Türkiye'de Tütün Sektörünün Dönüşümü

Dünyada sermaye birikiminin devamlılığı için uygulanan neoliberal politikalar, tütün sektörüne kamu sağlığı pahasına yansımıştır. Politikalarla çeşitli uluslararası kuruluşların desteği ve yol açıcılığında dünyanın birçok ülkesine yatırım ve ticaret yapma olanağı bulan ulusötesi tütün şirketleri, gittikleri ülkenin tütün sektörünü kendi amaçları doğrultusunda şekillendirmişlerdir. Kâr amacıyla faaliyetlerini yürüten şirketler, ülkelerde tütün ürünleri tüketim seviyelerinin yükselmesine neden olmuşlardır. Bu sebeple, tütün sektöründe sermaye birikiminin devamlılığı saikiyle yaşanan dönüşüm, tütün ürünleri tüketim seviyesinin bugünkü geldiği seviyeyi analiz edebilmek için kilit rol oynamaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’de tütün ürünleri tüketiminin bugün ulaştığı düzeyi ve tütün kontrol politikalarının sektördeki hangi koşullar altında şekillendiğini anlayabilmek için tütün sektörünün dönüşümü dört alt başlıkta incelenmiştir: İlk olarak, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne devlet tütün tekeli olan TEKEL’in oluşumu ele alınmış; ikinci olarak, Türkiye’de 1980 sonrası neoliberal politikalarla, sektörün ulusötesi şirketlere açılarak tütünden devlet tekelinin ortadan kaldırılması incelenmiş; üçüncü olarak, uluslararası kuruluşların kolaylaştırıcılığında TEKEL’in özelleştirilmesi ve sonuçlarının tüketicilere yansıması tartışılmış; son olarak da tütün ürünü tüketicilerinden sonra bir diğer kurban olan tütün çiftçilerinin yaptığı tütün tarımının, uluslararası tütün sermayesinin istekleri doğrultusunda dönüşümü değerlendirilmiştir. Aşağıda ilk olarak, günümüzde tütün sektörünün geçirdiği dönüşümün tartışılmasına tarihsel bir temel olmak üzere, TEKEL’in oluşum süreci ele alınacaktır.
Reji’nin Tasfiyesi ve TEKEL’in Kuruluşu
Osmanlı İmparatorluğu dış borçlanmasının mali iflasla sonuçlanmasıyla, 1881 yılında devlet gelirlerinin önemli bir kısmını alacaklıların temsilcilerinden oluşan Düyun-u Umumiye İdaresi’ne bırakmıştır. Düyun-u Umumiye İdaresi ise tütün öşrü gelirlerini, 1883 yılında bir yabancı sermaye grubu tarafından kurulan Reji Şirketi’ne devretmiş ve böylelikle, her türlü tütün üretimi, işlenmesi, alım-satımı bu şirketin denetim ve tasarrufuna bırakılmıştır. Verilen bu imtiyazla, tütün çiftçisinin ve üretiminin geleceği, kâr amacıyla ülkeye gelmiş çok uluslu bir yabancı sermaye yatırımı olan Reji Şirketi’ne terk edilmiştir. Köylünün tütününü en düşük fiyattan almaya çalışan Reji, çareyi ürününü üç-dört kat fazla fiyat veren yabancı alıcılara kaçak olarak satmakta bulan üreticilerle çatışmıştır. Bu nedenle, kolcularla Osmanlı tütün üreticileri arasında meydana gelen kanlı çatışmalarda, Cumhuriyet’e kadar hayatını kaybedenlerin sayısı, yaklaşık olarak 40.000’i bulmuştur. Yönetim, Reji imtiyazının kaldırılması için uğraşsa da bu imtiyazın Düyun-u Umumiye İdaresi’nin onayı olmadan tek taraflı bozulabilmesi mümkün değildi ve şirketin Avrupa borsalarında değeri hayli yükselmiş hisse senetlerini satın alarak toplamak da uygulanabilirlikten uzaktı. Bu nedenlerle Reji Şirketi’nin ortadan kaldırılmasını hedefleyen girişimler, hayata geçirilememiştir.
Reji’nin imtiyazının sona ereceği 1914 yılından önce, şirketin feshedilip tütün gelirine devletin el koyması yönünde somut adımlar atılmıştır. Fakat I. Dünya Savaşı’nın başlaması ve Osmanlı Devleti’nin nakit ihtiyacı nedeniyle, şirketin imtiyaz süresini uzatan yeni bir sözleşme yapılmıştır. Şirketin tamamen feshedilmesi ise, 23 Nisan 1920’den sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Hükümeti’nin Milli Mücadele’yi finanse etmek için kaynak arayışı ile mümkün olmuştur. Bu doğrultuda, 1920 yılından itibaren gerek Düyun-u Umumiye İdaresi gerekse Reji Şirketi, hükümet bütçesi kapsamına alınmıştır. 26 Şubat 1925 tarihli ve 558 sayılı kanun ile Reji İdaresi kaldırılmış, 1 Mart 1925’te Reji şirketi devletçe satın alınarak, tüm hâl ve yükümlülükleri devlete devredilmiştir. Tütünde devlet tekeli uygulamasına ise 9 Haziran 1930 tarihinde çıkarılan 1701 numaralı ‘Tütün İnhisarı Kanunu’ ile geçilmiştir. 1933 yılında ‘İnhisarlar İdaresi’ adını alan kuruluş, 1941 yılında teşkilat yapısına kavuşmuş ve 1984 yılında kamu iktisadi teşekkülü olarak yeniden düzenleninceye kadar yapısını korumuştur. İzleyen bölümde, tütünde devlet tekelinin hangi dinamiklerle kaldırıldığı incelenecektir.
Tütünde Devlet Tekelinin Kaldırılması
Türkiye tütün sektörü, ulusötesi tütün şirketlerinin 1980-2000 yılları arasında önce ticaret sonra da doğrudan üretim yoluyla sigara piyasasına artan girişleri ile şekillenmiştir (Gültekin Karakaş, 2014). Bu sürecin önünü açan ise, ülkede IMF ve DB’nin yapısal uyum programı çerçevesinde 24 Ocak Kararları ile yürürlüğe konulan neoliberal politikalar olmuştur. DB, IMF ve uluslararası ticareti düzenlemek üzere oluşturulan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması, İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası politik iktisadi sistemi yeniden yapılandırmak amacıyla, ABD öncülüğünde 1944 yılında gerçekleştirilen Bretton Woods konferansı sonucu oluşturulmuştur (Topçu, 2008). Söz konusu kurumların esas amacı, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan çift kutuplu dünyada Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) liderliğindeki sosyalist blok karşısında, kapitalist bloğu güçlendirmek ve dünya kapitalist sermaye birikiminin sürekliliğini sağlamaktır. Bunun için, gümrük vergileri gibi engellerin kaldırılarak ülkeler arası ticaretin serbestleştirilmesi sağlanmalıydı. Serbestleşmeyle piyasalarda rekabetin artacağı ve arz etkinliğinin sağlanacağı, fiyatların düşeceği ve dolayısıyla tüketimin de canlanacağı öngörülmekteydi. 1947 yılında 23 ülke tarafından imzalanan GATT’ın hedefi, bahsedilen uluslararası serbest mal ticaretinin önündeki gümrük engellerinin aşamalı olarak kaldırılması olmuştur.
1970’lerden itibaren erken kapitalistleşen ülkelerden başlayarak dünyaya yayılan kriz sonrasında, sermayenin kâr oranlarını yükseltme ve yeni pazarlar açma arayışı ile dünya geneline yayılan yeniden yapılanma sürecinde, söz konusu kurumlar neoliberal politikalar aracılığıyla özelleştirmeler, sosyal politikaların gerilemesi ve kamusal hizmetlerin artan metalaşması ile sermayenin yeni değerlenme alanı arayışını karşılamak üzere hareket etmişlerdir. 1986-1994 yılları arasında gerçekleştirilen GATT Uruguay Görüşme Turu ile serbestleşmeye yönelik düzenlemeler mal ticaretinden hizmet ticaretine, tarım mamullerinden fikri mülkiyet haklarına doğru genişlemiş ve hizmetler de GATT’a dahil edilerek 1994 yılında Hizmet Ticareti Genel Anlaşması imzalanmıştır. 1995 yılından itibaren DTÖ’nün faaliyete geçmesiyle, GATT ve GATS DTÖ kapsamında yer alan birçok anlaşmadan biri haline gelmişlerdir. Kuruluş amaçları arasında serbest ticaretin ve adil rekabetin sağlanması, uzun vadede tamamen kaldırılmak üzere tarife ve tarife dışı engellerin azaltılması, ticaret yapılan tüm ortaklara ayrımcı olmayan yaklaşım, yerli üretilen mallar ile yabancı mallar arasında ayrım yapılmaması bulunan DTÖ, sermayenin uluslararası ölçekte serbestçe hareket etmesini sağlayan bir işlevi sürdürmüştür. Bu süreçte IMF verdiği krediler karşılığında kamusal alanı daraltan, özelleştirmeleri hızlandıran düzenlemeleri zorlamış; DB ise yapısal dönüşüm için sağladığı kaynaklar karşılığında piyasanın önünü açan taleplerde bulunmuştur.
Türkiye’de uluslararası sermayenin kârlılık arayışı ülke içindeki uluslararasılaşma ihtiyacındaki sermaye gruplarının talepleriyle çakışmıştır. 24 Ocak Kararları bu anlamda reel devalüasyonlar doğrultusunda işletilen bir kambiyo politikası, adım adım liberalizasyona yönelen bir ithalat rejimi, pahalı döviz, ucuz kredi ve vergi iadesi gibi teşvik ve sübvansiyonlarla desteklenen ihracatın bir ulusal öncelik haline getirilmesi, fiyat kontrollerinin ve temel malların çoğundaki sübvansiyonların kaldırılması ve iç talebin daraltılmasına dönük makroekonomik politikalardan oluşmaktaydı. Bu kapsamda tütün ve tütün ürünleri alanındaki ilk serbestleşme, 1984 yılında kaçak sigara ile oluşan rantın devlet gelirleri içine alınması görünür amacıyla TEKEL’e yabancı sigara ithalatı izni verilmesiyle olmuştur. 1986 yılında, TEKEL ortaklığı ile sigara üretmek koşuluyla tütünde devlet tekeli kaldırılmış; ilk ortaklık İngiliz Rothmans şirketi ile kurulan ‘Bitlis Entegre Sanayi (BEST) A.Ş.’ ile olmuştur. Bu gelişmeler sonucu, yabancı sigaraların ülke pazarına girmesiyle, yerli sigara tüketicisi farklı harman yapıları ile tanışmıştır. Damak tadında yaşanan değişim nedeniyle TEKEL kendi sigara harman formüllerinde yeniliğe gitmiş, üretilen sigaraların içeriğinde belli miktarlarda Amerikan kökenli Virginia tütünü kullanmaya başlamıştır ki bu da 1988 yılında tütün ithalatının serbest bırakılmasıyla mümkün olmuştur.
1989 yılında TEKEL ilk yerli Amerikan harman (blend) ‘TEKEL 2000’ sigarasını üreterek piyasaya sunmuştur. 1991 yılında yerli ve yabancı tüzel kişilere TEKEL ortaklığı olmaksızın tütün ve tütün mamulleri ithalat ve üretim izni verilmiştir. Bu gelişmeyle, PMI, 1980 yılından itibaren sigara üretimine başlamaya çalışmış ve bir yandan sektörde devlet tekelini kaldıracak yasanın çıkması için uğraşırken, bir yandan da ‘Marlboro’ ile ön anlaşma imzalayan Sabancı Holding ile 1992 yılında Philip Morris- Sabancı Holding ortaklığı (PhilSA)’yı kurmuş ve İzmir – Torbalı’da sigara üretimine başlamıştır. Aynı yıl R.J. Reynolds İzmir – Torbalı’da kurduğu sigara fabrikasında üretime geçmiştir. 2004 yılında European şirketi Mersin’de, 2005 yılında Imperial şirketi Manisa’da, 2006 yılında Gallaher şirketi İzmir’de, 2008 yılında Korea Tobacco & Ginseng (KT&G) şirketi İzmir’de sigara fabrikaları kurarak piyasaya dâhil olmuşlardır. Bu gelişmeler sonucunda TEKEL’in sigara üretimi ve satış piyasalarında pazar payı 2008 yılında %30’a inmiştir. Bunun sonucunda TEKEL, aşağıdaki şekilde de görülebileceği üzere tütün ve sigara tesislerindeki işçi sayısını 1990-1999 arasında % 35 oranında azaltmıştır.

Sonuç olarak, piyasada TEKEL’in gücü ulusötesi tütün şirketinin faaliyetleri sonucu azalmış, izleyen bölümde anlatılacak gelişmeler sonucu, tütün sektöründe kamunun yer almadığı bir yapıya doğru dönüşüm gerçekleşmiştir.
TEKEL’in Özelleştirilmesi
TEKEL’in tütün sektöründen tamamen çekildiği süreç 2000’li yıllarda IMF ve DB gözetiminde gerçekleştirilen birtakım yasal ve kurumsal değişiklikler ile başlamıştır. Süreci şekillendiren, Aralık 1999’da IMF ile imzalanan stand-by anlaşması ve 2001 yılında DB ile imzalanan Tarım Reformu Uygulama Projesi (TRUP)’nin hükümleridir. IMF ile Aralık 1999’da imzalanan stand-by anlaşması ve bu çerçevede yazılan niyet mektuplarında, tütün sektörü ilgili birçok taahhüt verilmiştir; tütün destekleme fiyat mekanizmasının kaldırılması, TEKEL’in özelleştirilmesi, sektörün yönetiminin oluşturulacak bir kurula devredilmesi. DB ile imzalanan TRUP ise, IMF’ye verilen tarım taahhütlerinin finansmanında kullanılmak üzere sağlanan Ekonomik Reform Kredisi’ni temine yönelik olarak oluşturulmuştur. TRUP ile tütün tarımına doğrudan müdahale eden DB, girdi, kredi ve alım desteklerinin kaldırılmasının ardından üreticinin kaybının azaltılması için sonraki bölümde ayrıntılarıyla anlatılacak olan, 5 yıl süreli ve üretimden bağımsız Doğrudan Gelir Desteği (DGD) ve 1 yıl süreli girdi ve bakım-hasat ödemelerinden oluşan Alternatif Ürün Projesi Destekleri sunmuştur.
IMF’nin istekleri doğrultusunda sunulan taahhütler çerçevesinde 20 Haziran 2001 tarihinde TBMM’de hızlı bir şekilde görüşülüp kabul edilen 4733 sayılı ‘Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmiştir. Veto gerekçelerinin arasında;
 Yerli sigara ve tütün üreticilerinin üretim etkinliklerini tümüyle durdurmaları,
 TEKEL’in elindeki fabrika ve işletmelerin gerçek değerinin çok altında satılma olasılığı,
 İç pazarın tümüyle yabancı sigara tekellerine açılmasının onarılmaz sorunlar yaratacağı yönünde görüşler bulunmaktadır.
2001 ekonomik krizinin aşılabilmesi için Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş tarafından açıklanan ‘Yeni Ekonomik Program’ kapsamında 15 günde çıkarılması gereken 15 kanun arasında yer alan Tütün Yasası, vetonun ardından tekrar meclise gelmiş ve 3 Ocak 2002 tarihinde, 4733 sayılı ‘Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ olarak TBMM Genel Kurulu’nda değiştirilmeden kabul edilmiştir. Yasayla birlikte;
 Piyasanın düzenlenmesi, gözetimi ve denetimine ilişkin görevleri yerine getirmek üzere Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu ve bu kurumu yönetme göreviyle Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Düzenleme Kurulu kurulmuş, (2008 yılında kurumun adı ‘Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK)’ olarak değiştirilmiştir.
 Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu ve Kurulu’ndan izin alınmadan tütün üretim ve satışının yapılamayacağı hükme bağlanmış,
 2002 ürün yılı ve müteakip yıllarda tütünde destekleme alımları kaldırılmış,
 Üretilen tütünlerin alım-satımı için yazılı sözleşme esası konulmuş ve sözleşmeli üretim dışındaki tüm üretimin açık artırma yöntemi ile satılacağı belirtilmiş,
 Ham tütün ve tütün mamullerinin üretim, alım satım, ithalat ve ihracatı tamamen serbestleştirilirken, yalnızca tütün mamullerinin üretimi için kurulacak tesislerin yıllık üretim kapasitelerinin tek vardiyada, sigara için 2 milyar çubuktan, diğer tütün mamulleri için ise on beş tondan az olmaması şartı getirilmiş,
 TEKEL özelleştirme için hazır hale getirilmiştir.
Bu gelişmenin ardından, TEKEL Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) tarafından ‘Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Anonim Şirketine dönüştürülmüş ve 31.03.2003 tarih ve 2003/12 sayılı ÖYK kararı ile yeniden yapılandırılmasına karar verilmiştir. Böylelikle ‘Sigara, Alkollü İçkiler Sanayi ve Ticareti Anonim Şirketi’, ‘Sigara Pazarlama ve Dağıtım Anonim Şirketi’ ve ‘Alkollü İçkiler Pazarlama ve Dağıtım Anonim Şirketi’ olmak üzere 3 parçalı bir yapı oluşmuştur. TEKEL’in sigara fabrikaları ve markaları 2008 yılında BAT’a satılmış ve TEKEL isim hakkı BAT’a devredildiği için Tekel TTA adını almıştır. Böylelikle, kamu sigara üretim ve dağıtım işinden tamamen çekilmiştir.
Özelleştirmelerle birlikte, kâr odaklı üretim yapan rasyonel aktörler olan özel şirketler, üretim süreçlerinde rasyonalizasyona yani maliyetleri azaltacak uygulamalara başlamışlardır. Bu kapsamda ülke genelinde yaklaşık 12 bin TEKEL çalışanı işten çıkarılmıştır. Devlet tarafından işten çıkarılan TEKEL işçilerine, kamuda yer alan ve geçici personel statüsünde, iş garantisi olmayan, sendikal hakkı ve grev, toplu sözleşme hakkı bulunmayan, fazla mesai ücreti almayan 4/C kadrolarına geçme teklif edilmiştir. Talepleri kabul etmeyen TEKEL işçileri birlikte eylem yapmaya kararı almış ve Türkiye’nin birçok şehrinden 106 otobüsle 5 bin TEKEL işçisi hükümeti protesto için 15 Aralık 2009’da Ankara’ya gelmiştir. Sürecin sonunda, işten çıkarılan ve 4/C kadrolarına geçiş için başvuru yapmayan işçiler, 8 ay boyunca asgari ücretin 2 katı kadar aylık iş kaybı tazminatı almış ve süre sonunda da sözleşmeli statüye geçiş hakkı verilmiştir. İlgili şekilde de görülebileceği üzere ulus ötesi şirketlerin sektörde TEKEL ile birlikte olduğu yıllar boyunca tütün ürünleri endüstrisindeki istihdam azalma eğiliminde olmuş, fakat özelleştirmenin gerçekleşmesinin ardından 2009 yılında istihdamdaki daralma çarpıcı boyutlara ulaşmıştır.

Kamunun tamamen çekildiği sektörde 2014 yılı itibariyle, Çizelge 2.1’den görülebileceği üzere 21 adet farklı tütün ürünleri üretimi yapan şirket bulunmaktadır.
1980 yılı öncesinde yalnızca TEKEL’in yer aldığı sigara satış piyasasına, 1980 sonrası yaşanan dönüşümle birlikte, 2013 yılında itibariyle yaklaşık %97’sine, aşağıdaki şekilde de görülebileceği üzere PhilSA, JTI, BAT, ve Imperial olmak üzere dört adet ulusötesi şirket sahiptir.
 

Çalışmanın beşinci ana bölümünde ayrıntılarıyla ele alınacağı üzere, sektöre giren ulusötesi şirketler kârlılıklarının ana unsuru olan tütün ürünlerini daha çok üretip satabilmek için, bir kamu kuruluşu ve kâr amacı gütmeyen TEKEL’den farklı olarak, birçok faaliyet yürütmüştür. Bu faaliyetlerin sonucunda tütün ürünlerinde dünyada en çok tüketilen ve tütün şirketlerinin gelirlerinin büyük bir kısmını oluşturan sigaranın Türkiye’de kişi başına tüketim miktarı, aşağıdaki şekilde de görülebileceği üzere 1970 yılında 2780 çubuktan 1999 yılında 3772 çubuğa çıkarak, yaklaşık olarak %36 oranında artmıştır. Kişi başına yıllık sigara satışı, TAPDK’dan derlenen resmi sigara iç satışının, TÜİK ve ILO’dan derlenen yetişkin nüfusuna bölünmesiyle elde edilmiştir.

Kaynak: TAPDK, TÜİK.
Tütün Tarımında Dönüşüm
Tütün üretimi, TEKEL’in özelleştirilmesi ve tarımsal yapıdaki dönüşümün kesişiminde yer almaktadır (Ertürk Keskin & Yaman, 2013). Türkiye tütün üretiminde yaşanan dönüşümde, 1980 sonrası her alanda uygulanmaya başlanan neoliberal politikaların, 1989 yılı sonrası tarıma uygulanmaya başlaması ile Türkiye’de bulunan ulusötesi tütün şirketlerinin girdi maliyetlerini düşürmek amacıyla tütün tarımını dönüştürme isteği buluşmuştur.
Önceki alt başlıkta anlatıldığı üzere, 4733 sayılı Tütün Yasası ile tütün üretimi bir endüstriyel üretim biçimi olan sözleşmeli tarıma dönüştürülmüş, destekleme alımları sonlandırılmış, tütün üreticisinin ürettiği fazla tütünün ise açık artırma usulüyle satılması kararlaştırılmıştır. Sözleşmeli tarım, firmalar ve çiftçiler arasında belli bir ürünün ekimi, dikimi ve hasadını kapsayan, üreticinin üretimi gerçekleştirme yükümlülüğü karşısında firmanın da ürünü belli koşullarda satın almayı taahhüt ettiği bir üretim ve pazarlama şeklidir. Bu süreçte üretimin denetimini firmaya kaptırmış olan üretici, özerkliğini yitirir, tarım endüstrisi için kendi evinde çalışan bir çeşit işçiye dönüşür. Sözleşmenin eşit bir ortaklık olarak gösterilmesinin ardında, sözleşmeli çiftçilik ‘gizlenmiş işçileşmenin’ bir formu olarak yer alır. Çiftçi, bir taraftan toprak sahibi diğer taraftan da firma için ekinlerle ilgilenen bir işçidir. Tütün tarımında dönüşüm süreci bu saptamaları doğrulayacak biçimde gerçekleşmiştir. Yasanın “sözleşmeli üretim esasına göre üretilen tütünlerin fiyatları, tütün mamulleri üreticileri ve/veya temsilcileri arasında varılan mutabakata göre belirlenir” hükmüne rağmen, fiyatlar alıcı firmalar tarafından belirlenmiş ve üreticiye teklif edilmiştir. Tek alıcı haline gelen tüccarlar üretim miktarını, ürün fiyatını, ödeme koşullarını belirlemiştir. Tütün üreticisinin itiraz etmesi yahut alıcının o üretici ile sözleşme imzalamaması durumunda, çiftçiyi koruyabilecek bir mekanizma düzenlenmediği için, üretici teklif edilen fiyatı kabul etmekte yahut sözleşme yapmamaktadır. Bu koşullarda fiyat belirleme gücü olmayan tütün çiftçisi, endüstri istekleri doğrultusunda üretim yapıp satmıştır. Çiftçinin reel geliri ise endüstri tarafından belirlenen düşük tütün fiyat artış oranının, girdi fiyat artış oranlarının çok gerisinde kalması nedeniyle düşmüştür. Aşağıdaki şekilde de görülebileceği gibi tütün çiftçisinin alım gücü tütün fiyatı artış oranının, girdi fiyatı artış oranının gerisinde kalması nedeniyle düşmüştür. Bu gelişmeler ayrıca, tütün ekimine devam etmek isteyen çiftçileri, tüccardan senet karşılığı borç almak veya tüccar aracılığıyla banka kredisi kullanmak durumunda bırakmıştır.

Kaynak: Veriler (Türkiye Ziraat Odaları Birliği, 2010) çalışmasından kaynak alınarak, 25 Haziran 2014 tarihinde Seda Keklik tarafından derlenerek çizilmiştir.
Anlatılan geçişin yaşandığı yıllarda, TRUP ile tütün sektörüne doğrudan müdahale eden DB, girdi, kredi ve alım desteklerinin kaldırılması ve sözleşmeli üretime geçilmesinin ardından üreticinin kaybının azaltılması için 5 yıl süreli ve üretimden bağımsız DGD ve 1 yıl süreli ve girdi ve bakım-hasat ödemelerinden oluşan Alternatif Ürün Projesi Destekleri sunmuştur. Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen Tütün Üretiminden Vazgeçip, Alternatif Ürün Yetiştiren Üreticilerin Desteklenmesine Dair Karar 17 Temmuz 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır . 2007 yılında biten Alternatif Ürün Projesi Destekleri, TEKEL’in tütün alımını ilk defa 2009 yılında yapmayacağı için oluşacak üretici mağduriyetlerini gidermek amacıyla Tütün Üretiminden Vazgeçip Alternatif Ürün Yetiştiren Üreticilerin Desteklenmesine Dair Karar ile yeniden düzenlenmiştir. Projenin beklenildiği ölçüde başarılı olamama nedenleri arasında aşağıda belirtilen etkenler yer almaktadır:
 Tütün yetiştiriciliğinin emek yoğun bir iş olması nedeniyle bölgede yaşanan işsizlik sorununa sınırlı da olsa sağladığı katkı,
 Bölgede tütünün uzun yıllardır yetiştirilmesi nedeniyle üreticilerin yetiştiriciliğini bilmedikleri ürünlere yönelmek istememesi,
 TEKEL’ in üreticilere 2003 yılı başında 100 Milyon TL nakit avans ödemesi,
 Alternatif Ürün Projesi başvuru tarihinin DGD başvuruları ile aynı döneme rastlaması,
 Üreticilere teşvik ve örnek olabilecek önder çiftçilere yaptırılacak olan alternatif ürün yetiştiriciliğinin gösterildiği tanıtım çalışmalarının tamamlanmamış olması,
 Üreticilerin, tütün üretiminden kendiliğinden vazgeçmesi halinde dahi ilerde devletin destek sağlayacağı beklentisi sebebiyle kotalarını kaybetme endişeleri taşıması,
 Üreticilerin, yetiştirecekleri alternatif ürünleri pazarlama endişesi taşıması, verilen hibe ödemesinin tek yıl olması ve üreticilerin sonraki yıllar için endişe taşıması,
 Yetiştirilecek ürünlerin depolanması, işlenmesi, kurutulması gibi işlemler için bölgedeki tesislerin yetersiz olması,
 Ödemelere ilişkin güven eksikliği.
Yaşanan süreçle birlikte tütün geçim kapısı olma özelliğini yitirmiş, aşağıdaki şekilde de görülebileceği üzere 2013 yılında 1989 yılına göre tütün üretici sayısı yaklaşık %84 ve tütün üretimi yaklaşık %90 oranında azalmıştır.

Kaynak: Veriler, TAPDK, Euromonitor International, TEKEL ve TAPDK kayıtlarından aktaran Özkul & Sarı’dan ,25 Haziran 2014 tarihinde Seda Keklik tarafından derlenerek çizilmiştir.
Devletin tütün ekimine desteğini çekmesi ve tüccarın tütüne düşük fiyat vermesi nedeniyle tütüncülüğü bırakan üreticiler yoksulluğa hapsedilmektedirler. Yoksulluğa çözüm arayışı ise tütün çiftçilerinin proleterleşmesine kapı açmıştır. Örneğin, toprak sahibi olmayan ve çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da başkalarına ait topraklarda ekim yapan ortakçılar/yarıcılar, mevsimine göre ülkenin çeşitli bölgeleri arasında dolaşan tarım işçilerine dönüşmüşlerdir. Örneğin, Türkiye’de sermayenin birikiminin hızlandığı alanlardan biri olan enerji sektörüne yatırım yapan Soma Holding’in, 13 Mayıs 2014 tarihinde katlettiği 300’den fazla maden işçisinin büyük bir kısmı, eskiden Ege Bölgesi’nin önemli tütün üretim merkezleri arasında olan Manisa’nın Soma, Kınık, Savaştepe, Kırkağaç ve İvrindi ilçeleri ve köylerinde yaşamaktaydılar. Yıllar boyu yöre halkının en büyük geçim kaynağı olan tütün tarımında son yıllarda yaşanan daralma ve ürünün yeterli getiri sağlayamaması tütün üreticisi ailelerinin çocuklarını madende çalışmaya zorlamıştır. İş cinayetinde hayatını kaybeden işçilerin önemli bir kısmı, tütün tarlasından gelir sağlayamayan tütün üreticileri olmuştur.
Çiftçilerin yaşanan gelişmeler sonucu üretimi bırakmasıyla, tütün üretimi azalmış ve tütün ticareti de bu durumdan kötü etkilenmiştir. Aşağıdaki şekilde de görülebileceği üzere tütünde bir zamanlar net ihracatçı olan Türkiye’nin ithalat ve ihracatı başabaş duruma gelmiştir.

Kaynak: Veriler, TAPDK’dan ve (Özkul & Sarı, 2008)’den 25 Haziran 2014 tarihinde Seda Keklik tarafından derlenerek çizilmiştir.
Yukarıda ilgili çizelgeden de görülebileceği üzere, tütün endüstrisi hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, sigara imalatında yabancı tütün kullanım oranlarını zaman içerisinde artırmaya devam etmiştir. Öyle ki 2013 yılında sigara harmanlarında kullanılan yabancı tütün oranı %84,2’ye çıkarken, yerli tütün kullanım oranı %15,8’e düşmüştür. Sektöre dair bir diğer önemli düzenleme ise ithal edilen tütünlerden alınarak Hazine’ye irat kaydedilen Tütün Fonu’nun, 01 Ocak 2010 tarihinden itibaren ‘homojenize tütün veya yeniden tertip edilmiş tütünler’, ‘şişirilmiş tütün’, ‘şişirilmiş damar’ ve her türlü tütün mamulünün ithalatından kaldırılmasıdır. Bu gelişme 2008 yılında yayınlanan Avrupa Komisyonu Türkiye 2008 İlerleme Raporu’nun ‘Vergilendirme’ başlıklı 16. Faslında Tütün Fonu’nun sadece ithal edilen tütün ve sigaraya uygulandığı ve yerli ürünlere uygulanmayan özel bir vergi olduğu için de ayrımcılık yarattığının belirtilmesi ve ardından Tütün Fonu kesintisinin 2010’dan başlayarak 2018’e kadar sıfırlanmasının taahhüt edilmesiyle yaşanmıştır. Yurt içinde üretilen tütünler için önemli bir koruma duvarı oluşturan Tütün Fonu, ithal edilen yaprak tütünde giderek indirilmekte ve önümüzdeki birkaç yıl içinde sıfırlanacağı tahmin edilmektedir. Bu uygulama beşinci ana bölümde ayrıntılandırılacağı üzere, ithal tütün girdi kullanımının önünü açmak ve tütün endüstrisinin üretim maliyetlerini düşürmek üzere hayata geçirilmiştir.
Uluslararası sermayenin birikim gereksinimleri doğrultusunda hayata geçirilen neoliberal politikaların, Türkiye tütün sektörü üzerindeki yansıması, IMF ve DB kolaylaştırıcılığında tütünde devlet tekelinin kaldırılması; ardından devlet tekelinin özelleştirilmesi; gelişmelerden önce dünya tütün üretiminde önemli bir paya sahip olan ülke tütün tarımının, ulusötesi tütün şirketlerinin istekleri doğrultusunda dönüştürülmesi şeklinde olmuştur. Gelişmeler sonucunda, tütün üretimi azalmış; tütün çiftçisi yoksullaştırılmış; tütün ticaretinde net ithalatçı olma konumuna gelinmiş; tütün ürünleri tüketici sayısı dramatik boyutlara ulaşmış, fakat ulusötesi birkaç tütün şirketi sigara satışlarının %97’sine yakınını kontrol eder hale gelmiştir.
Türkiye özelinde örneklendirilen tütün sektöründeki dönüşüm birçok düşük ve orta gelirli ülkede de farklı dinamiklerle fakat hemen hemen aynı sonuçlarla yaşanmaktadır. IMF ve DB faaliyetleri ile DTÖ çok taraflı anlaşmalarıyla hayata geçirilen neoliberal politikalarla, öncelikle tütün ürünlerinde tarife ve tarife dışı engeller kaldırılmış ve sonucunda tütün ve tütün ürünlerinin uluslararası ticareti önemli ölçüde genişlemiştir. Ardından sağlanan yatırım serbestisi ile de ulusötesi tütün şirketleri üretimlerini daha düşük maliyetli girdilere sahip ülkelere kaydırmışlardır. Yabancı ülkelerde üretim yapan ulusötesi şirketler, DB ve IMF’nin birçok ülkeye verdiği krediler karşılığında getirdiği kamu işletmelerinin özelleştirilmesi düzenlemesiyle, ilgili ülkenin özelleştirilen tütün tekelinin alıcıları olmuşlardır. kâr odaklı üretim yapan ulusötesi tütün şirketleri kendilerine daha önce kapalı olan ekonomilere girmiş, rekabetin artmasıyla tütün ürünleri fiyatları düşmüş, şirketlerin pazarlama ve promosyon faaliyetleri de eklenince tütün ürünleri tüketimi birçok düşük ve orta gelirli ülkede yükselmiştir. Kâr odaklı tütün ürünleri üretimi ve satışı yapan ulusötesi tütün şirketlerinin faaliyetleri sonucunda dünyada tütün ürünleri tüketimi, buna bağlı olarak oluşan hastalık ve ölümler dramatik boyutlara ulaşmıştır. Dönüşüm sonucunda tütün yetiştiriciliği ve tütün ürünü imalatını ile tütün ürünleri tüketimi Batı’dan düşük ve orta gelirli ülkelere kaymıştır. Bu gelişmeyle birlikte dünya kamuoyunca görünür biçimde konuşulmaya başlanan tütün kontrol politikaları ilerleyen ana bölümün konusunu oluşturacaktır.
Yararlanılan Kaynaklar
Seda Keklik, Türkiye’de Tütün Kontrol Politikaları: Tütün Endüstrisi Faaliyetleri Işığında Bir Değerlendirme
Cemil Öztürk, Milli Mücadele Döneminde Reji Sorunu
Korkut Boratav, Türkiye İktisat Tarihi
M. Seydioğulları, Türkiye’de tütün üretimi ve tütüne alternatif politikalar üzerine değerlendirme
G. Günaydın, Türkiye tarım politikalarında “Yapısal Uyum”: 2000’li yıllar
U. Ulukan, Türkiye tarımında yapısal dönüşüm ve sözleşmeli çiftçilik: Bursa örneği
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Seda Keklik’e aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Etiketler

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu