FelsefeTarih

Tarihsel Süreçte Kehanetler ve Kahinlik Mesleği

İnsanoğlunun hayatta kalma mücadelesine avcılık ve toplayıcılık yaparak devam ettiği çağlarda yaşam tarzı günlük yemeği bir şekilde elde etmek ve bir sonraki gün için yeterli enerjiyi sağlamak ekseninde ilerlemekteydi. Kaçmak, kovalamak ve barınmak gibi faaliyetler şeklinde devam eden günlük hayat, alet edevat kullanımı ve sonrasında gelen yerleşik hayata geçiş ile bu toplulukların dikkatlerini farklı mecralara çevirmelerini sağlamıştı. Yavaş yavaş sosyal hayata geçiş yapan insanoğlu bireylerarası iletişimin ivme kazandığı dönemlerden itibaren etrafında cereyan eden olaylara daha geniş bir perspektiften bakmaya başladı. Daha öncesinde hiçbir şekilde kontrol edemeyeceğini düşündüğü doğa olaylarına karşı harekete geçme isteği buna örnek olarak verilebilir. Müdahale edemedikleri bu olayları önceden bilmenin ona sağlayacağı yararı fark eden insanoğlu kendince geliştirdiği tekniklerle geleceği okuma macerasına atlamış ve çağlar boyunca farklı yollarla bu uğraşa devam etmiştir. Bu sebeple kâhinlik ve gelecekten haber verme olgusu toplum içindeki popülaritesini korumuştur.

İnsanoğlunun geleceği öğrenme yahut tahmin etme çabalarının temelinin gökyüzü incelemeleri ve takvim oluşturma çabaları olduğunu bilmekteyiz; Günümüzden 40.000 yıl öncesinde başlayan Geç Paleolitik Çağda insanın Ay gözlemleri yaparak, bunları hayvan kemikleri üzerine kaydettiği tespit edilmiştir. Ele geçen bulgular Neolitik Çağ insanının gökyüzünü, özellikle de Güneş’in ve Ay’ın hareketlerini gözlemlediğini göstermektedir. Bu tür kayıtların ilk örneklerinden biri, günümüzden 15.000 yıl öncesine tarihlenip, Ukrayna’da mamut boynuzu üzerine kazınmış halde bulunmuş olan, dolunay ve yeniayın sıra ve aralıklarını gösteren buluntulardır. Bu buluntular bugün, insanın tuttuğu en eski ay evresi kayıtları olarak kabul edilmektedir. Bu kayıtlar sürekli bir gelenek oluşturmadığı için, Paleolitik Çağ insanının takvimi olarak yorumlanamasa da insanın doğa olaylarını gözlemleyerek kaydetmesi geleneğinin öncülerindendir.

İnsanların daha fazlasını bilebilme isteklerini kendi yöntemleriyle karşılamaya çalışan kâhinler sezgi yoluyla veya bazı materyaller kullanarak geleceği görebildikleri iddiasındaydılar. Bazı bilim insanları ise bilimsel gerçekliklerden hareketle başladıkları varsayımları kehanette bulunma noktasına taşımaktaydılar. Örneğin filozof, ekonomist ve yazar A.A. Bogdanov (Ö:1928) Kızıl Yıldız adlı romanında (1908) eksi madde adını verdiği antimaddenin keşfi hakkında kehanette bulunuyordu. Ayrıca atomun parçalanmasıyla çalışacak olan atom motorlarını, kompüterlerin kullanımından doğacak olan bilimsel ve teknik bir devrimi ve sentetik maddelerin ortaya çıkışını önceden görüyordu.

