Türkiye'de Başkanlık Sistemi Tartışmalarının Tarihçesi ve Başkanlık Sisteminin İçeriği

Mevcut hükümet rejiminin başkanlık veya yarı başkanlık sistemi olarak değiştirilmesi yönündeki tartışmalar yeni olmayıp, seksenli yıllardan beri ülke gündemini meşgul etmektedir. Sistem değişikliği tartışmaları esnasında gündeme gelen başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin Türkiye’ye uygunluğu tartışmaları zaman zaman küllenmekte; bazen ise, siyasilerden iş adamlarına, akademisyenlere ve basın mensuplarına kadar çok geniş bir tartışma zemini bulmaktadır. Hükümet sistemi arayışları sadece Türkiye’ye özgü olmayıp, alternatif hükümet sistemi arayışları gündeme gelmekle beraber hükümet sistemi değişikliğine gidebilen ülke çok azdır.
Ülkemizde hükümet sistemi değişikliğine ilişkin yapılan tartışmalarda siyasal iktidarsızlık sorunu, hükümet istikrarsızlığına indirgenmiş ve hükümet istikrarsızlığı sorununun; cumhurbaşkanına parlamentoyu fesih yetkisinin verilmesi, cumhurbaşkanının doğrudan genel oyla seçilmesi gibi başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerine ilişkin önerilerle çözüleceği düşünülmüştür. Başkanlık sistemine geçişe ilişkin ilk tartışma, Mart 1980’de Tercüman gazetesinin düzenlediği Anayasa seminerinde ve Yeni Forum dergisinin önerdiği Anayasa Projesi’nde yer almıştır.

Tercüman gazetesinin düzenlediği seminerine katılan bilim adamlarının bir kısmı Fransa’da uygulanan yarı başkanlık sistemini, bir kısmı ise başkanlık sistemine geçişi savunmuştur.

Bazı bilim adamları ise, Cumhurbaşkanının yetkilerinin arttırılması koşuluyla parlamenter sisteminin korunmasını desteklemişlerdir. Yeni Forum dergisinin önerisinde ise; yarı başkanlık sistemine geçilmesi ve cumhurbaşkanı karşısında başbakana daha güçlü bir özerklik tanınması belirtiliyordu. 1982 Anayasasının hazırlanışı esnasında başkanlık ve yarı başkanlık tartışmaları yeniden yaşandı. Danışma Meclisi, yeni Anayasa taslağını hazırlarken üniversiteler, yüksek mahkemeler, valilikler, gibi bir takım kuruluşları görüşlerini yansıtmak üzere teşvik etti. Tüm bu kuruluşların savundukları görüş, parlamenter sistemin korunması ancak, cumhurbaşkanının yetkilerinin genişletilmesiydi.
Başkanlık ve yarı başkanlık sistemine geçişi savunanlar azınlıktaydı. Üniversiteler, barolar ve Anayasa Mahkemesi gibi kuruluşlar, başkanlık ve yarı başkanlık sistemine geçiş önerilerine, Türkiye’nin Cumhuriyet geleneğine aykırı olacağı ve ülkeyi diktatörlüğe götürecek bir sisteme zemin hazırlayacağı gerekçeleriyle itiraz etmişlerdir. Danışma Meclisi’nde başkanlık ve yarı başkanlık sistemine geçiş fikrini savunanlar azınlıkta kalınca, cumhurbaşkanının TBMM tarafından seçilmesi, buna karşılık geniş yetkilere sahip kılınması esası benimsenerek parlamenter sistem korundu .

Başkanlık sistemini, parlamenter sisteme alternatif olarak öneren ilk siyasi lider Turgut Özal’dır.

Süleyman Demirel ve Recep Tayyip Erdoğan da başkanlık sistemi ile ilgilenen liderlerdir. Bu yüzden başkanlık sistemine geçiş tartışmaları; Turgut Özal, Süleyman Demirel, Recep Tayyip Erdoğan ve Kasım 2013’te kamuoyuna sunulan Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanlık Sistemi Önerisi şeklinde dört bölüm olarak incelenecektir.

315031_1

Turgut Özal Dönemi

Hükümet sistemi değişikliği konusu, seksenli yılların ikinci yarısında yeniden ülke gündeminde sıkça tartışılmaya başlandı. Tartışmaların merkezinde, başbakan Turgut Özal’ın, cumhurbaşkanının seçimi ve görev süresine ilişkin yaptığı açıklamalar bulunmaktaydı . Özal, Anayasanın Cumhurbaşkanına tanıdığı yetkileri aynen korumayı, buna karşılık cumhurbaşkanının beş yıllık bir süre için iki turlu mutlak çoğunluk yöntemiyle halk tarafından seçilmesini, bu seçiminde TBMM seçimleriyle aynı zamanda yapılmasını savunmaktaydı. Özal’ın önerisine göre cumhurbaşkanı en fazla iki dönem için seçilebilecekti. Meclisin erken seçim kararı vermesi halinde, cumhurbaşkanı da yeni seçime tabi olacaktı.
Özal’a yakın kaynaklara göre, Özal’ın gerçek amacı Amerikan tipi başkanlık sistemiydi ve yarı başkanlık sistemi yönündeki savunmaları, asıl hedefe ulaşmada ilk adım teşkil etmekteydi . Özal’ın sistem değişikliği ile ilgili önerilerine diğer parti liderlerinden destek gelmemiştir ve bu istekleri kendisi için gündeme getirdiği öne sürülmüştür. Prof. Dr. İlter Turan’a göre Özal’ın cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi başkanlık sistemi tartışmalarını tekrar gündeme getirmesinin sebebi, cumhurbaşkanlığı makamına kendisinden başka birinin seçilmesi durumunda, gücünün sınırlanmasından hoşlanmayan Özal’ın hukuki olarak ve protokol açısından kendisinden önde olacak birini kabullenememesidir .

Hükümet sistemini değişikliğine ilişkin tartışmalar, anayasayı istenildiği gibi değiştirecek parlamenter çoğunluğun razı edilememesi nedeniyle geçici olarak rafa kaldırılmıştır.

ANAP Genel Başkanı Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi ülkede yeni tartışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Özal, istikrarlı hükümetlerin ekonomik gelişmelere öncülük ettiğini belirterek, Atatürk’ten itibaren tek partinin iktidarda bulunduğu dönemlerde önemli hamleler yapıldığını, bu dönemlerde bir nevi başkanlık sistemi uygulandığını ifade etmektedir . Başkanlık sisteminin ülke çıkarlarına daha uygun olduğu görüşünü savunan Özal, kendisine gücünün zirvesinde olduğu dönemde neden başkanlık sistemine geçmediğinin sorulması üzerine, hazırlıklı olmadığını söylemiştir . Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde yaşanan hükümet sistemi değişikliğine dair tartışmalar Özal’ın görevi başında hayatını kaybetmesiyle birlikte Demirel tarafından bir kez daha ülke gündemine sokuluncaya dek kapanmıştır .

Süleyman Demirel Dönemi

Türkiye’de mevcut hükümet sistemi olan parlamenter sistemin değiştirilip yerine, başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçilmesi önerisi 1997 yılında Cumhurbaşkanı Demirel tarafından tekrar gündeme getirilmiş ve bu yöndeki tartışmalar aynı yılın sonbaharında daha da yoğunlaşmıştır. Mısır gezisi esnasında gazetecilerle yaptığı söyleşide 65 milyonluk Türkiye’nin daha iyi yönetilmesi gerektiğini belirten Demirel, sorunun sistem
meselesi olduğunu ifade etmekte, 4 yıl 3 ayda tam altı hükümet onayladığından yakınarak, bu durumun ister istemez parlamenter sistemi tartışılır hale getirdiğini belirtmektedir . Demirel’in açıklamaları sistem değişikliği tartışmalarının yaşanmasına neden olmuş, başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygunluğu gerek siyasiler gerekse kamuoyu tarafından yoğun bir şekilde tartışılmıştır.

