GündemTeknoloji

Türkiye Ekonomisinde Otomotiv Sektörünün Yeri Ve Önemi

Kurtuluş savaşı zaferi sonrasında kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti ekonomi alanında da atılım yapmayı hedeflemiştir. Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemi sonrası uyguladığı politikalar karma ekonomik yapıda kabul edilmekte olup, orta ve uzun vadede özel sektör ile ekonomik kalkınmaya ulaşmak için gerekli olana fiziki altyapı sermaye birikimi ve beşeri sermaye oluşumunun sağlanması için devlet çeşitli alanlarda politikalar yürütmüştür. Ekonomik büyümenin sağlanarak sürdürülebilir kalkınma ile işsizlik sorununa çözüm bulunması hususunda özel sektörü teşvik yönünde politikalar uygulanmıştır. Türkiye’nin sanayileşme programı kapsamında değerlendirildiğinde otomotiv sektörü kilit bir noktada bulunmuştur. İlk aşamada otomotiv sektörü ekonomik aktivitenin devamı sağlayacak ulaştırma faaliyeti için gerekli olan düzeyde araçların üretimi yapmayı hedeflenmiştir. 1980’li yıllardan itibaren ise, otomotiv sektöründe katma değer oluşturarak ihracat yapma stratejisi benimsenmiştir. Söz konusu olgu, iktisat politikası yapıcılarının ithal ikame politikası stratejisi yerine ihracata dayalı büyüme stratejisinin seçmeleri ile doğru orantılıdır.

1960’lı yıllardan itibaren uygulanmaya başlayan kalkınma planlarının sonucunda otomotiv sektörünün Türkiye ekonomisi içinde payı ağırlık kazanmış ve sektör montajdan imalata yönelmeye başlamıştır. 1980’li yıllar içerisinde Türkiye ekonomisinde serbest piyasa koşullarının geçerli olması ve 1996’da Gümrük Birliği anlaşmasının imzalanması sonucunda, Türk otomotiv ve AB ülkelerinin otomotiv sanayi arasındaki etkileşim seviyesi uluslararası ticaret bağlamında yükselmiştir. Bu süreçte, Türkiye’nin otomobil ihracatının önemli bir kısmı (%60’ın üstünde) AB ülkelerine gerçekleştirilmeye başlanmış ve büyüyen pazar ve yükselen rekabet koşulları ile Türk otomotiv sektöründe ileri teknoloji kullanımına bazlı bir yapılanma sürecini tetiklemiştir. Bununla birlikte, 1994 ve 2001 ekonomik krizleri otomotiv sektörünü olumsuz etkilemiş ve sektör nitelikli işgücünün üçte birini kaybederek ve kapasite kullanım oranları %30 seviyesine inmiştir. Ekonomik krizlerin beraberinde getirdiği iç pazardaki daralma ihracatta meydana gelen artışlar ile telafi edilmiştir ve ekonomik krizlerin otomotiv sektörüne olan olumsuz etkileri hafifletilmiştir. Öte yandan, 2000’li yıllar ile birlikte enflasyon ve faiz oranlarının 1990’lı yıllara kıyas daha düşük seviyelere inmesi otomotiv sektöründeki yaşanan talep ve üretim artışına
destek vermiştir.

Türkiye Ekonomisinde Otomotiv Sektörünün Yeri Ve Önemi 2

Tabloda da gösterildiği üzere, 1960 ve sonrasında öncelikle ithalatçı politikalar izlenmiş ve iç piyasanın ihtiyacı karşılanmıştır. Bu noktada, başlangıçtahane halkının kullanacağı otomobillerden ziyade tarımsal üretim ve sanayinin ihtiyaçlarının giderişi taşıt araçlarının üretimine ağırlık verilmiştir. İzleyen süreçte ve hane halkının talep edebileceği yönde otomobillerimizin üretimi için de çalışmalar başlatılmıştır. 1990 dönemi ihracatçı politikaların izlendiği ve otomotiv sektöründe korumacı önemlerin ortadan kaldırılarak dışa açık tedbirlerin uygulandığı bir dönem olarak gerçekleşmiştir. 1990’dan sonra yabancı yatırımcılara ortaklık kurma yolunda izinler verilerek yabancı otomotiv üreticilerinin üretim merkezlerini ülkemizde kurması sağlanmaya başlanmıştır.

Türkiye’de otomotiv sektörünün gelişimi daha detaylı incelendiğinde, otomotiv sektörü ürünlerinin Türkiye’ye ilk girişinin Birinci Dünya Savaşı sonrasına denk gelmekte olduğu görülmektedir. İlk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nden “American Foreign Trade” şirketi aracılığı ile Ford ve Chevrolet markalı binek araç ve ticari araçları getirilmiştir. Aynı dönemde ayrıca, Türkiye pazarına giren bir başka marka da İtalyan Fiat olurken,1929 yılı sonrasında Türkiye’ye satılan araçların tamir ve bakımı için Ford tarafından yedek parçalar da temin edilmiştir. Benzer şekilde, montajların yapılması ve ülke içinde otomotiv endüstrisine bağlı olarak ilk üretimler gerçekleşmesi de bu yıla denk düşmüştür. Ülkemizde Ford tarafından yapılan montajlar ile traktör ve kamyonet üretimlerin gerçekleştirilmesi ve üretilen ürünlerin Sovyetler Birliği’ne de satılması öngörülmüş olmak ile birlikte, 450 işçi çalışan ilgili tesis 1930 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan küresel krizden oldukça olumsuz etkilenmiş ve planlanan satışlar gerçekleştirilememiştir. 1934 yılında fabrika üretimini tamamen durdurmuş ve Türkiye’de otomotiv sektöründeki durgun sayılabilecek durum İkinci Dünya Savaşı’na kadar devam etmiştir. Bununla birlikte, 1950-60 arası dönemde Türkiye ekonomisinin büyümesi sürecine bağlı olarak otomotiv sektöründe de hareketlenme gerçekleşmiş ve yurt içinde araç üretimi yükselmeye başlamıştır. 1954 yılı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nın jip ve kamyon ihtiyacının giderilmesi için İstanbul tarafında bir üretim merkezinin daha kurulması açısından önem arz eder hale gelmiştir. 1954 yılında ayrıca tarımsal üretimi yükseltmek için Ankara’da bir traktör fabrikası faaliyete geçmiştir. Bu doğrultuda, Koç Ticaret Şirketi tarafından Ford Motor’un Türkiye Genel Temsilciliğinin alınması sektördeki ilk özel girişimi olarak kabul edilmekte olup, 1956’da ilk kez özel sektör üretimi başlamıştır. İlk Türk otomobilin üretimi Eskişehir’de “Devrim” adı ile çıkarılan otomobil olmak ile ve bu üretimin başlamasında cumhurbaşkanlığı etkili olduğu ve hane halkının ihtiyacını karşılamaya yönelik otomobil üretiminin başlamasının hükümet politikasının üstüne bir devlet vizyonu olduğu öne sürülebilecektir. 4 adet üretildikten sonra üretimi devam etmeyen Devrim arabaları, yerini 1964 yılında çıkarılan Montaj İmal Tadil Talimatnamesi’ye Anadol araçlarına bırakmıştır.

1950-1960 dönemi dikkate alındığında, otomotiv sektöründe en fazla üretim traktör için gerçekleştirilmiştir. Söz konusu duruma Türkiye ekonomisinin ilgili yıllarda tarım ağırlıklı bir ekonomik yapıya sahip olmasının neden olduğu kabul edilmektedir. Yıllar içerisinde Türkiye ekonomisini yapısının değişmesi, otomotiv talebinin ve dolayısıyla da otomotiv arzının değişmesine yol açtığı bilinmektedir. Bir başka deyişle, sanayinin gelişmesi ticari araç üretimi ve ithalatını tetiklemiştir. Otomotiv sektörü açısından 1968 yılı önem arz etmekte olup, ilgili yıl içerisinde otomobil üretimin artırılması için Koç Şirketi İtalyan Fiat ile anlaşmış ve Tofaş markasının üretimine üretimi başlanmıştır. Bu süreç 1969 yılında Oyak ve Renault’un ortaklığı ile başlayan üretim hamlesi ile desteklenmiştir. 1990 yılından sonra ise, dışa açık ekonomik politikalar ile uyumlu olarak ihracat için atılan adımlar ile üretim kapasiteleri geliştirilmeye ve yeni yatırımlar gerçekleştirilmeye
başlanmıştır. 1994 yılında Türkiye, Toyota, Hyundai ve Honda için üretim üssü haline gelmiş ve ilgili durum Türkiye’nin Gümrük Birliği’nin imzalanması ile küresel üretim teknolojilerine geçiş ile farklı bir boyut kazanmıştır. Dolayısıyla, Türkiye otomotiv sektörü ihracat ve ithalatın etkilerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği bir yapıya kavuşmuştur. 2000’lere gelindiğinde ise, Mercedes-Benz, BMC ve MAN fabrikaları kurulmuş, ilgili markalar kendi projelerini hayata geçirmeye başlamış ve otomotiv sektörünün dışa açık yapısı perçinlenmiştir. Almanya ve Japonya’ya benzer yapıda bir otomotiv sektörü oluşturmak isteyen Türkiye gibi ülkelerde sektörün gelişimi açısından kilit hususlara bulunmaktadır. İlgili hususların başında üretilecek olan ürünün fiyatlaması gelmektedir, zira hangi araç söz konusu olursa olsun otomotiv üretimi kompleks bir süreç içermekte olup her bir aşamanın kendine özgü maliyeti bulunmak ile birlikte maliyet hesaplamasında hatalar yapılabilmektedir. Bu olgunun varlığı otomotiv sektörde fiyatlamanın olması gereken gibi yapılamaması ve hedeflenen karlılığa ulaşılamamasına neden olabilmektedir. Bununla birlikte, üretilen ürünlerin ebat bakımından büyük olması onların çoğu zaman uluslararası pazarlara getirilmesi hususunda yüksek lojistik maliyetlerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Maliyetlerin düşürülmesi ve nakliyat risklerinin düşürülmesi amacıyla, ülkelerin birbirleri ile yapacakları gümrük anlaşmaları ve üretim üssü olarak belirli yerlerin kurulması ile üretici ve satıcıların kümelenmesinin sağlanması bu sanayideki maliyetlerin azaltılmasına, satış rakamlarının düşmesine ve/veya karlılığın artmasına yardımcı olacaktır.

Öte yandan, otomotiv sektöründe üretim statik bir süreç olmayıp tüketicinin talepleri yakından izlenerek zaman boyutu içerisinde yeni ürünlerin geliştirilmesi gerekli olmaktadır. Tüketicilerin talepleri içerisinde güvenlilik boyutu önem taşımakta olup, aynı zamanda ürünlerin yakıt tasarrufu sağlayabilmesi tüketicilerin öncelikleri arasında yer almaktadır. İlgili hususlara hane halkının talep ettiği otomobiller çok sık görülmekte olup, ürünlerin dayanıklı olması parça değiştirme imkanlarının var olması sektör genelinde dikkate alınan diğer hususlar olarak ön plana çıkmaktadır. Özellikle de kullanılan otomobil tüketiciler nezdinde prestij göstergesi olarak değerlendirilebildiğinden markanın teknolojik gelişmelere adaptasyonu tüketicilerin markaya olan bağımlılığını artırabilecektir. Dolayısıyla, Türkiye’de üretilecek otomobillerin istikrarlı biçimde teknolojik gelişmelere ile doğru orantılı olarak gelişme kat etmesi sektörde zaman boyutu içerisinde arz ve talep dengesinin sağlanması açısından önem taşımaktadır. Bu durum, Türkiye’de otomotiv üreten işletmelerinin yeni yatımlarını finanse edebilecek karlılık seviyesine ulaşmasına yardımcı olacaktır.

Otomotiv sektöründe özellikle otomobil talebi hane halkının gelir akışı ile sınırlı olmakta olup, tüketici olan hane halkının fayda maksimizasyonu ilkesi gereği yürüttüğü işlem elde edilebilecek maksimum fayda seviyesini göstermektedir. Hane halkının harcama kapasitesi borçlanma imkânları ile genişleyebilmekte ve tüketiciler daha üst fayda seviyesine ulaşabilmektedir. Bu çerçevede, otomobil satıcılarını çeşitli finans kurumları ile anlaşmalar yaparak kredilendirme gibi konularda müşteriye sağlayacağı faydalar pazarın hareketlenmesi açısından fayda sağlayacaktır. Bununla birlikte, vergilerin iyileştirilmesi, eski ürünün iyi fiyatlara satın alınması ve sigorta işlemlerinde kolaylıkların sağlanması hem müşteri memnuniyetini hem de sayısını arttırabilecektir. Hane halkının otomobil talebin karşılamak için yaptığı borçlanmanın maliyeti olan faiz oranlarının düşük seviyelere inmesi de talebi canlı tutarak arzın uzun vadede yükselmesi için gerekli koşulları oluşturacaktır. Dolayısıyla, otomobil sektörünün para politikası değişiklerinden yakinen etkilendiğini ve sektörü inceleyen kantitatif modellerin faiz faktörünü dikkate alması gerekmektedir. Finansman koşullarının iyileştirilmesi hususunda, Türkiye genelinde faiz oranlarının düşürülmesinin önemli olduğu araştırmacılar ve iktisatçılar tarafından varsayılmaktadır. Otomotiv sektöründe toplam talebin tetiklenmesi için, pazarlama faaliyetlerini niteliğinin yükseltilmesi gerekmektedir. Bu noktada, yapılacak reklamların doğru açıdan yönlendirici olması otomotiv sektörünün uzun vadede canlı tutabilecektir. Aksi durumda, tüketicilerin ihtiyaçları olmayan araçları satın almaları sektöre yönelik güven duygusunu zayıflatabilecek ve otomotiv sektörünün büyümesi sekteye uğratabilecektir. Türkiye gibi ülkelerde reklamın, dikkat uyandırmasının yanında doğru bilgileri ile tüketicileri yönlendirme vasfına sahip olması önem arz etmekte olduğundan pazarlama faaliyetlerinin denetiminin sağlanması önerilebilecektir. Tarih arşivi sizler için otomotiv sektörünü ele alıyor…

Otomotiv sektöründe tüketim zaman boyutunda gerçekleşmekte olup, toplam talebi etkileyen faktörler arasında tamamlayıcı malların veya hizmetlerin fiyatlarındaki değişikler Türkiye’de sektörün gelişimi açısından önem taşımaktadır. Müşterinin ihtiyacına göre bakım ve tamiratın yapılabileceği geniş ve ucuz yedek parçanın pazarda bulunması ve kolay tedarik edilebilmesi, müşterinin ürünü alma aşamasında seçimine yön veren en önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bu hizmetler içinde yol yardımı, kilometre kontrolü, bakım/onarım, kaza sonrası tamirat gibi işlemler sayılabilir (KPMG, 2014: 24). Otomotiv sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin önemli bir çoğunluğu küresel ölçekte olduğundan bayi ağının geniş olması sebebiyle müşterinin dünya genelinde hizmete ulaşabilmesi giderek önem kazanmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de otomotiv sektörüne yatırım yapacak işletmelerin yukarıda belirtilen özelliklere sahip olması için dünya geneline yayılmış ve hizmet bakından aynı standartları yakalamış bir bayi ağının varlığı gerekmektedir. Bu husus ayrıca müşteriler için büyük bir avantaj anlamına gelebilecek ve üretici markanın da imajına pozitif bir biçiminde yansıyacaktır.

2008-2009 Global Finansal Krizi Öncesinde Türkiye’de Otomotiv Sektörü ve Diğer Sektörler ile Etkileşimi

Dünya genelinde olduğu gibi otomotiv sektörü Türkiye’de de sanayi üretiminin ve dolayısıyla reel ekonomik aktivitenin temel belirleyicilerinden biri kabul edilmektedir. Lokomotif sektör niteliğindeki sektör; otomobil üreticileri, bayilikler, orijinal ekipman üreticileri ve otomobil bakımı şirketleri ile ilgili finansal performansı ve ekonomik değişkenleri temsil eden bir çerçevede değerlendirilmektedir. Türkiye’de otomotiv sektöründe yapılan işbirlikleri sonucunda yalnızca otomotiv ana ve yan sanayi değil, tekstil sanayi, plastik sanayi, metal işleme gibi sanayiler de önemli hale gelmektedir. Bununla birlikte, otomotiv sektörünün önde gelen faaliyet alanının bir parçası olarak yedek parçaların imalatı, satışı, servis ve imalatı varsayılmaktadır. Arz yönlü bir yaklaşımın yanı sıra, otomotiv sektörü araç ve yedek parça satışı ile uğraşan toptan ve perakende alt sektörleri içermekte ve toplam talep üzerinde de kayda değer etkiler oluşturmaktadır.

Türkiye Ekonomisinde Otomotiv Sektörünün Yeri Ve Önemi 3

Tablo, otomotiv sektörünün hammaddesinin demir çelik, petro kimya, plastik, tekstil, cam, elektronik, makine ve elektrik sektöründen sağlanmakta olduğunu ortaya koymaktadır. Öte yandan, otomotiv sektörünün ürettiği ürünler genel olarak savunma, tarım, turizm, ulaştırma, altyapı ve inşaat sektörlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de otomotiv sektörü ayrıca pazarlama, servis, parça, finans gibi sektörlerde de hizmet oluşumun gelişimine hizmet etmektedir. Otomotiv sektörünün girdi-çıktı bağlantılarının yanı sıra ilişkili olduğu diğer sektörler ise, üretilen otomobillerin tüketicilere ulaşmasını sağlayan pazarlama, bayi, servis, akaryakıt, finans ve sigorta sektörleri olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye ekonomisinde çeşitli sektörler ile sektörle yakından ilişki içinde olan otomotiv sektörünün seyrinin mikro ve makro çerçevede ekonomik etkiler oluşturacağı açıktır.

Türkiye’deki otomotiv sektörünün mevcut yapının, küçük ve orta ölçekli işletmeler düzeyinde üretim ve çok yüksek sayılmayacak verimlilik biçiminde olduğu kabul edilmektedir. 24 Ocak 1980 Kararları sonucunda ihracata dayalı büyüme stratejisinin gündeme alınması, 1980’li yıllara kadar hammadde ya da tekstil ve hazır giyim gibi emek‐yoğun mal ihracatçısı konumunda olan Türkiye’yi otomotiv sanayi gibi sermaye yoğun ürünlere üretme hususunda bir vizyona kavuşturmuştur. Bununla birlikte, Türk otomotiv sektörü 1960 yılında başlatılan üretim hamlesi ile birlikte yıllar içinde gelişme göstermiş ve sektörün nispeten dışa kapalı yapısı 1980’li yıllardan itibaren uygulanan liberal ekonomik politikalar ile dışa açık hale gelmiştir. 1990 sonrasında sektörde önemli gelişmeler yaşanmaya devam etmiş ve küresel ölçekteki otomotiv işletmeleri ile yapılan anlaşmalar belirleyici hale gelmiştir. Gümrük Birliği anlaşmasının imzalandığı yıl olan 1996 yılında 276.700 adet olarak gerçekleşen otomotiv üretimi, on yıl sonunda üç kattan biraz daha fazla bir artış göstererek 2006 yılında 987.600 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu rakamlar ile ifade edilen üretim yalnızca iç pazarın ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde gerçekleşmemiş Gümrük Birliği anlaşmasının imzalandığı yıldan tam on yıl sonra 697 bin taşıt aracının ihracatı gerçekleşmiştir. İhracat içerisinde otomobil ihracatının payı en yüksek düzeyde gerçekleşmiş ve 2006 yılı itibariyle 430 bin olmuştur. Öte yandan, 2006 yılında otomotiv ihracatı önceki yıla göre %26 oranında yükselerek, tüm diğer sektörler arsında ihracat hususunda birinci sıraya yerleşmiştir.

Otomotiv Sanayicileri Derneğinin verilerine dayalı olarak oluşturulan aşağıdaki şekil Türk otomotiv sektörünün gelişimini ortaya koymaktadır. Şekilde göze çarpan en önemli husus, küresel ölçekte ekonomik aktivitede önemli ölçüde düşüşe neden olan 2008-2009 Global Finansal krizinin Türk otomotiv sektöründeki üretim üzerinde kalıcı olarak keskin düşüşler oluşturmadığı yönündedir. Son global finansal krizi sonrasında da Türkiye’de ortalama otomotiv üretimi yükselmeye devam etmiş olgu, bu durum Türkiye’de başta hane halkının otomobil talebi olmak üzere diğer taşıt araçlarına yönelik talebin de canlı kaldığına delalet etmektedir. Aşağıdaki grafiğe göre, binek araçlar ve ticari araç üretimi kriz sonrasında artmaya devam etmiştir. Bu duruma, Türkiye ekonomisinin büyüme sürecinin ve yüksek olan büyüme potansiyelinin neden olduğu kabul edilmek ile birlikte yüksek sayılabilecek faiz oranlarının varlığı altında dahi kredilere dayalı bir talep artışının neden olduğu ileri sürülebilecektir. Bununla birlikte, Türkiye ekonomisindeki tüketicilerin otomotiv talebinin etkileyen ekonomi dışı faktörler olan psikolojik ve siyasi unsurların da sektörü destekleyecek ölçüde çalıştığı öne sürülebilecektir.

Türkiye Ekonomisinde Otomotiv Sektörünün Yeri Ve Önemi 4

Yukarıdaki tabloda mavi ile belirtilen sütunlar binek araç, turuncu ile belirtilen sütunlar ticari araç üretiminin temsil etmektedir. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen hususların varlığı otomotiv talebinin yurt içi üretim ile karşılanamaması sonucu doğurmuştur. Tablo 8’de gösterildiği üzere otomotiv sektöründe ihracatın 1994 krizi sonrası dönemde istikrarlı bir artış gösterdiği görülmektedir. Söz konusu rakamlar özellikle Türk otomotiv sektörünün Gümrük Birliği anlaşması ile dışa daha açık hale gelmesinin sektörün ihracat performansını yükselttiği ileri sürülebilecektir. Öte yandan, ithalat talebi de yükselmiş ve 2008-2009 Global Finansal krizini hemen öncesi ve sonrası dönemler hariç otomotiv sektörü dış ticarette açık veri duruma geldiği görülmektedir.

Tablo: Otomotiv Sektörü Dış Ticaret Göstergeleri (1992-2013) Bölgeler Bazında Bin ABD Doları

Türkiye Ekonomisinde Otomotiv Sektörünün Yeri Ve Önemi 5

Dolayısıyla, 2008-2009 Global Finansal Krizinin otomotiv sektörüne bu çerçevede olumlu bir etkisi olduğu öne sürülebilecektir. Son finansal kriz sürecinde otomotiv üretimini keskin düşüler göstermemesi de kriz ortamını fırsata dönüşebileceği dinamiklerin söz konusu olabileceği biçiminde yorumlanabilecektir. 1994-2009 dönemi arasında Türk otomotiv sektörünün AB+EFTA, Uzakdoğu, NAFTA ve Doğu Avrupa gibi bölgelere olan ihracatı genel olarak ithalatının altında kalmış ve bu husus çeşitli taşıt araçları ve aksam ve parçalar için geçerli olmuştur.

Türkiye Ekonomisinde Otomotiv Sektörünün Yeri Ve Önemi 6

Yararlanılan Kaynaklar

Furkan Şafak, 1994 Ekonomik Krizi Sonrası Türk Otomotiv Sektörünün Gelişimi Ve Analizi

Hüseyin Bayrakçeken, Dünya’da ve Türkiye’de Otomotiv Sektörünün Sektörel Analizi, Makine Teknolojileri Elektronik Dergisi

Orhan Çoban, Türk Otomotiv Sanayiinde Endüstriyel Verimlilik ve Etkinlik, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi

T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Otomotiv Sektörü Raporu, Sanayi Genel Müdürlüğü Sektörel Raporlar ve Analizler Serisi, 2014

Sercan Pişkin, Otomotiv Sektör Raporu Türkiye Otomotiv Sanayii Rekabet Gücü ve Talep Dinamikleri Perspektifinde 2020 İç Pazar Beklentileri, TSKB Ekonomik Araştırmalar Dergisi

*Bu çalışmanın tüm hakları, Furkan Şafak’a aittir.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün