Genel

Tarihte Giyim

Giyinmenin ilk sebebi olarak iklim şartlarını gösterebiliriz. Özellikle soğuk havanın hakim olduğu bölgelerde giyinmenin kaçınılmaz bir zaruret halini almış olabileceği akla gelen ilk ihtimaldir. Arlinda Kazazi, giyim tarihini şu cümlelerle açıklamıştır: “Cinsel uzuvların örtünmesiyle başlayan giyim, insanoğlunun genellikle coğrafi yapı ve insan bedeninin özellikleriyle ilgilidir.Yine çöl ikliminin hüküm sürdüğü bölgelerde güneş ışınlarının örtündüğü, yüzlerine taktıkları peçenin bile bu amaçla toplumlara yerleştiği ihtimali herkesin aklına gelen ilk sebeptir”.

Çeşitli nedenlerle başlayan giyinme alışkanlığı, kişinin dünya görüşünü, psikolojisini, sosyal seviyesini de etkilemiştir. Bu değişim, insanın giyim kuşamıyla algılanmasını ortaya çıkarmıştır. İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem’in eşi ve çocuklarının dokudukları kumaşlardan elbiseler yapıp giyindiklerini pek çok din kitabından bilmekteyiz. Tarihi araştırmalar, yapılan kazı çalışmalarından ve çeşitli belgelerden eski çağlarda yaşayan kavimlerin ya da toplulukların giyimleri hakkında bilgi sahibi olunmaktadır. İlerleyen bölümlerde daha ayrıntılı şekilde konuyla ilgili daha detaylı bilgi verilecektir ama kısaca bilgi vermek gerekirse; eski çağlardaki insanların da sosyal kategorilere göre giyim kuşamlarının değiştiğini ve farklılık gösterdiğini söyleyebiliriz. Amerika’da St. Louis Washington Üniversitesi’nden antropolog Erik Trinkaus, Çin’de Tianyuan Mağarası’nda 42.000 yıllık ayak parmak kemiklerini inceleyerek, Doğu Asya’da insanların yaklaşık 40.000 yıl kadar önce ayakkabı kullanmaya başladıklarını ortaya koymuştur.

Aynı zamanda Elam’da M.Ö 5000 yıllarına ait olduğunu düşünülen o zamanın modasına uygun olduğu zannedilen kısa kollu bir bluz ve süslü bir eteklik giymiş bronzdan bir kadın heykeli bulunmuştur. Bu kalıntılar, Elam uygarlığının yün dokumacılığında ileri aşamada olduğunu göstermektedir. Büken yün ile ilgili “Mezopotamya’da çok eski çağlardan beri koyun yetiştirildiği için yün de işlenebilmekteydi. M.Ö 6000 yıllarında Babilonya’lıların yünden elbise giydiği, Asurîlerin ve Keldanilerin ilk yün kullanan ülkeler olduğu kabul edilmektedir” açıklamayı yapmıştır. Atav ipek kumaşlarıyla ilgili açıklamayı “Antik Asya’nın önemli bir medeniyeti olan Çin ise giyim tarihine ipek kumaşlar ile katkıda bulunmuştur. Belgelere dayalı olarak ipekböceğinin M.Ö. 2000 yıllarında Çin’de yetiştirildiği ve kozalarından ipek elde edildiği bilinmektedir” şeklinde yapmıştır.

Antik Mısır’da Giyim Kuşam

Antik Mısır’da keten kullanıldığı bilinmektedir. Sürekli keten kullanmalarının sebebi ise sürekli yıkanabilmektir. Kadınlar tek parça erkekler iki parça kıyafet kullanılarak çok basit giyinirlerdi. Mısır da dünya giyim kültürüne önemli katkılarda bulunmuş ve keten dokumacılığında ileri seviyeye gelmişlerdir. Günümüzde teknoloji yardımıyla donatılmış makinelerde üretebilen ince iplikleri Mısırlılar, M.Ö. 2500 tarihlerinde üretmiş ve keten iplikten dokunmuş kumaşları mumyalama işleminde kullanmışlardı. Bu kumaşlardaki ince dokuma Antik Mısırla ilgilenen bilim adamlarını hayrete düşürmüştür. Bu sade kıyafetlerinin aksine ağır makyajlar yapıp gerdanlıklar ve çeşitli takılar takarlardı. Göz makyajı Mısırlı kadınların en belirgin karakteristik özelliğiydi. Antik Mısır’da kadın erkek herkes takı takardı; zengin kişiler altın ve gümüşten yapılma takılar takarken fakir kişiler bakır ve çiniden yapılma takılar takarlardı. Aksesuara bu kadar meraklı bir toplum olmaları ilk şapkaya bu uygarlıkta rastlanmasıyla kanıtlanmıştı.

