Arabesk Müzik ve Arabesk Müziğin Tarihi

Arabesk Müzik Tarihi

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından kurulan Türkiye’de cumhuriyet rejimine geçişle birlikte, müziğin toplum üzerindeki gücünü bilen Atatürk tarafından, müziğe büyük önem verilmiş ve bazı görevler yüklenmiştir. Bu dönemde eğitim için Avrupa’ya müzisyenler gönderilerek Türk Halk Müziği temalarına dayalı, Batı Müziği armoni kurallarına göre seslendirilmiş bestelerin yapılması desteklenmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında siyasi ideoloji müzik eserlerine yön vermiş ve bu eserleri şekillendirmiştir. Ayrıca ortaya koyulan eserler sıkı bir denetimden geçmiştir. Cumhuriyet dönemine bakıldığında yukarıdan aşağıya kitlesel ve halk odaklı bir modernleşme hareketinin başlamış olduğu görülmektedir. Türkiye modernleşmesinin kültüre yaklaşımı popülisttir. “Halka rağmen, halk için” diye formüle edilebilen, otoriter, yönü yukarıdan aşağıya doğru, kitlesel ve homojenleştirici bir modernleşme anlayışının olduğu görülmüştür”.

Aynı yıllarda müzik alanında, halk müziğinin modernleşmesi için yapılacak şeyin Türk müziğini kendi kökenlerine döndürmek olduğu düşünülmüştür. Fakat halk müziğinden yola çıkarak yaratılmak istenen ulusal ve çağdaş müziği anlayabilecek bir ulusa da ihtiyaç duyulmaktadır. Müzik konusunda atılacak adımlardan önce, söz konusu
müziği anlayabilecek modern bireyleri yetiştirmenin gerekliliği düşünülmüş, bu doğrultuda Osmanlı mirası olan Klasik Türk Müziği yasaklanarak halkın zihninden uzaklaştırma ve Klasik Batı Müziği’ni ülke içinde yaygınlaştırma çabaları içine girilmiştir. Atatürk’ün Cumhuriyet reformcularını desteklemesiyle birlikte Türk müziğinin yasaklanması olarak bilinen olguya karşılık gelen iki temel uygulama vardır: 1926 yılında resmi kurumlardan Türk müziği eğitiminin kaldırılması ve 1934-36 yılları arasında radyoda Türk müziği yayınının yasaklanması.

Müzikologlara göre arabesk, Türk sanat ve Türk halk müziğinin yozlaşması sonucunda gelişmiştir. Özellikle müzikal filmlerle özdeşleşmiş Arap popüler müziğinin arabeskin köklerini oluşturduğu düşünülür. Cumhuriyet’in alaturka musikiyi dışlayan, hatta yasaklayan ve temel olarak çoksesli Batı müziği ile Türk Halk Müziğinin sentezini benimseyen müzik politikasına en belirgin tepkilerden biri Mısır filmleri etkisinde ortaya çıkmıştır. Türk sinemasının, filmleri önemli ölçüde ithal ettiği dönemlerde, filmlerin Batılı olmasına dikkat edilmiş ancak dönemin şartları bunu elverişsiz kılmıştır. Mısır filmlerinin sinemalarda gösterilmesiyle Ümmü Gülsüm, Muhammed Abdülvahab gibi şarkıcıların başrolde oynadığı, konusu aşk olan ve çokça Arap müziği barındıran (Filmlerin hemen hemen hepsinde arabeskçiler çıkarmış oldukları plaklardaki/kasetlerdeki şarkıları seslendirmekte ve bu sahneler adeta bir video klip tarzında çekilmektedir.) Mısır filmleri farklı melodram yapılarıyla sadece Türk Sineması’nın yapısını değil, Türkiye’deki müzik üretimi ve beğenisini de etkilemiştir. Ayrıca arabesk müzik üzerinde Mısır filmleri kadar onların yerlileşmiş versiyonlarının da etkisi olduğu kabul edilmekte ve yeni bir kitlenin oluştuğu görülmektedir.

Oluşan bu kitle dönemin elitlerini rahatsız ederek eleştiriler, yasaklar ve sansürlerle karşılaşsa da, Şam, Kahire ve Tahran radyoları da çoktan Türk Halkı’nın önemli bir kısmını etkisi altına almıştır.Yani 1930’lu yılların sonundan başlayarak Arap şarkıların popülerleşmesinde, Arap şarkı nağmelerinin 40 ve 50’li yılların popüler hissiyatına hitap etmesinin yanı sıra Türkiye’de Türk müziğinin eğitim ve yayılma koşullarının engellenmesi de etkili olmuştur. Bu süreçte ekonomik hayatta değişimler yaşanmış ve farklı eğlence anlayışları ortaya çıkmıştır. Kentin toplumsal profilinin değişmesi sonucunda, şehir kültürü ile Anadolu‘dan taşınan kültürel değerler birbirine karışmaya başlamıştır. Gazinoların açılması da bu döneme denk gelmektedir. Müziğin sanatsal değerinin belirleyici olmadığı eğlence sektöründe, ticari kaygılar piyasa kurallarını belirlemeye başlamıştır. 1950‘lerde şehrin merkezinde oturan bürokratların, sanatçıların ve azınlıkların beğenilerine hitap eden müzikli eğlence mekânları, 1950‘lerden sonra değişime ayak uydurmuştur. Demokrat Parti politikasının ortaya çıkardığı türedi zenginlerin yaşam tarzına uygun olarak eski konser düzeni değişerek içkili gazino olayı ortaya çıkmıştır.

orhan gencebay arabesk müzik
orhan gencebay arabesk müzik

Türkiye’de arabeskin öncüsü Orhan Gencebay olarak kabul edilir. İlk yerli arabesk şarkı Suat Sayın’ın 1964 tarihli “Sevmek Günah mı?” adlı eseridir. Bu eseri okuyan Ahmet Sezgin de ilk arabesk şarkıcı olarak nitelendirilir. Ardından sırasıyla Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses “Arabeskin Babaları” dönemini oluşturmuştur. Onlar, halkın duygularının ve iç isyanlarının sesi olmuştur. Gencebay arabeskinin ortaya çıktığı 1968’lerde dünyada öğrenci olayları başlamış, artan ekonomik sıkıntılar ve onların doğurduğu gerginlikler topluma hakim olmuştur. Kentlere göç etmiş olan nüfus ise yaşamını gecekondularda sürdürmeye devam etmiştir. İşte bu ortamda Gencebay “Bir Teselli Ver”, “Başa Gelen Çekilirmiş” plaklarıyla satış rekorları kırmıştır. 1968’lerde yakalanan bu çıkış, 1970’lerin ortalarında yasaklanmaya uğrasa da, arabesk toplumda bir bilinçaltı oluşumunun izlerini yakalamıştır. 1980’lerin başına kadar ki süreçte devlet arabeske karşı sert bir tutum sergilemiştir. TRT, radyolarda ve televizyonda arabeskin çalınması yasaklamıştır. Bu yasaklar nedeniyle Orhan Gencebay, TRT kökenli olmasına rağmen en büyük darbeyi ve zararı TRT’nin bu katı kurallarından görmüştür.

Ancak bu yasaklar arabeskin toplumsal sınıflar arasında yaygınlaşmasının nedenlerinden biri olmuştur. 1968-1979 yılları arasında gecekondularda başkaldırı olarak görülen arabeskin TRT tarafından görmezden
gelinmesi sonucunda Türk halkına çekici gelen arabesk, yapımcılar tarafından değerlendirilmiş ve böylece arabeske dayalı bir müzik endüstrisi ortaya çıkmıştır. Ayrıca yapısındaki basitlik ve yalınlık, onun kısa sürede büyük ilgi görmesini sağlamış; özellikle düşük eğitimli, düşük beğeni düzeyine sahip kesimler arasında çok çabuk yaygınlaşmıştır. TRT denetiminden geçemeyen bu müzik için gazinolar, kenar mahalleler ve henüz yeni yeni boy gösteren gecekondu semtleri oldukça elverişli birer barınak oluşturmuştur. Arabesk ile gecekondu bağlantısı, minibüslerde de belirgin olarak görülebilir. Minibüslerde çalan arabesk şarkılar ile minibüsün dekorasyonunda kullanılan arabesk semboller minibüs arabesk bütünleşmesini gözler önüne sermektedir. Arabesk şarkı çalmanın minibüslerde yasaklı olduğu zamanlarda bile, araçlarda arabesk mesajlar içeren çıkartmalar kullanılmaktadır.

Ayrıca arabeskin televizyon yayınlarında yer bulamaması ve sinemanın televizyona oranla daha özgür bir ortam oluşturması arabeskin sinemada hayat bulmasını sağlamıştır. Arabesk müzik sanatçıları, dinleyicilerle TRT üzerinden kuramadıkları ilişkiyi sinema yoluyla kurmaya çalışmışlardır. Arabesk film furyasında yer alan kadercilik yaklaşımının o dönem koşulları göz önüne alındığında köyden kente göç eden bireyler için uygun olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Müzik hemen hemen her sahnede izleyicinin karşısına çıkmakta ve derin bir etkileme gücü oluşturmaktadır. Senaryodan çok oyuncuların söylediği şarkılar ön plana çıkmaktadır. Ayrıca aynı dönemde TRT dışında yayın yapan Polis Radyosu da sürekli arabesk müzik yayınları yapmaktadır. Görüldüğü gibi TRT ve Kültür Bakanlığı yetkililerinin arabesk müziğe karşı geliştirdikleri tavır arabeski engelleyememiş, aksine arabeskin bu dönemde büyük bir izleyici kitlesi oluşmuştur. Toplum pasif direniş sergileyerek arabesk müziğe sahip çıkmıştır. Bundan sonra Türk müziği konusundaki müzik politikalarının, yasaklamaktan çok rejimin amaçları doğrultusunda yeniden şekillendirildiği söylenebilir.

1970’lerin ortasındaki antidemokratik uygulamalar, yaralı bir toplum oluşmasının kaynağıdır. Ancak değişen konjonktür arabeske yeşil ışık şansını tekrar verir. İlk kez 1979’da yılbaşında uzun süre TRT tarafından reddedilen arabeske bir kapı aralanmış ve Orhan Gencebay yılbaşı konserinde ünlü eseri Yarabbim’i seslendirmiştir. Daha sonra 1980’li yıllarda yaşanan darbe sonrası arabeskin iktidarın belli formlarda himayesine alındığı, iktidar alanını ve oy oranının arttırmak için kullanıldığı bir dönem yaşanmıştır. Devletin arabeske karşı olan sert tavrını bırakması, bu dönemin iktidar partisi olan ANAP’ın bu türü tanımaya başlaması ve yıllarca denetimden geçemeyen arabesk sanatçılarını ve şarkılarını oy almak istediği gecekondulara ulaşmak için kullandığı görülmüştür. Bu kapsamda Anavatan Partisi, gecekondu halkının alışkanlıklarını keşfetmek amacıyla ‘Arabesk Grup’ adlı bir araştırma ekibi kurarak 1983’teki seçim kampanyasında arabesk müziği bol bol kullanmıştır. Ayrıca Turgut Özal 1988’de bir dizi arabesk konserine katılmış ve Anavatan Partisi 1987’nin en popüler şarkısı “Seni Sevmeyen Ölsün”ü bir yıl sonra seçim kampanyalarında kullanmıştır. Nazife Güngör, ANAP‘ın arabeski seçim şarkısı olarak kullanmasını şöyle ifade etmektedir:

“…ANAP‘ın, arabesk müziği neden seçtiği sorusu gelebilir akla. Buna şu şekilde yanıt verebiliriz: Başka neyi seçecekti ki…”

Stokes’a göre bu olay hükümetin arabeski kontrol etme ve kendi amaçlarına uygun olarak yönlendirme çabasını temsil ediyordu. Burada dikkat çekici olan, arabeskin tüketici kitlesi olan çoğunluğun siyasi tercihini değiştirmesidir. 1976-1977 yıllarında CHP’yi destekleyen gecekondulu yoksul kesimin oyları 1983’te yapılan seçimlerde ANAP’a kaymıştır. ANAP, devletin ihtiyaç duyduğu desteği, halkın beğenilerini göz önünde bulundurmak suretiyle kazanmaya çalışarak bu doğrultuda popülist politikalara yönelmiştir. 1980’lerde Artık Gencebay’ın o ünlü eserindeki “her şey karanlık/nerde insanlık/kula kulluk edene/yazıklar olsun.” gibi sözlere pek rastlanmamaktadır. Özellikle de Orhan Gencebay’ın 1983’teki Dil Yarası plağıyla birlikte şarkı sözlerinde çok daha açıkça gözlemlenebilir bir anlam farklılığı geliştirdiği ve bu ikinci döneme ait çok önemli ilk özelliğin, aşkın toplumsal sorunlarla iç içe geçen niteliğinden sıyrılması olduğu görülmüştür. Özellikle 1968–1977 yılları arası arabeskinin niteliğinin ve seçim sonuçlarının gösterdiği gibi, toplumsal haklar talep eden bir tavır eleştirel boyutunu kaybettiğinde, hem daha tutucu hem de kolay yönlendirilebilir bir hale gelmektedir.

Arabesk adına sorunlu geçen yıllardan sonra 1980’ler arabesk için bir milat  olmuştur. Çünkü devlet ve yönetici kadrolar elitist tutumundan vazgeçerek popülist politikalar izlemeye başlamış ve bu doğrultuda arabesk istenmeyen bir kültür, arabeski sevenler ise toplumun istenmeyen kesimi olmaktan çıkmıştır. Arabesk, daha geniş kitleler tarafından teveccüh görmeye başlamıştır. Ancak her şeye rağmen 1980’den 1990’a kadar olan dönem arabesk için özgür bir dönem olmak yerine devletin arabeski kendi isteği doğrultusunda biçimlendirdiği bir dönem olmuştur. 1989 yılına gelindiğinde ise dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Tınaz Titiz’in organize ettiği 1. Müzik Kongresi’nde, sözleri itibarıyla kaderci bir anlayışı içinde barındırmayan arabesk müziğin desteklenmesi yönünde karar alınmıştır.

Bu müzik konsepti için arabesk sanatçısı Hakkı Bulut’a, konsepte uygun bir melodi ısmarlanmıştır. Söz ve müziği Hakkı Bulut’a ait olan, düzenlemesini Bulut’la Esin Engin’in birlikte yaptığı ‘Seven Kıskanır’ın, Tınaz Titiz’in müzik danışmanı Candan Selanik, ‘halkın müzik beğenisinin geliştirilmesi ve arabeskten uzaklaştırılması’ amacıyla gerçekleştirildiğini açıklamış ve ‘arabesk tehlikesinin sanıldığından daha büyük olduğunu, devletin artık bu olaya sırt çeviremeyecek duruma geldiğini, o nedenle de böyle bir müdahaleye lüzum gördüklerini söylemiştir. Amaç, halkı çile ve mazoşizm izleri taşıyan müzikten uzaklaştırmaktır. Öte yandan Kültür Bakanlığı’nın Müzik Danışmanı Candan Selanik,özel düzenlemeli şarkının TRT’de yayınlanmasının ardından, arabeskle ilgili yapılan düzenlemenin, dozu azaltarak kişiyi uyuşturucudan kurtarmak gibi bir şey olduğunu belirtmiş ve enstrümanlarda arabesk unsurların arındırılarak, ses partilerinde de ayıklamalar yapılacağını vurgulamıştır.

Söz konusu bu arabesk çalışması uzun süre gündemi meşgul etmiş ve kamuoyunda bu arabeske “acısız arabesk” adı verilmiştir. Sonuç olarak TRT’nin kapıları bu şarkıyla arabeske açılmıştır. Arabesk müzik, devletle barıştıktan sonra serbest piyasa ekonomisi koşullarının şekillendirdiği bir tür hâline gelerek Türk pop müziği başta olmak üzere Türkiye’de icra edilen her türlü müziğin gelişimini derinden etkilemiştir. 1990’ lı yıllarda özel kanalların yayına girmesi ve popüler müzikte çeşitlenmenin ve üretim patlamasının yaşanması ile birlikte arabesk müzik de geniş kitlelere daha rahat ulaşmaya başlamıştır. Bu dönemde arabeskin ünlü isimleri özel televizyon kanallarında gerek klipleri gerekse katıldıkları televizyon show’larıyla revaçtadır. Öte yandan pop dünyasında yeni isimler çıkmakta ve pop ve arabesk arasındaki buzlar giderek erimektedir.

müslüm gürses arabesk müzik
müslüm gürses arabesk müzik

2000’li yıllara gelindiğinde arabesk, Türkiye’nin popüler ortamına tamamen nüfuz etmiştir. Bu yıllar, arabeskin kültürel yansımalarının toplumun daha geniş kesimlerince kabullenildiği bir dönem olmuştur. Arabesk müzikle pop müzik ve türküler iç içe geçmiş, bazı pop-rock türünde şarkılar arabeskçiler tarafından seslendirilmiştir. Örneğin Şebnem Ferah’ın “Sigara”, Teoman’ın “Paramparça” gibi şarkılarını Müslüm Gürses yorumlamıştır. Orhan Gencebay şarkıları ise farklı pop, rock şarkıcıları tarafından yorumlanmıştır. Eğitimli gençler tarafından da kabul gören pop-rock şarkıcılarının sahip çıkmasıyla da, arabeskin cahil, kaderci kesimin müziği olma algısı yıkılmış ve arabesk “kıro” müziği olma imajından büyük ölçüde kurtulmuştur. Ayrıca, çok seyredilen televizyon dizileri de arabeskin toplumun geniş kesimindeki olumsuz imajının yıkılmasına yardımcı olmuştur. TRT’de yayınlanan “Seksenler” adlı dizi de Ümit Besen’in “Okul Yolunda” adlı şarkısının müziği sık sık duyulmuş, Orhan Gencebay’ın “Beni Böyle Sev” şarkısı da bir dizi adı olarak kullanılmıştır. Sadece dizilerde duyulan şarkılar değil, dizilerin beğenilenleri de içerik itibariyle arabesk olmuştur. Geleneksel ilişkileri ön plana çıkaran “köy” dizileri ve özellikle bunlardan, diyalogların agresif olduğu, karakterlerin birbirlerine beylik sözler söyledikleri, eğitimli de olsa ezilmeyi göze alan ve erkeğini her koşulda affeden kadınların olduğu diziler en çok seyredilenler arasında yer almıştır.

Yine 2000’li yıllar arabesk devlerinin bir anlamda geçmişteki çalışmalarından ötürü onlara baba ve imparator diye hitap edildiği ve bu isimlerin AKP iktidarıyla kurdukları yakın ilişkilerden ötürü barış süreçlerinde rol oynayan, akîl insan olarak görev alarak aynı fondan konuştukları bir dönem olmuştur. Bir noktada artık eski eserler sürekli tekrarlanmakta, arabesk geçmişteki gibi yeni-güçlü sesler çıkaramamakta ve devletin arabeske karşı sıkı denetiminin olduğu yıllar oldukça geride kalmış görünmektedir. Dilber Ay’ın Flash TV’deki Kadere Mahkûmlar programı hem popüler kültürün, hem de arabesk müziğin birçok unsuru içermektedir. Dilber Ay, programı tam teşekküllü bir hapishane simülasyonu içinde, demir parmaklıkların ardından arabesk şarkılar eşliğinde sunar. İzleyiciler Dilber Ay’a Dilberay Ana diye hitap etmektedir. Bunun nedeni Dilber Ay’ın kendisinin de namus yüzünden cezaevinde yatmış eski bir mahkûm olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında Dilber Ay izleyicisinin dilini konuşabilen ve adeta onlardan biri olmayı başaran son derece gerçekçi bir karakterdir. Tekelioğlu Kadere Mahkûmlarda söylenen şarkıların arabesk olmakla beraber, tavrın eski arabeskçilerden çok farklı olduğunu : “Orhan Baba’nın iyi kötü ‘kadere’ bir itirazı vardı, yenisinde direniş ruhundan eser kalmamış. Dilber Ay, ‘isyandan’ asla medet ummuyor, aksine mahpustakilere sürekli olarak sükûnet telkin ediyor, tevekkülden medet umuyor” sözleriyle belirtmiştir.

Başlangıcından günümüze dek Arabesk geçirdiği süreç içerisinde; kültürel ve sosyo-ekonomik koşullara göre evrilmiş, ilk çıktığı dönemden bugüne farklı bir anlam kazanmış ve geniş kitlelerin arabeske karşı olan tutumu zaman içinde büyük bir değişiklik göstermiştir. Sosyo-ekonomik ve teknik koşullarla birlikte, hükümetlerin kültür-sanat konularında izledikleri politikalar da arabeskin yaşadığı değişimlerde belirleyici olmuştur. Arabesk kültürünü belli bir kitleye mal eden, ulusal kimliği yozlaştıran değerlendirmeler yapılmadan önce, siyasi ve sosyo-ekonomik gerçekler göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca arabesk, acımasızca eleştirilmeden önce, sadece arabeskin, Türk diline zarar veren ve şiddeti özendiren kötü örnekleri değil, yumuşak üslupla ve temiz Türkçe ile yazılmış ve bestelenmiş eserleri de düşünülmelidir. Ancak her şeyden önce, dili ve kültürü yozlaştıran, akıl dışı duyguları ve kıskançlıkları harekete geçiren, karamsar ve şiddet içerikli müziklerin ve diğer ürünlerin, neden toplumun bu kadar geniş bir kesimi tarafından sahiplenilip benimsendiği sorgulanmalıdır.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Eski Türklerde Müzik

Arabesk Müzik – Vikipedi

Kaynak

Şule Gülpınar, Arabesk Rap İcra Edenlerin Toplumsal Özellikleri (Malatya Örneği)

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Şule Gülpınar’a aittir.

*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.