Türkiye'de Ve Dünya'da İşsizlik-Büyüme İlişkisi


Şekil 6’nın daha iyi anlaşılması amacıyla, işsizlik ile büyüme oranları her bir yıl için ayrı ayrı Tablo 8’de gösterilmiştir. Tablo incelendiğinde Türkiye ekonomisinin 1994, 1999, 2001 ve 2009 yıllarında küçüldüğü görülmektedir. Tabloya işsizlik açısından bakıldığında değişimin daha çok artma yönünde olduğu dikkati çekmektedir. İşsizliğin 1993 yılına kadar artış gösterdiği, 2001, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında ise sürekli olarak bir önceki yıla kıyasla arttığı gözlenmektedir. 2009 yılında işsizlik bir önceki yıla göre önemli bir derecede artmıştır. Bu ölçüde büyük bir artış daha önce 2001 yılında da ortaya çıkmıştır. Tam aksi yönde bir gelişme olarak, işsizlik 2000 yılında azalma kaydetmiştir. Büyüme oranlarının arttığı 2004, 2005 ve 2006 yıllarında bu büyüme performansına karşı işsizlik oranları 10.8, 10.6 ve 8.7 olarak kaydedilmiştir. 1998’e kadar iki değişken birlikte hareket ederken, 1999’dan sonra ekonomik büyüme ile istihdam artışı arasındaki ilişki giderek bozulmuştur.

Türkiye’de, işsizlik ve ekonomik büyüme göstergeleri her zaman beklenildiği sonuçları vermese de, genellikle ekonominin gidişatı hakkında bilgi vermektedir. Türkiye 1970-2010 yılları arasında birçok kez ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmıştır. 1974 birinci petrol krizi ve 1986 krizlerinde ekonomik büyüme ile istihdamda bir azalma olmamasına rağmen işsizlik ilk krizde % 10.30, ikincisinde ise % 14.02 oranında artış göstermiştir. 1979-1980 ikinci petrol krizine bakıldığında ekonomik büyümenin azaldığı fakat büyümenin aksine istihdamın arttığı ve işsizlikte azalma olduğu görülmektedir. 1988-89 ve 1991 finansal krizlerinde ise ekonomik büyüme, istihdam ve işsizlik oranlarının tümünde artış görülmüştür. 1994 finansal krizinde istihdam ve işsizlik artarken, büyümede % 4.67 oranında küçülme yaşanmıştır. 1998 Asya-Rusya krizinin ardından 1999 krizinde de yine istihdam ve işsizlik artmış, ekonomik büyüme % 3.37 oranında azalmıştır. 2001 krizinde ise, işsizlik % 31.40 artmış, istihdam % 0.26 oranında, ekonomik büyüme ise % 5.70 oranında azalmıştır. 2001 yılından sonra ekonomik büyüme açısından olumlu gelişmeler olsa da, istihdam azalmaya ve işsizlik de artmaya devam etmiştir. 2008 küresel krizinde her üç göstergede artış ortaya çıkmış, krizin etkilerinin Türkiye’de daha geç görülmesinden dolayı işsizlik 2009 yılında % 32.94 artmış, ekonomik büyüme de % 4.83 oranında azalmıştır (Eser, 2012: 87).
Ekonomik büyümenin, istihdamın ve işsizliğin arasındaki ilişkiyi ekonomik krizler bağlamında inceledikten sonra, uygulanan iktisat politikaları açısından bakacak olursak; Türkiye’de 1980 öncesinde büyüme rakamları istihdama yansımakta ve büyüme ile istihdam arasında doğrusal bir ilişki kurulabilmekteydi. Ancak 1980 sonrası izlenen iktisat politikaları, işsizlik ve istihdam ile büyüme arasındaki bu ilişkiyi bozmuştur. Bunun nedeni iç pazarın göz ardı edilerek, dış pazara yönelik üretimin yapılmasıyla beraber kapasitenin artırılması, yeni yatırımların teşvik edilmemesi, işletmelerin maliyetleri düşürmek için daha az işgücü ile daha çok üretim yapmaya yönelmesidir. Ayrıca kırsal kesimde yaşayan nüfusun kente göçe zorlanması, kentlerde zaten var olan işsizliğin daha da artmasına neden olmuştur. Bununla birlikte işletmelerin teknoloji yenileme ile verimliliği arttırarak daha az işgücü istihdam etme şeklindeki politikaları, artan büyüme rakamlarının istihdam ve işsizlik rakamlarını etkilemede yetersiz kalmasına neden olmuştur. 2002 yılından sonra 2005 yılına kadar ki dönemde yaşanan olumlu tablo, gelecek ile ilgili beklentilerin iyileşmesine katkıda bulunsa da, tüm Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de artan küresel rekabetin etkisiyle yaşanan yüksek büyüme oranları istihdam oranlarına yansımamıştır. Bu nedenle işsizlik oranları artmaya devam etmiş ve istihdamsız bir büyüme süreci başlamıştır (Akkaya ve Gürbüz, 2012:7).
Türkiye ekonomisinde 1970’li yıllardan günümüze kadar çözüme kavuşturulmaya çalışılan en büyük sorunlardan biri olan enflasyon, ekonomide büyük sıkıntılara neden olmuştur. 2000’li yılların başına kadar geçen süreçte Türkiye kronik ve yüksek oranlarda enflasyonla yaşarken, bu dönemden sonra gerçekleşen yüksek büyüme oranlarının enflasyondan kaynaklandığı da söylenmektedir. Enflasyonun neden olduğu önemli sorunların başında işsizlik gelmektedir. Bu ise büyüme hızını ve kişi başına düşen milli geliri azaltarak ekonominin küçülmesine sebebiyet vermektedir. 1990-2000 yılları arasında iç ve dış faktörlerin etkisiyle istikrarsız büyüme yaşayan Türkiye ekonomisinde enflasyonun kontrol altına alınması ve mali disiplinin sağlanması ile birlikte 2002-2007 yılları arasında ortalama büyüme oranı %7’lere kadar yükselmiştir. Hatta bu dönemde uzun dönem ortalama büyüme oranının üzerine çıkılmıştır. Türkiye’nin yüksek büyüme evresi olarak nitelendirilen 2002-2007 yıllarında istihdam ve işsizlik göstergelerinin ortaya çıkardığı sonuçlara bakıldığında, ekonomideki genel olumlu havanın emek piyasasına fazla yansımadığı görülmektedir (Kesici, 2010: 10). Bu yıllarda istihdam oranında bir artış görülmezken, işsizlik oranları %10’lara kadar yükselmiştir. 2009 krizinden sonra ekonomik göstergelerin pek çoğunda olumlu gelişmeler görülse de işsizlik ve istihdam konularında istenilen düzeye gelinememiştir.
Ekonomik büyümenin temel belirleyicilerinden olan istihdam artışı, önemli ölçüde yatırımlara da bağlıdır. Bu nedenle yatırımları etkileyen teknolojik gelişme ve sermaye birikimi gibi unsurlar da ekonomik büyümenin önemli kriterleri arasında yer alır (Saygılı vd., 2002:10). Özellikle sermaye birikimi istihdam artışı ve teknolojik gelişmenin, dolayısıyla da ekonomik büyümenin temel belirleyicilerindendir ve sermaye birikiminin belirleyici rolünü ihmal ederek ülkelerin kalkınma ve ekonomik büyümelerini açıklamak mümkün değildir (Bulutay,1995: 89). İşgücünün hızlı bir şekilde arttığı durumda işsizliğin azalabilmesi için ekonomik büyümenin yüksek olması gerekir. Bu yüzden elde edilen büyüme rakamlarının belirli bir istikrarda ilerlemesi ve sürdürülebilir olarak devam etmesi açısından firmaların ikna edilmesi de işsizliğin azaltılmasında etkili olacaktır. Bunlara ek olarak gelirin bölüşümü, yaşam beklentisi, eğitim, sağlık gibi unsurları içeren insani gelişmelere de bakmak gerekir.
Özetle; Türkiye’de son dönemlerde büyüme zayıf bir performans gösterirken, istihdam önemli derecede artış göstermiştir. Böyle bir durumda beklenen işsizlik oranlarının düşmesidir. Fakat Türkiye’de işgücü piyasasının önemli yapısal sorunlarından biri olan işgücüne katılım oranının düşüklüğü ve aynı zamanda işgücünde meydana gelen hızlı artışlar nedeniyle artan istihdam işsizlik oranlarına yansımamıştır. İstihdamın hızlı artışı, verimliliğin düşmesine neden olmuştur. Bu yüzden çalışan başına düşen gelir istenilen düzeye çıkamamıştır. Sonuç olarak Türkiye’yi son yılların istatistiki verilerine bakarak değerlendirdiğimizde; Türkiye’de istihdam oluşturacak yatırımların yapılması gerektiğini ayrıca dış pazarlarda tıkanma noktasına gelen ekonominin iç pazarda talebi canlandıracak politikalar izlenerek işsizliğin azaltılması gerektiğini söyleyebiliriz. Tarih arşivi ekibi olarak Türkiye’de Ve Dünya’da İşsizlik-Büyüme İlişkisi’ni sizler için araştırıyoruz.
2.4. Türkiye’de İstihdamsız Büyüme
Türkiye ekonomisinde özellikle 2002 yılından sonra gerçekleşen yüksek büyüme hızının işsizliği neden azaltmadığı sorusu hala tartışılmaktadır. Bu bölümde ekonomik büyüme ile istihdam ilişkisi kapsamında istihdamsız büyüme süreci Türkiye açısından değerlendirilmiş ve istihdamsız büyümenin Türkiye için geçerli olup olmadığı sebepleriyle birlikte ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Bir ülke ekonomisinde reel gayri safi yurtiçi hâsıladaki bir azalış üretilen mal ve hizmet miktarında azalışa sebep olur. Bu azalmaya bağlı olarak emek talebi azalır ve istihdam edilmekte olan emek miktarı da azalarak sonuç itibariyle işsizliğin artmasına sebep olmaktadır. Tersi durumda, yani reel gayri safi yurtiçi hâsılada artış meydana geldiğinde ise üretilen mal ve hizmet miktarı artar. Buna bağlı olarak emek talebi artarak çalıştırılmakta olan emek miktarı da artmakta ve sonuç olarak işsizlik azalmaktadır (Ünsal, 2009: 12). Bu nedenle ekonomik büyüme ya da reel GSYİH artışı ile istihdam artışı arasında pozitif bir etkileşim bulunmaktadır. Ancak bu etkileşim hem kuramsal olarak hem de ülkelerin yaşadıklarından çıkarılan tecrübelere dayanarak ekonomik büyümenin niteliğine göre büyük farklılar göstermektedir.
İstihdamsız büyümenin nedenlerinden biri, teknolojik ilerlemelerin emeğin iş yükünü hafifletmesidir (Çaşkurlu, 2014: 46). Örneğin büyüme rejimi büyük oranda emek tasarruf ederek yeni teknolojilere ve toplam faktör verimliliği artışına dayanan ekonomilerde, istihdam artışı nispeten düşük kalmaktadır. Bu türden ekonomik büyüme kişi başına düşen katma değeri ve ekonomik gelişmeyi hızlı bir şekilde arttıracağından uzun dönemde pozitif etkiler göstermektedir. Ortaya çıkan bu asimetrik ilişki “istihdamsız büyüme”yi ifade eder. Bu bağlamda Türkiye ekonomisinde gerçekleşen yüksek işsizlik, artan işgücü ilişkisi kısa ve orta vadede arzu edilen bir durum değildir. Bu nedenle yüksek işsizlikle mücadele edebilmek için ekonomide “istihdam dostu büyüme”nin gerçekleşmesi yani büyümenin olabildiğince istihdamı arttırması arzu edilir. Fakat yaratılan bu istihdam hem yapılan işlerin kalitesini hem de verimliliğin düşmesine neden olduğu gibi, ekonomik gelişmeyi de olumsuz etkilemektedir. Çünkü büyümeden hızlı artış gösteren istihdam nedeniyle verimlilik azalmaktadır. Bu şekilde meydana gelen büyüme, kişi başına düşen gelir artışlarının yavaşlamasına, verimlilikte gerilemelere ve Türkiye’nin orta gelir tuzağında kısılmasına neden olmaktadır (Gürsel, Uysal ve Durmaz, 2015: 1-7).
İstihdamsız büyümenin bir diğer nedeni, gelişmekte olan ülkelerde meydana gelen finansal genişleme ve ya çöküş dönemlerinin uzun dönem büyüme aşamasında ve emek piyasasında kalıcı bozulmalara yol açmasıdır. Meydana gelen finansal genişlemeler gelir, istihdam ve ücretleri uzun dönem seviyelerinin üstüne çıkarsa da, hemen sonrasında ortaya çıkan krizler söz konusu artışları önemli derecede aşağı çekmektedir. Bundan dolayı ekonomilerde deflasyon ya da durgunluk dönemleri sona erdiğinde, istihdam ve ücretler milli gelir büyümesinin gerisinde kalmakta sonuç olarak istihdamsız büyüme ortaya çıkmaktadır (Akyüz, 2007: 31). Tablo 8’de görüldüğü üzere ekonominin daraldığı kriz dönemlerinde işsizlik oranları artmaktadır. 1999 yılında ekonomi %3.4 civarında küçülürken, işsizlik oranı 1998’de %6,9’dan, 1999’da %7,7’e yükselmiştir. Benzer şekilde 2001 yılında %5,9 ekonomik daralma ile işsizlik oranı %8,38 olarak gerçekleşmiştir. Ekonomideki daralma süreci pek çok Dünya ekonomisinde olduğu gibi bizim ülkemizde de istihdamın azalmasına ve işsizliğin artmasına neden olmuştur. Çünkü bu dönemlerde büyümenin azalmasıyla üretilen mal ve hizmet miktarı azalacaktır. Bu durum ekonominin daraldığı dönemlerde beklenen bir sonuçtur. Bu süreçte ülke genelinde talep daralmalarının yaşanması, üretimin yavaşlaması özellikle özel sektörde firmaların borç ödeme sıkıntısına düşmesiyle işgücü tasarrufuna gitmesi emek talebi azalmasına yol açacağından işsizlik artar. Krizlerin en önemli sonuçlarından biri, işsizlik oranlarında ciddi artışlar ortaya çıkarırken, krizden sonra istihdamın çok yavaş bir şekilde toparlamasına neden olmaktadır. Türkiye’de 1999 ve 2001 krizlerinin ardından genişleme dönemine girilmiştir. 2002 yılında ekonomi %6,4’lük bir büyüme kaydetse de, işsizlik %8,4’ten %10,3’e yükselmiş ve işsizlik oranlarındaki aşağı yönlü hareketler ancak 2004 yılından itibaren görülmeye başlamıştır. Bu genişleme döneminde her ne kadar gelecekle ilgili iyileşme beklentileri artsa da, 2002 yılından sonraki dönemlerde ekonominin istihdam sağlamada yetersiz olduğu görülmektedir. Bu dönemden itibaren işsizlikte ciddi artışlar kaydedilmiştir. 2009 yılında işsizlik oranı %13 civarında gerçekleşmiş, bir önceki yıla göre yüzde 3 puanlık bir artış göstermiştir. Böylece Türkiye’de 2001 krizi sonrasında dikkat çeken büyüme oranları artışına rağmen işsizliğin azalmaması durumu yani istihdamsız büyüme süreci başlamıştır.
Büyümenin istihdamı arttırmamasının nedenlerinden biri de, küreselleşme nedeniyle rekabetçi piyasaların artarak istihdam düşüşüne sebep olmasıdır. Gerçekleşen yüksek büyüme oranları, artan küresel rekabetin etkisiyle istihdam oranlarına yansımamaktadır. Küresel ekonomik ilişkilerin imkân verdiği biçimde Dünya’nın farklı ülkelerinde üretim gerçekleştirilerek emek maliyetlerinin düşürülmesi mümkündür. Bunun sonucunda istihdam azalması meydana gelmektedir.
Ekonomik büyümenin yeni istihdam alanları oluşturamamasının nedenleri arasında sıcak para girişleri ve dış borçlanma ile finanse edilen büyüme de yer almaktadır. İç tasarrufun yetersiz kalması durumunda dış kaynaklarla karşılanmaya çalışılması doğrudan yabancı yatırımlardan ziyade sıcak para girişine dayanmaktadır. Bu da GSMH artışı sağlamakta fakat istihdamda bir artış meydana getirmemektedir (Çaşkurlu, 2014: 46). Türkiye’de son dönemlerde büyüme hedefleri öncelikli olarak, ithalata dayalı yatırım ve tüketime yani yabancı sermayeye dayanmaktadır. İthalata ve dış kaynaklara bağlı olarak büyümeyi amaçlayan Türkiye’de kambiyo rejiminde ve yabancı sermaye mevzuatında serbestleşmeye gidilmiştir. Bu nedenle dış kaynaklar, üretim ya da sabit sermaye yatırımlarından ziyade kısa vadeli portföy yatırımlarını tercih ederek sıcak para girişine yol açtılar. Böylece kısa vadeli yabancı sermaye girişine dayanan büyüme ile istihdam arasındaki nedensellik ilişkisi zamanla ortadan kalkmıştır. Büyümedeki istikrarsızlık ve dalgalanmalar, işgücü istihdamında kalıcılık ve artış meydana getirememiştir. Türkiye bu durumundan dolayı Dünya Bankası raporlarına “büyüyen ama istihdam yaratamayan bir ekonomi” olarak kaydedilmiştir (Kara ve Duruel, 2010: 369).
Özetle; işsizlik ile mücadelede en etkili yollardan biri olarak görülen ekonomik büyüme, 2000’li yıllara gelindiğinde işsizliğe olan etkisini kaybettiği gözlenmiştir. 2001 yılında başlayan küresel ekonomik durgunluk, yerini 2003 yılından itibaren ekonomik büyümeye bıraksa da, bu büyüme istihdama yansımamıştır. 2001-2003 yıllarında Türkiye’de Dünya ile uyumlu bir biçimde “istihdamsız büyüme süreci” gerçekleşmiştir. Bu dönemde, Dünya’da üretim artışları görülürken istihdamın azalması, büyümenin daha çok verimlilik artışından kaynaklandığını göstermektedir. Büyümenin istihdam oluşturmasını güçleştiren bu sürecin meydana gelmesinin nedeni ise, firmaları daha az istihdamla daha çok üretim yapmaya zorlayan artan küresel rekabet olarak görülmüştür (DPT, 2007).
2.5. Dünya’da İşsizlik ve Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişki
Her ülkenin ekonomi politikalarının en temel amaçlarından biri ekonomik büyümeyi sağlamaktır. Bu da toplam GSYİH ya da kişi başına düşen GSYİH’ deki artış olarak ortaya çıkmaktadır. Ülkeler bir yandan ekonomik büyümelerini artırmak için çalışırlarken bir yandan da varolan işgücünün tamamını istihdam etmek için uğraşmaktadırlar. Böylece üretimlerini ve beraberinde refahlarını artırmayı hedeflemektedirler.
Bu bölümde genel olarak Dünya ekonomisini ele alacak olursak, küresel ekonomi 1929 Büyük Bunalımından bu yana en kötü krizi 2009 yılında yaşamıştır. 2007 yılında rutin olarak devam eden finansal dalgalanma nedeniyle kriz koşulları meydana gelmiş, 2008’in son çeyreğinde İngiltere ve ABD’de resesyon resmen ilan edilmiştir. IMF’in 2008 yılında bir sonraki yıl olan 2009 için yapmış olduğu Dünya’daki büyüme tahminlerinin ilki % 4.4 civarındayken, 2008’in sonlarında % 2.4’e, 2009’un Ocak ayı sonunda ise % 0.5’e kadar düşmüştür. Dünya ekonomisi için pek çok iktisatçı % 2,5 altında gerçekleşen bir büyüme oranını küresel durgunluğun eşiği olarak kabul etmektedir. Bu görüş dikkate alındığında, ortaya çıkan büyüme oranlarının küresel durgunluk eşiğinin altında kaldığı görülmektedir. Küresel kriz, emekçiler ve yabancı finansmanlarla borç altında kalan ekonomiler için ağır bir yük olmuştur. Bu yüzden var olan kriz dönemi Dünya ekonomisinde küçülme durumu ortaya çıkarmıştır. Nitekim sermayenin, teknolojinin ve fikirlerin küresel yayılımı birçok ülkenin ve insanın ilerlemesine yardımcı olsa da, hala bazı bölgelerin geride kaldığını, büyümenin yavaş ve sınırlı kaldığını görüyoruz.
Günümüzde geleneksel olarak reel GSYİH’ nin artışı olarak tanımlanan ekonomik büyümenin sürdürülebilir olması ve toplumun farklı gelir alan kesimlerine dengeli bir şekilde dağılımı önemli hale gelmiştir (Bocutoğlu, 2017: 188). Kısacası günümüzde büyüme iktisadının temeli yalnızca büyümeye dayanmaz. Aynı zamanda büyümenin sürdürülebilirliği ve kapsayıcılığı da önem kazanmıştır.
Pek çok gelişmekte olan ülke için kitlesel yoksulluğun giderilmesi bakımından ekonomik büyüme bir zorunluluk haline gelmiştir. Hükümetlerin hızlı büyümeyi sağlamak için piyasaya yönelik politikalar mı yoksa piyasaya müdahale eden politikalar mı uygulayacağı konusu tartışmalıdır (Sloman, 2004: 31). Ekonomik, sosyal ve hatta politik gelişme için öncelikli olarak gerekli olan gelir artışı ile güçlü ve sürekli büyüyen ülkeler, yoksulluk düzeylerini önemli ölçüde azaltabilir, demokratik ve siyasi istikrarlarını güçlendirebilir, doğal çevrenin kalitesini iyileştirebilir, hatta suç ve şiddet olaylarını azaltabilir. Ekonomik büyüme doğrudan yararlı etkiler göstermese bile ekonomik büyümenin etkilerini tamamlayan ve eksikliklerini gideren kamuya açık programların uygulanmasını büyük ölçüde kolaylaştırır. Son dönemlerde iktisatçılar iktisadi büyüme ile çok daha fazla ilgilenmeye başlasalar da hala büyümenin çok iyi anlaşıldığını söylemek mümkün değildir (Pamuk, 2007: 37). Ülkelerin farklı kaynakları, toplumsal ve siyasi koşulları gibi nedenlerle uygulanan politikalar da pek çok değişiklik ortaya çıksa da bu ülkelerin tecrübelerinden ders çıkarmakta fayda vardır.
İşsizlik tüm Dünya ülkelerinin maruz kaldığı en önemli makroekonomik sorunların başında gelmektedir. 2017 yılı itibariyle işsiz sayısı Dünya’da 200 milyonun üzerine Dünya’da ekonomiler, verimli çalışma alanları yaratma ve buna bağlı olarak işsizliği azaltma, istihdamı arttırma sorunuyla karşı karşıya bulunmaktadır.
Kaynak
Hediye Uğurlu Yazıcı, Türkiye’de İşsizlik Ve Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişki (1960-2015)
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Hediye Uğurlu Yazıcı’ya aittir.
*Bizimle iletişim kurmak için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.