Yapılan olumsuz eleştirilerin merkezinde, Türkiye’nin böyle bir sisteme hazır olmadığı, sistemin ülkeyi diktatörlüğe götürebileceği ve Demirel’in sistem değişikliğini kendisi için istediği iddiaları vardır.

Mesut Yılmaz, başkanlık sisteminin güçlü demokratik geleneklerin bulunduğu ülkelerde başarılı olduğunu, demokratik geleneklerin Türkiye’de başkanlık rejimini başarılı kılmaya yetecek ölçüde gelişmediğini savunurken, CHP lideri Deniz Baykal, Demirel’i sert bir şekilde eleştirmiş ve sistem değişikliği önerilerini Demirel’in fazladan 5 yıl kazanmak için gündeme getirdiğini iddia etmiştir. DSP lideri Bülent Ecevit ise, başkanlık sisteminin çok az ülkede demokrasiyle bağdaştığının üzerinde durmuştur. Meclis başkanı Mustafa Kalemli başkanlık sistemine bakış açısının olumlu olduğunu fakat bu konunun meclis gündeminde olmadığını ifade etmiş ve mecliste tartışılması gerektiğini belirtmiştir. DYP ve RP yöneticileri ise, Demirel’i gündemi değiştirmekle eleştirmişlerdir.
Demirel’in başlattığı başkanlık veya yarı başkanlık sistemi tartışmalarında eleştirenler kadar Demirel’e destek çıkanlar ve Türkiye’nin bir an önce başkanlık sistemine geçmesi gerektiğini savunanlar da vardı. Türkiye’nin gündemine başkanlık sistemini ilk getiren isimlerden biri olan ve 1990’lı yılların başında, Özal’ın isteği doğrultusunda başkanlık sistemiyle ilgili bir rapor hazırlayan Halil Şıvgın , ülkenin mevcut sorunlarını sıraladıktan sonra, ‘’Siyasi istikrarı temin edemeyince ekonomik istikrarda sağlanamıyor bu ikisi olamayınca da Türkiye ileri gitmiyor. Türkiye’yi ileri götürmek, ekonomik ve siyasi istikrarı sağlamak için başkanlık sistemine geçilmelidir.‘’ diyerek bu sistemin ülkeye barışı, huzuru, birliği getireceğini, kavgayı ve bölünmeyi önleyeceğini iddia etmektedir.

1999 yılına gelindiğinde başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerine ilişkin tartışmaların azaldığı görülmekle birlikte Demirel bu dönemde yine cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğini savunmaktadır:

‘’Cumhurbaşkanını halk seçsin diyenler bence bir gün bu dileklerinde, temennilerinde ve arzularında başarıya ulaşacaklardır’’ diyen Demirel, Avrupa’nın yüzde sekseninde cumhurbaşkanını halkın seçtiğini ifade etmiştir .
Gene 1999 yılında Cumhurbaşkanlığı bütçesinin Meclis Genel Kurulu’nda görüşüldüğü sırada başkanlık sistemi tartışılmış, DYP’li Ahmet İyimaya bunalımdan çıkışın yolunun başkanlık sistemi gibi gösterilmeye başlandığını, bunun bilinmezlerle dolu maceralı bir yolculuk olacağını ifade ederek, sadece ABD’de işleyebilen başkanlık sisteminin ABD’nin koşullarıyla Türkiye’nin dinamiklerinin karşılaştırıldığında bu sistemin totaliter bir yapıya dönüşebileceğini, başkanın despotlaşabileceğini belirtmiştir. MHP’li Sadık Yakut ise, federatif devlet yapısının Türkiye için sakıncalı olduğunu belirtmiş, bu nedenle de başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygun olmayacağını ifade etmiştir. FP’li M. Ali Şahin ise Demirel’in Cumhurbaşkanını halk seçsin önerisine destek vermiştir .

Tayyip Erdoğan Dönemi

Başkanlık sistemi tartışmaları, Erdoğan döneminde de devam etmiştir ve günümüzde de devam etmektedir. 59. Hükümetin kurulmasından bir ay sonra, Erdoğan katıldığı bir televizyon programında Başkanlık sistemi ile ilgili görüşlerini şu şekilde ifade etmiştir;
”Başkanlık sistemi konusunda bir konsensüs sağlanırsa, Türkiye’nin ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyorum. Siyasetteki arzum Başkanlık Sistemi. İdeal olanı Amerikan Modeli, tabi bunun için de ülkedeki tüm kurumların halkla bütünleşerek bir konsensüs sağlanmalıdır. Bu konsensüs sağlanmadan başkanlık sistemine geçiş sağlıklı olmaz. Ama bunu başardığımız taktirde Türkiye ciddi bir sıçrama yapacaktır.”
Erdoğan, başkanlık sistemi mi yoksa yarı başkanlık mı sorusuna şu cevabı vermiştir;
”Her ikisinde de aynı şeyi düşünüyorum. Tabi benim için ideal olanı Amerikan modelidir. Amerikan modelinde yasama ile yürütme organları birbirlerine müdahale edememektedirler. Yani bir milletvekili, bakan olduysa milletvekilliğini bırakıyor. Sadece bakan olarak kalıyor. Kaldı ki siz oraya dışarıdan rahatlıkla bakan atayabiliyorsunuz. Türkiye’deki sıkıntı budur. Her milletvekili seçildiği bölgedeki insanlara iş bulmaya çalışıyor. Böyle yaptıkça oy alacağını zannediyor. Aslında böyle bir şey yok. Ama böyle olmadığı zaman yürütmede olmayanların böyle bir sorumluluğu olmayacak. Yasamadan gelen haklı talepler kabul edilirken, diğerleri rahatlıkla reddedilebilecektir.

Oktay Ekşi, Erdoğan’ın açıklamalarına şöyle bir yorum getirmiştir;

”Bu ruh hali bize yabancı değildir. Erdoğan’ın ruh halini Menderes ve Özal’dan biliyoruz. İktidar böyle bir anda insanın başını döndürür.”
Erdoğan’ın siyasetteki arzusunun başkanlık sistemi olduğunu açıklaması kendi partisi içerisinde genel olarak olumlu karşılanmıştır. Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Türkiye için başlangıçta yarı başkanlık sistemiyle geçiş yapmanın daha yararlı olacağını ifade ederken, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, ‘’Başbakan, Türkiye gerçeklerini en iyi şekilde belirleyip, tartışılmasını sağlamayı amaçlıyor.’’ diyerek Erdoğan’a destek vermiştir. TBMM Başkanı Bülent Arınç ise, başkanlık sisteminin TBMM’ye getirilmesine ilişkin bir karar bulunmadığını belirterek, Başbakan’ın kendi düşüncelerini ifade ettiğini, bunlara da herkesin saygı duyması gerektiğini belirtmiştir.
 
Turkey's Prime Minister Tayyip Erdogan addresses members of parliament from his ruling AK Party (AKP) during a meeting at the Turkish parliament in Ankara April 29, 2014. REUTERS/Umit Bektas (TURKEY - Tags: POLITICS)
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de daha partiyi kurarken bunları tartıştıklarını belirterek, Başbakan’ın dışarıdan bakan atamanın avantajlarına ilişkin fikirlerini yinelemiştir. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ise, sistem değişikliğiyle güçler ayrılığı da dahil bütün kurumlar arası ilişkilerin de yeniden yapılandırılması gerektiğine dikkat çekerek bunun için de konunun kamuoyunun bütün kesimlerinin katılacağı bir müzakere sürecinde ayrıntılı bir biçimde ele alınması gerektiğini ifade etmiş başkanlık sistemi tartışmalarına temkinli yaklaşmıştır.

Başkanlık Sistemi tartışmasında Erdoğan’a kendi parti mensuplarından destek gelirken, muhalefet partilerinden farklı tepkiler gelmiştir.

Siyasi parti liderlerinden Erdoğan’ı en sert eleştiren CHP Genel Başkanı Deniz Baykal olmuştur. Erdoğan’ı ciddiyetsizlikle eleştiren Baykal,
”… Amerika örneği veriliyor. Arjantin’i de unutmayın. Eyalet sistemine mi geçeceksiniz, çift meclis mi açacaksınız? Ciddi şeyler değil bunlar. Önündeki meseleleri hallet, devleti niye şekillendiriyorsun. Herkes haddini bilsin.’’ diyerek tepkisini dile getirmiştir.
CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ise, Erdoğan’ın anayasal düzeni içine sindiremediğini iddia etmiştir. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Türkiye’nin yarı başkanlık, başkanlık gibi icraatın önünü açacak bir yapısal değişikliğe ihtiyacı olduğunu öne sürerek Erdoğan’ın başkanlık önerisine destek verirken , MHP’nin Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Devlet Eski Bakanı Ercüment Konukman ise, devletin üniter yapısının zedelenmemesi koşuluyla başkanlık sistemine olumlu baktıklarını ifade etmiştir .

ANAP Genel Başkanı Ali Talip Özdemir, Erdoğan’ı gündemi değiştirmekle suçlayıp, Erdoğan’ın krallık istediğini iddia ederken, ANAP eski milletvekilleri Mustafa Taşar ve Bülent Akarcalı ise başkanlık sisteminin diktatörlüğe yol açabileceği uyarısında bulunmuştur.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 2005 yılı yeni yıl mesajında: AKP’nin ortaya attığı başkanlık sistemi tartışmalarının ve tek parti egemenliğinin doğuracağı sakıncalara dikkat çekerek, şu ifadelere yer vermiştir. ‘’Anayasada, demokratik devlet niteliği Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez nitelikleri arasında sayılmış, demokrasiye en uygun olması nedeniyle de parlamenter hükümet sistemi kabul edilmiştir. Çoğunlukçu demokrasi yerine çağdaş çoğulcu demokrasi anlayışının benimsendiği Anayasada, devlet organlarının birbirlerini denetleyip dengelemesi; bu yolla iktidar gücünün sınırlandırılması öngörülmüştür.
Seçim yasalarındaki aksaklık nedeniyle yasama ve yürütmenin tek parti egemenliğine girmesi sonucunu doğuracak bir seçim sistemi, temsilde adalet ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi, demokrasiye, giderek rejime büyük zarar verebilecektir . 19 Nisan 2010 tarihli Vatan Gazetesinde yer alan ‘’Başkanlık Sistemi Tartışması’’ başlığıyla çeşitli uzmanların görüşleri ortaya konulmuştur. Bu çerçevede Prof. Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu bu konunun Özal tarafından savunulduğunu fakat destek bulamadığını, parlamenter sistemi ona benzetmek için yozlaştırdığını ifade etmiştir. Özellikle kuvvetler ayrılığı ilkesi ve üniter federal çelişkisi üzerinde durmuştur.

Prof. Dr. Erdoğan Teziç; başkanlık sisteminin ABD’de 1787 Anayasası ile kendine özgü şartlarda oluşturulduğunu ancak uygulamaya kalkan diğer ülkeler için olumlu sonuçlar vermediğini ifade etmiştir.

Prof. Dr. Levent Köker;
”Türkiye gibi merkezi devletlerde başkanlık sistemi problemlidir.” diyerek, bu konunun gündemde olmadığını ifade etmiştir.
Prof. Dr. Burhan Kuzu ise:
”Bugün yaşanacak tartışmaları çözecek bir modeldir.” demiştir.
CHP sözcüsü Mustafa Akyürek ise Başbakanın önerdiği sistemin başkanlık sistemi değil, diktatörlük olduğunu söylemiştir.
Eski Başbakan ve Rize Bağımsız Milletvekili Mesut Yılmaz; Türkiye’de bu sistemin 20 yıldır tartışıldığını ancak ülke için uygun olmadığını ifade etmiştir.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise ;
”Başkanlık Sistemi seneler önce benim de savunduğum bir şeydi. Ama evvela elimizdeki mevcut sistemi işletmemiz lazım. Başkanlık sisteminde yeni baştan yapacaksanız çok iyi düşünmek gerekir. Başkanlık sistemi sadece başkanın halk tarafından seçilmesinden ibaret değildir. Başkanlık sistemini tek işletebilen ülke ABD’dir.’’ demiştir .

2013’ten bu yana, günümüzde de başkanlık sistemine ilişkin tartışmaların devam ettiği görülmektedir.

Türkiye için başkanlık sisteminin doğru tercih olduğunu düşünen Prof. Dr. Enver Alper Güvel’e göre başkanlık sistemlerinin, parlamenter sistemlerle kıyaslandığında, ekonomik performansı ve istikrarı doğrudan artırıcı etkilerde bulunduğunu gösteren birçok bulgu mevcuttur. Katı kuvvetler ayrılığı ilkesi, başkanlık sisteminde kamu kesimin daha küçük olmasına yol açmaktadır. Kamu kesiminin küçüklüğü ile paralel olarak, düzgün işleyen demokrasilerde uygulanan başkanlık sistemlerinin parlamenter sistemlere oranla, çok daha düşük yolsuzluk ve yozlaşma miktarlarına sahip olduğu görülmektedir. Yeni Şafak Gazetesi yazarlarından Cem Küçük’e göre, istikrarsız koalisyonların çözümü başkanlık sistemine geçişle sağlanabilir. Yazar başkanlık sisteminin; doğrudan yetki , istikrar, hızlı karar mekanizması ve katı kuvvetler ayrılığı gibi dört temel avantajının olduğunu belirterek, parlamenter sistemin en büyük açmazının, güçsüz koalisyonlar olduğunu vurgulamıştır .
Kürşat Bumin’e göre farklı ülkelerdeki başkanlık sistemlerinin özelliklerini birleştirip, Türkiye’ye uygulamak mümkün değil. Yazara göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sisteminde ısrarcı olmasının nedeni, Ortadoğu’da ve komşu ülkelerde yaşanan gelişmelerle alakalı, çünkü başkanlık sistemlerinde başkanların en güçlü ve etkili oldukları alan dış politikadır . Akşam Gazetesi yazarı İsmail Küçükkaya da Bumin’le benzer fikirlere sahip. Yazar fikirlerini şu şekilde özetlemiştir;
”..Sanıyorum, Erdoğan bir çeşit federatif sistemin zorunlu olacağını düşünüyor. İlan edilmemiş de olsa yerinden yönetimi güçlendirerek bunu yapmaya çalışıyor. Başkanlığı da bu nedenle istiyor. Belki de bütün Ortadoğu Kürtlerini yönetecek idari sistem peşinde. Büyük hedef değil mi? Öyle. Riskli de…”.

Erdoğan’ın Başkanlık sistemine geçişi istemesindeki temel dayanak noktası, yasama ve yürütme organları arasındaki sert ayrılıktır.

Erdoğan’a göre, parlamenter sistemde yasama ve yürütme organlarının yapıları gereği iç içe olmaları, birbirleri üzerinde olumsuz etki yapar. Parlamenter sistemde hükümet, aynı zamanda meclisin çoğunluğunu oluşturan partidir ve yasama ile yürütme organları arasında bir ayrılık yoktur. Parti hükümeti olarak adlandırılan bu sistem, parlamentarizmin temel unsurlarındandır. Bu durum, Türkiye’deki parlamenter sisteme özgü bir durum da değildir. Aynı yapı, İngiltere ve Almanya’daki parlamenter sistemlerde de görülmektedir. Bu ülkelerde yasamanın, yürütme organını olumsuz etkilerde bırakması söz konusu olmamaktadır.
Türkiye’deki böyle bir olumsuzluğun nedeni, parlamenter sistem değil, siyasal temsilin hizmet yanıtlayabilir özelliğinin çok güçlü olmasıdır . Ülkemiz gündemini sıkça meşgul eden Başkanlık Sistemi hakkında Erdoğan’ın yaptığı güncel açıklamalar şu şekildedir; ”Ben Başkanlık sisteminden yana olduğumu söylüyorum. İlla ABD’deki Başkanlık Sistemi olacak diye bir şey yok. Ancak bizim olmazsa olmazımız değildir. Parlamento ya da millet bu sisteme geçelim diyorsa geçilir.” İfadelerden de anlaşılacağı gibi, son on yıl içerisinde Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçişle ilgili fikirlerinde büyük bir değişiklik olmamıştır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanlık Sistemi Önerisi

22988714-640x360
Uzun bir süredir Türkiye gündemini meşgul eden başkanlık sistemine geçiş meselesine ilişkin öneri, Kasım 2013’te Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Adalet Komisyonu’na sunulmuştur. AKP’nin ‘Başkanlık Sistemi Önerisi’ siyasiler, hukukçular ve gazeteciler tarafından yoğun bir biçimde eleştirilmiştir. Öneride dikkat çeken hususlar, başkanın seçimi ve yetkileri ile başkanlık kararnamesine ilişkindir. Başkanlık seçimine ilişkin hükümler; başkanın görev süresinin beş yıl olması ve bir kimsenin en fazla iki defa başkan seçilebileceği, meclis veya başkanın tek başına her iki organın seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verebileceği ile TBMM seçimleri ile başkanlık seçimlerinin beş yılda bir aynı günde yapılacağıdır. Taslakta başkanın yetkileri ise şu şekilde sıralanmıştır;
1) Meclis seçimlerinin yenilenmesine karar vermek.
2) Kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye geri göndermek.
3) Yükseköğretim Kurulu üyelerinin yarısını seçmek.
4) Üniversite rektörlerini seçmek.
5) Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısını, Danıştay üyelerinin yarısını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nı ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin yarısını seçmek.

Taslakta geçen hükümlerden biri de, ‘’Başkan, genel siyasetin yürütülmesinde ihtiyaç duyduğu konularda Başkanlık kararnamesi çıkarabilir’’ şeklindedir.

Özbudun’a göre bir konuda başkanlık kararnamesi çıkarılabilmesi için, kanunlarda o konuyu düzenleyen uygulanabilir açık hükümlerin bulunmaması gerekir. Kararname ile kişi hak ve hürriyetleri düzenlenemez. Kararnameler ile kanunlarda aynı konuda farklı hüküm bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanmalıdır. Taslakta geçen “genel siyasetin yürütülmesinde ihtiyaç duyduğu” ibaresi, çok geniş ve sınırları belirsiz bir alanı ifade eder ve başkanın ülkeyi kararnamelerle yönetmesi ,Latin Amerika ülkelerinde görüldüğü gibi sistemi dejenere eder. Özbudun, AKP’nin başkanlık sistemi önerisinin, sistemi özünden ve temel mantığından uzaklaştırdığını ifade etmiştir.
Ergun Özbudun, taslakta geçen yargıya ilişkin hükümleri ise şu sözlerle eleştirmektedir;
”…AK Parti önerisinde daha da endişe verici unsurlar, yargı organına ilişkin hükümlerdir. Yargı organının siyasal organlar karşısında bağımsızlığı, hükümet sistemi ne olursa olsun, bütün demokratik hukuk devletlerinin ortak özelliğidir. Oysa, öneride başkana “Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısını, Danıştay üyelerinin yarısını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin yarısını seçmek” yetkisi verilmektedir.
Öneriye göre, Anayasa Mahkemesi’nin on yedi üyesinden sekiz üyeyi başkan, dokuz üyeyi TBMM seçecektir. Kanunların iptali gibi çok önemli bir yetkiye sahip olan anayasa mahkemelerinin tüm veya bir kısım üyelerinin siyasal organlarca, özellikle yasama meclislerince seçilmeleri Batı demokrasilerinde de sıklıkla görülen bir sistem olmakla birlikte, söz konusu ülkelerde bu seçimler, yasama meclislerinin üçte iki veya beşte üç gibi nitelikli çoğunluklarına bağlanmıştır.

AK Parti’nin önerisinde ise TBMM’nin yapacağı üye seçimlerinde birinci oylamada üçte iki çoğunluk aranmakta, ancak bu çoğunluk sağlanamadığı takdirde, ikinci oylamada “üye tam sayısının salt çoğunluğu” ile yetinilmektedir.

Görünür gelecekte AK Parti’nin hem Cumhurbaşkanlığı makamına, hem TBMM çoğunluğuna sahip olması en güçlü ihtimal olduğuna göre, böyle bir sistem, Anayasa Mahkemesi’nin tamamen bu partinin tercihleri istikametinde oluşmasına yol açabilecek niteliktedir.”
Özgürlük ve demokrasi idealleri bakımından başkanlık sisteminin parlamenter sistemden daha uygun bir rejim modeli olduğunu düşününen Mustafa Erdoğan’a göre, Türkiye’nin kültürünün, kurumsal geleneklerinin ve siyasî parti yapısının başkanlık sistemine uyarlanması kolay değildir. Erdoğan, başkanlık sistemi hakkında bu fikirlere sahipken, AKP’nin önerdiği “başkancı” modeli desteklemesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. AKP’nin Başkanlık Sistemi önerisi, Taraf gazetesinin 25-26 Şubat 2013 tarihlerinde yayımladığı ‘Demokrasi Kavşağında Başkanlık Sistemi’ adlı yazı dizisinde siyasetçiler tarafından değerlendirilmiştir.

MHP Başkan Yardımcısı ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Oktay Öztürk’e göre AKP’nin başkanlık sistemi önerisi başkanlık sisteminin de parlamenter sisteminde özelliklerini yansıtmamaktadır.

Öztürk, taslakta problemli olarak gördüğü noktaları şu
şekilde özetlemiştir ;
‘’Başkanlık ve parlamento seçimleri aynı gün yapılacak. Böylece, zaman içersinde oluşacak siyasal değişimlerin parlamentoya yansıtılması şöyle dursun, başkan seçilecek kişinin parlamentoda da çoğunluğa sahip olacağı garanti altına alınıyor. Çünkü aynı seçimde aynı siyasal eğilime göre sonuçların ortaya çıkması kaçınılmaz bir haldir. Partinin genel başkanı, başkan seçileceğinden partisi üzerindeki hâkimiyeti daha da güçlü bir şekilde devam edecek. Sistem görünürde kuvvetlerin sert ayrımı ama gerçekte parti disiplinin de yardımıyla yasamanın başkana boyun eğdiği bir sistem. Başkanın şahsında oluşmuş tam bir güçler birliği meydana gelecek. Bu sistemde parlamento bir yasama organı olarak değil, başkanın müdahale yetkileri de dikkate alındığında başkanın bir danışma organı gibi çalışmaktadır. Çünkü başkana tanınmış olan ve etkisiz kılınabilmesi için en az
3/5 üyenin oyuna gerek duyulan veto yetkisi, yine başkana tanınmış başkanlık kararnamesi çıkarma ve meclisi fesih yetkisiyle birlikte değerlendirildiğinde bu sistemde başkanı hukuken dengeleyebilecek herhangi bir mekanizmanın olmadığı kolaylıkla görülebilir. Başkanın denetlenemediği ve dengelenemediği böyle bir sisteme, anayasa hukuku ve siyaset bilimi literatüründe “diktatörlük” denildiğini herkes biliyor’’.

AK Parti Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi Prof. Dr. Burhan Kuzu, Türkiye’de istikrarı sağlamak ve koalisyonlara son vermek için en uygun hükümet sisteminin başkanlık sistemi olduğunu belirterek, yöneltilen eleştirilere şu şekilde cevap vermiştir ;

”…Bu modelin Türkiye’deki birinci çıkmazı koalisyon endişesidir. Türkiye dört dönemde hep kalkınmış dört dönemde de düşüşe geçmiş. Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan’ın dönemlerinde kalkınmış ama aradaki dört dönemde de düşmüş. Düştüğü dört döneme bakıyorsun hep koalisyon hükümetleri. İstikrar olmayan dönemler birikimi bitiriyor. Biri biriktiriyor, biri yiyor. Şimdi biz biriktiriyoruz yeme sırası geliyor. Yüzde 10 barajını yüzde beşe indirirsek, dörtlü beşli koalisyonlar gelir ülkeye. Ama bu kadar yüksek bir barajı da savunamazsın. Baraj düşünce belli bir süre sonra koalisyonlara gidilir, ondan sonra da Türkiye perişan olur. Yunanistan’dan bile beter olur. Dolayısıyla koalisyonlara paydos diyebileceğimiz bir model bulmamız lazım. Başkanlık modelinden başka da bulamıyorsunuz.’’
Kuzu, başkanlık sisteminde başkanın çok zayıf olduğunu, sistemin dikatatörlük getireceğine ilişkin iddiaların da asılsız olduğunu belirterek, parlamenter sistemdeki başbakanın başkanlık sistemindeki başkandan çok daha güçlü olduğunu vurgulamıştır.
Bulent_Arinc_Tarihi_Konusma160tarihtebugun

AK Parti içerisinde de öneriye sıcak bakmayanlar bulunmaktadır.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç TRT’de katıldığı bir programda kendisine sorulan başkanlık sisteminin Türkiye’ye uygun olup olmadığına ilişkin soruyu, parlamenter sistemden yana olduğu fakat, başkanlık sisteminin Türkiye’nin daha iyi yönetilebilmesi için uygun bir sistem olarak görülmesi durumunda, başkanlık sistemini hemen kabul edeceği şeklinde cevaplamıştır . AKP tarafından iki yıldan uzun bir süredir başkanlık sistemine geçiş için ciddi bir kamuoyu kampanyası yürütülmektedir. Ancak halkın başkanlık sistemine geçişe ilişkin desteği yeterli seviyede değildir, yüzde otuzbeş ile kırk arasındadır. AKP, kendi seçmenini bile başkanlık sistemine destek konusunda ikna edememiştir. Toplumun bir çok kesiminde başkanlık sistemine geçişe ilişkin ciddi kaygılar bulunmaktadır.
AKP, taslağı kamuoyuna yeterince sunmamakta, tartışılmasını istememektedir. Taslak incelendiği zaman, yürütmenin oldukça geniş yetkilerle donatıldığı, başkanın uygun görmediği bir kanunun meclisten geçmesinin nerdeyse imkansız olduğu ve yürütme karşısında yasamanın oldukça güçsüz, yargının ise etkisiz kaldığı görülmektedir. Öneri, başkanlık sisteminin özünden uzaklaşmış ve sistemin temelini oluşturan fren ve denge sistemiyle bağdaşmamaktadır . AKP’nin başkanlık sistemi önerisinin otoriter bir liderin yönetiminde, başkanlık sisteminden başkan rejimine dönüşeceği ortadadır .

‘Başkanlık Sistemi Siyasal İstikrar Yaratır’ Algısı

Başkanlık sisteminde, başkanın göreve geldikten sonra görevinden alınamaması ve başkanın da meclisi fesih edememesi, siyasal sistemde istikrar yaratır, böylelikle uygulanan siyasetler süreklilik kazanır . Ancak, söz konusu istikrar; siyasal değil kurumsaldır, hükümet istikrarıdır. Hükümet istikrarı ile siyasal istikrar aynı şey değildir. Hükümet istikrarı, siyasal istikrarın parçalarından ve onun göstergelerinden biridir, fakat siyasal istikrarın sadece hükümet süresi göz önüne alınarak sağlanabileceğini iddia etmek olanaklı değildir. Başkanlık sisteminin yarattığı istikrarlı hükümetler, demokrasinin işlerliğine katkı da bulundukları sürece, değer ifade ederler. Aksi halde, parlamenter sistemlerdeki istikrarsız hükümetler, başkanlık sistemindeki istikrarlı hükümetlere tercih edilir ve başkanlık sistemi hiçbir şekilde parlamenter sistemin alternatifi olamaz . Başkanlık sistemi ve diğer sistemlerin uygulamaları incelendiğinde, hükümet istikrarının, siyasal rejimle alakalı olmadığı anlaşılır. OECD üyesi olmayan elli üç ülkede yapılan araştırmada, demokratik devamlılık oranının parlamenter sistemle yönetilen ülkelerde % 61, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerde ise % 20 olduğu görülmüştür . Böyle bir sonuç üzerinde, parlamenter sistemde demokratik sistem istikrarını sağlamak için bulunan esneklik ve kilitlenmeleri aşacak kurumsallaşmış araçlara, başkanlık sisteminin sahip olmamasının önemli rolü bulunmaktadır . Sonuçta, Başkanlık sisteminin hükümet istikrarında yakaladığı başarıyı, siyasal istikrarda yakalayamadığı söylenebilir.

Katılık

Başkanlık sisteminde, başkan, sabit bir süre için halk tarafından seçilir ve bir sonraki seçime kadar yürütme görevini kesintisiz olarak sürdürür. Kongre ve başkanın birbirlerinin varlığına son verecek herhangi bir yetkiye sahip olmamaları sebebiyle, başkanlık sisteminde başkanın görev süresi sabittir. Başkanın görevden alınmasını sağlayan impeacment mekanizmasının uygulanması sınırlı hallerde mümkün olduğundan, söz konusu mekanizma başkanın görev süresini etkilemez. Dolayısıyla başkan istifa ve ölüm halleri hariç, seçildiği süre boyunca görevini yürütür . Başkanın görev süresinin sabit olması, sisteme istikrar kazandırır. Uzun ömürlü hükümetlerde, demokrasinin güçlenme şansı artar fakat, bu durum sistemi esneklikten yoksun bırakır ve katılığa yol açar . Halkın desteğini kaybeden başkan, halk onu istemese de görev süresi bitene kadar görevinin başında kalır. Meşruiyetini kaybeden başkanın görevini sürdürmesi, rejim krizine dönüşerek, demokrasinin çöküntüye uğramasına sebep olabilir . Art arda seçilmenin yasaklandığı veya bir kimsenin en fazla iki kez başkan seçilebileceğine ilişkin kuralların bulunduğu başkanlık sistemlerinde de katılık sorunu ortaya çıkar. Bu yasaklar yüzünden, politikaları beğenilen başkanlar, tekrar aday olabilmek için bir seçim dönemi beklemek zorundadırlar ya da bir daha başkan seçilememektedirler. Bu durum, başarılı kimselerin siyasi kariyerini engelleyen ve toplumu da onlardan yoksun bırakan bir katılıktır .
Parlamenter sistemlerde ise yasama ve yürütme güçleri birbirlerinin varlığına son verebilecek güce sahiptirler. Bu yüzden, parlamenter sistemlerde hükümet istikrarsızlıkları sıkça yaşanır . Buna karşın parlamenter sistemlerde, başbakanın veya hükümetin meşruiyetini kaybetmesi durumunda, iki seçim dönemi arasında bir çok hükümetin oluşmasına imkan tanıyan esneklik mevcuttur. Dolayısıyla, parlamentersistemlerde, meşruiyet krizinin rejim krizine dönüşmesi ihtimali daha düşüktür .

Çift Meşruiyet

Başkanlık sistemlerinde, Kongre ve başkan halk tarafından seçilir, dolayısıyla meşruluk iddiasında bulunan iki kurum mevcuttur. ‘Çift meşruiyet’ olarak adlandırılan bu özellik, başkanlık sistemlerinde yasama ve yürütme organlarının ikisinin de halk tarafından seçilmesinden kaynaklanır. Parti sisteminin parçalandığı çok partili başkanlık sistemlerinde, Kongredeki çoğunluk ile başkanın farklı siyasi görüşlere sahip olmaları durumunda,
izlenecek politikalarda uzlaşmazlık ortaya çıkabilir. Bu durum, sistemin kilitlenmesine veya tıkanmasına sebep olabilir. Yasama ve yürütme organlarınında birbirinden bağımsız olmaları ve birinin diğerini fesih etme yetkisine sahip olmaması; uzlaşmalarını güçleştirir, hatta imkansız kılar . Ancak farklı siyasi eğilimlerdeki yasama ve yürütme organlarının çatışması ihtimali her zaman gerçekleşmeyebilir. Örneğin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, Kongredeki çoğunluk ile başkan aynı görüşlere sahip olmamalarına rağmen, yasama ve yürütme organları arasında herhangi bir uzlaşmazlık yaşanmamıştır . Mustafa Erdoğan’a göre yasama ve yürütme organları arasında yaşanabilecek bir uzlaşmazlık, kuvvetler ayrılığının doğal sonucudur. Yazar, çift meşruiyet sorununun, uzlaşma kültürünün olduğu ülkelerde herhangi bir krize yol açmayacağını; asgari bir uyumu ve uzlaşmayı gerçekleştiremeyen demokrasilerde ise hangi hükümet rejimi uygulanırsa uygulansın, başarısız olunacağı kanaatindedir .

Kazananın Her Şeyi Aldığı Toplam Sıfır Oyunu

Başkanlık sistemlerindeki önemli sorunlardan biri de toplam sıfır kuralıdır. Söz konusu kural, kazananın her şeyi aldığı, kaybedenin ise yönetim sürecinin tamamen dışında kaldığı, ya hep ya hiç oyunudur. Başkanlık koltuğuna kazanan aday, sonraki seçime kadar yürütme gücünü tek hakimidir. Kaybeden aday ise, genellikle kendi partisinin liderlik koltuğunu da kaybeder. Böylece kaybeden, her şeyi kaybetmiş olacaktır . Oysa parlamenter sistemlerde seçimi kaybeden parti liderlerinin, milletvekillikleri devam etmektedir ve bazen de ana muhalefetin lideri konumundadırlar . Başkanlık sistemlerinde görünen kazananın her şeyi aldığı toplam sıfır oyunu kuralı gereği siyasi mücadeleler oldukça şiddetlidir.Seçmenlerin büyük bir bölümünün oyuyla seçilen başkan, kendisini destekleyenleri seçmenlerin tümüyle karıştırabilir. Kendisine muhalefet edenleri ise, politakalarını engellemek isteyen kimseler olarak görebilir. Özellikle etnik ve dinsel açıdan bölünmüş toplumlarda bu durum, siyasal kutuplaşmaya yol açabilir.

Siyaset Yarışının Dışarıdan Katılanlara Açık Olması

Başkanlık sistemleri, özellikle politikacılara ve partilere duyulan güvenin azaldığı zamanlarda ve kriz dönemlerinde; parti örgütüyle çalışmamış ve diğer politikacıların desteteğine ihtiyaç duymayan, siyasi arenaya adeta bir meteor gibi girmiş kimselerin başkanlık yarışını kazanmalarını olası kılmaktadır . Parlamenter sistemlerde iktidar yarışı kişiler değil, partiler arasında yaşanır. Bu yüzden, seçim sonuçlarını partilerin programları ve uygulamayı vaadettikleri politikalar belirler. Ancak, Süleyman Demirel’in AP ve DYP’nin iktidar olduğu 1965, 1969 ve 1991 genel seçimlerinde; Bülent Ecevit’in CHP ve DSP’nin hükümette yer almasını sağlayan 1973 ve 1999 genel seçimlerinde; Turgut Özal’ın ise ANAP’ın iktidarda olduğu 1983 ve 1987 genel seçimlerinde partilerini iktidara taşımakta etkileri büyüktür . Parlamenter sistemlerdeki güçlü ve disiplinli parti yapısı, dışarıdan gelen kimselere ansızın hükümetin başına geçme imkanı tanımaz. Yazıcı, bu durumu Bülent Ecevit’in başbakanlık makamına yükselişi ile açıklar;
‘’Parlamenter sistemlerde bir kişinin hükümetin başı olabilmesi için, parti içinde yükselmesi, liderlik yarışını kazanması ve lideri bulunduğu
partinin parlamentoda çoğunluk elde etmesi gerekir. Bu duruma örnek olarak, Bülent Ecevit’in başbakanlık makamına yükselişi gösterilebilir. 1957 genel seçimlerinde CHP milletvekili olan Bülent Ecevit, 1961 Anayasası’nı hazırlayan kurucu mecliste yer almış, 1961-1965 yılları arasında çalışma bakanlığı yapmış, 1966’da parti genel sekreterliğine, 1972’de parti genel başkanlığına seçilmiş ve sonunda, 1973 genel seçimleri ardından
kurulan CHP-MSP koalisyonunda başbakan olmuştur’’ .
Zayıf ve disiplinsiz parti yapısına dayanan başkanlık sistemlerinde ise, bir kimse parti başkanı ya da partili olduğu için başkan adayı gösterilmez. Partiler, seçim öncesinde buldukları güçlü ve karizmatik adayları seçimlerden kısa bir süre önce partinin liderlik makamına seçip, başkan adayı gösterir. Bu yüzden, parlamenter sistemlere göre başkanlık sistemlerinde siyaset süreci dışarıdan gelenlerin katılımına daha açıktır .

Başkanlık Sisteminin Siyasi Üslubu

erdogan-bizde-baskanlik-sistemi-olsaydi-daha-6916980_x_8162_o
Başkanlık sistemlerinde, siyaset süreci kendine has bir üsluba sahiptir. Başkanlık sistemlerinde siyasetin farklı bir üsluba sahip olması, kutuplaşma, çoğunlukçuluk, temsilde dengesizlik, yönetimde kişiselleşme kavramlarıyla açıklanabilir. Bu sistemlerde başkanın halk tarafından seçilmesi ve siyasetin toplam sıfır kuralına göre işlemesi, kutuplaşmaya yol açmaktadır. Tek başlı yürütme yapısının , partiler arası koalisyonu engellemesi ise, başkanlık demokrasilerini çoğunlukçuluğa yaklaştıran etkenlerdendir. Başkan adaylarının iyi planlı ve uzun vadeli politikalardan çok, popülist vaadler ve kişisel tercihlere dayalı politikaları yönetimde kişiselciliğe sebep olmaktadır . Başkanlık sistemlerinde siyasi üslup; kutuplaşmaya ve çoğunlukçuluğa uygundur. Söz konusu sistemde siyasetin toplam sıfır oyununa dayanmasından, kutuplaşmaya neden olur. Kazanan başkan adayı sonraki başkanlık seçimlerine kadar iktidar olacağını bilmenin verdiği mutlak güven duygusu ile, muhalif seçmenlerin isteklerine karşı tavır alabilir.
Yeniden seçilme ve art arda seçilme yasakları, başkanının muhalefetin taleplerini görmezden gelmesine sebep olabilir. Kaybedenlerin ise, bir sonraki başkanlık seçimine kadar beklemekten başka yapabilecekleri bir şey yoktur. Bu durum, kaybedenleri, başkanın politikalarına karşı yıkıcı bir üsluba yönlendirebilir .
Başkanlık sistemlerinde yürütmenin tek başlı yapısı, iktidarın farklı partiler arasında paylaşılmasını engellemektedir. Bu yüzden, başkanlık sistemlerinde hükümet politikaları, çoğunluğun oylarıyla seçilen bir başkanın ideolojik, partizan hatta kişisel tercihlerini yansıtır. Bu durum, başkanlık demokrasilerinde çoğunlukçuluğa sebep olur. Oysa parlamenter sistemlerdeki partiler arası koalisyonların kurulmasına imkan tanıyan yapı,
iktidarın farklı gruplar arasında paylaşılmasını sağlayarak, müzakereye, pazarlıklara ve uzlaşmaya dayanan ortaklıkçı demokrasiyi teşvik eder . Başkanlık sistemlerinde yürütme gücünün tek bir kişide yoğunlaşması, söz konusu sistemlerde çoğunlukçuluğun aşırı uçlara kaymasına neden olur. Bu durum, kriz dönemlerinde ve demokratikleşme sürecinde gerekli olan anlaşma ve uzlaşma ortamının kurulmasını engellemektedir. Parlamenter sistemlerde hükümetin kollejyal yapısı, uzlaşmaya dayanan anlaşmalara daha elverişlidir .

Başkanlık Sisteminin Türkiye İçin Değerlendirilmesi

Ülkemizde yaşanan hükümet istikrarsızlıklardan kurtulmak için çözüm yolu olarak sunulan başkanlık sistemine geçiş düşüncesi, özellikle son on beş yıldır siyasi ve akademik çevrece sıkça tartışılmaktadır . Ülkemizde olası bir sistem değişikliği yaşanması durumunda, siyasi, hukuki ve toplumsal alanlarda bir takım değişiklikler oluşacaktır. Bu değişiklikler olumlu ve olumsuz olarak ayrılmadan, bir bütün halinde ele almalıdır. Sistemin sadece olumlu özelliklerinin ele alınması, hiç şüphesiz eksik bir yaklaşım olacaktır . Başkanlık sisteminin, katı kuvvetler ayrılığına dayanması ve yasama ile yürütme organlarının birbirlerinin görevine son verememesi, yönetimde süreklilik ve istikrar yaratır. Türkiye’de 1970’li ve 1990’lı yıllarda, istikrarsız hükümetler ve koalisyonlar görev yapmışlardır. Kırılgan yapıdaki bu hükümetlerin uzun süreli ve bütünlüğü olan bir hükümet programını uygulamadaki başarısızlıkları, ülke sorunlarını giderek kronik hale getirmiş ve durum demokratik siyasetin saygınlığını ve gücünü zayıflatmıştır . Bu durumun parlamenter sistemden kaynaklandığını düşünüp, başkanlık sistemini öneren kimseler, başkanlık sistemindeki katı kuvvetler ayrılığının sistemde oluşturabileceği tıkanıklığı göz ardı etmektedirler. Başkanlık sisteminde, parlamenter sistemdeki gibi yasamanın yürütmeyi güvensizlik oyuyla düşürmesi veya yürütmenin yasamayı feshetmesi gibi karşılıklı etkileşim araçları bulunmadığı için, birbirleriyle uyumsuz çalışan başkan ve parlamentonun mevcut sistemi kilitleyerek işleyemez hale getirmeleri mümkündür. ABD modelinde bu sorun; disiplinsiz, yani serbest parti modeli, ideolojik türdeşlik, uzlaşmacı ve faydacı siyasi kültür gibi faktörler üzerinden kolayca aşılabilir. Ancak, Türkiye için aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Bir kere disiplinli parti modelinin egemen olduğu Türkiye’de, başka bir partiden seçilen bir başkanın parlamento üyeleri tarafından desteklenmesi durumunda, muhtemelen parti disiplini hükümleri işletilecek ve destek veren milletvekillerinin sorumluluğu yoluna gidilecektir. Ülkemizde otoriter parti tüzükleri, parti liderini bile eleştirmenin disiplin suçu sayıldığı, lider sultası altında ve son derece katı merkeziyetçi yapı ile yönetilen partiler yaratmıştır. Dolayısıyla, parti disiplin hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle parlamenterler, partiden ihraç edilme tehlikesiyle karşılaşacaklardır .
Başkanlık sisteminde, başkanın sabit bir görev süresi için seçilmesi ve bu süre içerisinde yasama organı tarafından düşürülememesi dolayısıyla da yürütme organının istikrar sağlayacağı, sistemin olumlu özelliklerinden biri olarak düşünülebilir. Ayrıca, başkanlık sisteminde devlet başkanının halk tarafından doğrudan seçilmesinin, sistemin demokratik olma niteliğini arttıracağına işaret edilmektedir. Doğrudan halk tarafından seçilen bir devlet başkanının sistem içindeki meşruluğunun güç kazanacağı, halkın kimi seçtiğini bileceği ve dönem sonunda gerekiyorsa o kişiyi yeniden seçmeyerek bir tür hesap soracağı düşünülmekte ve bu hususların başkanlık sisteminin olumlu yönlerini oluşturacağı savunulmaktadır . Seçmenlerin politikalarını ve bunların muhtemel sonuçlarını bilerek ve daha sonra başarısız olan başkandan bunun hesabını sormalarının mümkün olması, öngörülebilirlik ve hesap sorulabilirlik bakımından, rejimin demokratik performansının yükselmesine katkıda bulunabilir . Ancak, başkanlık sistemini uygulayan ülkelerin çoğunda, başkanın en çok iki defa seçilebilmesine izin verilmektedir. Bundan dolayı, ikinci dönem başkanlık yapan bir kişi için, bu tür bir hesap sorulma durumu yaşanmayabilir .
24202322
Ergun Özbudun Türkiye’de başkanlık sistemine geçilmesini savunanlara ilişkin şu değerlendirmede bulunmuştur :
“Genel itibariyle birbirleriyle çelişik gibi görünen iki argümana dayanmaktadırlar. Bunlardan biri, başkanlık sisteminin güçlü istikrarlı ve uyumlu bir yürütme organı sağlayacağı, diğeri ise bu sistemde yasama organının, kanun yapma ve yürütmeyi denetleme işlevlerini daha bağımsız ve etkin biçimde yerine getireceğidir. Diğer bir ifade ile bu argümanlardan biri güçlü yürütmeyi, diğeri ise güçlü parlamentoyu amaçlamaktadır ki, bu amaçların her ikisinin aynı anda gerçekleştirilmesi mümkün görünmemektedir. Başkanlık sisteminin, dar anlamda yürütmeye istikrar ve uyum sağlayacağı doğrudur. Ancak dar anlamda yürütme içindeki istikrar ve uyumu, daha genel anlamdaki siyasal istikrar ile karıştırmamak gerekir’’.
Başkanlık sisteminin ülkemizde uygulanması durumunda yaşanabilecek olası sorunlardan biri de, yürütme içerisindeki eşsiz konumunu tahkim eden başkanın, Türkiye’deki otokratik siyasi kültürün de etkisiyle kendisini, halkın doğrudan seçtiği bir padişah gibi görebilmesi tehlikesidir. Olası bir sistem değişikliğinde, bu durumun önlenmesi için, çeşitli dengeleyici kurumsal tedbirlerin öngörülmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, örneğin, bağımsız ve tarafsız bir yargı kurumunun varlığı, yerel yönetimlerin yetkilerinin genişletilmesi yoluyla merkezi yönetime karşı güçlendirilmesi, örgütlü toplum eliyle kamuoyu denetimi, baskı grupları, demokratik siyasi katılım olanaklarının genişletilmesi, doğrudan bir demokrasi vasıtası olarak referandum, medya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve kamu denetçiliği gibi kurumların varlığının önemine dikkat çekilmelidir. Başkan seçimi noktasında en büyük sıkıntı ise Türkiye’nin siyasi ve kültürel açıdan giderek daha da kutuplaşan bir toplumsal yapıya bürünmesidir .
Türkiye’de, laikle İslam, kenar ve merkez, gelenekle modernite, sağla sol arasında, devrimci siyasi tarihimizden gelen sert ideolojik ayrışmalar söz konusudur. İdeolojik bakımdan en tarafsız meseleler bile çok kısa bir sürede bir takım siyasi sembol ve sloganlar üzerinden politize edilmekte ve ideolojik kavgaların aracı haline getirilmektedir. Bu da Türkiye’de, uzlaşmacı ve müzakereci bir siyasi kültürden uzaklaşmış, sosyal ve siyasi bakımdan
bölünmüş bir toplum modeli ortaya çıkarmaktadır . Türkiye’de genelde kabul edilen %35 sol, %65 sağ eğilim gerçeği karşısında iki turlu başkanlık hükümeti modelinde solun pek şansının olmadığı ileri sürülmektedir. Kuzu’ya göre, ”Bu durum ilk bakışta doğru gibi görünse de, hep sağın kazanacağı endişesi yerinde değildir.” Yazara göre, sol görüşlü partiler halkla bütünleşerek ve iyi bir ekonomik program sunarak iktidar olma şansını yakalayabilirler (Kuzu, 2012: 114). Ancak, başkanın seçimi için %51 oy oranı lazım olduğundan ister istemez ülkemizde iki büyük parti ön planda olacaktır. Nitekim başkanlık sistemine geçilmesi halinde sol iktidarın, sistemden uzaklaşması tehlikesi oluşacaktır. Diğer taraftan sağ eğilimli partilerin merkeze oturmak için milliyetçi ve dindar kesime yönelik vaat ve söylemlerinde aşırıya kaçarak aşırı milliyetçi veya dış politikaya ve ekonomik hassasiyetlere de bağlı olarak aşırı muhafazakâr bir kimliğe bürünmesi kaçınılmaz olabilir. Bu durum, toplumumuzda tehlikeli bir takım ayrışmaların ve istenmeyen olayların ortaya çıkmasına yol açabilir .
“Ya Başkanlık Ya Pişmanlık’’ sözüyle başkanlık sisteminin koyu destekçilerinden olan Kuzu’nun, sisteme ilişkin değerlendirmelerinden biri de diktatörlük imasına ilişkindir. Kuzu’ya göre, parlamenter sistemdeki başkan, başkanlık sistemindeki başkandan üç kat fazla yetkiye sahiptir. Başkanlık sisteminde başkanın kanun yapma ve bütçeye karışma yetkisi olmadığını dolayısıyla asıl yetkinin Kongrede olduğunu ileri süren Kuzu, başkanı ‘’aslan postuna bürünmüş kuzu’’ olarak nitelendirir . Ancak Kuzu’nun iddialarının aksine başkanlık sistemindeki başkanın yetkileri oldukça fazladır. ABD’de Başkanların mesaj ve gizli görüşme vasıtasıyla Kongre üyelerini etkileyip istedikleri bütçe yasasının Kongreden geçmesini sağladıkları görülmüştür . Ayrıca, bazı başkanlar, Kongrenin belirli alanlarda çıkardığı bütçeye karşın harcama yapmamışlardır ve bunun yürütmenin başı olarak yetkileri dahilinde olduğunun iddia etmişlerdir .
Benzer bir örnek de savaş açma yetkisi ile ilgilidir. Savaş açma kararı da her ne kadar Kongreye ait olsa da, Amerikan tarihinde başkanların Kongrenin onayını almadan yaptıkları askeri harekat sayısı iki yüzü geçmiştir . Dolayısıyla başkanların bütçe ve kanun yapma yetkileri olmadığını iddiası, uygulamada geçerli değildir. Böylesine güçlü yetkilere sahip bir başkanın frenlenmesi her zaman mümkün olmayabilir. Özellikle Türkiye’de sistemin kişisel yönetime dönüşme tehlikesi oldukça yüksektir. Başkanlık sisteminin ABD’de uygulanan saf şekliyle Türkiye’de uygulanmasının, çok ciddi yönetim hatta siyasal rejim sorunlarına yol açması, muhtemel görünmektedir. İstikrarlı ve güçlü bir sivil yönetime yol açmak gibi, başkanlık sisteminin bir takım avantajlı yönlerinin, Türkiye özelinde kimi kronik sorunların çözümüne katkıda bulunabilmesi mümkün olmakla beraber, siyasal sistemin bütününe bakıldığında, söz konusu hükümet rejiminin dezavantajlı yönlerinin ağır basması, çok daha yüksek bir olasılıktır . ABD dışındaki uygulamalarda istikrarlı bir demokratik rejim ortaya çıkarttığı görülmeyen başkanlık sistemi, Türkiye’nin siyasi geleneğine yabancıdır ve tüm yürütme gücünün tek elde, yani başkanda toplanması, demokratik denge unsurları yeterince gelişkin olmayan toplumlarda, kişisel yönetimin ortaya çıkmasına neden olabilir .
Başkanlık sistemine geçiş durumunda doğabilecek sıkıntılardan biri de Türkiye’nin Avrupa Birliği içerisinde yer alma isteği ile ilgilidir. Bilindiği gibi, Türkiye 1950’lerden bu yana, Avrupa Birliğine üyelik için uğraşmaktadır ve 17 Aralık 2004 tarihinde yapılan zirvede Türkiye’nin AB’ye üyelik isteğine resmi bir biçimde cevap verilerek, Türkiye’nin resmi üyelik müzakerelerine başlaması için tarih belirlenmiştir. Günümüzde Türkiye’nin AB’ye üye olup olmayacağı kesinlik kazanmamakla birlikte, ülkemiz AB ve kurumlarına önemli ölçüde entegre olmuştur. Olası bir hükümet sistemi değişikliği durumunda, AB üyesi devletlerden gelebilecek tepkilerin göz ardı edilmemesi gerekir. AB içerisinde Fransa hariç tüm devletler, parlamenter sistemle yönetilmektedir. Avrupa’nın tarihi birikimi, sosyo ekonomik ve kültürel yapısı, birlik içerisinde başkanlık sisteminin uygulanmasını neredeyse imkansız kılmaktadır. Dolayısıyla, ülkemiz gibi, başkanlık sistemi veya yarı başkanlık sisteminin sağlıklı yaşaması için gerekli koşulları sağlamayan bir ülkede yaşanacak olası bir hükümet sistemi değişikliğinin AB tarafından hoş karşılanmayacağı söylenebilir .
İdeoloji ve kimlik eksenine dayalı toplumsal bölünmüşlük, hukuk devleti özelliklerinin yeterince gelişmiş olmaması, disiplinli siyasal parti yapısı, yerel yönetimlerin medyanın ve sivil toplum örgütlerinin zayıflığı, bağımsız bir yargı gücünün mevcut olmayışı, siyasette uzlaşma kültürünün düşük olması gibi faktörler, başkanlık sisteminin ülkemizde sistem tıkanıklığına yol açarak, demokratik olmayan bir takım arayışlar içine girmesine neden olabilir, dolayısıyla başkanlık sisteminin Türkiye’de başarılı sonuçlar vereceği iddiasına şüpheyle yaklaşmak gerekir.

Yararlanılan Kaynaklar

Gamze Küçükoba , Başkanlık Sistemi Ve Türkiye ‘ ye Uygunluğu Sorunsalı
Mustafa Erdoğan , Anayasal Demokrasi
Levent Gönenç , Türkiye’de Hükümet Sistemi Değişikliği Tartışmaları Olanaklar ve Olasılıklar Üzerine Bir Çalışma Notu
Mahmut Hekimoğlu , Anayasa Hukukunda Karşılaştırmalı Demokratik Hükümet Sistemleri ve Türkiye
Burhan Kuzu , Olağanüstü Hal Kavramı ve Türk Anayasa Hukukunda Olağanüstü Hal Rejimi
Montesquieu , Kanunların Ruhu Üzerine
Ergun Özbudun , Siyasal Partiler
Ergun Özbudun , Demokrasiye Geçiş Sürecinde Anayasa Yapımı
Ergun Özbudun , Türk Anayasa Hukuku
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Gamze Küçükoba’ya aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu