Türkiye-Rusya İlişkilerinde Son Dönem Ve PKK Faktörü

RF-Türkiye ilişkileri Gelenekçi Gerçekçi kurama göre ele alınırsa ; PKK başlığının açılmaması gerekir. Oysa Yeltsin döneminde PKK, RF-Türkiye ilişkilerinde çok önemli bir yer tutar. Çoğulcu yaklaşım, terörist örgütleri de uluslararası ilişkilerin bir aktörü olarak ele alır. Abdullah Öcalan’a siyasi sığınma hakkı verilmesine ilişkin Duma’nın talebini Başbakan Primakov’un reddetmesi Çoğulcu yaklaşımın, “devlet yapısının yekpare bir bütün olmadığı, dışa yönelik tekil bir kamu çıkarını gözeten tekil kararların alınmadığı” önermesini destekler. Burada sorun PKK’nın devletlerden bağımsız bir örgüt olup olmadığı ile ilgilidir. PKK, bilindiği kadarıyla Suriye, Irak, Ermenistan, Yunanistan ya da Avrupa ülkelerine bağımlı olarak hareket etmemekte, kendi gayesine uygun dış bağlantılar kurmakta, bu bağlantılar zamanla değişebilmektedir. Bu açıdan bakılırsa PKK’nın, Türkiye aleyhine, bazı ülkeleri kullanageldiği görülür. Yeltsin döneminde PKK’nın kullandığı ülkeler arasına RF de dâhil oldu. Yeltsin döneminde, PKK, terörist örgütler listesine eklenmedi. RF’nin Kürtlere ilgisinin kaynağı, Çarlık ve SSCB devirlerinde aranabilir. Çarlık ve SSCB devrinde Kürtlere yakınlık gösterildi. Türk-Rus savaşları sırasında birçok Kürt, Rus askerî birlikleri içinde yer alarak savaştı. Berlin Kongresi’nin de (1878) dâhil olduğu bir dizi uluslararası anlaşmaya göre, Kürdistan’ın bir bölümü Rusya’nın egemenliğine verildi. Ayrıca Rus Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsünde Kürtlerle ilgili bilimsel araştırmalar yapılageldi. SSCB-Türkiye ilişkileri devrinde PKK, iki ülke arasında bir sorun teşkil etmedi. SSCB devrinin sonlarında 1989’da Moskova’da Kürt Kültür Merkezi kuruldu.
Yeltsin döneminde RF’nin PKK’ya, Türkiye’nin de Çeçenistan’a desteğini önlemek için iki ülke arasında üç anlaşma imzalandı: 30 Ekim 1992 tarihli “Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Rusya Federasyonu İçişleri Bakanlığı Arasında İşbirliği Anlaşması”, 18 Aralık 1996 tarihli “Rusya Federasyonu Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terörizm ile Mücadele Alanında İşbirliğine İlişkin Memorandum”, 5 Kasım 1999 tarihli “Rusya Federasyonu Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Terörizm ile Mücadelede İşbirliği Ortak Deklarasyonu” imzalandı. 28 Ekim 1992’de Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı ile Rusya Federasyonu Güvenlik Bakanlığı Arasında İşbirliğine İlişkin Anlaşma” imzalandı. Bu Anlaşma ve 30 Ekim 1992’de İçişleri Bakanlıkları arasındaki anlaşma SSCB sonrası imzalanan ilk anlaşmalardandı. Taraflar terör, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı, gizli sınır geçişleri ve organize suçlar, vatandaşlarının ve tüzel kişilerinin birbirinin ülkesindeki tutum ve davranışları ile (zararlı hareketler, yaşam, yasak ve gizli işler, işlenen suçlar, uyuşturucu vb. kültürel ve tarihî eserlerin korunması, bilimsel ve teknik bilgi alış verişi, spor ve kültürel etkinlikler vb.) ilgili konularda işbirliği anlaşması imzaladı . Yeltsin dönemindeki RF-Türkiye ilişkilerinde PKK etkisi, 1992-Şubat 1994, Şubat 1994-Aralık 1996, Aralık 1996-Mayıs 1998, Mayıs 1998-16 Şubat 1999, 16 Şubat 1999 ve sonrası şeklinde birkaç döneme ayrılabilir.

1992-Şubat 1994 Arasında RF-Türkiye İlişkilerinde PKK

1993’te RF, Türkiye’nin Çeçenistan’ı desteklenmesi durumunda, PKK’yı destekleyebileceğini bildirdi. PKK, 1994’e kadar RF-Türkiye ilişkilerinde bir sorun oluşturmadı. RF, 1994’te PKK’yı desteklemeye başladı. 1993’te RF Hükümeti’nin Kürtler’e yaklaşımını göstermek açısından, Moskova Uluslararası Kürt Kültür Merkezi Genel Direktörü Tariel Mihayloviç Boroev’in Pravda’da yayınlanan mülakatı önemliydi. Boroev, Irak, Türkiye ve İran’dan Moskova’ya göçmen Kürtlerin getirildiğini RF hükümetinin bu Kürtlere yardım etmediğini söyledi:
“… Ben birkaç defa Birleşmiş Milletler Temsilciliği’ne müracaat ettim. Bana, Rusya Hükümeti yardım etsin, cevabını verdiler. Rusya Hükümeti ise Birleşmiş Milletler’e müracaat etmemizi salık veriyor. Tanrı ve insanlar Kürt göçmenleri unuttular”.
Mülâkattan anlaşıldığı üzere RF Hükümeti, 1993’te özelde PKK’ya, genelde ise Kürtlere ilgisizdi.

Kürt Konferansından (Şubat 1994)-İşbirliği Memorandumuna Kadar (Aralık 1996)

Şubat 1994 ile Aralık 1996 arasında PKK ile ilgili ilişkiler şu şekilde özetlenebilir: Türkiye, Şubat 1994’ten itibaren RF’nin PKK’ya desteğini izlemeye başladı. İki ülke arasında PKK ile ilgili ziyaretler başladı. Türkiye, RF’yi protesto etti, RF resmen PKK’yı desteklemediğini belirtmesine karşın PKK ile ilgili kuruluşlara RF’de imkânlar sağladı. RF, Türkiye’den Çeçenistan’a desteğin kesilmesi gerektiğini aksi halde iki tarafın da zarar göreceğini bazen ima yoluyla, bazen açıktan ifade etti. Türkiye’nin talepleri sonrasında Aralık 1996’da yapılan anlaşma sonrasında RF’nin PKK’ya desteği azaldı.
Türkiye’nin, Şubat 1994’te, RF’nin PKK ile ilişkilerini izlemeye başlamasının nedeni, Moskova’da, 22 Şubat 1994’te, Rusya Ulusal ve Bölgesel Politika Sorunları Bakanlığı, Kürdistan Komitesi Enformasyon Dairesi ve Kürdistan Rapor Komitesi’nin de düzenleyicileri arasında yer aldığı Kürt Konferansının toplanmasıydı. Toplantıda Türkiye, devlet terörü uygulamakla suçlandı. Türk Dışişleri Bakanlığı konferansı RF Dışişleri Bakanlığı nezdinde protesto etti. Türkiye’nin gösterdiği tepki üzerine Moskova geri adım attı. Mart 1994’te PKK ile ilgili ziyaretler başladı. Mart 1994 başında Türkiye Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkililerinden oluşan heyetin Moskova ziyaretinde RF Dışişleri Bakanlığından, RF’nin PKK ile ilişkisi olmadığına dair garanti alındı. RF İçişleri Bakanı Viktor Yerin’in Nisan 1994’teki Türkiye ziyaretinin başlıca konusunu, yurt içi ve uluslararası terörizmle mücadelede yürütülecek ortak çabalar teşkil etti. Yerin, Trud muhabirine, terörizmle mücadeleye özel bir önem atfedildiğini, bu konuda Türkiye ile RF arasında iki anlaşmanın hazırlandığını söyledi. RF Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Mayıs 1994’te, RF-Türkiye ilişkilerinin toprak bütünlüğüne ve sınırların değişmezliğine saygı ilkelerine dayandığını, RF’nin hangi gerekçelere dayandırılırsa dayandırılsın, terörizme karşı olduğunu ve RF’nin “Kürt sorununun” güç kullanılarak çözülemeyeceğine inandığını belirtti. Haziran 1994’te PKK’nın, Türk turizmine yönelik saldırılarının Türkiye’nin iktisadi çıkarlarını tehdit ettiği değerlendirmesi basında yer aldı.
Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki Kürt örgütlerinin, 29-31 Ekim 1994’te Moskova’da yaptıkları kongreye, RF’nin toplumsal ve siyasi örgütlerinin temsilcileriyle resmî şahıslar da konuk olarak katıldı. Hemen hemen 100 kadar örgüt (Kürt ya da diğer) ile Abdullah Öcalan Kongre’ye tebrik mesajı gönderdi. RF Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Grigori Karaşin, basın toplantısında, “Moskova, PKK’yı bir terör örgütü olarak görmüyor mu?” sorusuna cevap vermekten kaçınarak, RF yönetiminin Moskova’da BDT Kürt Örgütleri Konfederasyonu kurulmasıyla hiçbir ilişkisi bulunmadığını söylemekle yetindi.
1112158
Toplantılara verilen bu destekten sonra, Aralık 1994’te, Moskova’da, PKK’ya meyilli kültürel-politik merkez olan Kürt Evi açıldı. RF Dışişleri Bakan Yardımcısı Albert Çernişev, Moskova Büyükelçiliği’ne atanan Bilgin Unan’a Kürt Evi ile ilgili olarak: “Terör örgütü olarak gördükleri PKK’nın siyasi çalışmalarda bulunmasına izin vermeyeceklerini” söyledi. Ocak 1995’te Türkiye Kürt Evi’nin kapatılmasını istedi. PKK’nın RF’deki faaliyetlerini arttırması üzerine Türkiye ile RF yetkilileri Ocak 1995’te Moskova’da görüştü. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe 23 Ocak 1995’te Moskova’da görüştüğü RF İçişleri Bakanı Viktor Yerin’den PKK ile bağlantılı “Kürt Evi”nin kapatılmasını istedi. Hemen Adalet Bakanlığı’na başvurularak kapatılacağı cevabını aldı. Ancak, RF Adalet Bakanlığı, “Uluslararası Kürt Toplumu Örgütleri Birliği” adıyla 17 Şubat 1995’te RF’deki ilk Kürt örgütünü 2.567 numarayla kaydetti . 1995’te Rusya, Transkafkasya ve Orta Asya’da 150.000 kadar Kürt, yaşamaktaydı. RF ikili görüşmelerde terörizme destek olmadığını, Türkiye aleyhine faaliyet gösteren Kürt teşekküllerine RF’de izin verilmeyeceğini belirtse de 1995 verileri tersini gösteriyordu.
RF’nin Çeçenistan harekâtı ile Türkiye’nin Kuzey Irak operasyonları arasında bağlantı kuruldu. RF’nin, Çeçenistan harekâtının amaçlarından biri, önerdiği boru hattı güzergâhının emniyetini sağlamaktı. RF basınında Türkiye’nin de önerdiği boru hattının emniyetini sağlamak için Kuzey Irak’a Nisan 1995’te operasyon düzenlediği iddiası yer aldı. 1995’te Kürtler Türkiye’nin önerdiği hat üzerinde terörist eylemler gerçekleştirirken, Çeçenler de RF’nin önerdiği hattın emniyetsizliğine yol açıyordu.
1995 ortasında Türkiye ve RF arasında, PKK ve Çeçenistan hususunda karşılıklı güven eksikliği vardı. RF’ye göre mütecaviz olan Türkiye idi, bu nedenle de Kürtlerin desteklenmesi iyi bir seçenekti . Avrupa’da sürgünde Kürt Parlementosu kuran PKK mensupları, Nisan 1995’te Duma’da görüşmelerde bulundu. Ağustos 1995’te Kürt ve Çeçen sorunlarının iki ülke arasındaki ilişkileri etkilediği; RF’nin Dudayev’e yardımın durdurulması ricasına karşılık, Türkiye’nin de “PKK ile bağlantılı örgütlerin” RF’deki faaliyetlerinin yasaklanmasını istediği belirtildi. Bunun yanı sıra RF diplomatlarının Türklerin hassasiyetle karşıladığı soruna mümkün mertebe az değinmeyi tercih ettikleri ve ancak Çeçenistan olayları dolayısıyla Rus aleyhtarı hareketlere karşılık, “Sırça evde yaşayan, komşusunun penceresine taş atmamalı” tavsiyesi basında yer aldı. Yine çok değişik partilerin ve Duma’daki grupların, değişik nedenlerle Kürt sorununa anlayış gösterdiği, Komünistler ve Viladimir Jirinovski’nin partisinden (Liberal Demokrat Parti) olanların, PKK’nın ideolojisini NATO üyesi olan Türkiye’ye karşı etkili bir silah olarak gördükleri belirtildi.
1995’te RF, PKK’yı ve bağlantılı teşekkülleri desteklemediğini iddia etse de gerçekte desteklemeye devam ediyordu. Medya’nın Sesi Radyosu ve Kürt Parlamentosu bunun açık delilleriydi. Moskova’da Ostankino verici kulesinden 30 Ekim 1995’te “Medya’nın Sesi” adlı Kürt radyo istasyonu yayın yapmaya başladı. Kasım 1995’te, Moskova’da, Kürt Parlamentosu bir toplantı yaptı. RF Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Kürt halkının sorunlarına ilişkin Moskova’da yapılan seminerin bazı kimseler tarafından “Sürgünde Kürt Parlamentosu’nun” konferansı olarak gösterilme çabasını kınadı. RF’nin resmî makamlarının bu çabalarla hiçbir ilişkisinin bulunmadığına işaret eden RF Dışişleri Bakanlığı, seminerin, Duma’yla birlikte 17 Şubat 1995’te sicile kaydedilen “Uluslararası Kürt Toplumu Örgütleri Birliği”nce planlandığını kaydetti. Açıklamada ayrıca şunlar belirtildi: “Temel tutumumuz değişmeden kalmaktadır. Rusya, her zaman komşu ve dost Türkiye ile her yönlü, karşılıklı yarara dayalı ilişkilerden yana olmuştur. Rusya, kaynağı ne olursa olsun Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik bölücü eğilimleri desteklemiyor ve teşvik etmiyor”. RF Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması, Türkiye’yi tatmin etmedi. Türk Dışişleri Bakanlığı: “İkili ilişkilerde ortaya çıkan yara, Rusya tarafınca bir an önce tedavi edilmeli. Türkiye, bundan gerekli sonuçları çıkaracakır” açıklamasını yaptı. RF’nin resmî makamları alakaları olmadığını iddia etseler de gerçekte, RF ve BDT’ye üye diğer ülkeler dâhil olmak üzere, bütün dünyadaki Kürt diasporasının temsilcilerinin Tsvetnoy Bulvar’daki RF Parlamentosu merkezinde bir araya gelerek yaptıkları bu toplantı, Kürt parlamentosu’nun konferansından başka bir şey değildi. Milliyet’in Moskova muhabiri Cenk Başlamış konuyu şöyle değerlendirdi:
“Duma, Türkiye’ye meydan okuma anlamına gelen bir girişimle, ‘Kürdistan Sorunları Çalışma Grubu’ kurarak PKK’ya verdiği desteği yasallaştırdı. Jeopolitik Sorunlar Komisyonu’na bağlı olarak çalışacak grubun ilk hazırladığı raporda ‘Rusya’nın Türk yayılmacılığını önleyebilmek için, Kürt devleti kurulması çabalarına destek vermesi ve Türkiye’deki iç istikrarı bozarak, uzun dönemde parçalanmasının sağlanması çağrısı yapıldı”.
Aralık 1996’da Moskova’yı ziyaret eden Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller, RF ile teröre karşı mücadele konusunda hemfikir olduklarını belirtti. Ziyaret sırasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile RF Hükümeti arasında “Terörizm ile Mücadele Alanında İşbirliğine İlişkin Memorandum” bir yıl süreli olarak imzalandı. Çiller’in ziyareti sonrası Öcalan, Türkiye’yi iktisadi hedeflere saldırıyla tehdit etti, Rus turistlerin Türkiye’ye tatile gitmemesini tavsiye etti.

Mahir Velat’ın Moskova’ya Gelişi (Mayıs 1998) ile Abdullah Öcalan’ın Yakalanışı (Şubat 1999) Arasında İlişkilerde PKK

Mayıs 1998’de Mahir Velat’ın Moskova’ya gelmesiyle başlayan ve 16 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla biten süre zarfında RF-Türkiye ilişkilerinde PKK en öne çıkan konuydu. Bu süre zarfına çok sayıda üst düzeyde görüşme ve açıklama sığdı. RF, Türkiye ile Aralık 1996’da imzalanan memorandum sonrası PKK ile dondurduğu ilişkilerini 1998’de yeniden canlandırdı. Bunun nedeni, Bakü-Ceyhan projesi için güvenlik endişesi doğurup RF’nin projesinin gerçekleşmesini sağlamaktı. Mayıs 1998’de RF tarafının isteği üzerine, Öcalan’ın arkadaşlarından Mahir Velat Moskova’ya geldi ve PKK’nın siyasi kanadı olan Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (ERNK) Moskova temsilcisi oldu. PKK’nın siyasi kanadı ERNK’nın BDT ve Doğu Avrupa Temsilcisi Velat, 6 Ağustos 1998’de Moskova’da düzenlediği toplantıda PKK’nın Bakü-Ceyhan projesini engelleyebileceğini iddia etti . Velat, Amerikan petrol şirketlerinin, Kürtlerin, Bakü-Ceyhan hattını inşa edecek uluslararası konsorsiyum olan AMOC’un yönetimine girmesini teklif ettiklerini açıkladı. Ekim ayında Bakü-Ceyhan boru hattının inşası hakkında kesin kararın alınması beklentisi nedeniyle, Hazar Denizi enerji kaynaklarının hangi güzergâhtan nakledileceği hususundaki mücadele 1998 ortasında arttı. PKK’nın boru hattı inşasını engellemesinden korkuluyordu. Kürtler boru hattını engelleyebileceklerini kanıtladılar.
Türkiye’nin 1998 güzünde Öcalan’ı teslim etmemesi durumunda Suriye’yi kuvvet kullanmakla tehdit etmesi sonrası Öcalan’ın Suriye’den ayrılarak Moskova’ya gelmesiyle, RF-Türkiye siyasi ilişkilerinde PKK en ön sıraya çıktı. Bu sıralarda Velat, RF’nin güzergâh projesini desteklemesi karşılığında PKK’ya RF’den destek bekliyordu. 12 Ekim’de Velat’ın olayara ilişkin değerlendirmeleri Noviye İzvestiya’da yayınlandı:
“Hazar petrolünün naklini öngören iki ana proje vardır. Bunlar Rus ve Amerikan projeleridir. Türk-Amerikan önerisine gelince; bunun gerçekleşmesi sözkonusu değildir. Rus projesinin gerçekleşmesi gerekiyor. Bu da bize bağlıdır” dedi. Velat yine Noviye İzvestiya gazetesinde yayınlanan söyleşide RF istihbaratıyla görüştüklerini, RF Dışişleri Bakanlığı ile ilişkilerinin olduğunu belirtti, “Asıl faaliyetlerimizi ise Duma’da sürdürmekteyiz”.
c_1492_1
Velat, PKK’nın Bakü-Ceyhan projesinin gerçekleşmesine izin vermeyeceğini, RF projelerini PKK’nın şartlı destekleyeceğini (RF’nin Kürtleri/PKK’yı desteklemesi şartıyla) vurguladı. Öcalan, petrol boru hattının Kürt toprakları üzerinden geçmesine izin vermeyeceklerini ve Hazar petrolünün Türkiye’ye ulaşmasının söz konusu olmadığını defalarca belirtti. Öcalan’ın Suriye’den çıktıktan sonra birkaç kez RF’ye giriş yapması RF-Türkiye ilişkilerini gerdi. Öcalan’ın 22 Şubat 1999 günlü Cumhuriyet Savcılığınca alınan ifadesinde RF’de saklandığı yerler ve Rus yetkililerin tutumları ile ilgili bilgiler verdi. Öcalan; 09 Ekim 1998 günü Rozalin kod adlı Ayter Kaya ile birlikte Suriye’den çıkış yapıp Yunanistan’a geldiklerini, o zamana kadar PKK’ya dost olduğunu ifade eden Yunanistan’ın iltica talebini kabul etmemesi nedeniyle buradan ayrılıp Moskova’ya gittiklerini, RF’de kalmasını Duma’nın kabul etmesine rağmen, Başbakan Primakov’un karşı çıkması nedeniyle 33 gün sonra RF’den ayrılmak zorunda kaldığını, RF yolcu uçağı ile Roma’ya geldiklerini, İtalya’da kaç kurtul şeklinde kendisine karşı bir tutum gösterildiğini, 66 gün kaldıktan sonra 16 Ocak 1999 günü İtalya’dan ayrıldığını, tekrar Moskova’ya döndüklerini, Moskova’nın ters tutum takınması sonucu 29 Ocak 1999 tarihinde tekrar Rusya’dan ayrıldıklarını, Yunan gizli servisine ait uçakla yeniden Yunanistan’a geldiklerini, Yunanistan yetkililerinin karşı çıkması sonucu tekrar kendisini uçakla Minsk Havaalanına bıraktıklarını, burada da kabul görmemesi üzerine sonuçta mecburen Yunanistan’a dönme gereğini duyduğunu ve oradan da kendisini Kenya’ya götürdüklerini açıkladı.
Öcalan Davası iddianamesinde de Öcalan’ın Suriye’den ayrıldıktan sonra RF bağlantısına yer verildi. İddianamede özetle, Öcalan, 9 Ekim 1998 günü Abdullah Sarıkurt adına düzenlenmiş sahte pasaportla ve havayoluyla Atina’ya geçtiği, aynı gün Moskova yakınlarında bir yere geldiği, RF’de Liberal Demokrat Parti’nin milletvekili olan Mitrapano’nun tahsis ettiği evde 33 gün süreyle barındığı, RF Hükümeti’nin sıkıştırması üzerine 12 Aralık 1998 günü Roma’ya geldiği, 16 Ocak 1999 günü RF’ye geldiği, RF Hükümeti’nin baskısı sonucu, 29 Ocak 1999 günü RF’den Atina’ya geçmiştiği, 31 Ocak 1999-1 Şubat 1999 tarihleri günü ve gecesi evvela uçakla Minsk havaalanına geldiği, aynı gün Atina’ya geri döndüğü, yine aynı gün Korfu Adası’na götürülüp getirildiği, 2 Şubat 1999 günü Atina’dan Kenya’nın başkenti Nairobi’ye getirilip ve Yunanistan Büyükelçiliği’ne yerleştirildiği iddiaları yer aldı. Öcalan’ın, Suriye’den ayrıldıktan sonra gittiği ülkeler arasında RF’nin olması, RF’ye birkaç kez girip çıkması, RF’de 33 gün kalması, RF yetkililerinin Türkiye’nin taleplerine kaçamak cevaplar vermesi, siyasi sığınma talebini Duma’nın kabul etmesi PKK ile RF bağlantısının açık göstergelerindendi.
Öcalan’ın, Suriye’den ayrıldıktan sonra Kenya’da yakalanışına kadarki süreçte RF-Türkiye ilişkilerine konu olan kısmını ayrıntılarıyla ele almakta fayda vardır. Öcalan’ın Suriye’den ayrıldıktan sonra nereye gittiği bir süre belirsiz kaldı. Türkiye’nin, Suriye yetkililerine, Öcalan’ın bir an önce Suriye’yi terk etmemesi durumunda, Suriye’deki PKK üslerini bombalayacağına ilişkin ültimatomu verdiği 9 Ekim 1998 günü Öcalan ortalıktan kayboldu. Türkiye, RF’nin PKK ile gizli temaslar içinde olmasından ve onun yardımı ile Hazar Denizi havzasından “büyük petrolün” nakledileceği Bakü-Ceyhan boru hattı inşasını engellemesinden şüpheleniyordu.
Ekim ortalarında, Öcalan’ın RF’de olduğuna dair haberlerin basında yeralması sonrası RF’den resmî açıklama beklendi. Bir süre sonra RF Öcalan’ın RF’de bulunduğunu kabül etti. RF’nin kabülü akabinde Türkiye Öcalan’ın iadesini istendi. Öcalan’ın iade talebiyle birlikte Türkiye, RF’ye iktisadi kolaylıklar teklif etti. Duma, siyasi sığınma hakkı tanınması yönünde karar alırken RF Hükümeti bu karara uymadı. 19 Ekim’de Türk istihbaratının basına sızdırdığı haberde: Öcalan’ın, Suriye’den ayrıldıktan sonda Moskova yakınlarındaki Odintsovo’ya gelerek saklandığının bildirilmesi skandal etkisi doğurdu. 21 Ekim’de Başbakan Yılmaz, RF Başbakanı Primakov’dan Öcalan’ın teslimini istedi. Primakov, RF istihbaratını Öcalan’ın RF’de bulunup bulunmadığını araştırmakla görevlendirdiğini açıkladı. İki gün sonra FSB (Federal Güvenlik Servisi) Öcalan’ın izini RF’de bulamadıklarını, sahte kimlikle RF’ye gelip gelmediğini araştırdıklarını bildirdi. 29 Ekim’de Türkiye’ye gelen RF Dışişleri Bakanı İgor İvanov da Öcalan’ın durumunu netleştirmedi.
19 Ekim 1998’de PKK lideri Öcalan’ın RF’de bulunduğuna ilişkin haberler üzerine, Ankara Büyükelçisi Aleksandr Lebedev Başbakan Yılmaz’ı ziyaret ederek bilgi verdi. Görüşmenin ardından Lebedev: “Rusya hükümeti hiçbir şekilde bu tür insanlara hoşgörü göstermeyecek bir ülkedir” dedi. 20 Ekim 1998’de Adana’da Türkiye ile Suriye arasında imzalanan tutanakta, Şam yönetiminin PKK’yı terörist örgüt olarak kabul ettiği, Suriye’deki PKK faaliyetlerinin engelleneceği vurgulandı. 22 Ekim 1998’de Başbakan Yılmaz, PKK’nın dış bağlantılarının kesilmesi amacıyla bir süreden beri Suriye üzerinde uygulanan baskı politikasından sonuç alındığını belirterek, PKK lideri Öcalan’ın bir hafta önce RF’ye gittiğinin MİT tarafından belirlendiğini söyledi. Başbakan Yardımcısı ve Millî Savunma Bakanı İsmet Sezgin, Türkiye ile RF arasında suçluların iadesi konusunda bir anlaşma bulunmadığına dikkat çekerek: “Rusya bizim dostumuz, komşumuz, çok iyi ilişkilerimizin bulunduğu bir ülke. Rusya’da ekonomik, ticari ve taahhüt işlerimiz var” dedi. RF Dışişleri Bakanlığı Öcalan’ın RF’ye geldiğine dair ellerinde bir bilgi olmadığını belirtti.
Türkiye’nin, RF’den Öcalan’ın iadesini notayla istemesi sonrası, RF’nin Öcalan’ı teslim etmemesi, RF’nin PKK’ya açık bir desteği olarak yorumlanabilir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın, Öcalan’ın teslim talebine karşılık RF Dışişleri Bakanlığı, Öcalan’ın RF’de bulunduğuna dair ellerinde bilgi olmadığını belirtti. Moskova Büyükelçisi Nabi Şensoy, Öcalan’ın iadesiyle ilgili notayı 28 Ekim 1998’de, RF Dışişleri Bakanlığı’na verdi. Türkiye, Öcalan’ın Moskova yakınlarında Odintsova’da saklandığını iddia etti. Başbakan Yılmaz, 25 Ekim 1998’de RF’nin Öcalan’ın RF’de olduğunu itiraf ettiğini ve sınırdışı edileceğini açıkladı. Fakat FSB sözcüsü: “Öcalan’ın ülkemizde bulunduğu yolundaki bilgileri şimdilik doğrulamamız söz konusu değildir” dedi. 4 Kasım 1998’de Duma, 300 lehte oyla PKK lideri Öcalan’a siyasi sığınma hakkı verilmesi isteğini kabul etti. Türk Hükümeti Öcalan’a siyasi sığınma hakkı verilmesinin RF-Türkiye ilişkilerinde krize yol açacağını ima ederek Yeltsin’in “doğru bir karar” alacağını umduğunu bildirdi. RF’ye göre Türkiye, Çeçen Savaşı sırasında Çeçenleri destekledi ve Hazar bölgesi ile Kuzey Kafkasya’da RF’nin çıkarlarına karşı koymaya devam ediyordu. Diğer yandan RF, Türkiye ile iktisadi ilişkilere zarar vermek istemiyordu. RF Kürtleri kendisinden uzaklaştırmadan “Kürt kozunu” kara gün için saklıyordu.
Türk gazeteleri RF’nin “düşmanca hareketlerine” kaşılık RF ile iktisadi ilişkilerin kesilmesi ve RF’de yaşayan Müslümanlarla belli yönlerde daha fazla faaliyetlerde bulunulması çağrısı yaptı. RF’nin Öcalan’ı saklamasıyla ilgili suçlamalar RF-Türkiye iktisadi ilişkilerini bozabilecekti. Cumhurbaşkanı Demirel Duma’nın kararıyla ilgili: “Rusya’dan, Türkiye ile Rusya arasındaki dostluğa yakışan bir hareket bekleriz, yakışmayan bir hareket beklemeyiz” değerlendirmesinde bulundu. Başbakan Yılmaz: “Bizim muhatabımız Rusya Hükümetidir. Rus Hükümeti tarafından bana yazılı güvence verildi. Ben, Rus hükümetinin bu taahhüdünü yerine getireceğine inanıyorum” dedi. RF’nin Ankara Büyükelçisi Lebedev ise: “Duma’yı aldığı bu karardan dolayı kınıyorum. Duma’nın kararı hükümetimizin Abdullah Öcalan ile ilgili politikası üzerinde herhangi bir değişikliğe yol açmayacak” dedi. Duma’nın PKK terör örgütü lideri Öcalan’a siyasi sığınma hakkı vermesi üzerine RF Dışişleri Bakanı Birinci Yardımcısı Aleksander Avdayev, Yeltsin’in bir mesajını Demirel’e iletmek ve temaslarda bulunmak üzere 4 Kasım 1998’de Ankara’ya geldi. Demirel bir soruyu: “Rusya’nın Dışişleri Bakanı buraya geldiğinde bir mesaj getirdi. Ben de Türkiye ile Rusya’nın münasebetlerinin her iki ülke için önemli olduğunu söyledim. Şimdi bekleme safhasındayız. Sonra bunun dünyaca bilinen vasfı teröristtir, terörist başıdır” şeklinde yanıtladı.
84824-004-F1085983
RF’den İtalya’ya geçen Öcalan 13 Kasım 1998’de Roma’da yakalandı. Öcalan daha sonra serbest bırakıldı. Bir süre sonra, Öcalan’ın bulunduğu yerle ilgili olarak basında çelişkili bilgiler yer aldı. Öcalan’ın Moskova’ya döndüğüne dair iddialar RF-Türkiye ilişkilerini olumsuz etkiledi. Roma’da yakalanıp serbest bırakıldıktan sonra ilk mülakatını RF’de yayınlanan Kommersant Daily gazetesine veren Öcalan; RF’ye gelebilmek için başvuruda bulunduğunu, ancak Türkiye-Suriye ilişkilerinin sertleşmesi üzerine herhangi bir cevap beklemeden Abdullah Sarıkurt ismine düzenlenmiş sahte bir pasaport ile 9 Ekim 1998’de Moskova’ya geldiğini, iki gün sonra MİT’in yerini saptadığını, iddia edildiği gibi Odintsovo’da kaldığını, sonra RF ve BDT ülkelerinde yer değiştirdiğini, iddia edildiğinin tersine Ermenisitan’da bulunmadığını, yerinin belli olmasından sonra RF Hükümeti’ne başvurarak RF’de kalmak istediğini, bu başvurusunun en üst düzeyde incelendiğini, ancak o dönemde Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in hasta olması yüzünden kendisi hakkındaki son kararı Başbakan Yevgeni Primakov’un aldığını ve onun da cevabının ‘ret’ olduğunu söyledi . 30 Kasım 1998’de RF’de temaslarda bulunan İtalya Dışişleri Bakanı Lamberto Dini, RF Başbakanı Yevgeny Primakov ve Dışişleri Bakanı İgor İvanov ile görüştü. Dini, görüşme sonunda, İvanov ile düzenledikleri ortak basın toplantısında iki ülkenin bu konuda “birlikte ve ayrı ayrı oynayabilecekleri rolleri bulunduğunu” öne sürdü. 24 Aralık 1998’de RF’nin Ankara Büyükelçiliği açıklamasında RF’nin politikasının değişmediği belirtildi: “PKK liderine Rusya’da yer yok” dendi. RF Dışişleri Bakanlığı, PKK liderinin kesinlikle RF’de olmadığını, bundan sonra da böyle bir olaya izin vermeyeceklerini bildirdi.
16 Ocak 1999’da Öcalan’ın, iki aydır bulunduğu İtalya’yı terk ettiği açıklandı. 18 Ocak 1999’da Başbakan Ecevit düzenlediği basın toplantısında, Öcalan’ın İtalya’dan ayrıldıktan sonra RF’ye gittiği yolunda güvenilir kaynaklardan bilgiler ulaştığını açıkladı. İtalya Başbakanı D’Alema, teröristin nereye gittiğini bilmediklerini, bu konunun kendileri için artık kapandığını bildirdi. 19 Ocak 1999’da Ecevit Öcalan’ın gizlice RF’ye girmiş olabileceğini belirterek: “Rusya yönetimi, eğer Öcalan gerçekten Rusya topraklarında ise onu yakalamak ve Rusya’dan uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapacak” dedi. 21 Ocak 1999’da TBMM Başkanı Hikmet Çetin, RF Başbakanı Yevgeny Primakov ile görüştüğünü, PKK liderinin RF’de barınamayacağı konusunda güvence verildiğini söyledi. Çetin, “Primakov, Rusya’nın dost ve komşu Türkiye’ye yönelik eylemlere topraklarında izin vermesinin mümkün olmadığını belirterek daha önce verdikleri güvencelere bağlı olduklarını yineledi” dedi. Ecevit: “Fakat Rusya’da bulunduğu, bizim bilgi kaynaklarımıza göre hemen hemen kesin. Umuyorum ki, yetkili Rus makamları da daha fazla gecikmeye meydan verilmeksizin bu konudaki bilgileri açıklayacaklardır ve gereken önlemleri alacaklardır” dedi. 22 Ocak 1999’da Ecevit, Öcalan’ın RF topraklarından ayrıldığını belirterek: “Bulunduğu ülke belli değil. Herhangi bir komşu ülke, ona sığınma olanağı sağlayacak olursa bunu açık bir düşmanca hareket olarak değerlendiririz ve ona göre gereken tedbirleri alırız” dedi. RF Dışişleri Bakanı İvanov, Öcalan’ın RF’de bulunmadığını belirterek, durumu Türkiye’ye resmen bildirdiklerini söyledi. 31 Ocak 1999’da Ecevit, İtalya’dan ayrıldığı açıklanan Öcalan’ın büyük olasılıkla yine İtalya’da olduğunu bildirdi. Öcalan’ın yeniden İtalya’ya döndüğünü aktaran Ecevit: “İtalya’dan hiç ayrılmamış da olabilir. Bu bir bulmaca haline geldi” dedi.
Türk Dışişleri 3 Şubat 1999’da son günlerde terör örgütü PKK lideri Öcalan için Yunanistan, Hollanda ve RF gibi isimlerin yeniden gündeme geldiğini belirtti. 8 Şubat 1999’da Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican, Almanya’da yayımlanan “Der Spiegel” dergisine yaptığı açıklamada, PKK terör örgütü lideri Öcalan’ın İtalya’dan ayrıldıktan sonra Korfu adası üzerinden Rusya’nın Nijini Novgorod kentine gittiğini söyledi. 16 Şubat 1999’da Öcalan, Kenya’nın başkenti Nairobi’de yakalanarak Türkiye’ye getirildi. Öcalan’ın yakalanmasının ardından 18 Şubat 1999’da Moskova’da gösterilere katılan PKK yandaşları gözaltına alındı. Öcalan’ın İtalya’da bulunmasına Türkiye’de gösterilen resmî ve sivil tepki, Öcalan’ın Moskova’da bulunmasına göre daha fazla oldu.
Sonuç olarak RF, PKK’yı, 1994-1996 ve 1998’de iki kez Türkiye’ye karşı etkin biçimde kullandı. 1994-1996 arasında Hazar enerji kaynaklarının RF üzerinden naklini engellemek için Türkiye’nin Çeçenleri kullandığından hareketle PKK’yı destekledi. 1998’de ise Bakü-Ceyhan boru hattına PKK’nın izin vermeyeceğini göstermek için PKK’yı destekledi. RF’nin PKK’yı desteklemesinin sonuçlarından biri de; Türkiye’nin içinde karışıklık çıkartarak, Türkiye’yi kendi iç sorunlarına yönelterek, Türk Cumhuriyetlerine yönelişin hızını kestiği sonucu da çıkartılabilir. RF, PKK’yı kullanarak, az bir maliyetle, büyük kazanç elde etti. RF, PKK’ya itidalli bir destek verdi. Bunun nedeni Türkiye ile siyasi ve iktisadi ilişkilerde RF’nin toplam kazancının ve ileride beklenen kazancın yüksek olması; PKK desteğinin RF’ye getirisinin, Türkiye ile ilişkilerin kesilmesi ya da olumsuz yönde ilerlemesine değmeyecek ölçüde küçük olmasıydı. Bir başka nedeni ise RF’nin PKK desteği sonrasında Türkiye’nin Çeçenistan ile ilişkilerine mesafe koymasıydı. Türkiye, RF’nin PKK desteğine karşı Batı ve uluslararası şirketleri de kullandı. Batı ve uluslararası şirketler Bakü-Tisflis-Ceyhan boru hattı projesinin gerçekleşmesini istiyordu. RF’nin Öcalan’a sığınma hakkı vermesini desteklemiyorlardı. Öcalan’ın Suriye’den RF’ye geçmesinin nedeni, RF’de PKK’ya verilen desteğin bir işaretiydi. Öcalan’ın, boru hatlarının Türkiye’den geçmesini engelleyeceğine yönelik vaatlerle RF’den destek teminiyle başlayan süreç; RF’nin Öcalan’a siyasi sığınma vermenin bedeline katlanamaması ve Öcalan’ın yakalanmasıyla sona erdi. Öcalan’a Duma’nın siyasi sığınma hakkı tanımasına karşın hükümetin, Yeltsin’e vekâlet eden Primakov’un, bunu reddetmesi Gelenekçi Gerçekçi kuramın devletin homojen bir bütün olduğu (bilârdo topu gibi), çelişkili kararların alınmayacağı tezini yanlışlamaktadır .
RF: Rusya Federasyonu

Kaynak

Ali Başaran , Dış Siyasi , İktisadi Etkileşimi Çerçevesinde Yeltsin Dönemi Rusya-Türkiye İlişkileri
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Ali Başaran’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.