Sosyal statü anlamında içinde yaşadıkları toplumların ait oldukları dini ve kültürel değerlerine paralel olarak yükselen kâhinler, öngörüleri için astronomik olayları analiz etme, yüz hatlarını inceleme, el çizgilerine bakma gibi yöntemler kullanmaktaydılar. Bunlarla beraber zar, bakla, kum, kemik, kâğıt, kahve ve çok eski zamanlarda hayvan bağırsağı da onların öngörüleri için kullandıkları materyallerdendi. “Babil’de çocukların doğum ayları ve özürlü doğumlara göre yapılan yorumlar, tıbbi belirtiler, insan fizyonomisi ve hayvan davranışları için rüya ve takvim falı ile astroloji teknikleri kullanılıyordu. Mezopotamyalılar göğün yazıları olan yıldızları, eski Yunan’lar kuşların uçuş tarzlarını inceleyen Mantist ismindeki rahip yardımcılarını bu amaç için kullanırken, eski Roma’lılar da kuş falları vasıtası ile gelecekten ve tanrıların isteklerinden haberdar olmaya çalışıyorlardı. Eski Çinliler’de de fal ve kehanet uzun bir geçmişe sahipti. Şang hanedanı zamanından itibaren bu ülkede devlete ait işlerde verilecek kararı belirlemek amacıyla koyun, öküz kemikleri, kaplumbağa kabuğu ile tabiat ruhları ve atalara danışma şeklinde fala bakılırdı”. Bazı ritüellerde kurban edilen hayvanın belli iç organlarına bakılır, ateş yakılır, bu ateşin ve ondan çıkan dumanın oluşturduğu şekillere göre henüz vuku bulmamış olaylar tahmin edilmeye çalışılırdı. Bundan farklı şekilde su kullanılarak da bazı öngörülerde bulunulur, etrafında ateş yanan bir tasa bakılıp alevlerin suyun üstünde oluşturduğu yansımalara göre gelecek hakkında yorumlar yapılırdı. Bu alev yansımalarının sadece hamile olan kadınlar veya ergenlik döneminde olan gençler tarafından görülebilecekleri düşünülürdü. Ayrıca rüzgârın suda oluşturduğu dalgalara bakılarak da kâhinlik yapılmaktaydı.

Bir diğer kâhinlik şeklide yılanın yeni doğan bir çocuğu ısırıp ısırmadığına bakılır, yılan ona zarar vermezse çocuğun meşru annesinin kehanete başvurulan konuda masum olduğuna kanaat getirilirdi. Başka bir geleceği
görme ritüelinde kemiklerin ve zarların üzerine harfler yazılır sonra rasgele atılan zar ve kemiklerde çıkan harflere göre danışanın sorularına yanıt aranırdı. Kişinin ismine göre yapılmaya çalışılan bir kehanette her harfin karşılığı olarak bir sayı verilir çıkan sonuca göre değerlendirmeler yapılırdı. Bu tekniklerden farklı olarak diğer âlemlerden ruhsal varlıklara danışarak yapılan kehanetler de mevcuttu. Gerçek olduğu düşünülen kehanetlerde kullanılan eşyanın sadece odaklanmayı sağladığı, o sırada asıl olanın ise ruhani varlıklardan alınan yardımlar olduğu bu kişiler tarafından söylenegelmiştir. Sadece herhangi bir cisme bakıp onun aldığı şekil ve durumuna göre yorum yaparak kehanette bulunmanın onlar tarafından çok güvenilir bir yöntem olarak kabul edilmediği açıktır. Kehanetlerde bulunma eylemi kâhinler tarafından kendilerine doğuştan verilen bir yetenek olarak aktarılsa da eğitim bu mesleğin önemli ayaklarından birini oluşturmakta idi. Çok eski çağlardan bu yana kâhinlerin eğitildiği birçok mekân keşfedilmiş, yapılan çalışmalarla bu yerlerin rastgele belirlenmediği ortaya çıkmıştır. Ulaşım bakımından sapa yerlerde olan bu merkezlerden bazıları, Mısır’ın kuzeyinde olan Canopus’taki Serapeum mabedidir. Bu mabetle ilgili bilgiler oranın bir kehanet merkezi olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır. Yine Dodona, Omfalos, Thera, Apollon, Gata Burno, El Mara, Triton Gölü bu kehanet merkezlerindendir. Bu yerlerin birbirlerine 1 derece enlem uzaklığında olmaları da yine rastgele kurulmadıklarına işarettir.

Tarih öncesi devirleri de içine alan çok geniş bir zaman diliminde geçerli olan kâhinlik kavramı ile İslâm kültüründeki müneccimliğin birbirlerinden ayrıldıkları temel nokta müneccimliğin bilimsel temeller üzerine kurulu olmasıdır. Bu temelin dayanak noktası astronomi bilimine müracaatın zarureti idi. Bu bilim Müslümanların dini hayatında önem taşıyan bilgilere ulaşılması, mesela namaz vakitlerinin belirlenmesi, Ramazan ayının başlangıcının tespiti ve hac ibadetinin ifası açısından önem taşımaktaydı. Çin, Mezopotamya, Eski Yunan, Mısır gibi köklü uygarlıkların tarımsal faaliyetler ve hava tahminleri gibi konularda başlattığı astronomi atılımları zaman içerisinde gök cisimlerinin konumlarının belli bir disiplin çerçevesinde incelenmesiyle yoluna devam etmiştir. Hiparkos’un milattan 4O Yıl önce Güneş ile Ay’ın hareket takvimini gösteren zîci bunun örneklerindendir. Ancak kendisinden önce gelenlerin usulüne uymadığı, başka yıldızların hareket takvimini vermediği gibi pek çok gözlem yanlışını da ihtiva eden bu zîc 285 yıl kullanıldıktan sonra İskenderiyeli Batlamyus M.S. 120 Yılında yıldızların hareketlerini gözleyerek yeni bir zîc yazdı.

İlk zamanlarda yalnızca kralların ve yüksek mevkideki yöneticilerin hizmetinde elitist bir disiplin olarak ortaya çıkan astroloji gerek tarımsal faaliyet hesaplamalarındaki tartışılmaz işlevi gerekse iklimsel olayların önceden tahmininin getirdiği konfor sayesinde gitgide daha geniş kesimler tarafından kullanılmaya başladı. Bahsi geçen
kültürler gibi Arap toplumu da yıldızlar ilmine eski çağlardan beri ilgi duymaktaydı. İslam öncesi dönemde Yunan medeniyeti ile temas halinde olan Araplar birçok Latince eseri kendi dillerine çevirmiş ve Arap astrolojisi bu eserler üzerine bina edilip müneccimlik ilmi ortaya konmuştur. Ortaçağa gelindiğinde farklı bir bilim dalının kahinlikle birlikte zikredildiğini görmekteyiz. Artan madencilik faaliyetleriyle beraber elde edilen malzemelerin çeşitliliği bu madenlerin birbirlerini dönüştürmede kullanılma çabalarını da beraberinde getirmiştir. İşte simyacılık faaliyetleri bu çalışmaların sonucunda ortaya çıkmış ve elde ettiği şaşırtıcı sonuçlarla günden güne popülaritesini artırmıştır. Kehanetlerde bulunan insanların diğerlerini etkilemek için kullandıkları ateş, duman gibi simya ile elde edilen görsel malzemeler toplum tarafından onların mucizesi olarak nitelendirilmiş ve kâhinlerin ünlerinin artırmalarını sağlamıştır. Ortaçağın, şüphesiz en tanınmış kâhinlerinden biri Nostradamus’tur. Onu eğiten dedesinin ilgi alanı aslında astronomi yani gökyüzü, yıldızlar ve hareketleridir.

Kendisi aslen Fransız bir doktor olan Nostradamus bu dönemde insanlarca bir dizi kehanette bulunduğu düşünülen bir eser bırakmıştır. Kimi bilim insanlarına göre Nostradamus geçmişte yaşanmış olayları çok iyi okuyup kehanetlerini bunlarla temellendirmiştir. O, evrende vuku bulan olayların hepsinin birbirinin aynısı olmakla beraber büyüklüklerinin ve dolayısı ile de etki alanlarının farklı olduğunu savunmaktadır. Kilise engizisyonu uzunca bir müddet Nostradamus’u cadılıkla ilişkilendirmeye çalışmış ancak onunla büyücülük arasında bir bağ bulamamıştır. Bunun sebebinin onun kehanetlerinin şiirsel ve tam anlaşılır olmaması olduğu söylenebilir. Metinlerindeki bu örtülü anlatım sebebiyle onun büyük bir kâhin mi, yoksa dizeleri zorlama şekilde birtakım olaylarla ilişkilendirilen bir bilim insanı mı olduğu halen tartışılmaktadır.Ortaçağın başlarında yönetimin ve toplumun kâhinliğe bakışı son derece pozitif iken daha sonra yaşanan gelişmelerle bu durum değişmiş, büyücü gibi algılanan ve bazı insanların ölümüne yol açtığı düşünülen insanların idamlarıyla farklı olaylar gelişmiştir. Ardı ardına gelen bu idamların toplumun huzurunu kaçırdığı iddia edilen cadıları avlama merasimine dönüşecek kadar ileri gitmesi binlerce kişinin öldürülmesiyle sonuçlanmıştır.

Kehanet Yılı

Ortaçağdaki cadı avları sırasında birçok şamanın da yapageldikleri mesleklerinden dolayı öldürüldükleri söylenmektedir. Cadıların, yaptıkları kara büyüler sebebiyle öldürüldükleri söylense de bununla itham edilen birçok kadının çok fakir olduğu ve aslında yönetimlere direndikleri gerçeği, öldürülme sebeplerinin toplumsal yanlışları yüksek sesle dillendirmeleri olabileceği kanısını güçlendirmektedir. Ortaçağın sonunda başlayan ve 350 yıl boyunca süren cadı avında kadınların suçlanmasını sağlayan standart bir ölçü olmadığını, ilk başlarda ebeler ve şifacı kadınların büyü yaptıkları iddiasıyla hedef olarak seçildiğini görüyoruz. Bununla beraber başlangıçta kimsesiz ve fiziksel engelli yaşlı kadınların seçilip akabinde cadı profilinin değişime uğrayarak şeytan ile iş birliği yapan kadın profilinin oluştuğunu anlıyoruz. Bu ve bunun gibi tarihlendirmelerle kopmayan kıyamete, dünyanın gelmeyen sonuna, hep başka tarihler gösterilerek defalarca zaman tayininde bulunulmaya çalışılmış, ancak beklenen son gelmemiştir.

Kehanetler Kitabı

Ortaçağda öngörülen kehanetlerin ne olduğuna ve hangilerinin gerçekleştiğine göz attığımızda; 1139 yılında Aziz Malaki’nin yazdığı ‘Papalar Kehaneti’ enteresan bir örnek olarak karşımıza çıkar. 800 yıldan fazla sürecek bir zaman diliminde gelecek papaları, yani 111 kişiyi, başa gelme sırasıyla yazan Aziz Malaki kehanetinde bu papaların ya doğduğu şehirlere ya da isimlerine yer vermiştir. Söylenenlere göre Aziz Malaki kendi ölümünü de tahmin etmişti. Bingenli Azize Hildegarde (ö 1179) 1138 yılında insanlara aktarması gerektiğini düşündüğü içindeki sesin şunları söylediğini bildirmiştir “Tanrı inancı tamamen bir kenara itildiğinde, zorlu ve kanlı savaşlar birbirleriyle yarışırcasına patlak verecek ve sayısız insan buralarda ölecek, şehirler de birer harabeye dönüşecek.” Azize Hildegarde’ın bu kehaneti çağdaşı olan Aziz Malaki’nin kehanetleriyle de bir anlamda örtüşmekteydi. Bir grup tarihçi sonraki yüzyıllarda artarak devam eden kanlı savaşların Hildegarde’ı haklı çıkardığını düşünürken, bunun tersini düşünen diğer bir grup da bahsi geçen yüzyıllardaki siyasi çözülmelerin ve kötüye gidişin sıradan insanlar tarafından da pekâlâ okunabileceğini iddia etmiştir.

Ortaçağ İtalya’sında bir keşiş olan Fiore, dönemin en büyük kâhini olarak adlandırılmıştır. Ölümünün ardından incelenen eserlerinde Hristiyanlık dünyasının merkezi rolünü üstlenmiş olan Roma’nın, aslında bizzat kendisinin tüm disiplinlerden uzak ve dindeki bozuklukların başlıca kaynağı olduğu ve dolayısıyla bunun karşılığını göreceği, Tanrı’nın ilk tokadını Roma’nın yiyeceği söyleminde bulunmuştur. Fiore’nin ifadelerinde yine Malaki’nin kehanetlerine benzer söylemlere rastlanmaktadır. Jean De Vatıguerro, (ö ) Ortaçağda yapılan kehanetleri toplayarak bir kitapta yayınladı. Bu kitapta kendisine büyü ile uğraşanlar tarafından birçok bilgi aktarıldığını belirtmiş ve kehanetlerde bulunmuştur. Fransa ve başkenti ile ilgili kehanetlerinde ihtilali, cumhuriyetin ilanını, bazı depremlerle şehirlerin, kalelerin yıkılacağını söylemiştir. Ayrıca salgın hastalıklar, açlık gibi felaketlerden de söz etmiştir.

Bu bilgiler ışığında müneccimlik kurumunun köklü, temellerini bilimden alan ve çıkış noktası itibarı ile insanlığın ortak faydalanımını amaçlayan yapısıyla kâhinlik ve kehanette bulunma gerçeğinden ayrıldığını söyleyebiliriz. Zira kehanet birtakım farklı teknikler ortaya koyan kâhinlerin bireysel faaliyeti, kendi söylemleriyle, kendilerine verilen yüce bir armağan olarak daha bireysel, kapalı ve öznel bir eylem olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yararlanılan Kaynaklar

Esma Özçelik Morkoç, Osmanlı Devleti’nde Müneccimbaşılık ve Müneccimbaşı Hüseyin Efendi

James E. McClellan III ve Harold Dorn, Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji

Ekmeleddin İhsanoğlu, Batı Bilimi ve Osmanlı Dünyası: Bir İnceleme Örneği Olarak Modern Astronominin Osmanlı’ya Girişi(1660-1860)

Yücel Aksan, “1450-1750 Yılları Arasında Avrupa’da Cadılık”, Tarih İncelemeleri Dergisi, C: XXVIII, sy.2

Haydar Akın, Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı

 

*Bu çalışmanın tüm hakları, Esma Özçelik Morkoç’a aittir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün