Türkiye-Rusya Arasındaki Siyasi Ve Ekonomik İlişkilerin Tarihçesi Ve Bugünkü Durumu

Türkiye-Rusya İlişkilerinin Tarihçesi

İki ulus arasındaki ilişkiler 15.yy da Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusya’sı arasında başlamıştır. İlişkilerin başlangıcı iki ülke arasındaki güç ve çıkar çatışmaları ile bağlantılıydı. Rusya’nın var oluşundan itibaren Akdeniz sularına ulaşma çabaları bu çatışmaların nedenleri arasındadır. Osmanlı Devletinin 1600’lü yıllardan itibaren yavaş yavaş gücünü kaybetmesiyle iki ulus arasındaki ilişkiler Osmanlı aleyhine negatif yönlü ve ağırlıklı savaş halinde seyir alan bir çizgide gelişmiştir. 1699 Karlofça Antlaşması’na kadar iki ülke 3 kez savaş meydanında karşı karşıya gelmişlerdir . 1699’dan sonra ise Rusların Osmanlı üzerindeki üstünlüğünü artık daha belirgin hale gelmiştir. Kalıcı elçilik ve Osmanlı Devleti içinde bulunan Ortodoksları da himayesi altına alan Rusya artık Osmanlı içişlerine de karışabilir hale gelmişti. Yıllar içinde çeşitli ateşkesler olsa da iki ülke ilerleyen yıllarda yine savaşan taraflar halinden kurtulamamıştır. Rusya tek başına değil, yeri geldiğinde Fransa, yeri geldiğinde İngiltere ile de ittifaklar yaparak Osmanlı ile savaş halini almıştır. İki ülke son olarak savaş meydanına 1914’te 1.Dünya Savaşı’nda çıkmıştır. Kafkas Cephesi’nde Osmanlı ile savaşan Rusya ülke içinde çıkan Bolşevik İhtilali ile kazandığı toprakları bırakarak savaştan çekildiğini açıklamıştır. Bu olaydan sonra iki ülke arasındaki ilişkilerin tansiyonunun yavaş yavaş düşmeye başladığı belirtilebilir. Cumhuriyetin kurulması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkeler sistemine katılmasından sonra iki ülke arası işbirliği dönemi başladı ve akabinde çeşitli anlaşmalar yapıldı. Bunlara 1929’daki Dostluk Antlaşması ve 1934 ve 1937’deki ticaret antlaşmaları örnek verilebilir. Türkiye Cumhuriyet’inin izlediği akılcı politikalar ile ekonomik açıdan gelişme çabasındaki Türkiye sanayisi için Sovyet Rusya’sının önemli destekleri olmuştur. Seydişehir Alüminyum Fabrikası ve İskenderun Demir Çelik Fabrikası gibi birçok yatırım Sovyetler Birliği tarafından desteklenmiştir.
2.Dünya Savaşı ile başlayan süreç Türkiye-Rusya ilişkilerinde 30 yıllık bir gerilemeye sebep vermiştir. Bu dönem özetlenecek olursa, 2.Dünya Savaşı esnasında Sovyet Rusya’sı, Türkiye’den Boğazlardan üs talebinde bulunmuş, özellikle 19 Mart 1945’te Türkiye’ye verdiği notada 7 Kasım 1945’te bitecek olan 17 Aralık 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşmasını yenilemek istemediğini bildirmiştir.  Bu sırada Türkiye savaşta tarafsız iken, savaş biterken Almanya ve Japonya’ya savaş ilan ederek, Batı ittifakına girmiş,1952’de NATO’ya katılınca iki yıl sonra Rusya isteklerinden vazgeçmiş ve Türkiye, Rusya tehdidinden kurtulmayı başarmıştır. Gergin geçen yaklaşık bir 10 yıllık dilim sonrası ilişkiler 1967 yılında yavaş yavaş düzelmeye başlamış,1967, 1972 ve 1979 yılında imzalanan ticaret anlaşmaları gerginliği gittikçe azaltan bir etki yaratmıştı. Eski gerginliklerin yerini iki devletin de çıkarlarını koruma politikası alınca Türkiye ve Rusya’nın enerji platformunda bir araya geldiği görülmektedir. Doğalgaz sevkiyatı konusunda Dünya’da 1.sırada olan Rusya 1980lerden sonra Türkiye’yi planlarına katmaya başlamıştır. Çünkü sevkiyat konusunda her zaman alternatifler arayan Rusya Türkiye’yi bu konuda köprü olarak kullanabilirdi, Türkiye’de bu köprü görevinden kendisine nispeten daha ucuz gaz ve Rusya ile stratejik bir ilişki sahibi olma şansı elde edebilecekti. 1990 larda Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla da Türkiye için Sovyet ideolojisi sorunu ortadan kalkmış ve ilişkilerin daha da ilerlememesi için ortada bir neden kalmamıştı.1997 de yapılan Mavi Akım Antlaşması ile iki ülke enerji alanında ilk ciddi antlaşmalarını sağlayarak ilerleyen yıllarda artacak olan bir işbirliğinin temelini atmış oldular.

Türkiye-Rusya Ekonomik İlişkileri

Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik ilişkilerimizin temel çerçevesini, Türkiye ile SSCB arasında 8 Ekim 1937 tarihinde imzalanan Ticaret ve Seyrüsefain Anlaşması belirlemiştir. SSCB’nin dağılmasını takiben, RF ile bu alandaki yasal zemini ise 25 Şubat 1991 tarihinde imzalanan Ticari ve Ekonomik İşbirliğine Dair Anlaşma oluşturmuştur. 1992 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte Rusya ile ilk önce ticari ilişkiler gelişmeye başlamış, ardından ticari ilişkiler kadar olmasa da Türk yatırımlarında artış kaydedilmiştir. Türk özel sektörü 1990’ların sonlarına doğru yatırımlarına hız vermiştir. Günümüzde genişleyen ve iç içe geçen küresel ekonomi, ülke ekonomilerinin birbirine olan duyarlılığını arttırmıştır. Bu durum birçok ekonomik avantaj getirmekle birlikte bir takım riskleri de içermektedir. Bir ülkede oluşabilecek ekonomik kriz başta o ülkeyle ekonomik ilişkisini olan ülkeler ve komşuları olmak üzere diğer ülkeleri de olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle bu ülke dünya ticaretinde önemli bir konuma sahipse bu etkinin şiddeti daha da fazla olmaktadır. ‘’1997 Asya ve 1998 Rusya krizleri Türkiye ekonomisini derinden etkilemiştir. Özellikle 1998de Rusya’nın ihracat talebinin daralması ve artan uluslararası güvensizlik ortamına ilave olarak siyasi alanda yaşanan belirsizliklerin artmasıyla Türkiye ekonomisi finansal reel krize sürüklenmiştir.’’ 2000’li yıllarda Rusya ve Türkiye adına önemli adımların atıldığı bir döneme girilmiştir. Tarih boyunca Türk devlet liderleri zaman zaman ABD’yi zaman zaman ise Rusya’yı desteklemiş oldukları için iki ülkenin çıkarları doğrultusunda Türkiye hep bir taraf seçmek zorunda kalmış genellikle de Rusya’ya aleyhte bir saf almıştı. Fakat 2000 li yılların ardından Türkiye, Rusya’da ki siyasal rejim değişikliği ve komşuları ile ekonomik işbirliğini arttırma strateji doğrultusunda 500 yıllık komşusu Rusya ile daha önce Cumhuriyetin kuruluş
yıllarında sahip oldukları iyi ilişkiye tekrar sahip olma yoluna girmiştir. Enka, Koç, Zorlu Grubu (Vestel, Taç, Zorlu Enerji), Efes, Şişecam, Kale Grubu, Eczacıbaşı gibi büyük firmaların yanında küçük ve orta ölçekli firmaların üretim tesisleri kurmak suretiyle pazara olan ilgileri her geçen gün artmıştır.
5f5686d627e12e077132146a7e9de4f1
2012 yılı sonu itibariyle Rusya’daki Türk yatırımların toplam tutarının 9 milyar Dolara yaklaştığı tahmin edilmektedir.2011 yılı sonu itibariyle Türkiye’deki Rus yatırımlarının tutarı da 9 milyon Dolar civarındadır.  Son olarak 2012 yılında Rus bankası Siberbank, Deniz Bankı satın alarak Türkiye’ye önemli bir yatırımda bulunmuştur. Gelişen ikili ekonomik ilişkiler neticesinde Rusya, Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler arasında Almanya ve Çin’i geride bırakarak birinci sırada bulunmaktadır. Rusya Türkiye’nin toplam ihracatı içerisinde yüzde 4.4 pay alırken, Türkiye’nin Rusya İthalatı içerisindeki payı ise yüzde 2.1 oranı ile 13. sırada kalmaktadır. Türkiye Rusya’yla olan dış ticaretinde 2012 yılında 20 milyar dolayında açık vermiştir. Rusya ile dış ticaret açığının temel nedeni, Türkiye’nin başta doğal gaz olmak üzere Rusya’dan aldığı yüksek enerji faturasından kaynaklanmakla birlikte, diğer yandan da Rusya’nın uyguladığı yüksek gümrük tarifelerine , üreticilerine sağlamış olduğu Türk şirketlerinin rekabetlerini bozucu destek ve sübvansiyonlarla, çeşitli tarife dışı engellere dayanmaktadır. Bu nedenle Rusya’nın DTÖ üyeliği Türkiye açısından büyük önem taşımaktadır. Rusya’nın, DTÖ’ye girmesinin ardından Rusya ticaretinin şeffaflaşarak Türkiye için olumlu sonuçlar vereceği belirtilebilir. DTÖ üyeliği sonrası ticari olumsuzluklar, rekabet bozucu engeller ortadan kalkacak ve Rusya’ya ihracatımızın artması yönünde yardımcı olacaktır. Rusya’nın kısıtlamaları kaldırmasıyla Türkiye’nin Rusya’ya gıda, otomobil, otomotiv yan sanayi, inşaat malzemeleri ve müteahhitlik hizmetleri başta olmak üzere, tarım ekipmanları tekstil ve hazır giyim, tıbbi cihazlar vb. sektörlerinde ihracat artışı sağlanmasına katkı sağlayacaktır. DTÖ sonrası Rusya’nın artacak GSYİH ve hane halkı gelirleri, Türkiye’ye gelen Rus turist sayısında artış sağlayacaktır. Türk hükümetinin Rusya’ya karşı verilen dış ticaret açığını azaltma yönündeki kararlılığı, DTÖ üyeliği sonrası engellerin kalkacağı ve perakende sektörünün büyüyeceği Rus pazarına Türk işletmelerinin yatırım yapmaları ve şube açmaları konusunda cesaret verici ve teşvik edici rol üstlenecektir.
Rusya DTÖ’ne üye olmasıyla birlikte, daha önce olumsuzluk yaratan kararların benzerlerini alamayacaktır. Örnek olarak,2008 yılının 8. Ayında Rusya, gümrüklerine yaptığı bir bildirim ile Türkiye, Yunanistan, Moğolistan, Çin ve BAE’ inden yapılan ithalata gümrüklerinde zorluklar çıkarmaya başlamış, bu da bu ülkelerden ithalatı olumsuz etkilemiştir. Türkiye ancak 13 ay sonra Türk-Rus gümrükleri arasında yeni bir anlaşma imzalayarak bunu aşma başarısını gösterebilmiştir. İki ülke arasında ticareti kolaylaştırmak için yürürlüğe alınması planlanan TL ve Ruble ile ticaretin geliştirilmesi de ekonomik ilişkiler açısından olumlu sonuç verecek bir unsur olarak görülmektedir. Rusya’da taahhüt işlerinin artırılması ve gelen Rus turist sayısının artması da ilişkilerimiz açısından olumlu unsurlardır. İki Ülke Arasındaki Anlaşmalar Rusya ile imzaladığımız, Karma Ekonomik Komisyonu mekanizmasını kuran Anlaşma ile Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme, Turizm alanında İşbirliği, Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması, Gümrük Konularında Karşılıklı Yardım ve İşbirliği Anlaşmaları ve Uluslararası Karayolu Taşımaları Hakkında Protokol, Rusya ile ekonomik ilişkilerimizi düzenleyen diğer önemli belgelerdir.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği

Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ), Türkiye’nin girişimi ve öncülüğüyle 25 Haziran 1992 tarihinde İstanbul Zirvesi sırasında yayımlanan Deklarasyon ile kurulmuş ve Mayıs 1999 yılında yürürlüğe giren KEİ Şartı ile uluslararası örgüt kişiliğini kazanmıştır. Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan, Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Romanya, Rusya Federasyonu, Türkiye, Ukrayna ve Yunanistan kurucu üyelerdir. Sırbistan’ın da 2004 yılında KEİ’ye katılmasıyla üye sayısı 12’ye çıkmıştır. Soğuk Savaş sonrası dönemde Karadeniz çevresinde kurulan böyle bir işbirliği örgütü ile bölgesel barış, güven ve istikrarın sağlanması yanında bölgedeki ekonomik değişim sürecinin hızlandırılmasına da katkıda bulunmak hedeflenmiştir. KEİ Şartında, ekonomik işbirliği çerçevesinde; ticaretin geliştirilmesi, bankacılık ve finansman, iletişim, çevrenin korunması, tarım, enerji, bilim ve teknoloji, eğitim, istatistik verileri ve ekonomik bilgi değişimi, sağlık ve eczacılık ile ulaşım önde gelen alanlar olarak sıralanmıştır. Bu alanlarda işbirliğinin arttırılması ve üye ülkelerin birbirine öncelik tanıması amaçlanmıştır. Kuruluşu üzerinden 20 yılı aşkın süre geçmiş olmasına karşın KEİ anlaşmasından arzu edilen ekonomik hedeflere ve üye ülkeler arasında işbirliği düzeyine henüz ulaşılamamıştır. Bunun temel nedeni Türkiye ve Yunanistan dışında kalan üye ülkelerin henüz serbest piyasa ekonomisine tam anlamıyla geçememiş olmalarıdır. Diğer bir önemli neden ise ülkeler arasında siyasal ve politik uyumsuzluk ve görüş ayrılıklarıdır. Üye ülkeler imza metnini parlamentolarından onay alarak geçiremediklerinden örgüt, Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmadığından tüzel kişilik kazanamamıştır. Bu durum uluslararası kuruluşlardan kredi sağlanmasının önünde engel teşkil etmektedir. Örgütün üye ülkeleri siyasi çıkarlarını ekonomik çıkarlarının üzerinde tutarak, temel hedef olan birliğin entegrasyonun gerçekleşmesi yönünde uzlaşmaya yanaşmamakta, bu yönde önemli engeller ortaya çıkarmaktadırlar. KEİ’nin dünya ihracatından aldığı pay (2009 itibariyle) yüzde 4,6; dünya ithalatındaki payı ise, yüzde 4,2 düzeyindedir.
kei
Günümüzde ülkelerin, içlerine kapanarak ekonomik anlamda gelişme şansları kalmamıştır II. Dünya savaşı sonrası değişen siyasal ve ekonomik şartlarında, birbirine coğrafi açıdan uzak ülkeler dahi aralarındaki ekonomik ilişkilerini arttırarak gelir seviyelerini yükseltme çabasındadırlar. Bu bağlamda artık küreselleşen ve liberalleşen dünyada ülkelerin ulusal sınırları önemini kaybederken, örgütlülük önem kazanmıştır. Hem ekonomik bütünleşme ile gelişme, hem de toplumların barış ve refah içinde yaşaması için artık örgütlere katılım hayati önem arz etmektedir. KEİ Dönem Başkanlığı, 1 Temmuz 2012 tarihi itibariyle ülkemize geçmiştir. ‘’Dönem Başkanlığımız süresince kuruluşunda öncü rol oynadığımız ve Sekretaryasına ev sahipliği yaptığımız KEİ’ye küresel ve bölgesel gelişmeler ışığında yeni bir vizyon kazandırılarak, etkinlik ve görünürlüğünün artırılması amaçlanmaktadır.’’ Yukarıda yapılan değerlendirmeler ışığında KEİ örgütü üyesi olan Türkiye ve komşu üye ülkelerin geçmişte kalan anlaşmazlıkları bir kenara bırakarak ortak işbirliğini arttırarak, birbirleri arasındaki ticaret hacmini genişletmeleri, ekonomik olarak kalkınmalarına destek olacaktır. Özellikle Rusya’nın DTÖ üyeliği ile birlikte bu birliğin ekonomik olarak en büyük iki ülkesi Türkiye ve Rusya’nın Dünya ticaretine yön veren bu en büyük birliğin çatısı altında toplanacak olmaları KEİ üye ülkelerin ortak işbirliği çabalarını arttırmasına olumlu katkıda bulunacaktır.

Doğal Gaz Anlaşması

18.9.1984 tarihinde imzalanan Doğal Gaz Anlaşması ile Sovyet tarafı 1987 yılından başlayarak 25 yıl süreyle Türkiye Cumhuriyeti’ne doğal gaz sevk etmeyi garanti ederken, Türk tarafı da bu süre zarfında doğal gaz ithal etmeyi taahhüt etmiştir. Anlaşma ile, doğal gaz bedellerinin Türkiye tarafından serbest döviz şeklinde ödenmesi, Rus tarafının ise bu ödemeleri genelde Türk malları alımında kullanması amaçlanmıştır. Anlaşmanın imzalandığı dönemde, doğal gaz karşılığında mal ihracı uygulaması ile geleneksel Türk ürünleri ihracatından ziyade, Türk sanayi ürünlerinin ihracatının arttırılması için yeni bir imkân yaratılması hedeflenmiştir. Doğal gaz anlaşmasının ülkemiz açısından diğer önemli bir yönü, doğal gaz bedellerinin bir kısmının, Türk müteahhitlik firmalarının Rusya’da gerçekleştirmiş oldukları projelerin finansmanında kullanılmasıdır. 1986 yılında imzalanan 9. Dönem Türkiye – Rusya Hükümetler arası Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) Protokolünde bu konuda hükümlere yer verilmiştir. İlk doğal gaz alımına başlanıldığı yıl olan 1987 ile 1994 yılları arasında 1,9 milyar Dolar tutarında doğal gaz ithalatı gerçekleştirilmiş olup, bu tarihler arasında belirlenen mal listeleri kapsamında kayda alınan ihracat miktarı 271 milyon Dolar, gerçekleştirilen müteahhitlik hizmetleri toplamı ise 609 milyon Dolar olmuştur.
Ancak, söz konusu Doğal Gaz Hesabı Uygulaması, 1994 yılından itibaren devam ettirilememektedir. Diğer taraftan, ülkemizdeki doğal gaz kullanımının giderek yaygınlaşması ve 1990’lı yıllardaki ihtiyaçlar nedeniyle, ithal edilen doğal gaz miktarının artırılması yönünde ülkemizce çalışmalara başlanmıştır. 1994 yılında imzalanan protokol ile mevcut 6 milyar metreküp doğal gaz alımının, 1995 yılından itibaren tedricen artırılması ve 1998 yılında 10.5 milyar metreküpe çıkarılması öngörülmüş, 1996 yılında imzalanan bir protokolle de Batı hattından sağlanacak ilave gaz miktarı 8 milyar metreküpe çıkarılmıştır. Ayrıca, mevcut Batı hattına ilave olarak Rusya Federasyonu’ndan ithal edilecek doğal gazın Karadeniz’in altından geçerek Türkiye’ye getirilmesine ilişkin anlaşma 1997 yılında imzalanmıştır. “Mavi Akım” olarak adlandırılan bu anlaşma ile ülkemize Karadeniz’in altından 16 milyar metreküp doğal gaz sevk edilmesi kararlaştırılmıştır. Türkiye 2000’li yıllarda enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü Rusya Federasyonu’ndan sağlama konusunda bir tercih yapmıştır. Bu tercih, Rusya Federasyonu ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizdeki temel noktalardan birini teşkil etmektedir. Ülkemiz 2011 yılında ithal ettiği toplam 43,874 milyar m3 doğal gazın 25,4 milyar metreküpünü Rusya’dan satın almıştır. 28.12.2011 tarihinde imzalanan “Güney Akım” adı verilen diğer bir doğal gaz boru hattı anlaşmasıyla doğal gaz boru hattı Türkiye’nin karasularından geçerek Rus doğalgazını Karadeniz’in altından Bulgaristan, Macaristan, Sırbistan ve Slovakya üzerinden Batı Avrupa’ya taşıyacaktır. 900 kilometre uzunluğundaki boru hattı yılda 63 milyar metreküp gaz taşıma kapasitesine sahip olacak ve yapımı 2015 sonunda tamamlanacaktır.
Rusya ile yapılan doğal gaz antlaşmaları Rusya ile yaptığımız ticaretin temelini oluşturmaktadır. Türkiye gelişen ekonomisinin enerji ihtiyacını karşılamak üzere diğer enerjilere göre daha ekonomik ve çevreci olan doğal gazı tercih etmiş ve Avrupa’nın en hızlı gelişen doğal gaz pazarı haline gelmiştir. Doğal gaz ihtiyacını karşılamak üzere ise büyük oranda Rusya ile işbirliğine gidilmiştir. Kuşkusuz ki bu tercihin en önemli nedenleri Rusya’nın dünyanın en büyük doğal gaz rezervine sahip olması sonucu diğer ülkelere göre uygun fiyatlara doğal gaz temin ediyor olması ve Türkiye’ye olan coğrafi yakınlığıdır. Türkiye başlangıçta yukarıda belirtildiği üzere doğal gaz alımı karşılığında Rusya’ya karşı oluşacak ticaret açığını giderecek yönde bir takım ticari anlaşmalar yapmış olmasına rağmen ilerleyen süreçte artan doğal gaz ihtiyacı tutarında mal ihracatı gerçekleştirme imkânı bulamamıştır. Bunun sonucu olarak Türkiye aleyhine var olan ticaret açığı daha da büyümüştür. Stratejik öneme sahip enerji konusunda Rusya’ya olan bağımlılığımız büyük oranda artmıştır. Rusya ile yapılan doğal gaz anlaşmaları başta Azerbaycan olmak üzere diğer Türk Cumhuriyetleri ile yapılabilecek doğal gaz anlaşmalarıyla sağlanabilecek ekonomik birlikteliğin gelişmesi yönünde engel teşkil etmiştir. Rusya’nın DTÖ üyeliğinin Doğal gaz ticaretimiz üzerine çok önemli etkilerinin olması beklenmemektedir. Ancak Rusya, DTÖ ile birlikte Rusya’nın yurtiçi ve yurtdışı kullanıcılar için uyguladığı farklı doğalgaz fiyatını uygulayamayacak olmasından dolayı, doğal gaz fiyatlarında yüksek fiyat politikası izleyemeyecektir. Türkiye’nin ithalatında ilk sıralarda yer alan doğal gaz fiyatları değerlendirildiğinde geçmişe göre daha avantajlı bir durum sağlayacaktır.

Nükleer Santral Anlaşması

nukleer-santral--HI-764818
Türkiye ve Rusya arasındaki son dönemdeki önemli ekonomik anlaşmalardan bir tanesi de 12.05.2011 tarihinde imzalanan Nükleer Enerji Santrali yapım anlaşmasıdır. Bu anlaşma ile Rusya Türkiye’ye değeri 20 Milyar Doları bulacak 4 bin 800 MW’lık kapasiteye sahip olması planlanan dört üniteden oluşan bir santral inşa edecektir. Mevcut ve önümüzdeki dönem de enerji açığı bulunan Türkiye’nin başta Avrupa ve Japonya olmak üzere gelişmiş ülkelerin 10 yıllık süreçte nükleer enerji kaynaklı üretimi yarı yarıya azaltacakları kararına karşın bu enerji türünü seçimi yoğun eleştirilerle karşılaşmıştır. Eleştiri konusu olan diğer bir konu ise ihale yüklenicisi ülke ile ilgilidir. Özellikle Almanya ve Japonya’nın teknolojik alandaki gelişmişlikleri göz önüne alındığında neden bu ülkelerden bir tanesi ile anlaşma yapılmadığı sorgulanmıştır. Kuşkusuz bu kararın temel nedeni olarak son dönemde artan ekonomik ilişkileri daha da pekiştirmek adına Türkiye’nin Rusya’ya karşı bir iyi niyet yaklaşımı olduğunu belirtebiliriz. Türkiye’nin doğal gaza olan bağımlılığını azaltma politikasının bir parçası olan Nükleer Elektrik Santralleri ile Rusya’dan alınacak doğal gaz miktarının azalacak olması nedeniyle Rusya’nın oluşacak olası ekonomik kaybı böylece engellenmiş ve Rusya ile iyi bir seyirde olan ekonomik ve siyasi ilişkilerin devamının sağlanması amaçlanmıştır.

Turizm Alanında İlişkiler

Rus vatandaşlarının artan gelirlerine paralel olarak yurtdışı seyahatlerinde son dönemde artış görülmektedir. Özellikle kişi başına milli gelirin yüksek olduğu Moskova ve St.Petersburg gibi şehirlerde yaşayan yüksek gelirli Rusların bir çoğu tatillerini yurt dışında geçirmektedirler. RF’de 2010 yılında yurtdışına çıkan turist miktarı bir önceki yıla göre %32,0’lik artış ile 12,6 milyon kişi olarak gerçekleşmiştir. Rusya Federal Turizm Ajansı’nın açıkladığı istatistiklere göre, 2 milyon 367 bin turistle Türkiye 2010 yılında da Rusya halkının en gözde tatil ülkesi konumunda bulunmaktadır. Ancak, 2010 yılında Mısır, %36,0’lik artış oranı ile Rusya’dan 2 milyon 198 bin turist çekmiş ve ikinci sıradaki yerini sağlamlaştırmıştır. Diğer ülkeler ise, Çin (1 440 bin, %44,0 artış), Finlandiya 709 bin (%27,0 düşüş), Almanya 470 bin (%30,0 artış), İtalya 451 bin (%34,0 artış), İspanya 411 bin (%39,0 artış), Yunanistan 386 bin (%37,0 artış), Tayland 264 bin (%13,0 düşüş). 2011 yılı başında yaşanan Arap Baharı nedeniyle, Mısır’ın turizm destinasyonu olarak güvenilirliği Rus turistler nezdinde azalmış ve 2011 yılı yaz ayında ülkemize Rus turistler daha fazla gelmeye başlamıştır. Özellikle 2011 yılı Nisan ayında iki ülke arasında turistik vizelerin kaldırılması bu süreci daha da hızlandırmıştır. Bu kapsamda, RF’de 2011 yılında yurtdışına çıkan turist miktarı bir önceki yıla göre %15,0 artış ile 14,49 milyon kişi olarak gerçekleşmiştir. Rusya Federal Turizm Ajansı’nın açıkladığı istatistiklere göre, 2,68 Milyon turistle Türkiye 2011 yılında da Rusya halkının en gözde tatil ülkesi konumunda bulunmaktadır. 2011 yılında Türkiye’yi Çin (1,5 Milyon turist) ve Mısır (1,45 Milyon turist) izlemektedir.
Türkiye Turizm Bakanlığı’nın istatistiklerine göre 2011 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Rus turistlerin sayısı 3,47 milyon dur . Türkiye Rus turistlerin en çok tercih ettiği ülke konumundadır. Rusya
Federasyonu’ndan yurt dışına giden 11–12 milyon turistin 3,5 milyonu Türkiye’yi tercih etmektedir. Diğer bir ifadeyle Rusya Federasyonu’ndan yurt dışına tatil için çıkan her üç Rus’tan birinin tercihi Türkiye olmaktadır. Türkiye’ye gelen Turist sıralamasında Rus turistler Almanya’dan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Almanya’dan gelen turistler arasında Alman pasaportlu Türkler olduğu dikkate alındığında Rus turistlerin ilk sırada yer aldığını varsayabiliriz.1999-2011 arasında Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi sayılarının yüzdesel olarak değişimleri incelendiğinde Rus ziyaretçi sayısının yaklaşık 7 kat oranında arttığı görülmektedir. İlk on sıradaki ortalama artışın yaklaşık 4 kat olduğu göz önüne alındığında Rus ziyaretçilerin artış sayısı ortalamanın oldukça üzerinde gerçekleşmiştir. Rusya’nın DTÖ üyeliğini takiben GSYIH ve kişi başına düşen gelirindeki oluşacak artışa paralel olarak, Türkiye’ye gelecek Rus ziyaretçi sayısının artarak devam etmesini beklemek yerinde bir yaklaşım olacaktır. Rusya da 2000 yılında 6.732$ olan kişi başına GSYIH, 2011 yılında 12.600$ olarak gerçekleşmiş ve bu yıllar arasında Türkiye’yi ziyaret eden Rus ziyaretçi sayısı sırasıyla 677 bin den 3milyon 470bine yükselmiştir. On bir yıl içinde oluşan yaklaşık iki kat oranında kişi başı gelir artışı Rus turist sayısında yaklaşık altı kat artışı beraberinde getirmiştir. DTÖ katılımı ile birlikte Rusya’nın uzun vadede sağlayacağı yüzde 11’lik GSYIH artışı öngörüsünden hareketle Rus ziyaretçi sayısında ilave %60 artış beklenmelidir. DTÖ üyeliği etkisiyle sonuç olarak önümüzdeki on yılsonunda Türkiye’yi ziyaret edecek Rus turist sayısı 5,5 milyonu aşacaktır. Ziyaretçi sayısının artışı ile birlikte Türkiye turizminin olumlu yönde etkilenerek Türkiye’nin turizm gelirinde artış olacağını belirtebiliriz. Türkiye’nin Rusya’nın DTÖ üyeliği sonraki önümüzdeki dönemde de Rus turistlerin ilk tercih ettiği ülke olabilmesinin devam ettirilmesi yönünde bir takım önlemler alınmalıdır. Rus turistlerin beklenti ve şikâyetlerini giderecek yönde geçekleştirilmesi gereken alt yapı çalışmaları tamamlanmalı, özellikle İstanbul başta olmak üzere otel kapasiteleri arttırılmalı, gıda ve içecek hijyeni, trafik kazalarının önlenmesi, personel davranışları gibi konularda gerekli iyileştirmeler yapılmalı ve yetkili birimlerce takip edilmelidir.

rus-20151112155726

Basitleştirilmiş Gümrük Hattı

Uygulaması Rusya Federal Gümrük Servisi Temmuz 2008’de yayınladığı bir iç genelge ile Türkiye’den Rusya Federasyonu’na yapılan tüm sevkiyatlara ilişkin yoğun kontroller başlatmıştır. 13.08.2008 tarihinde yayımlanan iç genelge de Türkiye’den sevk olunan ve/veya Türk menşeli tüm ürünlere, şüpheli işlem uygulaması ile %100 gümrük kontrolü uygulayarak Türk araçları ve ürünleri Rus gümrüklerinde uzun süreli beklemelere maruz bırakılmıştır. Genelge, yalnızca Türkiye’ye yönelik olmayıp Yunanistan, İtalya, Moğolistan, Çin ve BAE gibi ülkeleri de kapsamaktadır. Söz konusu genelgeden kaynaklanan Rus gümrüklerinde uzun süreli bekleme sorununun aşılması amacıyla 18.09.2008 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Müsteşarlığı ile Rusya Federasyonu Federal Gümrük Servisi Arasında Gümrük İşlemlerinin Basitleştirilmesine İlişkin Protokol” imzalanmıştır. Bu Protokol ile iki ülke arasında Basitleştirilmiş Gümrük Hattı (BGH) adında bir sistem oluşturulması öngörülmüştür. 6 Ağustos 2009 tarihinde Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir PUTİN’in Türkiye’yi ziyareti esnasında ise, iki ülke gümrük idaresi başkanları tarafından imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Gümrük Müsteşarlığı ile Rusya Federasyonu Federal Gümrük Servisi Arasında Gümrük İşlemlerine İlişkin Mutabakat Zaptı ile kriz aşılmıştır.
Söz konusu Mutabakat Zaptında, Rusya Federasyonu Gümrük Servisinin, Türkiye menşeli ve Türkiye’den ithal edilen eşyaya yönelik tam tespit uygulamasını içeren 13 Ağustos
2008 tarihli Genelgeyi ve diğer idari tedbirleri, 17 Ağustos 2009 tarihi itibariyle yürürlükten kaldıracağı hükme bağlanmıştır. Anılan Genelgenin iptal edildiği, Rusya Federasyonu’nun 18
Ağustos 2009 tarihli yazısı ile bildirilmiştir. Bu sayede, yaklaşık bir yıl süren ve Türk araçları ve ürünlerini Rus gümrüklerinde uzun süreli beklemelere maruz bırakan Türkiye’den sevk
olunan ve/veya Türk menşeli ürünlerin tabi tutulduğu tam tespit uygulaması 17 Ağustos 2009 tarihi itibarı ile sona ermiştir. Diğer taraftan, 6 Ağustos 2009 tarihli Mutabakat Zaptında, 17
Ağustos 2009 tarihi itibarıyla, işlemlerinin olağan rejim çerçevesinde gerçekleştirileceği yer almaktadır. Bu husus, Türk mallarına karşı, üçüncü ülkelerden farklı, negatif ayrımcılık içeren
bir uygulamayla karşılaşılmayacağını ifade etmektedir. Türkiye ile Rusya arasında oluşturulan, iki ülke arasındaki ticarette sevk edilen mallara ilişkin bilgilerin iki ülkenin gümrük idareleri arasında elektronik yolla önceden değişimine dayanan bir sistemdir. Sistemden yararlanmak tamamen gönüllülük esasına dayanmakta olup, sistem çerçevesinde, sevk edilen mallara ilişkin bilgileri gümrük idaresine önceden sunan firmalara dış ticaret işlemlerinde çeşitli kolaylıklar sağlanmaktadır.18 Eylül 2008 tarihli BGH Protokolünde uygulamanın tüm taşımacılık türlerine uygulanacak bir sistem olması kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede, pilot uygulamasının birinci aşaması Atatürk Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanı ile Vnokovo Havalimanı arasında başlayan BGH sisteminin yakın bir zamanda kara ve deniz taşımacılığına da yaygınlaştırılması konusunda çalışmalar devam etmektedir.
Rusya’nın DTÖ üyeliği ile birlikte yukarıdaki örneklerde belirtildiği şekilde tek taraflı ve keyfi uygulamalar ile Türk ihracatçılarının zarar görmesine ve bu ülkeyle ticaret yapmalarını engelleyecek yaptırımlara başvurma şansı olmayacaktır. Gümrük uygulamaları DTÖ kuralları gereği uygulanacak, özellikle, vergi daireleri arasındaki sınır ötesi bilgi alışverişi basitleştirilecek ve bunun sonucunda gümrük kontrolü prosedürleri kolaylaşacaktır. Ani tarife değişikliği veya gümrük uygulamaları yapılması ortadan kalkacaktır. Böylece Türk ihracatçısı ve yatırımcıları için daha öngörülebilir ve güvenli bir ticaret ortamı doğmuş olacaktır.

Ulaştırma ve Taşıma

Dünyanın en büyük yüzölçümüne sahip olan Rusya’da genel olarak taşımacılık altyapısı yeterince gelişmemiş olup, yeni yatırımlara ihtiyaç bulunmaktadır. Ülke içi yük taşımacılığının büyük çoğunluğu demiryolları ile yapılmaktadır. Karayolları ağının genişletilmesi gerekmektedir. Türk Hava Yolları’nın İstanbul-Moskova arasında günde 3 defa olmak üzere her gün tarifeli uçuşları bulunmaktadır. Rus hava yolu şirketi Aeroflot’un da her gün İstanbul’a uçuşları vardır. Rusya ile ülkemiz arasında karayolu taşımacılığı sırasında yaşanan sıkıntılar aşılmış bulunmaktadır. Türkiye’den Rusya’ya karayolu taşımacılığı Ukrayna ve Beyaz Rusya üzerinden gerçekleşmektedir. Ayrıca malların Novorossisk limanına kadar deniz yoluyla, buradan ise karayolu ile taşınması da sıklıkla tercih edilen bir taşıma şeklidir. Ancak, Rusya ile demiryolu taşımacılığının geliştirilmesi ulaşımın ucuzlatılması açısından önemlidir. İki ülke arasındaki Ro-Ro taşımacılığının da ucuz ve sistematik bir hale getirilmesi, konteynır taşımacılığının yapıldığı başlıca limanlar olan Rostov ve Novorossisk’de ticareti kolaylaştıracaktır. Ürünlerin karayolu ile Rusya’ya ulaşması 7–8 gün sürmekte, ürünler gümrüklerde yaklaşık 2 gün beklemekte ve sonuç olarak alıcıya yaklaşık 10 günde ulaşmaktadır. Taşımacılık maliyetleri tercih edilen taşıma türüne, döneme, taşınan malın cinsine ve miktarına göre değişmektedir. Bununla birlikte, TIR ile yapılan taşımalarda maliyet, TIR başına 6000-7000 Dolar arasında değişmektedir.
İlk deneme seferini 25 Aralık 2010 tarihinde Rusya’ya gerçekleştiren tren-ferry ile sağlık kontrolünden geçen 550 ton kuru gıda ve margarin güvenli bir şekilde Kavkaz Limanı’na ulaştırılmıştır. 2011 yılının sonuna kadar yaklaşık 500 bin ton ürün sevkiyatının gerçekleştiği Samsun port Limanı’nın Sanayi İskelesi’nde ürün sevkiyatı çalışmaları tüm hızıyla sürmektedir. Türk vagonları ile gelip ray aralıklarının farklı olması sebebiyle aktarma yapılarak Rusya’ya gönderilen ürünlerin, tren-ferry hattının devreye girmesiyle birlikte rıhtıma yanaşacak feribotlardan indirilen Rus vagonların bojileri Türk bojileri ile değiştirilerek mallar boşaltılmadan varacağı noktalara ulaştırılması sağlanacaktır. Rusya Kavkaz Cumhuriyeti ile yapılan tren vagonu taşıma anlaşması 24 Mart 2012 tarihli Resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Rusya Federasyonu’na yönelik ulaşımın daha elverişli hale getirilmesi yönünde sınır komşumuz bulunan Gürcistan üzerinden Rusya Federasyonu’na karayolu ile geçişleri sağlayacak alternatif Kazbegi-Yukarı Lars-Verhni sınır kapsının açılması yönünde çalışmalar yürütülmektedir. Tarihi ipek yolu’na alternatif olabilecek hatta daha da rantabl olduğu düşünülen yeni transit geçiş güzergahındaki Kazbegi-Yukarı Lars-Verhni kapısının açılması ile Türk ihracatçı ve lojistik firmaları diğer alternatiflere oranla daha kısa sürede ve daha düşük maliyetle Gürcistan üzerinden Rusya Federasyonu’na karayolu ile ulaşma imkanı bulacaktır. Söz konusu güzergâh ayrıca Rusya Federasyonu Mahackale kentinden Hazar denizi üzerinden feribotla Türkmenistan, Kazakistan, Hindistan ve Çin gibi ülkelere daha kısa sürede ulaşım imkânı sağlaması açısından da önemli avantajlar sunmaktadır. 2023 yılında Ülkemiz için belirlenen 500 Milyar Dolarlık ihracat hedefine ulaşılabilmesinde hiç şüphe yok ki lojistik ve yeni ulaşım güzergâhlarının büyük önemi vardır. Bugün için dünya genelinde yükselen ekonomilere bakıldığında büyüme performansı açısından sürekli güçlenen Rusya ve bu bölgede bulunan Türk Cumhuriyetleri ve diğer Orta Asya Ülkeleri gelecekte en önemli ihraç pazarlarımız arasında yer alacaktır. Bundan dolayı bu ülkelere yönelik ulaşım alt yapısı ve alternatif ulaşım güzergâhlarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu amaç çerçevesinde Rusya ve hinterlandı Ülkelere yönelik ihracatımızda yaşanan ulaşım altyapısındaki yetersizliklerden kaynaklanan sorunlarının bir an önce çözüme kavuşturulması amacıyla alternatif ve elverişli ulaşım güzergâhlarının araştırılması ve dış ticarette kullanımının sağlanması yönünde çeşitli çalışmalar yapılmalı ve resmi mercilere iletilmelidir.

Dağıtım Kanalları Ve Perakende Sektörü

Son yıllarda özellikle Moskova ve St. Petersburg gibi büyük kentlerde dağıtım kanalları düzenli bir yapıya kavuşmuştur. Moskova’da tüketim malları piyasasında büyük miktarda alım yapabilecek büyük ölçekli perakende mağazaları açılmıştır. Rusya’da çok sayıda batı tarzı mağazanın açılmasına rağmen hala dağıtım ve perakendeciliğin önemli bir kısmı büfeler ve açık pazarlar aracılığı ile yapılmaktadır. Pazarda başarılı olan işletmeler dağıtım kanallarında bu seçeneği de unutmamaktadır. St. Petersburg’da modern perakende alışveriş merkezleri 2006 yılı itibarı ile gelişmeye başlamış ve çeşitli kalitede pek çok alışveriş merkezi yapılmıştır. Yerel nüfus ve nispeten yüksek maaş düzeyi göz önünde bulundurulduğunda ulusal ve uluslararası birçok perakende girişimci için hala hedef durumundadır, Perakende sektörü hem ciro açısından hem de kişisel gelir açısından son üç yıldır büyümeye devam etmiştir. Günümüzde talebi büyük oranda gıda ve moda sektörleri ve aynı zamanda orta fiyat segmentinde bulunan restoranlar yönlendirmektedir. 2012 yılında perakende satış alanı bir önceki yıla göre % 15 oranında artarak yaklaşık 230.000 m 2 olmuş ve toplam perakende stoku 3 milyon m 2’ye ulaşmıştır. Alışveriş merkezi stokunun toplam hacmi ise 2.2 milyon m 2’ye ulaşmıştır. 2013-2015 yılları arasında yaklaşık 500.000 m 2 alanda on beş alışveriş merkezi daha inşa edilmesi beklenmektedir . Mevcut perakende sektörü pazarının gelişmesinin hızla devam ettiği Rusya da, DTÖ üyeliği ile birlikte yüzde 16 ila 18’lik fiyat ucuzlamasının sektörün büyümesinin artarak devam etmesine katkıda bulunacağı perakende sektörü, ülkemiz yatırımcıları açısından dikkatle takip edilmelidir. Rusya perakende pazarı büyüklüğünün 2022 yılı itibarı ile yaklaşık 1,5 milyar Dolar büyüklüğe ulaşması ve Rusya’nın Çin, ABD, Hindistan ve Japonya’dan sonra dünyanın beşinci büyük perakende pazarı olması beklenmektedir.
DTÖ’ ye katılım sonrasında Rusya’nın yüzde 100 yabancı sermayeli şirketlerin, toptan perakende ve franchising alanları yanı sıra ekspres dağıtım hizmetlerinde faaliyette bulunmalarına izin verecek olması, son dönemde iç pazarda hızlı büyüyen ve tecrübe sahibi Türk hazır gıda ve dağıtım firmaları için önemli fırsatlar içermektedir. Türk firmaları için Moskova ve St. Petersburg haricindeki bölgelerde de önemli pazar fırsatları bulunmakta olup, bu fırsatların değerlendirilmesi için firmalar tarafından pazarın yerinde araştırılmasında yarar görülmektedir. Perakende ve toptan ticaret alanındaki yabancı sınırlamalarının da kaldırılması, gıda ve tekstil toptancısı/perakendecisi firmalarımızın yasal olarak Rus ortaklarla çalışmak veya Rusya’da firma kurmak yerine doğrudan Türk firması olarak faaliyet göstermeleri hukuken mümkün olabilecektir. Rusya’da şube açacak başta hazır gıda olmak üzere, gıda süpermarketleri, tüketici elektroniği, ev eşyaları alanlarında şube açacak Türk işletmeleri, DTÖ üyeliği sonrası ilave %18 büyüme yaşanacak bu pazardan pay alabileceklerdir.

Bu yazımız da ilginizi çekebilir:

Bir Modern Çağ Dehşeti: Biyoterör Olgusu Ve Biyolojik Saldırılar
Türkiye Cumhuriyeti Ve Rusya Federasyonu İhracat ve İthalat İlişkisi

Yararlanılan Kaynaklar

Şeyda Çolak, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü Üyeliği Ve Türkiye’ye Etkileri
Ayşe Oya Benli Özbaş. Rusya Ülke Raporu
Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı,Rusya Ülke Raporu , 2012
Mustafa Özer , Türkiye Ekonomisi

*Bu çalışmanın tüm hakları, Şeyda Çolak’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu1[email protected]

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi [email protected] üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için [email protected] adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.