudi Arabistan’ın mezhepsel yaklaşımlarının bir tezahürü olarak görmek mümkün olacaktır. Hadi’nin de Yemen’e müdahale talebi bu kapsamda değerlendirilmiştir. Cumhurbaşkanı Hadi, ülkede kontrolü tamamen yitirmiş ve Husiler kendisini Aden’e kaçmaya zorlamıştır. Yemen’de yükselen Şii hareketlerinin önüne bir engel koymak ve bölgesel hakimiyetini yine bu temelde kurmaya çalışmak istemektedir.

Suudi Arabistan tarafından İran’a karşı Sünni cephe oluşturulmasının teklif edilmesi ile İran’la müzakerelerin bitimine az bir zaman kala Yemen’e müdahalenin gerçekleştirilmesini, komplo teorisi olarak görmektense tüm dünyanın Yemen’e müdahale konusunda önceden bir mutabakata vardığının göstergesi olarak yorumlamak daha doğru olacaktır. Özellikle, Birleşmiş Milletler ve AB’nin dolayısıyla da Amerika Birleşik Devletleri’nin İran ile gerçekleştirilen müzakerelerden istediğini alamaması, Yemen’deki istikrasız ortamı fırsat bilerek etki alanını genişletmeye çalışan Yemen El Kaidesi varlığını da göz önünde bulundurulması, Yemen’e müdahalenin zorunlu bir hal almasına neden olmuştur. Bunu diğer bir açıdan da İran ile sürdürülen bölgede söz sahibi güç olabilme yarışının bir parçası olarak da görebiliriz.
ABD İran ile gerçekleştirilen müzakerelerden istediğini alamaması dolayısıyla İran’a karşı mücadelede, Ortadoğu’daki en önemli müttefiki olan Suudi Arabistan ile birlikte hareket etmeye çalışmaktadır. Öyle ki Arap Baharından sonra kaos ortamının oluştuğu Libya, Irak ve Suriye gibi ülkelerde ABD’nin arka planda kaldığı veya başarısız olduğu izlenimi uyanmaktadır. Yemen’de ise ABD, yine ön planda gözükmemekte ancak Yemen’de radikal eğilimlerin artarak El Kaide’nin güç kazandığının belirtilmesi ve İran’ın bölgeye hakim olmaya çalışması gibi ABD ile Suudi Arabistan’ın aynı düşüncelere sahip olmasından hareketle, ABD’nin Suudi Arabistan eliyle bölgeyi dizayn etmeye çalıştığı söylenebilir.

Jeopolitik Konum

Ortadoğu’da jeopolitik konumu ve gerçekleştirilen ticaret hacmi bakımından en önemli boğazlarından olan Bab-ül Mendep Boğazı’nın Husilerin kontrolüne geçme ihtimali, müdahalenin en önemli nedenini oluşturmuştur. Boğazın İran’ın kontrolüne geçmesi, bölgede müttefik konumunda bulunan Rusya ve İran’ın AB ülkeleri ile ABD’nin ekonomik çıkarlarına ciddi bir darbe vurmuş olacaktı. Ayrıca bölgenin önemli aktörlerinden olan İsrail için Bab-ül Mendep Boğazı hayati önem arz etmektedir. İsrail’in ilerleyen dönemde gerek Filistin meselesi gerekse insani faktörlerden dolayı AB ile ilişkilerinin bozulması durumunda Bab-ül Mendep boğazına çok daha fazla bağımlı hale geleceği öngörülmektedir. Hem bölgedeki Sünni ülkelerin hem de Suudi Arabistan’ın Yemen’e askeri müdahalede bulunmak istemelerinin diğer bir nedeni, kendi ülkelerinde de Yemen’de olduğu gibi azınlık konumunda bulunan Şii nüfusun varlığıdır. Özellikle Suudi Arabistan’da petrol ve diğer önemli yeraltı kaynaklarının bulunduğu bölgelerde Şii vatandaşlar yaşamaktadır. Yemen’deki olası bir Husi hakimiyeti Sünni ülkelerde yaşayan Şii vatandaşların da ayaklanmalarına zemin hazırlayabilecekti.
Tüm bu nedenlere kıyasla daha düşük bir ihtimal olarak görülebilecek bir başka neden ise; Arap Baharı’ndan sonra Yemen’de Müslüman Kardeşler tandanslı bir hareket olan Islah Partisi’nin güç kazanma ihtimalinin görülmesidir. Islah Partisi, Arap Baharı öncesinde eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’i iktidardan düşürmek adına Suudi Arabistan ile birlikte hareket etmiştir. Ali Abdullah Salih’in iktidarını kaybetmesi sonrasında ortaya çıkan istikrarsız ortamda Islah Partisi ve Husiler arasında, oluşturulması planlanan hükümette söz sahibi olmak adına ciddi bir rekabet baş göstermiştir. Askeriye de, bürokraside ve ekonomik alanda potansiyeli bulunan Islah Partisi’nin, dini olarak Suudi Arabistan’ın benimsediği dini ekollere ters olması nedeniyle de Suudi Arabistan’ın için bir tehlike olarak ortaya çıkmıştır. Mısır’daki Müslüman Kardeşlere karşı General Abdülfettah Sisi’yi desteklemesi de, Suudi Arabistan’ın Islah Partisi’ni bir tehdit olarak gördüğünün göstergesi olarak nitelendirebiliriz.

Müdahale Sebepleri

En nihayetinde müdahalenin sebeplerini özetleyecek olursak; ülke içerisinde yaşanan siyasi istikrarsızlığın yarattığı müdahaleye açık ortam bölge ülkeleri için bir fırsat gibi görülmektedir. Bu fırsatı ulusal çıkarlarına da gerekçe olarak kullanan Suudi Arabistan askeri bir müdahaleye dönüştürmüştür. Bölgede söz sahibi olarak sahnede yer alan diğer bir ülke ise İran’dır ve etkinliğini sürdürmeyi istemektedir. Bu iki ülkeyi temelde karşı karşıya getiren şey bölgesel hakimiyet olarak görülse de mezhepsel bir çatışmanın tezahürü olarak görülebilmektedir. Aynı zamanda bölgede dolaylı yoldan etkili olma çabasına devam eden ABD, İran’a Suudi Arabistan aracılığıyla mesaj verme stratejisini sürdürdüğünü söylemek mümkün olabilmektedir. Bu meselenin ticari boyutu ise Bab-ül Mendep Boğazı’nın kontrol edilmesi ile ilişkilendirilebilir.

Müdahalenin Sonuçları

Suudi Arabistan’ın liderliğinde koalisyon güçlerince 2015 yılının Mart ayında Yemen’e başlatılan askeri müdahale, 2017 yılı itibariyle devam etmektedir. Bu sebeple, bu kısımda müdahalenin sonuçlanması halinde doğabilecek olası sonuçlara ve müdahaleden 2017 yılı ilk yarısına kadar geçen süreçte ortaya çıkan sonuçlara değinilecektir. Dolayısıyla, anlatılan bu sonuçların yaşanan süreç içerisindeki gelişmelere bağlı olarak değişebilmesi mümkündür. Bu meyanda; askeri müdahalenin kesin olarak sonucunu kestirmek zor olmakla birlikte ilk olarak, Suudi Arabistan’ın ve koalisyon güçlerinin gerçekleştirdiği müdahalenin, müdahale öncesinde arzu edilen başarıyı getirmediğini söyleyebiliriz.
Öyle ki, Yemen’e müdahalenin gerçekleştirilmesinde temel amaç olarak gösterilen Yemen’deki siyasi istikrarının sağlanması hususunun 2017 yılı itibariyle gerçekleştirilemediği görülmektedir. Halen çatışmalar devam etmekte, halihazırda Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Hadi, ülkedeki tüm kesimler tarafından Cumhurbaşkanı olarak kabul edilmemektedir. Bununla birlikte müdahale ile geçen zaman zarfından Yemen’de tüm tarafların katılımıyla ortak bir siyasi zemin oluşturulamamıştır. BM’nin girişimleri ile 21 Nisan 2016 tarihinde Kuveyt’te müzakerelere başlanmıştır. Ancak müzakerelerden bir kazanım elde edilememekle birlikte sonraki süreçte düzenlenmesi planlanan müzakerelerde devamlılık sağlanamamıştır.

Ekonomi

Koalisyon güçlerinin siyasi kazanım elde edememelerinin yanı sıra askeri kazanımlarda da bulunamamışlardır. Aksine, müdahalenin esas sorumluluğunu üstlenen Suudi Arabistan, ekonomik anlamda büyük zarar görmüştür. Askeri harcamaların getirdiği maliyet, zaten yüksek bütçe açığına sahip olan Suudi Arabistan’a ciddi ekonomik güçlük yaratmıştır. Suudi Arabistan’da 2016 yılındaki bütçe açığı yüzde 13,5 olarak öngörülmüş ve bu rakam resmi bütçe hedefi olarak rekor bir değerde gösterilmektedir. Öte yandan, askeri müdahalenin Yemen’deki olası sonuçlarına bakıldığında pek çok durum karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle, askeri müdahalenin sona ermesi durumunda Cumhurbaşkanı Hadi’nin kendisini halka Cumhurbaşkanı olarak kabul ettirmesi çok zor gözükmektedir.
İki yıldır devam eden askeri müdahalenin Hadi’nin talebi doğrultusunda gerçekleştirilmesi ve müdahalenin ülkeye istikrar getirmemesi, Yemen halkının Hadi yeniden lider olarak kabul etme ihtimalini zora sokmuştur. Ayrıca müdahalenin halen devam etmesi de Yemen halkını ümitsizliğe sevk ederek geleceklerinden endişe eder bir hal almasına sebebiyet vermiştir. Bu nedenle halkın tekrardan Hadi’yi istemesi zor bir ihtimal olarak karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, 2014 yılından bu yana ülkede önemli bir aktör konumunda olan Husiler, askeri müdahale ile birlikte ülkedeki en önemli unsur haline dönüşmüştür. Yemen’de yapılması planlanan müzakerelere Husi temsilcilerinin katılması zorunlu bir hal almış, ancak Husi heyetinin ateşkes olmadan müzakerelere dahil olmayacaklarını belirtmelerinin ardından her seferinde müzakereler askıya alınmış ya da ortak bir zeminde başarıya ulaşamamıştır (Al Jazeera, Saldırı’yı Yemen El Kaide’si Üstlendi 2015).

Nüfus

Askeri müdahalenin diğer bir olası sonucu ise Yemen’de ilerleyen süreçte Zeydi-Sünni çatışması yaratabilecek olmasıdır.Bilindiği üzere, Zeydi inancı temelinde ortaya çıkan ancak daha sonra Zeydilik’ten farklı bir inanca sahip olan İran’ın inanç ve politik tutumuna yakın bir duruşu benimseyen Husiler, Yemen’de siyasi bir figürü temsil etmektedir. Husiler Yemen’de ülke nüfusunun %5’ini, Zeydiler ise %30’unu oluşturmaktadır. Ülkeye askeri müdahale isteyen başta Islah Partisi gibi Sünni oluşumlar ile müdahalenin başarısız olması halinde Husileri desteklemeyen Zeydi gruplar arasında geri dönüşü zor olabilecek bir çatışma içerisinde ortamının oluşması ihtimal dahilindedir.

Sosyal Yapı

Yemen’de bu duruma sebebiyet verebilecek sosyoekonomik yapı da mevcuttur. Ülke tarihsel olarak kuzeyde Husiler, güneyde ayrılıkçı hareketler ve El Kaide gerçekliğini barındırması dolayısıyla önümüzdeki süreçte Yemen’in bölünme durumu da söz konusu olabilir. Öte yandan askeri müdahale ile ortaya çıkan en önemli sonuçlardan bir ülkede yaşanan iç göçlerdir. Husilerin işgali altında kalan Taiz vilayetinden, güvenli bir bölge olan geçici başkent Aden’e 4.000’e yakın aile göç etmek zorunda kalmıştır. Zaten uzun yıllardan beri AYEK’in faal olduğu bölgelerden göç eden ailelerin yanı sıra askeri müdahale neticesinde ailelerin bulundukları bölgelerden göç etmeye başlaması, Yemen’de sosyal yapıyı son derece olumsuz etkilemektedir.
Yukarıda belirtilen müdahalenin, Yemen’de yaratabileceği sonuçlara ilave olarak, yaklaşık iki yıldır devam eden askeri müdahalenin yarattığı en önemli sonuç, Yemen’deki sosyal ve insani durumun negatif yönde gerileme kaydetmiş olmasıdır. Yemen’de kronikleşen altyapı sorunları, fakirlik, işsizlik gibi pek çok sorun mevcuttur. Müdahalenin yarattığı ortam mevcut sorunları daha da derinleştirmiştir. Müdahale ile birlikte, 2016 yılı ikinci yarısı itibariyle Yemen’de 30.000 insan hayatını kaybetmiş, iki milyon kişi evsiz kalmış, Yemen halkının %80’i ise açlıkla mücadele etmeye başlamıştır.
Yemen’de iç gelişmeler bazında doğabilecek sonuçları özetleyecek olursak; askeri müdahalenin uzun bir süre daha sürmesi ya da koalisyon güçlerinin başarısızlığıyla sonuçlanması halinde Yemen’i çok daha zor günlerin bekleyeceği aşikardır. Öyle ki Yemen’de sürecin uzaması daha çok insanın ölümü ve ekonomik anlamda daha zor bir süreci doğuracaktır. Ülkedeki siyasi istikrarın sağlanması ve kaos ortamının sona ermesi zorlaşacaktır. Müdahalenin başarısızlıkla sonuçlanması ise yeniden otoriter bir yönetimin önünü açabilecek ve İran-Suudi Arabistan ilişkilerinin daha da içinden çıkılmaz bir hal almasına sebebiyet verecektir.

Öngörüler

Daha önce anlatılanların yanı sıra Yemen’e gerçekleştirilen askeri müdahalenin bölgeyi etkileyebilecek uluslararası sonuçlara da gebe olabileceği gözükmektedir. Bu meyanda; ilk olarak Yemen halkının, yaklaşık iki yıldır süren askeri müdahaleden gördüğü zararlar nedeniyle müdahaleyi uluslararası boyuta taşıyarak şikayetçi olma durum söz konusu olabilir. Yemen halkının askeri müdahaleden gördüğü zararlar 1949 Cenevre Sözleşmesi ile Uluslararası Hukuk Mahkemesi’nin kararları nezdinde savaş suçu olarak görülmektedir. Bu kısımda kısaca askeri müdahalenin hukuka uygun olup olmadığından bahsetmek faydalı olacaktır. BMGK’nin 15 Şubat 2015 tarihinde kabul ettiği 2201 sayılı karar ile; Husilerin yönetimden uzaklaşması, uzlaşı için Husilerin de görüşmelere iştirak etmesinin istenmesi ve ülkede bir çatışma ortamının bulunduğu kabul edilmiş olup, uluslararası hukuk içinde çatışmanın ölçüsü askeri müdahaleye davetin geçerliliğinin etkilenmesi bakımından önem arz etmiştir.
Ancak, bu alınan karar müdahalenin hukuka uygunluğunu yansıtmamaktadır. Öyle ki, 1975’te yürürlüğe giren “İç Savaş’ta Müdahale Etmeme Prensibi” ne göre “devletlerin iç savaşın taraflarına yardım etmekten kaçınma” sorumlulukları mevcuttur. İç savaşın taraflarından birine dışarıdan bir ülkenin yardımcı olması yasaklanmış gözükmektedir. Ancak BM Eski Genel Sekreteri Ban Ki-mon’nun yaptığı açıklamalar ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 22 Mart’taki toplantısında Körfez İşbirliği Konseyi’nin çalışmalarının desteklendiğinin belirtilmesi, askeri müdahalenin meşru zemine oturtulmaya çalışıldığı şeklinde yorumlanmıştır.

İnsani ve hukuki gelişmelerin dışında ortaya çıkabilecek diğer sonuç ise; Yemen’e müdahalenin Körfez İş Birliği Konseyi içinde yer alan ülkeler arasında bir rekabet ortaya çıkarabilecek olmasıdır. Özetle müdahalenin bir bölgesel bir Arap rekabetine dönüşebilme ihtimali taşımasıdır. 1990 yılında Saddam Hüseyin’in İran’a savaş açmasının tüm körfez ülkeleri tarafından desteklenmesi akabinde Kuveyt’i işgal etmesi, bölge ülkelerini rahatsız etmiştir. Hal böyle olunca Suudi Arabistan’ın Yemen’de izleyeceği politikanın Ortadoğu’da lider ülke olma çabasını yansıtması halinde, bölgenin ilerleyen süreçte ülkeler arası bir mücadele alanı olma durumunu yaratabilecektir. Devam eden askeri müdahalenin en önemli sonucu ise Yemen El Kaidesi’nin önemli bir güç haline gelmesi olarak gözükmektedir.

AYEK

Büyük güçler ve bölge ülkelerinin Ortadoğu’da radikal unsurların güç kazanmasını istemedikleri bilinen bir gerçektir. Bu kapsamda, özellikle ABD’nin Yemen politikası incelendiğinde terörle mücadelenin dışında önemli bir unsurun olmadığı gözükmekte ve bu kapsamda da uzun yıllar devrik lider Salih’e terörle mücadele amacıyla askeri yardımlarda bulunduğu bilinmektedir. Yemen’de taraflar birbirleriyle mücadele ederken askeri müdahale sonrası 2015 yılının ikinci yarısından bu yana Yemen’de Mukalla kentinin ele geçirilmesi dışında bir faaliyeti/eylemi bulunmayan AYEK, halk nezdinde sempati toplamaya başlamış, sosyal çalışmalarına hız vermiştir. Bu durumda Yemen’e askeri müdahalenin gerçekleştirilmesinde ABD ve İngiltere başta olmak üzere bölge ülkelerinin önemli bir başarısızlığı olarak yansımaktadır.
Müdahalenin sonuçlarını değerlendirecek olursak iç yansımaları ve dış yansımalarının birbiri ile kesiştiğini ve bölge ülkeleri için önemli bir boyut kazandığını söylemek mümkün olabilir. Bunları sıralayacak olursak, 2015 yılının Mart ayından günümüze (2017 ilk çeyreği) kadar devam eden ve bölgede istikrar sağlamayı amaç edinen müdahalenin başarısız olduğunu, Yemen’de devam eden siyasi istikrarsızlığa bağlı olarak söyleyebiliriz. Ülke içerisinde birlik sağlanamamış olmakla birlikte, tüm toplumların desteklediği siyasi lider açığı sürmektedir. Suudi Arabistan tarafından yapılan müdahalenin ekonomik boyutu ülkeye yük getirmekle beraber, başarısız olarak görülmesi sebebi ile de yük yarattığını söylenebilir. Bölgede yaşanan iç karışıklık ve askeri müdahale sonucu oluşan yaşam koşulları özellikle çocuklar için büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Yaşanan bu insani boyut kimi zaman BM kimi zaman ise AB girişimleri ya da bölge ülkelerinin tepkileri ile dillendiriliyor olsa dahi, maalesef son verilere göre bu manzara pek değişmemiştir.

SONUÇ

Eş zamanlı olarak ülke içerisinde gerçekleşen göçler toplum yapısını etkilemiş ve değiştirmiştir. Nüfus yoğunluğu değişen bölgelerde yaşam koşulları insani boyut açısından sınırlarda yaşanmaktadır. Ülkede yaşanması muhtemel olarak görülen mezhep çatışmasının yanında, Husilerin ateşkesin sağlanması önkoşulu ile müzakerelere katılma durumunun da kriz yarattığı söylenebilir. Bunun temel sebebi ise, Husilerin ülke genelinde daha önce de belirttiğimiz üzere yoğunlukla bulunan bir taraf olmasıdır. Bölgede yer alan Selefi yapılanmalar tehlike unsuru olarak görülmekte ve küresel terörün bir maşası olarak görülen AYEK ise yaşanan karışıklıklardan istifade ederek güçlenmeye devam edebilecektir. Son olarak bahsedilebilecek bir sonuç ise, Körfez İş Birliği Konseyi üzerindeki etkisidir. Olası bir Arap rekabetine dönüşme durumu mevcuttur.
Yararlanılan Kaynaklar
Deha Yelseli, Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi Ve Avrupa Birliği’nin Müdahaleye Bakışı
Ertan Bese, Terörizm AB ve İnsan Hakları
Serdar Erdurmaz, İran- Suudi Arabistan Krizi ve Ötesi, 5 Ocak 2016 tarihli makale
Kurt, Veysel, Devrimden Askeri Müdahaleye Yemen, Aralık 2015 tarihli makale
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Deha Yelseli’ne aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: [email protected]

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.