Daha sonraları, peştamal görünümlü giysilerin yerini önden pilili kısa bir etek ve üstüne bol ve pilili gömlek aldı. Antik Mısırlıların giydiği beyaz keten gömlek ve elbiseler toplumdan topluma çeşitlilik ve farklılık göstermişti. Firavunlar ve rahiplerin yüksek kalite kumaş kullanmaları bazı kesimlerin de altından materyaller takması bunun bir kanıtıydı. İşçiler keten peştamallarının üstüne hasır gibi örülmüş bir deri sararlardı, askerler ise peştamallarının arkasına kare şeklinde deri bir yama koyarlardı. Varlıklı ve asil Mısır’lılar elbiselerini boncuklu ve desenli yaptırarak farklı olduklarını belirgin bir şekilde ortaya koyuyorlardı.

Fotoğraf: Antik Mısır’da Kadın

Fotoğraf: Antik Mısır’da Keten Kumaş

Antik Yunan’da Giyim Kuşam
Antik Yunan’da kadınlar ve erkekler bol giysiler giyerlerdi. Tunikler renkli ve desenli ve çoğu zaman kemerle bağlanırdı. Soğuk havalarda şapka ve pelerin takarlar, sıcak havalarda ise tüm bedeni kaplayan ince kumaştan elbiseler ve altına deri sandaletler giyerlerdi. Antik Yunan kadınları giysilerinin üzerlerine mücevher takarlardı ve saçlarını yüzyıllarca modası geçmeyen bir gelenek olan topuzu yaparlardı. Saçlarına topuz yapmak Yunan kadınlarının en büyük şıklık ve şaşaa göstergesiydi. Kadınlar güzel kokulu kozmetik ürünleri kullanır, tırnaklarını boyarlardı. Ayrıca tenlerine pudra sürüp beyaz bir görüntü vererek bir Yunan geleneğini gerçekleştirirlerdi. Erkekler ise hep uzun saçlı olmuşlar ve Büyük İskender’in tıraş olma modasına kadar tüm erkekler sakallı olmuşlardı.

Fotoğraf: Antik Yunan’dan Kıyafet Örnekleri

Bizans Dönemi’nde Giyim Kuşam

Bizans kültürü doğu ve batının senteziydi. Bizans Dönemi’nin ilk zamanlarında tamamen Roma gelenekleri sürdürülürken IV. Yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun sona ermesiyle Bizans’ta da kıyafet değişikliği gerçekleşmişti. Bizans İmparatorluğu’nda giysiler açısından belirleyici özellikler sosyal ve ekonomik durum, yaş, cinsiyet ve meslekti. Kıyafetler iki grupta incelenir; aristokratlar, yöneticiler ve üst düzey memurlar, diğer grup ise yoksul kişiler, askerler, çiftçiler, hizmetçiler ve keşişlerdi.

Fotoğraf: Bizans Dönemi Kıyafet Örnekleri

Tunik adıyla bilinen giysi, Bizans’ta giyimin en temel giysisi olarak bilinir. İkinci gruptaki insanların günlük kıyafeti aynı zamanda birinci gruba mensup insanlar için içlik olarak kullanılan kıyafettir. Bu tunik düz bir şekilde omuzdan dize kadar rahat bir biçimde kullanılırdı. Kişiler kimi zaman belden kuşak ile sabitleyerek de kullanırlardı. Tuniğin kolları mevsim değişikliklerine göre uzun ya da kısa olabilmekteydi. Koptik tunik ise ikinci grup insanlarının en çok kullandığı tunik tipiydi. Bu tür tunikler dikdörtgen şeklinde, omuzlardan iğnelenerek bel kısmında sabitlenerek kullanılırdı. Dalmatika diye adlandırılan üst sınıflar tarafından ve özel törenlerde giyilen bir çeşit cüppe olan kıyafet X. ve XIII. Yüzyıllar arasında Bizans’ın en çok bilinen giysisi olma özelliğine sahipti. Dalmatikalar bir tunik veya gömleğin üzerine giyilir ve kemerle kullanılırdı. Uzun sıkı giysi kolları ve dize kadar inen bir kesimi vardı. Bu giysiler genelde kalın kumaştan olup üstüne inciler ve değerli taşlardan işlemeler yapılırdı. Bu yüzden alt sınıfa mensup kişilerin giymesi için oldukça pahalı bir kıyafetti. Dalmatikaların ipek dokumaları da vardı fakat sadece aristokrat insanlar satın alabiliyordu.

Doğu Roma’nın kurulduğu günden itibaren en çok kullanılan kıyafeti pantolondur. XII. Yüzyılın ilk yarısında erkeksi görünümü kaybettiren dar uzun çoraplar giyilmeye başlanmıştı. XII. Yüzyılın sonlarına doğru çoraplar üst sınıflar arasında da kullanılmaya başlanmıştı ve bu çoraplar çeşitli renklerde olabiliyordu. Ayakkabı ise Bizans İmparatorluğu’nda çok ender görülürdü, genelde sandalet giyilirdi. Kırmızı sandalet ise İmparator işaretiydi ve bunu giymek kesinlikle yasaktı.

Osmanlı Dönemi’nde Giyim Kuşam

Osmanlı imparatorluğu yüzyıllar boyunca tarihi, askeri, modası, giyim kuşamı gibi daha birçok kültürel zenginliğiyle tüm medeniyetleri etkilemiş ve günümüzde hala etkilemeye devam etmektedir. Hasarlı, Osmanlı giyim kültürünü “Osmanlı giyim kuşamın temelleri iki bin yıldan eskiye, Orta Asya giyim kültürüne uzanmaktaydı. Yaklaşık altı yüzyıl, Osmanlı kıyafetleri, kesim özellikleri açısından benzer şekilde devam etmiş, 19. Yüzyıldan itibaren köklü değişikliğe uğramıştı” şeklinde açıklamışlardır.

Osmanlı, Batılılaşma sürecine girmeden önce, kimi zaman kıyafet yasakları konusunda fermanlar yayınlamış ve bu fermanlarda Müslümanların ve gayrimüslimlerin kıyafetlerinin aynı olmaması hatta birbirine benzememesi özellikle belirtilmişti. Bunun yanında halk; dine ve ahlaka uygun giysiler giymesi konusunda ve israf olacak her türlü fazla giyimden ve moda tarzlarından vazgeçmesi konusunda şiddetle uyarılmıştı. Kadın giyimindeki değişiklik Tanzimat Fermanı ile başlayıp II. Meşrutiyet’ten sonrada hızlı bir şekilde gelişmişti. Avrupa modasına uygun giyim kuşamın dine uygun olmaması uzun süre eleştirilmiş olsa da ekonomisi çökmüş bir devlette kadınlar sosyal hayatta yer almazsa o devlet gelişemez. Bu gelişme de ferace ya da çarşafla olmaz düşüncesiyle Fransız modası tüm toplum tabakalarında hızlı yayılmıştı. II. Abdülhamid döneminde, kıyafet meselesi önemli bir konuydu. O dönemde moda; Mehasin, Kadınlar Dünyası, Hanımlara Mahsus Gazete adındaki kadın dergileri üzerinden şekillenmişti.

Kadınların Avrupa modasına ayak uydurmak için kendilerine komik duruma sokmaları önemli bir tartışmadır bu dergilerde modanın ne olduğu tartışması oldukça tartışılan bir konuydu. Bu dergi ve gazeteler; Osmanlı tarzının terk edilmesi ve daha çok hareket serbestliği sağlayan kıyafetler giyilmesine öncülük etmişlerdi. Osmanlı döneminde, saraya getirilen yerli ve yabancı modacılar ve sanatçılar, kültürler ve toplumlar arasında köprü görevi görmekteydi. Osmanlı sarayının giyim tarzı ve modası günümüzde hala etkisini göstermektedir ve geçmişten günümüze kadar uzanan dünya modasına ışık tutar. Osmanlı sarayında giyilen kadın giysileri birçok modacıya ilham kaynağı olmuştur.

Fotoğraf: Osmanlı Dönemi’nde Kadın Giysileri

Osmanlı dönemi kadınları XVI. Yüzyıl’dan itibaren sokakta ferace, peçe ve yaşmak giymişlerdi. Ferace; kışın yünlü yazları da ipek kumaştan yapılan, bedeni rahat ettiren, kolları bol, yere kadar inen bir giysi çeşidiydi. Yüzyıllar boyunca feracelerin biçimlerinde ve boyutlarında değişimler meydana gelmiştir. XIX. Yüzyılda feracelerin renklerinde ayrım yapılmıştır; gayrimüslimler açık renklerde ferace giyerken, Müslüman kadınlar kırmızı, yeşil ve mavi renklerde ferace giymişlerdi. Gülden Hasarlı Hasarlı editörlüğünde yazılan ” XVIII. Ve XIX. Yüzyıl Osmanlı Sarayı Kadın Giysileri Ve Bir Modernizasyon Çalışması” isimli eserde, saray giysileri şu şekilde anlatılmıştır:

“Saray giysilerinin ihtişamı Osmanlı’nın zenginliğini, kudretini yansıtmaktaydı. Bütün zamanını haremde geçiren ve hiyerarşik düzen içinde yaşamak zorunda kalan saray kadınlarının giysileri, halkın giysisinden daha düzenliydi. Sarayda giyim kuşama son derece önem verilir, özel olarak dokunmuş kaliteli kumaşlardan dikilmiş giysiler giyilirdi. Saray kadınlarının kalite arayışları dokumacılığın da gelişmesini de önemli ölçüde etkilemişti.”

Osmanlı Sarayında yaşayan kadınlar giyim ve kuşamlarına çok önem verir ve kaliteli kumaşlardan dikilmiş şaşalı kaftanlar giyerlerdi. XV. yüzyılda sarayda ve İstanbul’da insanlar pahalı ve şaşalı, Anadolu’da ve Rumeli da halk sade kıyafetler tercih ediyordu. Kadının ve erkeğin de bol kesimli uzun ve her yeri örtecek giysiler giymesi Osmanlı giyim tarzının en önemli özelliğiydi. XVI. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu, her alanda olduğu gibi giyim ve moda konusunda en üst düzeye gelmişti. XVII. Yüzyılda giyim modası ekonomik durumla paralel olarak gitmişti. XVIII. Yüzyılda yaşanan değişim süreci Osmanlıyı da etkilemiş ve giyim kuşam sosyal yaşamda değişmişti. Yine bu yüzyılda yaşanan Lale devrinde değişen sosyal yaşam kadınların giyim kuşam, süslenme ve moda anlayışını da derinden etkilemişti.

Fotoğraf: Osmanlı Dönemi’nde Kadın Kıyafetleri

Yine Hasarlı’nın bahsedilen eserinde, “XIX. yüzyılda Meşrutiyet’in ilanı ile Osmanlı’da Avrupa modasının etkisi görülmeye başlandı” şeklinde bir ifade de vardır. Bu yüzyılda şalvar gibi geleneksel giyim tarzı bırakılmış, özellikle Paris modasının etkili olduğu kıyafetler tercih edilmişti. Geleneksel kıyafetlerin yerini; vücuda oturan korseli elbiseler, uzun ve kabarık kollu bluzlar ve uzun fırfırlı etekler almıştı. Bu elbiseleri, yelpaze, şemsiye ve ya ipek eldiven gibi aksesuarlarla tamamlamışlardı. Ayrıca, Osmanlı kadınlarının çok önem verdiği gelinliklerde de Avrupa Modası hakim olmuştu. Pahalı ve kaliteli kumaşlara işlenmiş, pembe, açık krem ve mavi gibi ipek kumaşlardan kuyruklu gelinlikler dönem kadınları için tasarlanmıştı. – İki parçalı ve uzun kuyruklu olarak yapılmaya başlanan gelinlikler, sırma ve sim yanında dantel, inci ve pullar ile işlenmişti, ayrıca bu dönemde içi kürklü gelinlik kaftanları gelinlikler ile takım oluşturmaktaydı.

Ayrıca Hasarlı,  “1867’de Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahati dönüşünden sonra batı modasının etkisi hissedilmeye başlandı” açıklamasına da eserinde yer vermiştir. Şehirlerde kadınlar; uzun bindallılar yerine uzun etek ve ceketi tercih etmişlerdi. Giyim kuşamdaki batılılaşma kıyafetlerin uyumlu olmasından ve kombine uygun kumaşlı ayakkabıdan deri ayakkabı ve çanta kullanımına dek yansımıştı. Osmanlı’da kadınlar, her türlü giysi çeşidini bir arada kullanmalarına rağmen bütün olarak bakıldığında hepsi birer uyum içindedir. XIX. Yüzyılda, iş hayatına atılan kadınlar kıyafetlerinde rahatlığı ve sadeliği seçmişlerdi. Zengin kesim kadınlar iç çamaşırlarını ipek gömlekten seçmişlerdir. Aynı zamanda bellerine taktıkları kemerler zenginliğin göstergesiydi; bu kemerler kimi zaman elmas zümrüt gibi değerli taşlarla süslenmekteydi.

Kaynak

Yağmur Horasan Avcı, Kapitalizm Ve Moda

 

*Tüm hakları, Yağmur Horasan Avcı’ya aittir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün