Truman Doktrini Ve Türkiye

Truman Doktrini Nedir ?

ABD’de, “Doktrinler” Başkanlar tarafından ilan edilir. Özellikle tarihsel nitelikli yeni dış politika değişiklerini kapsar. Bu kapsam, ABD’yi ilgilendirdiği kadar, etkisi yönüyle tüm dünyada ilgi çekmiştir. Tarihte “Truman Doktrini” adıyla anılan doktrin, ABD Başkanı Truman tarafından 12 Mart 1947 tarihinde, Amerikan Kongresi’nden dünyaya ilan edilmiştir. Böylece Amerikan dış politika tarihinde önemli bir kırılma noktası yaşanmıştır. Bu kırılma noktasının başlangıcı ile dünya dengesinin baş kısmına oturan Amerika bu etkisini uzun yıllardır devam ettirmektedir.
1946 yılının Mart ayından itibaren ABD’nin Türkiye’ye ve bölgeye ilgisi daha fazla görünür olmaya başlamıştır. Missouri’nin Türkiye’ye gelişi ile ABD, SSCB’ye karşı bu bölgenin yanında olacağının mesajlarını vermeye başlamıştır. Fakat ABD, Türkiye’nin arzu ettiği hızda yol alamamıştır. “SSCB Notaları” ile bunalan Türkiye uzun bir süre daha kendi başına kalmıştır. Süreci hızlandıran gelişmelere İngiltere neden olmuştur. İngiltere, İkinci Dünya Savaşı’ndan galip ayrılmasına rağmen önemli oranda güç kaybetmiştir. Bunun etkisi ile ekonomisi zor duruma düşmüş, yardım yaptığı ülkelerle ilişkileri de zora girmeye başlamıştır. İşte bu nedenlerle, tarihsel bir ittifaka sahip olduğu ABD’ye, yani dünya dengelerinde yeni ve çok etkili bir güç olarak ortaya çıkan ABD’ye bir bildiri sunmuştur. İngiltere, bu bildiri ile bundan sonra, özellikle ciddi komünizm tehlikesi altında olan Yunanistan ve Türkiye’ye yardım yapamayacağını bildirmiştir.

21 Şubat 1947 tarihinde, 31 Mart 1947’den itibaren yardımları keseceğini bildirmiştir.

İngiltere, ayrıca ABD’ye bu iki ülkeye yardımların mutlaka devam etmesi gerektiğini de bildirmiştir. İngiltere’nin bu bildirisi aslında önemli bir tarihsel sürecin bitişini, yeni bir tarihsel sürecin başlangıcını da işaret etmektedir. İngiltere’nin bu bildiri ile ABD’nin dünyanın birinci gücü olduğu gerçeğini kabul ettiği söylenebilir. Özellikle Türkiye ve çevresindeki bölgelerin kontrolünü ABD’ye bırakmak zorunda kaldığı ifade edilebilir. İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’ye derhal yardım yapılmasını, bunun gerçekleşmemesi halinde, sözü edilen bu iki ülkenin tümden Sovyetlere kaptırılacağını ivedilikle belirtmiştir. İngiltere’nin, bu durumu, ABD’yi, daha da yaklaştığını ve ileride ağır bir baskı altında kalacaklarını düşündükleri “Komünizm Tehlikesi” ne karşı harekete geçirmiştir. Yardım konularında oluşturulan raporlar, İngiliz Raporları ile birlikte Truman’a sunulmuştur.
Raporlarda Yunanistan’a yardım konusunun acil olduğu, Türkiye konusunun acil olmadığı yer almıştır. Yunanistan’da bulunan mevcut hükümetin mutlak surette desteklenmesi suretiyle ayakta tutulmasının zorunluluğu ifade edilmiştir. Türkiye konusunda tereddütleri gidermek isteyen ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, Türkiye’deki Büyükelçileri olan Edwin Wilson’la irtibata geçerek, durumun hızlı bir şekilde değerlendirilip bakanlığına bildirilmesini istemektedir. Ancak, ABD Büyükelçiliğinin değerlendirmesinde, Sovyet işgal tehlikesinin olmadığı ifade edilmiştir. Bununla birlikte Sovyetlerin Türkiye’yi hep tehdit altında tutmak suretiyle ekonominin bozulmasını amaçladıklarını söylemiştir.

Sovyetlere karşı tedbir alan Türkiye’nin ordusunu terhis etmeyerek büyük bir ekonomik yükümlülüğün altına girdiği ifade edilmiştir.

Kısacası, SSCB’nin işgal gibi bir niyeti olsa bunu çok kısa sürede gerçekleştirebileceği, bunu yapmayarak tehdit tehlikesi yoluyla tam kontrol sağlamayı amaçladığı raporunu sunmuşlardır. Bu gelişmelerin neticesi olarak Başkan Truman, 12 Mart 1947 yılında, Kongre’de tarihi konuşmasını yapmıştır. Bu konuşmada Truman, Kongreye bazı tespitler yapmış ve Kongreden belirli isteklerde bulunmuştur. Bunları başlıklar halinde şu şekilde sıralamak mümkündür;

* Truman, Özellikle Yunanistan’ın desteklenmesinin çok önemli olduğunu Kongreye anlatmıştır. Bu desteği sağlamak için mevcut durumu göz önüne getirerek, Yunanistan’da iç savaşın devam ettiğini, bu savaşta SSCB Lideri Joseph Stalin’in sayıları birkaç binle ifade edilen komünist gerillalara yardımı bizzat organize ettiğini söylemiştir.
* Truman, Kongreye SSCB’ye güvenilemeyeceğini, bunu İran ve Yugoslavya konularında gördüklerini ifade etmiştir. Yunanistan ve Türkiye konusunda dikkatli olunmadığı takdirde Sovyet yayılmacılığının artık engellenemeyeceğini belirtmiştir. Bu durumun ise ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını tümden kaybedeceğini belirtmiştir.
* Truman, Sovyetlerin, Yunanistan’da komünist gerillaların desteklemesi ile birlikte, Türkiye’den toprak ve Boğazlardan üs istemesini ABD’nin ulusal güvenliğine engel teşkil ettiğini belirtmiştir. Kongre üyelerine bunun kabul edilir bir durum olmadığını anlatmıştır.
* Sovyetlerin niyetinin kötü olduğunu, 1946 yılında Nükleer enerji ve silahları konularındaki uluslararası denetimi reddettiğini, bunun açıkça barış taraftarı olmadığının göstergesi olduğunu dile getirmiştir.
* Truman, Yunanistan ve Türkiye’nin bir Sovyet müdahalesinden korunmasının gerekliğini anlatmıştır.
* Daha önce İngilizlerin yapmış oldukları yardımların bu kez ABD tarafından Yunanistan ve Türkiye’ye yapılması gerektiğini, bu durumun dış politika açısından bugün ve bundan sonra son derece önemli olduğunu belirtmiştir.

* Truman, bu yardımlar kapsamında Yunanistan ve Türkiye’ye 400 Milyon Dolar yardım yapılması gerektiğini ifade etmiştir. Bu yardımların denetimini ve işlerliğini sağlamak için sivil ve asker uzmanlar gönderileceğini vurgulamıştır.

* Truman, ABD’nin totaliter rejimlere karşı, özgür toplulukların yanında yer alması gerektiğini anlatmıştır.
* Truman, özgür toplumlara içerden yapılacak silahlı saldırılar ile dışarıdan gelebilecek baskılara karşı onların yanında olmaları gerektiğini belirtmiştir.
* Truman, özgür toplumların yanında yer alarak, onların toprak bütünlüklerinin yanında durduklarını herkese göstermeleri gerektiğini anlatmıştır.
* Truman, Yunanistan Hükümeti’nden durumun acil olduğunu belirten mali yardım başvurusu aldıklarını belirtmiştir.
Kongreye sunumunda Truman, özellikle Yunanistan’ın durumu üzerinde sıkça durmuştur. Kongre, Yunanistan’ın durumundan net olarak haberdar olmakla birlikte SSCB ile yaşanan süreci de tüm ayrıntıları ile öğrenme imkânına kavuşmuştur. Sovyetlerle ilişkilerin geldiği durum senatörler arasında belki de ilk kez bu kadar açıklıkla dile getirilmiştir. Kongrede, “Truman Doktrini” büyük bir şaşkınlık oluşturmakla birlikte tartışmalara da zemin hazırlamıştır. Senatörler, Amerikan politikalarında ciddi bir değişimin gerekliliği konusunda uzunca tartışmalara girmişlerdir. Elde edilecek bir faydanın olmayacağı konusunda da öneriler yapılmıştır.

Bununla birlikte, senatörler, İngiltere’nin bölgedeki haklarının koruyucusu haline getirilmek istendiği konusundaki tereddütlerini de iletmişlerdir.

Senatörler, Yunanistan ve Türkiye’deki rejimlerin demokratik nitelikten yoksun birer otokratik rejimler olduklarını ifade etmişlerdir. Bazı senatörler yardımlardan özellikle Türkiye’nin faydalanmaması gerektiğini, çünkü mali yapısının sağlam olduğunu, savaşa katılmadığını ifade etmişlerdir. Hatta “Ermeni” konusu bile gündeme getirilmiş, tüm bunlardan dolayı Türkiye’ye yardım yapılmaması istenmiştir. Türkiye’nin yardım yapılacak en son ülke olduğu da ayrıca vurgulanmıştır.
Senatörlerin istekleri doktrinde bazı noktaların daha ayrıntılı olarak ele alınmasına ve belirli konulara dikkat edilmesine zemin hazırlamıştır. Yapılacak yardımların, belirlenen konuların dışında kullanılıp kullanılmadığı konusu tartışılmış, senatörlerin isteği ile basının denetiminin sağlanması kararlaştırılmıştır. Bu doğrultuda yardım miktarları netleştirilmiş, Yunanistan’a 300 Milyon, Türkiye’ye ise 100 Milyon Dolar yardım yapılmasına karar verilmiştir.
Kongrede, oylamaya sunulan Yunanistan ve Türkiye’ye yardım tasarısı, 23 ret oyuna karşılık 63 kabul oyu ile kabul edilerek yasalaşmıştır. 22 Mayıs 1947’de Truman’ın imzasını takiben yürürlüğe girmiştir. Kongrede, Yunanistan’a 300, Türkiye’ye 100 Milyon şeklinde belirlenen miktarların ilk partisi 4 Ağustos 1947 tarihinde ilgili ülkelere ulaştırılmıştır. Truman, tasarının yasalaşmasından iki ay sonra düzenlemiş olduğu basın toplantısında yasayı tekrar savunmuştur. Bu savunmasında özellikle iki noktaya vurgu yapmıştır.

Truman, ekonomileri bozuk uluslara yardım yapmak sureti ile dünyaya huzur getirmeye ve totaliter baskıcılığa karşı özgürlükleri savunmaya ABD’nin devam edeceğini belirtmiştir.

Truman Doktrininin uygulama safhasında Türkiye–ABD arasında 12 Temmuz 1947’de bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaya kadar olan dönem ile bu anlaşmadan sonra olan dönemi ikiye ayırmak doğru bir yöntem olacaktır. Artık ABD, Sovyet tehlikesine karşı net bir adım atmış bulunmaktadır. Bu adım ile Yunanistan, Türkiye ve Ortadoğu konusunda müdahil olduğunu, olmaya devam etmek zorunda olduğunu, izlemiş olduğu politika ile dünyaya ilan etmiştir.

12 Temmuz 1947 Anlaşması’nı Türkiye–ABD ilişkileri bölümünde aktarmıştık. Burada değinilmesi gereken konu, bu yardımların neredeyse tamamının askeri amaçlı olduğu gerçeğidir. Bununla birlikte ekonomik kalkınmanın dikkate alınmamasıdır. Bunda, ABD yetkililerinin Türkiye’de bulunan büyükelçilik görevlilerinden aldıkları raporların etkisi oldukça fazladır. 1947 Anlaşması ile ilgili değerlendirmeler Türkiye’de de sıkça yapılmıştır. Anlaşmayı utanç verici anlaşmalar boyutunda değerlendirenler de çıkmıştır. Onların değerlendirmelerine göre, Sovyet tehditleri olmasa da bu anlaşmanın Türk Ulusuna asla yakışmadığı gerçeğidir.

Anlaşmada, söz konusu yardımın ABD Kongresi kararlarınca daha sonra değiştirilebileceği, bu değişikliği Türkiye’nin peşinen kabul etmiş sayılacağı gerçeğidir.

Bu durum ulusal çıkarlara aykırı bulunmuştur. Yapılan diğer değerlendirmeler ise yardımlar ile ABD etkisine sonuna kadar açıldığımız gerçeğidir. ABD’li uzman ve gazetecilerin bütün ülkede cirit atmasına zemin hazırlandığı durumudur. Bu duruma bu tarihten sonra verilebilecek çarpıcı örnek ise 1950 yılında gerçekleşmiştir. CHP iktidarının son aylarında bizzat Cumhurbaşkanı İnönü imzası ile üç Amerikalı İstatistik Genel Müdürlüğü bünyesinde istihdam edilmiştir. Bu kişilerin istihbarat amaçlı çalışma yaptıkları rahatlıkla tahmin edilebilir.
Anlaşmada ayrıca, yapılan askeri yardımların amacı dışında yani SSCB tehlikesi dışında kullanılamayacağı durumu ise eleştirilen konulardan biri olmuştur. Anlaşmanın imzalanmasını takiben ABD’li askeri uzmanların Türk Askeri Tesisleri’ne dağıldığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte bir kısım Türk Subayları, silahlar konusunda eğitim için ABD’ye gitmişlerdir. Diğer eleştirilen hususlardan biri ise, Türkiye’nin bu silahlara bütçe ayırması gerektiği, tamir, bakım, yedek parça adı altında önemli bir kaynağın ABD’ye aktarıldığıdır.
Truman Doktrini Türkiye’nin güvenlik arayışında önemli bir nokta olmuştur. Barış zamanında yapılan askeri anlaşma ile Türkiye–ABD ilişkileri çok uzun yıllar devam edecek bir sürece girmiştir. Doktrininin devamında yapılan bu anlaşma ile ayrıca, dünyanın iki kutba ayrıldığı gerçeği ABD tarafından ilan edilmiştir. ABD’nin, İngiltere’den emperyalist jandarmalığı bir yönüyle devraldığı şeklinde değerlendirmeler de yapılmıştır.

ABD bu doktrini, Yunanistan ve Türkiye dışına da yaymak istemiştir. Bu konuda Ortadoğu ülkelerini hedef seçmiştir.

ABD, bunu İngiltere ile birlikte düşünmüştür. Fakat Ortadoğu ülkeleri ABD’ye SSCB ile sınır komşusu olmadıkları, kendilerini bir Sovyet tehdidi altında hissetmedikleri mesajını iletmişlerdir. Böylece doktrinin kapsamı Arap dünyasına yayılmamıştır. Arap Devletlerinin ABD’ye karşı bu tutumu almasında Ortadoğu’da izlediği politikaların da rolü büyüktür. ABD’nin İsrail yanlısı izlediği politikaların bu sonucu doğurduğu öne sürülmektedir. Truman Doktrini’nin SSCB tarafından algılanışı ise rahatlıkla tahmin edilebilir. SSCB, doktrinin, diğer ülkelerin içişlerine karışmak için bir araç durumuna getirildiğini ifade etmiştir.
SSCB, doktrin kapsamında ABD’nin dünyada emperyalist amaçlar güttüğünü ifade etmiştir. Sovyetlerin bu tepkilerinde haklı olduğu ileri sürülebilir. Başkan Truman’ın selefinin aksine Sovyetlere karşı sert yaklaşımı bilinmektedir. Truman bu yaklaşımını basın önünde dile getirmekten ise çekinmemiştir. Truman bir nevi “soğuk savaşı” tırmandırmıştır. Truman, başkanlığı bıraktıktan sonra Sovyetlere tepkisel yaklaşımını değiştirmemiş, aksine artırmıştır. 28 Nisan 1957’de New York Times Gazetesi’ne verdiği demeçte Sovyetlerden sert sözlerle bahsetmeyi sürdürmüş, anladıkları tek şeyin güç olduğunu, dünya yüzündeki bütün savaş ve ayaklanmaların kaynağının onlar olduğunu ifade etmiştir.
Truman doktrini kapsamında, 1947–1949 arasında, ABD’den Türkiye’ye yapılan yardımın toplam tutarı 152,5 Milyon Amerikan Doları’na ulaşmıştır. Bu yardımların çok büyük bir kısmı askeri amaçlı olmuştur. Çok az bir kısmı ise (5 Milyon Dolar) yol yapımı şeklinde kullanılmıştır. 1951’e kadar olan ABD yardım tutarı ise 400 Milyon Dolar rakamlarına kadar ulaşmıştır.

Truman Doktrini ve devamında ABD ile yapılan askeri anlaşmanın Türkiye’deki yansımalarına değişik bir açıdan bakmakta fayda vardır.

O da bu iki gelişmenin dönemin iktidarı olan CHP’de nasıl yankılandığı gerçeğidir. Çünkü CHP’nin bakışı aynı zamanda devletin, belli bir ölçüde ise halkın bakış açısını yansıtmaktadır. 12 Temmuz 1947 Askeri Anlaşması’nın TBMM’de görüşülmesi sırasında söz alan CHP Milletvekili (Türkiye’de Başbakanlık da yapmıştır. Ara dönem olarak adlandırılan 26 Aralık 1971–3 Aralık 1971 döneminde, CHP Milletvekilliğinden istifa etmek şartı ile 12 Mart Muhtırası’nı yapan askeri erkân tarafından Başbakanlık görevine getirilmiştir) Nihat Erim, konuşmasında;
“Muhterem arkadaşlar; Büyük Meclisin kabulüne arz edilen bu kanun, yüksek tasvibinizden geçtikten sonra, Hükümetiniz, bugün memleketimizin emniyeti için birinci derecede önemi olan bu vesikanın tasdiknamelerini teati etmek fırsatını bulacaktır. İkinci Cihan Harbi’nin sona ermek üzere bulunduğu aylardan beri memleketimiz, hakikaten tarihimiz boyunca ender rastlanan, bir tehlike ile karşı karşıya bulunmaktadır. Devletler, bu türlü tehlikeleri önlemek için öteden beri birbirleriyle yardımlaşma yoluna girmişlerdir.1914-1918 Harbi sonuna kadar bu yardımlaşma, dünya ölçüsünde bir teşkilâta bağlanmaksızın mıntıka mıntıka devletlerin birbirlerine el uzatmaları şeklinde tahakkuk etti.
Birinci Cihan Harbinden sonra kurulmuş olan Milletler Cemiyeti yardımlaşmanın dünya ölçüsünde ilk fiilî teşebbüsü olarak meydana çıkmıştır. Fakat bu teşkilâttan Amerika Birleşmiş Devletlerinin hariç kalmış olması ve bu teşkilâtın bu vadide atılan ilk adım bulunması; dünya ölçüsünde yardımlaşma fikrini bu ilk teşebbüste maalesef muvaffakiyete ulaştıramamıştır ve İkinci Cihan Harbinin neden çıktığı araştırılırken, Amerika Birleşik Devletlerinin, Avrupa işlerine yakın ilgi göstermemesi sebepler arasında başta sayılmaktadır.  İkinci Cihan Harbi bütün milletlere o kadar ağır ve elim felâketler getirmiştir ki, milletler, daha harp sona ermeden önce; demin Sayın Dışişleri Bakanımızın temas ettiği gibi, San Fransisko’da toplanarak, yeniden bir teşkilât kurmak ve milletlerin güven ve barışını bununla korumak teşebbüsüne geçmişlerdir. Fakat hepinizin pekiyi bildiği sebepler dolayısı ile büyük ümitler ve halisane temennilerle kurulmuş olan bu teşkilât bugün işleyememektedir. Ve her memleket tıpkı eski devirlerde olduğu gibi kendi başının çaresine kendisi bakmak durumunda kalmıştır.

Her memleketin kendi başının çaresi aynı menfaatler ve aynı ideal sahibi milletlerle iş ve teşebbüs beraberliği yapmakla sağlanabilecektir.

Bugün, Türkiye’nin maruz bulunduğu büyük tehlike memleketimiz hesabına şükranla kaydedilecek bir müşahededir. Yalnız memleketimizi değil, belki bütün barış ve haksever milletleri, aynı zamanda tehdit eden bir tehlikedir. Amerika Birleşik Devletleri’nin, 170 sene evvel bağımsız bir Devlet olarak Milletlerarası münasebetlere katılması, başlı başına bir hâdise teşkil etmişti. Bugün de, ikinci Cihan Harbi ertesinde, kendi kıtasına çekilmeyerek, kıtası dışında, bilhassa Avrupa’da faal bir rol oynaması, ikinci Cihan Harbi ertesinin ağır tehditleriyle dolu olan devrinde, başlı başına rol oynayacak kadar mühimdir. Yine memleketimiz hesabına sevinçle müşahede etmekteyiz ki, Amerika Birleşik Devletlerinin şampiyonluğunu yaptığı fikirler, bizim de Millî rejim kurulduğu günden beri, Cumhuriyet Hükümetlerinin uğrunda çalıştığı fikirlerdir.
İkinci Cihan Harbi esnasında, 6 harp yılı boyunca, türlü tehditlere göğüs gererek mukavemet ettiğimiz tehlikelerden daha küçük olmayan ve belki de, daha büyük olan bu tehlike karşısında, müttefikimiz İngiltere ve yakin dostumuz Amerika Birleşik Devletleri ile beraber bütün barışsever memleketleri kendi safımızda görmekteyiz.
Bu itibarla Hükümetimizin 12 Temmuz’da Ankara’da imzalamış olduğu bu yardım anlaşmasını Dışişleri Komisyonumuz ve bendeniz, memleketin bugünkü şartlar içinde güvenliğini sağlayacak önemde ve başlı başına üzerinde durulacak değerde bir vesika addetmektedir. Bu vesika, Amerika Hükümeti tarafından verilecek ve şu kadar milyonluk dolarla ifade edilen bir askerî malzeme yardımı şeklinde, dar mütalâa edilmemek lâzımdır. Bu vesika bundan sonra Türk-Amerikan yakınlaşmasının ve münasebetlerinin inkişafının temel taşı telâkki edilmelidir. Büyük Millet Meclisi bu kanunu kabul ettikten sonra, Türk-Amerikan münasebetleri yeni bir devreye girmiş olacaktır. Dışişleri Komisyonu böyle bir kanunun, Hükümet tarafından Meclise getirilmiş olmasından dolayı duyduğu sevinci ifade etmekle bahtiyardır” ifadelerini kullanmıştır.

Nihat Erim’in sözlerinden de anlaşılacağı üzere ABD’ye CHP İktidarı nezdinde güven o kadar ileri seviyededir ki en ufak bir itiraz dahi olmamıştır.

TBMM’deki bu toplantı, CHP Milletvekili Kasım Gülek (1950- 1959 yılları arasında aralıksız olarak CHP Genel Sekreterliği yapmıştır) tarafından da benzer sözlerle dile getirilmiştir. Devamında yapılan oylamada oylamaya katılan tüm vekillerin olumlu oyları ile anlaşma TBMM’de onaylanmıştır. Truman Doktrini, Türkiye’de büyük bir ilgi uyandırmıştır. Dönemin gazetelerinde “Truman’dan tarihsel nutuk” başlığı ile birinci sayfalarda yer verilmiştir. Bu durumun önemli ekonomik ve toplumsal değişimi de beraberinde getirdiği söylenebilir. Henüz iş adamı seviyesinden çok uzak olan Türk tüccarlarının Amerika ile işbirliği başlamıştır.
Amerikan malları ülkeye serbest bir şekilde girmeye başlamıştır. Amerikanlara ait her şey büyük bir ilgi ve heyecanla takip edilmeye başlanmıştır. Elektrikle çalışan cihazlar adeta tapınma muamelesi görmeye başlamıştır. Büyük bir hızla gelişen bu Amerikan etkisi toplumda etkisini 1964 yılına kadar sürdürmüş, bu yıllarda yavaşlamış, 1980’lerden sonra eski hızını da aşarak devam etmiştir. Günümüzde de bütün hızıyla sürdüğü ifade edilebilir. Truman Doktrini sonucunda sağlanan yardımla hedeflenen “Sovyetler ve Komünizm Tehlikesi” kavramı neredeyse unutulmuş, Türkiye yeni bir politik anlayışla Batı’ya tam eklenerek bundan sonra yoluna bu şekilde devam etmeyi seçmiştir.

Truman Doktrini’nin, dönemin muhalefet partisi olan Demokrat Partisi yanlıları tarafından da büyük bir coşkuyla karşılandığı gerçeği de unutulmamalıdır.

Muhalefete yakın bir gazeteci olan Ahmet Emin Yalman, yardıma en büyük övgüyü yapanlardan biri olmuştur. Buradan da anlaşılacağı üzere, Amerikan yardımının içeriği hiç sorgulanmamıştır. Büyük bir kısmı farklı görüşlerden insanlar olsa da yardımdan duydukları memnuniyeti dile getirmişlerdir. Çok az bir kısım sayılabilecek olan “sol” anlayış doktrin kapsamında yapılan yardımların Türkiye’yi Amerikan hegemonyasına sürükleyeceğini iddia etmiştir. Bunlardan biri sayılabilecek olan Niyazi Berkes, Truman Doktrini’ni şöyle tanımlamıştır:
“Truman Doktrini, Yunanistan ile Türkiye’ye milyon dolar verme, bu iki ülkeye karşı birinde “iç savaş çıkarma” birinde ise “Boğazlar sorunu” gibi noktaları ifade ederek Sovyet Rusya baskısına karşı iki ülkeyi destekleme olarak görülür. Oysa Truman Doktrini bundan daha kapsamlı biri doktrindir. Truman Doktrini özgür ulusların bu haklarına karşı Sovyet Emperyalizmine çevrilmiş dini içerikli bir çağrıya dayanır. Özgürlüklerin savunulması Tanrıdan Amerikalılara verilmiş bir görevdi.”
Niyazi Berkes bu tanımlaması ile Amerika’nın bir nevi tanrısal bir yetkiyle hareket ettiğini, bunu yaparken de “özgürlükleri korumak” bahanesini kullandığını ifade etmektedir.

Truman Doktrini konusunda yapılacak en önemli tespitlerden biri hiç şüphesiz şudur;

doktrinde sıkça bahsedilen demokratik değerlere rağmen, doktrinin yayınlandığı dönemlerde demokrasi ülkesi olmayan iki ülkeye uygulanması üzerinde değerlendirme yapılması gereken bir konudur. Türkiye ve Yunanistan’ın demokratik değerlerden uzak bulunmasına rağmen doktrinin uygulama alanı olması da önemlidir. Bu da bize, ABD’nin harekete geçmesinde anılan iki ülkenin güvenliklerinden ziyade, kendi stratejik hedefleri konusunda adım attığını anlatmaktadır. Kısacası çıkarılması gereken sonuç ise, Yunanistan ve Türkiye’nin yönetim biçimlerinin, stratejik önemlerinin gerisinde kaldığı gerçeğidir.
Yararlanılan Kaynaklar
Metin İlhan, Türkiye’nin Nato’ya Girişi Ve Savunma Politikaları
John Spanier, Amerikan Dış Politikası
Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar
Barış Ertem, Türkiye-ABD İlişkilerinde Truman Doktrini ve Marshall Planı
Hikmet Erdoğdu, Avrupa’nın Geleceğinde Türkiye’nin Önemi ve NATO İttifakı
Çağrı Erhan, Truman Doktrini
Vedat Gürbüz, Türk-Amerikan İlişkilerinde İttifak Sürecinin Başlaması
Yusuf Sarınay, Türkiye’nin Batı İttifakına Yönelişi ve NATO’ya Girişi
İlter Ertuğrul, 1923-2008 Cumhuriyet Tarihi El Kitabı
 
 
*Bu yazının tüm hakları, Metin İlhan’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu