Türk Kültüründe Fantastik Yaratıklar

Resim, Heykel ve Mimaride Fantastik Yaratıklar

Türk mimari sanatında hayvan üslubu başlığı altında inceleyebileceğimiz bu konu öncelikle Orta Asya’ nın bozkırlarında göçebe hayatı yaşayan topluluklarda görülmeye başlamıştır. Mitolojik hikâyelerle birleşimi sonucu bir mana kazanan hayvan figürleri belli dönemlerdeki duvar resimlerinde, heykellerde ve birçok mimari yapıların süsleme unsurlarında kullanılan figürler arasında yer almaktadır. Ekler bölümünde yer verdiğimiz örneklerde de görüldüğü üzere tarihten günümüze insan zihninde yer almış bu figürler yine insan zihninin diğer ürünlerinde de kendine yer bulmuştur.
Bir mimari yapıda karşımıza çıkan figür o yapıya dair anlamlar taşıdığı gibi kendi manasını da yapıya yansıtmıştır. Örneğin bir Simurg kuşunun gücü temsil etmesi hükümdarın yaptırdığı eserlerde kullanılmasını ve ayrıca bilge kuş özelliği onu dönemin ilim merkezleri olan medreselerin süsleme unsurlarında yer almasını sağlamıştır. Bunu yine diğer bahsi geçen figürler içinde söylemek mümkündür. Özellikle cami, türbe, medrese ve bunların yanı sıra sivil mimari yapılarının içerisinde yer alan sarayların süslemelerinde, çeşmelerin lüle taşlarında, mezar taşlarında, evlerin kapı tokmaklarında vb. diğer süsleme unsurlarında mitolojik figürler görülmektedir. Mimaride en çok rastladığımız mitolojik hayvan figürleri, Simurg, Ejder, Çift ve Tek Başlı Kartal ve Siren’dir. Her bir figürü değişik formlarda görmek mümkündür. Bu tamamen yapının kullanım alanına ve yapıldığı dönemin kültürel inançlarıyla bağlantılıdır.

Simurg Kuşu

Simurg, bütün toplumların kültürlerinde yer alan ve farklı sanat ürünlerinde en çok kullanılan mitolojik bir yaratıktır. Simurg’ un bulunduğu yere göre değişen çok farklı tasvir ediliş şekilleri vardır. Mimari yapılarda, heykellerde, çeşitli kullanım ve süs eşyalarında Simurg figürü kullanılmıştır. Fakat en sık tasvirine yazma eserlerdeki minyatürlerde rastlanmaktadır. Simurg’ un fiziksel ve anlamsal özelliklerine değerlendirme kısmında değinilecektir. Ancak mimaride kullanımına bakıldığında en göze çarpan örneği Özbekistan-Buhara’daki Nadir Divan Medresesi taç kapısında mozaiklerle işlenmiş şeklidir.

Minyatürlerde gördüğümüz haline benzer çok renkli ve büyük boyutlu bir betimlemesi söz konusudur. Daha eski çağlara ait duvar kabartmalarında, heykellerde, metal eşyalarda ve bunlara benzer yapılan diğer ürünlerde Simurg’ un daha farklı işlenişi görülmektedir. Kültigin’ in baş heykeli üzerine işlenen kuş figürü’ nün de Simurg olduğu düşünülmektedir. Simurg’ un Sasani dönemine ait ipekli bir dokumanın ve gümüş bir tabak üzerine işlenişi birbirine benzemektedir. Bu iki objedeki betimi; aslan gövdeli, kartal pençeli ve kanatlıdır. Bu görünümdeki Simurg kuşunun o dönemde hükümdar sembolü olduğu düşünülmektedir. İran topraklarında yer alan Persopolis antik kenti kalıntılarında bir Simurg heykeli bulunmaktadır.
Buradaki işlenişinde ise iki farklı yöne bakan birbirine bitişik iki Simurg figürünün gövdeleri ve ayakları aslan formunda olup başı kuş şeklindedir. Kanat kısımları ise günümüze ulaşmamıştır. Simurg figürüne benzetilen bir diğer fantastik yaratık olan Grifon’ da mimaride kullanılan figürler arasındadır. Günümüze ulaşan örneklerinden biri ise 13. Yüzyıla ait duvar kabartmasıdır. Daha yakın bir tarihe ait Kanuni Sultan Süleyman’ın yatak örtüsü üzerinde yer alan bitkisel motiflerin arasına yerleştirilmiş Simurg figürü Osmanlı’daki genel anlayışa bağlı olarak küçük boyutlu gerçeğe yakın bir şekilde işlenmiştir.

Ejderha

Ejder, hemen hemen bütün uygarlıklarda görülen bir yaratıktır. Eski inanışlara göre, gök kubbenin idaresinden sorumludur. Bazen de ejder kötülük, karanlık ve savaşın hatta cehennemin sembolü olarak kullanılmıştır. Şifahane, kale ve hanlarda ejder kullanımı görülür. Yapıları koruduğuna ve içinde yaşayan insanlara şifa verdiğine inanılır. Göktürk ve Uygur dönemlerinde büyük boyutlu olan ejder İslamiyetle birlikte küçülmüştür. Anıtsal mimarinin süsleme unsurlarında diğer öğelerle karışarak zamanla ağırlığını kaybetmiştir. Bundan sonra daha çok çeşme lüleleri, kılıç kabzaları, kapı tokmakları, gibi eşyalarda kullanılmış ve Osmanlı’ nın sonuna kadar varlığını sürdürmüştür. Çoğunlukla çift başlı olarak kullanılmıştır.
Takvim, gezegen ve burç hayvanı olarak gösterilmiştir. Ağızlar devamlı açıktır, dili çatallı olarak gösterilmiştir. Dişler ve kulaklar sivridir. Gözler küçük ve çekiktir. Konya İnce Minareli Medrese, Konya Kalesi, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Sivas Gök Medrese, Karatay Han, Kubadabad Sarayı, Erzurum Emir Saltuk Türbesi, Ani Kalesi, Bağdat Tılsım Kapı gibi sivil ve dini mimari yapıların süslemelerinde ejder figürü kullanılmıştır. Bunların yanı sıra halı, kumaş, devlet bayrakları, ayna çerçevesi gibi kullanım eşyalarında sıklıkla kullanılmıştır. Ahlât mezar taşlarında görülen ejder figürleri Çin örneklerinde olduğu gibi ölüm ve ruhun devamlılığını simgelemektedir.

Çift Başlı Kartal ve Anlamı

Kartal Figürü, kudreti, asaleti, aydınlığı ve ışığı temsil eder. Gökyüzünün hâkimi ve sonsuzluğun sembolüdür. Orta Asya’ da Türkler kartalı koruyucu ruh olarak kabul etmişler ve bu nedenle silahlarına savaşın koruyucusu olarak işlemişlerdir. Bu figür çift ve simetrik gösterilir. Bazen karın karına bazen de sırt sırta işlenmiştir. Cami, medrese, türbe, saray, ev, kale ve mezar taşları gibi yapılarda kullanılmıştır. Anadolu’daki birçok mimari yapıların süslemelerinde kullanıldığı gibi çok eski dönemlerden beri önemli bir figür olarak kabul görmesi bütün kültürlerin eserlerinde yer almasını sağlamıştır. Padişahların kullandığı sembol olmanın yanı sıra çok mühim devletlerin bayraklarında, dönemin paralarında kumaşlar ve halılarda kullanılmıştır. Mimarideki örneklerini ise Divriği Ulu Camii Duvar Süslemesi, Konya Kalesi Taş Kabartma Kalıntısı, Diyarbakır Kalesi, Kubadabad Sarayı Çini Plakası, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Hattuşa duvar kabartma resmi gibi günümüze kadar ulaşan mimari eserlerde görebilmekteyiz.
Siren Figürü, mimari süsleme unsurlarında kullanılan mitolojik kökenli figürlerden biridir. Kuş gövdeli, baş kısmı kadın, belden aşağı kısmı balık şeklindedir. Çift başlı kartal figüründe olduğu gibi kötü ruhlara karşı koruyuculuğuna ve talih getireceğine inanılan siren, birçok kültürde yer almıştır. Konya Kubadabad Sarayı çinilerinde başlarında taçları, sultan gibi lacivert ve mor kaftanlı sirenler süslü kuyruklarıyla işlenmiştir. Niğde Hüdavant Hatun Türbesi duvar süslemesinde ise gökyüzü seyahatini yaptıran refakat kuşları olarak kullanılmıştır. Bunların yanı sıra çeşitli süs eşyaları, altın ve gümüş paralar ve bunlara benzer diğer değerli eşyaların üzerlerinde siren figürünün işlendiği görülmektedir.

Ayrıca çeşitli kuş ve balık figürleri Ek mimari süslemelerinde kullanılmıştır. Burç yaratıkları olarak tasvir edilen figürlerinde çeşitli kullanım eşyalarında ve mimaride yer aldığı günümüze ulaşan birkaç örnekte görülmektedir. Mimarideki en eski örneği Cizre köprüsünü batı ayağında bulunmaktadır.Tasvirler sekiz yüzlü kaidenin külaha geçiş kısmında, bazalt kaplama taşları arasına üst üste yerleştirilmiş 20×100 santimetre boyutlarındaki ikişer parça kireç taşından oluşan panolar üzerine yüksek kabartma tekniğiyle işlenmişlerdir.

Mimarideki bir diğer örnek Diyarbakır surlarındaki bir burcun kabartma süslemelerinde işlenen akrep burcu tasviridir.

Minyatürlerde görülen akrep burcu tasvirine benzer bir biçimde bağdaş kurmuş bir adamın bir elinde akrep diğer elinde asa şeklinde betimlenmiştir. Burç, Eyyubî Hükümdarı Melik Salih tarafından Halepli Mimar Mahmud oğlu Sucaeddin Cafer’ e yaptırılmıştır. Bir başka tasvir ise Berlin İslam eserleri müzesi’ndeki çini tabak üzerine uygulanan süslemede bulunmaktadır. Tabağın ortasında yer alan kitabede Abdülvâhid adlı bir sanatkâra ait olduğu yazmaktadır. Tabağı çepeçevre saran burç yaratıklarının mavi beyaz renk düzeninde her biri ayrı dairede olacak şekilde saat kadranındaki gibi sırasıyla on iki madalyon halinde sıralanmıştır.

Edebiyatta Fantastik Yaratıklar

Değişen dünya ile insanların inandıkları mitsel öğeler yerini bilimsel temele dayandırılan bilgiye bırakmıştır. Artık yüzyıllarca beynimizde kabul gören mitler ‘‘ölü mit’’ haline dönüşmüştür. Bu ölü mitlerin inanmaktan ziyade eğlenmek veya eski dönemlere ait inanç unsurları hakkında bilgi sahibi olmak adına kuşaktan kuşağa yazılı metin ya da sözlü olarak aktarılması edebiyatın alanına girmiştir
Edebiyatın en eski türlerinden olan destanlar milletlerin din, fazilet ve milli kahramanlık maceralarının manzum hikâyeleridir. Tarihi aydınlatmada oldukça kıymetli eserlerdir. Çünkü destanlar, halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir. Özellikle Türk mitolojisinde yer alan Alp Er Tunga, Oğuz, Dede Korkut, Köroğlu gibi destanlarda inanç, töre ve kahramanlıklar vurgulanmış ve bunlar birçoğu hayvan figürü olan simge ve sembollerle donatılmıştır. Kimi zaman savaşılan, kimi zaman yol gösterici ve kutsal olan hayvan sembolleri sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Günümüze ulaşan birçok yazma eserde yer alan fantastik yaratıklar özellikle hikâye, masal ve efsane türündeki kitaplarda karşımıza çıktığı gibi çeşitli astroloji ve fal kitaplarında da çokça kullanılmıştır.

Kahramanlık hikâyelerinde ve mitolojik konulu hikâyelerde ait oldukları kültürün algı yapısıyla mana kazanan bu figürler hala zihinlerde yer almaktadır. Sözlü anlatım içindeki mitler daha çok yalancı hikâyeler olarak nitelendirilir. Çünkü gerçek olmadığına inanılır. Yazının icadıyla birlikte sözlü olarak anlatılan mitlerin çizdiği çerçeve dâhilinde mitlerin yazılı olarak anlatıldığı eserler üretilmiştir. Her çağda farklı konu ve türlerle ilgili yapılan bu eserlerin günümüze ulaşanlarının ışığında benzer çalışmalar yapılmaktadır. Sanatçılar oluşturdukları bu mitsel konulu eserlerde eski metinlerden oldukça etkilenmişlerdir. Bu etki ile birlikte bir hayalin düşünce süzgecinden geçirilmesiyle yeni şiir ve roman gibi edebiyat ürünleri üretilmiştir ve üretilmeye de devam etmektedir.
Gerek Osmanlı gerekse daha önceki dönemlere ait birçok yazma eserde mana içerikleriyle ilgili bilgi edindiğimiz bu figürlerin hala daha kabul gören anlamlarıyla şiirlerde kullanıldığı ve hikâyelere konu edildiği bir gerçektir. Onca zaman geçmesine rağmen hala fantastik konulu bir romanı ilk günkü heyecanıyla okuyor olmamız insani özelliklerin zamana göre değişmediğinin en büyük kanıtıdır.

Sahne Sanatlarında Fantastik Yaratıklar

Konu mitoloji ve fantastik kökenli temalar olunca bunun sahne sanatlarında kullanılmaması olası bile değildir. Çünkü sahne sanatlarında, mitolojik kökenli olguların zihindeki durumu gibi kurguda da sınır yoktur. Örneğin tiyatro, Antik Yunan’ dan günümüze kadar mitolojik olarak nitelenen birçok öğeyi içinde barındırmış ve onların kullanımıyla ilgi kazanmıştır. Tarihsel ve mitolojik kaynaklı oyunların konu olarak, yeniliği ve şaşırtıcılığı söz konusu değildir. Bu yüzden sanatçı yaratıcılığını, bilinen bir olayın dramatik anlamını değerlendirmede ve oyunu biçimlendirmede gösterir.
Çocukluğumuzdan beri bize anlatılan masallar ve seyrettiğimiz çizgi filmler bizi olağan üstü varlıkların varla yok arası durumlarını düşünmeye itmiştir. Esrarengiz hal, perde arkasında saklı hikâyeler ve bunların baş aktörleri fantastik yaratıklar, hepsi birleştiğinde ortaya çıkan eser elbette ki insanı etkileyebilmiş ve dünle bugün arasında bağlantı kurmaya itmiştir. Hep söylediğim gibi merak çok insani bir duygudur ve insan merak ettiği, sorguladığı sürece varlığını hisseder. İnsan için çok önemli olan bu duygunun görsel dayanağı olan tiyatrolar, filmler ve benzeri sanat dalları insanların tarihi sorgulama fırsatı elde etmelerini sağlamaktadır. Belki somut delil niteliğinde henüz bir temele oturtulamamıştır ama zihnimizdeki soyut gerçekliğin bir yansıması olması sahne sanatlarının popüler olmasını sağlamıştır.
Özellikle son yıllarda fantastik konulu sinema filmleri insanların ilgisini çekmiştir. Teknolojinin de gelişmesiyle bahsi geçen yaratıkların üç boyutlu olarak gösterilmesi insanların zaten hafızalarına işlenen hikâyelerin kahramanlarının karşılığı olmuştur. Son yıllarda sinema sektöründe yer alan ve milyonlarca kişinin seyrettiği Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Matrix gibi filmlerde kullanılan öğelerin anlatılarda kabul gören özellikleriyle işlendiği hatta bu özelliklerin insanlarada yansıtıldığı görülmektedir. Genç neslin sadece filmlerden öğrendikleriyle yaşadığımız çağda bahsi geçen fantastik öğelerden etkilenmeleri, onlar üzerinden hayal kurmaları ile binlerce yıl öncesinde yaşayan insanların bunları ortaya çıkarmaları tamamen aynı duygunun neticesinde oluşmuştur.
Kaynak
Tuğba Kutlu, Osmanlı Minyatürlerinde Fantastik Yaratıklar
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Tuğba Kutlu’ya aittir.
Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.