Türkiye'nin Su Kaynakları Ve Türkiye'de Su Kullanımı

Türkiye’nin Coğrafi ve İklimsel Yapısı
Türkiye’nin izdüşüm alanı ise 780.580km2 olup dağlık bölgeler sebebiyle gerçek alanı ise 814.578km2’dir. Toplam alanın %98.3’ünü karalar oluştururken %1.3’ü su yüzeylerinden meydana gelmektedir. Sınır uzunlukları açısından baktığımızda; 2.949km’si kara, 7.816km’si kıyı olmak üzere toplam 10.765km’lik sınırı bulunmaktadır.
Türkiye, iklim bakımından orta kuşakta ılıman özellikler gösteren klimatik bir yapıya sahiptir. Denizlere olan mesafe, yükselti, dağların uzanımı gibi faktörler sebebiyle coğrafi bölgelerde farklı iklim tipleri görülmektedir. Yağış bakımından dünya genelinde görülen dengesizlik Türkiye için de geçerlidir. Doğu Karadeniz Bölgesi hariç yarı kurak iklim özellikleri hâkimdir. 1941-2007 yılları arasında yapılan ölçümlerde ortalama toplam yağışlarda 29mm/100 yıl olmak üzere azalış trendi olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye genel itibariyle dağlık bir ülke olup dünyanın en yüksek dağlarının bulunduğu Asya’nın ortalama yükseltisi 1.050m iken Türkiye’nin ortalama yükseltisi 1.132m’dir. Bu sayı Avrupa’nın 330m olan ortalama yükseltisinin 3,5 katıdır. Türkiye’nin yüzölçümünün 190.000km2’lik alanı alüvyonlarla örtülü geniş düzlüklerden oluşmaktadır. Platolar ise 80.000 km2’lik alanı kaplamaktadır. Toplamda 270.000km2’lik bir alanı oluşturan ova ve platolar, Türkiye’nin 1/3’ünü kaplamaktadır. İşlenebilir 100.000km2’lik engebeli arazi ile birlikte Türkiye, 370.000km2 düzlük alana sahiptir. Düzlük alanlar içerisinde ise tarıma elverişli arazi miktarı 280.000km2 (28 milyon hektar)’dir.
Türkiye’nin Su Kaynakları Nedir ?
Türkiye’de yıllık ortalama yağış yaklaşık olarak 643mm civarındadır. Bu da yılda 501 milyar m3 yağış düştüğü anlamına gelmektedir. Bu suyun 274 milyar m3’ü yüzey ve bitkilerden buharlaşma yoluyla atmosfere geri dönmekte, 69 milyar m3’ü yer altı sularını oluşturmakta, 158 milyar m3’ü ise akarsular vasıtasıyla akışa geçerek
denizlere yahut kapalı havzalara dökülmektedir. Ayrıca yer altı suyunu oluşturan 69 milyar m3’ün 28 milyar m3’lük kısmı pınarlar vasıtasıyla tekrar yeryüzüne çıkarak akarsulara katılmaktadır. Böylece yıllık yağışın 186 milyar m3’ü (%67), akışa geçmiş olmaktadır. Komşu ülkelerden gelen 7 milyar m3’lük su akışı ile bu sayı 193 milyar m3 olmaktadır.
Türkiye’nin yenilenebilir su potansiyeli 41 milyar m3’ü yer altı suları, 193 milyar m3’ü ise akarsular olmak üzere toplam 234 milyar m3’tür. Akışa geçen suyun ise ekonomik olarak kullanılabilir formdaki miktarı yurtiçi akarsulardan 95 milyar m3, komşu ülkelerden gelen akarsulardan ise 3 milyar m3 olmak üzere 98 milyar m3tür. 14,7 milyar m3 olan kullanılabilir yeraltı suyu potansiyeli ile birlikte Türkiye’nin tüketilebilir yeraltı ve yerüstü su potansiyelinin toplam yıllık ortalaması 112 milyar m3’tür. 2012 yılı itibariyle bu potansiyelin 44 milyar m3’ü
kullanılmaktadır. Yer altı sularının ise ekonomik ve teknik olarak yıllık kullanılabilir potansiyeli olan 14,7 milyar m3’lük rezervinin 13,56 milyar m3/yıl olarak tahsisi DSİ tarafından yapılmış durumdadır.
Verilerden de anlaşılacağı üzere Türkiye sanılanın aksine su zengini bir ülke değildir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 31 Aralık 2012 tarihi itibariyle Türkiye nüfusu 75.627.384’tür. Bu durumda Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1490 m3’tür. Bir ülkenin su zengini olabilmesi için ise kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının 8.000- 10.000m3’ün üzerinde olması gerekmektedir. Yıllık 1700m3’ün altındaki su miktarıyla Türkiye su stresi altındaki ülkeler arasındadır.
Polonyalı bilim adamı Balcerski’nin ülkelerin tükettikleri su miktarlarını yenilenebilen su kaynaklarının toplam miktarına bölmek suretiyle ortaya koyduğu “kullanım/kaynak indeksi hangi ülkelerin su sıkıntısı içerisinde olduğunu bulmak adına farklı bir değerlendirme yapma imkânı sunmaktadır. Bu indekse göre yenilenebilen su kaynaklarının %5’inden azını kullanan ülkeler için su sıkıntısı söz konusu değildir, %10-20’sini kullanan ülkeler su stresi içerisindedir, %20’sinden fazlasını kullanan ülkeler ise su azlığı çekmektedir. Toplam 112 milyar m3 olan yenilenebilir su potansiyelinin 44 milyar m3’ünü kullanan Türkiye’nin kullanım/kaynak indeksi %39’dur. Bu indekse göre Türkiye su azlığı çeken ülkeler arasındadır.
Türkiye hidrolojik açıdan 26 adet havzaya bölünmüş durumdadır. Bunlardan 15’i nehir havzası, 7’si irili ufaklı akarsulardan oluşan müteferrik havzalar, 4’ü ise denize ulaşmayan kapalı havzalarda oluşmaktadır. Genellikle tek bir havza olarak ele alınan Fırat-Dicle havzası ise Türkiye’nin ortalama yıllık akış toplamının yaklaşık %30’unu oluşturmaktadır.
Bu havzalardan Meriç, Ergene, Gediz, Büyük Menderes, Burdur Gölü, Akarçay, Konya ve Asi nehri havzalarında gerçekleşen yüzey ve yer altı suyu kullanımı bu havzaların yenilenebilir su potansiyelini aşmış durumdadır. Sakarya, Ceyhan ve Van havzaları da aşma limitindedir. Sulama projelerinin tamamlanmasıyla 2030 yılına gelindiğinde ise toplamda 15 nehir havzasında su tüketiminin yenilenebilir su potansiyelini aşacağı, 3’ünün ise aşma limitine ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Türkiye’de Su Kullanımının Sektörel Dağılımı
Bu bölümde Türkiye’de hangi sektörün ne kadar su tükettiği ve bu tüketimlerin su sorunu üzerindeki etkileri dört ana başlık altında incelenecektir.
Tarım Sektöründe Su Kullanımı
Türkiye’de su kullanımındaki en büyük pay, kullanılan toplam suyun yaklaşık 2/3’ünü oluşturan tarım sektörüne aittir. 2000 yılı sonrasına bakıldığında tarımsal su kullanım miktarı artarken oransal bir düşüş olduğu gözlenmektedir. Müteakip süreçte de bu düşüş seyri devam etse de halen en fazla su tarım sektöründe harcanmaktadır. 2012 yılı itibariyle tarımsal kullanım %73, evsel kullanım (içme-kullanma) %16, endüstriyel kullanım ise %11 düzeyindedir. Miktar bazında ise sulama maksadıyla 32 milyar m3, içme-kullanma
sektöründe 7 milyar m3, sanayide 5 milyar m3 olmak üzere toplamda 44 milyar m3 su kullanılmıştır. Bu durum Türkiye’nin mevcut potansiyeli olan 112 milyar m3’ün %39’una ulaşıldığını göstermektedir.
Devlet Planlama Teşkilatı’na göre 2030 yılına kadar Türkiye’nin su potansiyelinden azami miktarda faydalanılması hedeflenmektedir. Bununla birlikte 2030 yılına gelindiğinde tarımsal su kullanımının %65 seviyesine düşürülmesi, endüstriyel su kullanımının ise %22 düzeyine yükselmesi öngörülmektedir. Türkiye’de sulama maksadıyla harcanan su miktarı dünya ortalamasının üzerindedir. Dünyadaki toplam su tüketiminin yaklaşık olarak %70’i tarım sektöründeki sulamada, %8’i içme-kullanmada ve %22’si sanayide kullanılmaktadır.
Avrupa’da sulama için harcanan su toplam su kullanımının yalnızca %33’ünü oluşturmaktadır. Sanayi %51, içme ve kullanma %11 kullanım oranına sahiptir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle ters orantılı bir biçimde tarımsal su kullanım oranının artığı görülmektedir.
Anadolu topraklarında sulamanın tarihi 5000 yıl öncesine kadar gitmektedir. Bereketli hilal olarak bilinen ve Fırat ve Dicle sularıyla beslenen Mezopotamya ovaları geçmiş dönemlere ait birçok kanal ve set kalıntısı barındırmaktadır. Bu örneklerden tarımdaki verimde sulamanın öneminin yıllar önce de bilindiği anlaşılmaktadır. 2012 yılı verilerine göre sulama öncesi projesiz durumda ortalama gayri safi milli zirai gelir 113,6 TL/da iken bu sayı sulama sonrasında neredeyse %600 artarak 675 TL/da olmuştur. Tarımsal üretimin toplam değeri ise 2012 yılında 200,7 milyar TL olmuştur. Artış olumlu bir seyir izlese de Türkiye’de kullanılan suyun %75’inin harcandığı tarım sektörü, toplam milli gelirin ancak %19’unu, dışsatımın ise %9’unu oluşturmaktadır. Bununla birlikte tarım ürünlerinde dışa bağımlı kalma ve gıda güvenliği endişesi gibi sebeplerle üretim maliyetleri göz ardı edilebilmektedir. Halen insanın gıda gereksiniminin karşılanmasında bilhassa tahıl üretimi önemli yer tutmakta, hatta gelişmekte olan ülkelerde temel besin maddesi olma özelliğini korumaktadır. 1 ton tahıl üretimi yapmak için verimsiz sulama yöntemleri hesaba katılmaksızın 1000 ton suya ihtiyaç duyulmaktadır.
Günümüzde dünyadaki yıllık gıda üretimi, toplam yıllık tüketimi karşılayacak düzeydedir. Fakat bölgeler arasında kişi başına düşen üretim miktarı açısından farklılıklar söz konusudur. Gelişmekte olan ülkelerde tarımda gerçekleşen su tüketimi yüksek olmakla birlikte, tarımsal istihdamın da %60 seviyesinde olduğu görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu oran %7’ye kadar düşmektedir. Başka bir deyişle gelişmekte olan ülkelerde 1 kişi yaklaşık 2 kişiyi besliyor iken gelişmiş ülkelerde bu sayı 14 kişiye kadar çıkabilmektedir. Türkiye’de ise tarımsal istihdam oranı %25 olup tarımda çalışan her bir kişi kendisi dâhil 4 kişiyi beslemektedir.
Türkiye’nin 78 milyon hektarlık yüzölçümünün sadece 28 milyar hektarı (%34) tarım arazisi niteliği taşımaktadır. Mevcut tarım arazilerinin ekonomik olarak sulanabilecek kısmı 8,5 milyon hektar olup 2012 yılı itibariyle 5,733 milyon hektarı sulamaya açılmıştır. Sulanan alanların %60’ı DSİ tarafından, %23’ü Kamu Hizmetleri Genel Müdürlüğü (KHGM) ve İl Özel İdarelerince, %17’si halk sulaması şeklinde sulanmaktadır. Günümüzde sulanan alan, ekonomik olarak sulanabilecek tarım arazisinin yaklaşık %67’sine tekâmül etmektedir. DSİ’nin değerlendirme kapsamındaki 2,1 milyon hektar alanda elde ettiği sonuçlara göre sulanan arazilerin %97’sinde düşük verimli karık, tava, salma gibi metotlarla sulama yapılmaktadır. Geriye kalan %3’lük kısımda ise yağmurlama ve damla sulama metotları uygulanmaktadır. DSİ tarafından sulanan alanların %81’i yer üstü kaynaklarıyla sulanırken, %19’u yer altı kaynaklarından beslenmektedir. Suyun ulaştırılmasında kullanılan kanalların %39’u buharlaşma kayıplarının fazla olduğu klasik kanal, %44’ü kanalet ve %17’si borulu şebeke şeklindedir. Sulama ortalaması ise %65 olup sağlanan sulama verimi ortalama %45’tir.
Damla sulama sistemi cazibe sulamaya göre çok daha verimli olup Türkiye’nin teknik açıdan damla sulamayla sulanabilecek arazilerinde bu yönteme geçilmesiyle pazarın büyüklüğünün 6,6 milyar TL civarında olacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca bu arazilerde tamamen damla sulamaya geçilmesi halinde yıllık 20 milyar m3 su tasarruf edilerek tarımsal su kullanımı %70 oranında azaltılabilecektir. Bunun yanı sıra bu yöntemle ürün verimliliği de %90’a yakın bir artış göstermektedir. Örneğin; İsrail’de 1 ton şeker pancarı için damla sulama ile 7
ton su harcanırken Türkiye’de klasik yöntemle 100 ton su harcanmaktadır.
Tarım sektörü kaynaklı diğer bir sorun ise sulamaya bağlı olarak toprak ve sulama sonrası sularda meydana gelen tuzlanmadır. Aşırı sulama sonrası tuzlu taban suyunun kılcal yükselişle bitki köklerine ulaşarak orda belli bir süre kalması hem bitkilere zarar vermekte hem de tuzlu ve alkali toprak oluşumuna sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra yükselerek akışa geçmesi halinde katıldığı akarsuların da niteliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu olumsuzlukları önlemek için bitki kök bölgesi ve toprak yüzeyinde bulunan fazla suların denetimli bir biçimde uzaklaştırılması için drenaj çalışmalarının yapılması önem arz etmektedir. Türkiye’de 2.775.115 hektar alanda drenaj sorunu bulunmaktadır. Bu alanın %61’i yetersiz drenajlı, %28’i fena drenajlı, %10’u bozuk, geriye kalan %1’lik kısım ise aşırı drenajlıdır. Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) hayata geçmesiyle birlikte aşırı sulamaya bağlı olarak Harran Ovası’nın da büyük bölümünün çoraklaştığı hatta birçok yerde bataklıklar oluştuğu belirtilmektedir. Akçakale yöresinde sulanabilir 4,309 hektar arazinin, 2,624 hektarlık kısmında (%61) yüksek taban suyu ve çoraklık problemi mevcuttur. Türkiye’nin en fazla drenaj sorununun yaşandığı bölge olan Konya ilinde ise 120.594 hektar sorunlu alan bulunmaktadır.
Enerji Üretim Maksatlı Su Kullanımı
Enerji üretiminde kullanım sonrası suda nitelik ve nicelik bakımından bir değişiklik meydana gelmediğinden dolayı sektörel dağılımda tüketilen su yüzdesi içerisinde belirtilmemektedir. Bununla birlikte su, yenilenebilir bir kaynak olarak elektrik üretiminde önemli bir paya ve geleceğe sahiptir. 2012 yılı itibariyle Türkiye’deki enerji üretiminin %24’ü hidrolik, %2,8’i rüzgâr ve jeotermal, %73,2’si ise termik (doğal gaz, linyit, kömür, fuel oil, motorin vb.) kaynaklardan gerçekleşmiştir. Türkiye’nin teknik hidroelektrik potansiyeli (mevcut teknolojiyle değerlendirilebilecek azami potansiyel) Avrupa’nın %17,6’sını (216 milyar kWh) oluşturmaktadır.
Türkiye’de 770 adet büyük baraj (temelden yüksekliği 15 m ve rezervuar hacmi 3 hm3’e eşit ya da daha büyük) bulunmakta olup hidroelektrik santral niteliğini taşıyan 370 barajın toplam kurulu gücü 19.936 MW, ortalama yıllık üretimi 70.734 GWH’tır. Bu üretim değeri toplam teknik potansiyelin %32,7’sinin kullanıldığını göstermektedir. Diğer ülkelerdeki duruma bakacak olursak ABD teknik hidroelektrik potansiyelinin %86’sını, Japonya %78’ini, Norveç 72’sini, Kanada %56’sınu kullanmaktadır. Avrupa Birliği (AB) 2020 yılına kadar brüt enerji üretiminde yenilenebilir enerjinin payını %20’ye artırmak için çalışmalar yürütmektedir.
TÜİK verilerine göre Türkiye’de 1970 yılında toplam enerji üretimi 8,623 GWh iken 2012 yılına gelindiğinde 28 kat artarak 239,497 GWh’e yükselmiştir. Her yıl ortalama %4-10 arasında değişen bir artış hızı söz konusudur. Toplam enerji üretiminde hidrolik enerjinin payının en yüksek olduğu yıl %60,3 ile 1988 yılı olmuştur. Sonraki yıllarda ise bu oran hızla düşmektedir. Doğal gazın elektrik üretiminde yoğun bir biçimde kullanılmaya başlanması bu düşüşün başlıca nedeni olmuştur.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), hidroelektrik ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji üretimindeki payının 2020 yılında %53 oranında artmış olacağını öngörmektedir. Elektrik tüketiminin her yıl neredeyse %10 artığı Türkiye’nin bu talebi karşılayabilmek için enerji projelerine her yıl 3-4 milyar ABD doları ayırması gerekmektedir. Türkiye elektrik enerjisi üretiminde %70 oranında dışa bağımlı hale gelmiştir. Elektrik enerjisinde bilhassa doğal gazdaki dışa bağımlılık ulusal güvenlik açısından da bir tehdit unsuru teşkil etmektedir. Bu durum, teknik hidroelektrik potansiyelinden daha fazla yararlanılmasını ve dolayısıyla yeni HES’lerin inşasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin teknik hidroelektrik enerji potansiyelinin tamamının kullanılabilir hala getirilebilmesi için 2023 yılına dek her yıl 6 milyar dolarlık finansman ile 3.000 MW’lık yatırım yapılması gerekmektedir. Hidroelektrik potansiyelinin azami ölçüde kullanılabilmesi için özel sektör tarafından yürütülen projelerin toplam maliyeti ise
yaklaşık 60 milyar dolardır.
Kentsel Su Kullanımı
Türkiye’de 1053 sayılı kanun ile belediye teşkilatı olan 2948 yerleşim yerinin tümüne içme, kullanma, sanayi suyu sağlanması ve ilave olarak atık su arıtma tesisleri ve yatırım hizmetlerinin yürütülmesi hususunda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü görevlendirilmiştir. Köylere içme suyu sağlanması ise İl Özel İdarelerinin (İÖİ) görev alanına girmektedir. TÜİK verilerine göre 2012 yılı itibariyle içme suyu şebekesi ile hizmet edilen belediye nüfusunun Türkiye nüfusundaki payı %82, kanalizasyon şebekesi ile hizmet edilen belediye nüfusunun Türkiye nüfusu içindeki payı %73’tür. Atık su arıtma tesisi bulunan belediye nüfusunun Türkiye nüfusu içerisindeki payı ise %52’dir.
2003 verilerine göre Türkiye’nin 111 litrelik kişi başına günlük ortalama kentsel su tüketim miktarıyla 150 litre olan dünya ortalamasının altında yer aldığı görülmektedir. Fakat 2012 verilerine göre 9 yıl gibi kısa bir süre içerisinde iki kat artarak belediyelerin içme suyu şebekelerinden çekilen kişi başı günlük su miktarı 216 litre olmuştur. 2012 yılı itibariyle ise belediye haricindeki tüketimler de dâhil olmak üzere Türkiye genelindeki kişi başına günlük ortalama su tüketimi 200 litre olarak gerçekleşmiştir. Kentsel su tüketiminde neredeyse kullanım miktarı kadar su, kaçaklar dolayısıyla kaybedilmektedir. Örneğin 2010 yılı itibariyle belediyeler tarafından su şebekesine pompalanan 4,80 milyar m3 suyun sadece 2,58 milyar m3’ü (%54) nihai kullanıcıya ulaştırılabilmiştir. Başka bir deyişle %46 oranında su kaybı gerçekleşmiştir.
Dünya genelinde sağlıklı suya erişen nüfusun toplam nüfusa oranı %82 olup Türkiye için bu oran %93 seviyesindedir. DSİ’nin 2010 yılında hazırladığı “81 İl Merkezinin İçme, Kullanma ve Sanayi Suyu Temini Eylem Planı (2010-2014)’na göre 43,8 milyon kişinin yaşadığı il merkezlerinin 36’sında uzun vadede (2024-2040), 26’sında ise orta vadede (2016-2023) temin edilen suyun yeterli olacağı tespit edilmiştir. Geriye kalan il merkezlerinin 10’unda kısa vadede (2013- 2015), 9’unda ise 2010 sonrasında su açığı ortaya çıkacağı ve acil içme suyu temini gerekli olduğu anlaşılmıştır. Bu kapsamda DSİ tarafından 2012 yılı itibariyle 129 yerleşim yerinde içme suyu temin faaliyeti yürütülmektedir.
Kentsel kullanımdaki en büyük sorunlardan biri ise atık ve arıtılmamış sulardır. 2003 yılı itibariyle Türkiye’de 3227 belediye mevcut iken atıksu arıtma tesisi sayısı 158’dir. Atıksu arıtma tesisi ile hizmet verilen nüfusun toplam nüfusa oranı ise %40,2’dir. Kentsel atıksuyun toplamda %46,8’i denize, %43,1’i akarsulara ve %10,1’lik kısmı göl ve diğer arazi ortamlarına boşalmaktadır. Denize boşaltılan atıksuyun %53,8’i arıtılmamış durumdadır. Akarsu ve diğer arazilere boşaltılan atıksular bir yandan yeraltı sularını doğrudan tüketilemeyecek hale getirirken diğer yandan tarım arazilerinin sulandığı suları kullanılamayacak şekilde kirletmektedir.
Endüstride Su Kullanımı
Suyun endüstride kullanımı ham madde ve proses suyu olmak üzere genellikle iki şekilde olmaktadır. Ham madde olarak kullanımı meyve suyu gibi gıda ürünleri üretimi maksatlı olduğu için yüksek kaliteli su gerektirmektedir. Proses suyu olarak kullanımı ise çok çeşitli amaçlarla olup en büyük miktarı ise soğutma suyu
oluşturmaktadır.
2012 yılı itibariyle sanayide yaklaşık 1,8 milyar m3’ün üzerinde su tüketildiği görülmektedir. DSİ’ye göre ise 2012 yılında sanayide kullanılan su miktarı 5 milyar m3’tür. İki kurum verileri arasındaki uyuşmazlığın sebebi TÜİK verilerinin sadece kayıtlı sanayi kuruluşlarını içeriyor olmasıdır. 2000-2012 yılları arasındaki 12 yıllık süreç içerisinde endüstriyel su kullanımında %22’lik artış gerçekleşmiştir. Endüstride kullanılan suyun büyük kısmını ise kuyu ve deniz suyu oluşturmaktadır. Organize Sanayi Bölgeleri için kent şebekelerinden ayrı oluşturulan su şebekeleri 2008 yılından itibaren faaliyete geçmeye başlamışsa da bu şekilde tedarik edilen miktar düşüktür. 2012 yılı itibariyle sanayide kullanılan suyun 2/3’ünün soğutma maksadıyla harcandığı görülmektedir. Deniz suyunun en büyük kaynağı teşkil ediyor olmasının sebebi endüstriyel su tüketiminde %60 paya sahip olan metal sanayinin deniz suyu kullanmasıdır. Tatlı su kaynakları üzerinden gerçekleşen en büyük tüketim ise proses suyu olarak gerçekleşmektedir. Özellikle yer altı sularının kontrolsüz kullanımı kayıtlı verilerin gerçeği yansıtmasını engellemektedir. Sanayinin birçok dalı için kalitesi düşük suların kullanılması ya da kullanılan suyun yeniden enjeksiyonu mümkündür. Örnek verecek olursak; metal sanayinde kullanılan suyun %50’si, kâğıt sanayinde 1/6’sı, gıda üretiminde ¼’ü yeniden kullanılabilmektedir.
Endüstriyel su kullanımının tüketilen miktardan çok, yarattığı kirlilik açısından zararı olmaktadır. Endüstriyel atıklar yer altı sularını, akarsu sistemlerini, tarım arazilerini tehdit etmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre devlet sektöründeki arıtma tesisi yüzdesi %20,14, özel sektörde ise %19,61’dir.
Türkiye’nin Su Sorunu
Önceki bölümlerde belirtildiği üzere su stresi altındaki bir ülke olan Türkiye, kullanılabilir su miktarının yıllık 1000m3’ün altında düşmesiyle ise su kıtlığı çeken bir ülke haline gelecektir. Hızla artan nüfus ve göç problemi, Türkiye’nin su sorunu üzerindeki en büyük baskı unsurlarından biridir. Nüfusun yoğunlaştığı bölgelerdeki
havzaların kullanılabilir su potansiyellerini şimdiden aşmış olması ise bunu doğrular niteliktedir. 2001 yılı verilerine göre kişi başına yıllık 1.735m³ suyla dünya ortalamasının altında olan Türkiye’de, 2012 yılına gelindiğinde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarının 11 yıl gibi kısa bir süre içerisinde 1490 m³’e
gerilediği görülmektedir. 2050 yılına gelindiğinde Türkiye nüfusunun 93.475.575 olacağı tahmin edilmektedir. Bu durumda iklimsel değişim, teknolojik gelişmeler, kirlenme gibi faktörler hesaba katılmasa dahi sadece olağan nüfus artışı sonucu kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1206m3 olacaktır.
DPT’nin 1965-2000 yıllarını kapsayan göç araştırmasına göre bu süre zarfında 21,1 milyon kişi şehirden şehre ya da köyden şehre göç etmiştir. 2012 yılı itibariyle Türkiye nüfusunun %77,3’ünü oluşturan 58.448.431 kişi il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktadır. En fazla nüfusa sahip olan İstanbul ilinde ise 13.854.740 kişi ikamet etmektedir. Ülke nüfusunda gerçekleşen göçleri su sorunu açısından ele alacak olursak, su kaynaklarına da bölgesel düzeyde bakmak gerekecektir. Türkiye’nin batısında yer alan 14 havzanın yıllık toplam akışı 55,25 milyar m3 iken doğudaki havzaların yıllık toplam akışı 130,80 milyar m3’tür. Oysa nüfusun yaklaşık 38 milyon kişisi batıda, 32 milyon kişisi ise havza sınırlarına göre doğuda yaşamaktadır. Bu da Batı bölgeleri için bilhassa kentsel su tedarikinde sorun teşkil etmektedir.
Diğer bir sorun ise toplam kullanılabilir suyu meydana getiren yıllık yağışların, bölgesel ve mevsimsel dağılımındaki dengesizliktir. Yıllık ortalama yağış miktarı 250 mm ile 2500 mm arasında değişmektedir. Bilhassa dağlık olan kıyı bölgelerinde gerçekleşen yağış miktarı 1000-2500 mm/yıl civarındayken İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da ise 350-500 mm/yıl dolaylarında seyrettiği görülmektedir.
Akarsuların en büyük kaynağını oluşturan kar yağışı Türkiye’nin hemen hemen tüm bölgelerinde görülürken yerde kalma süresi ise farklılık arz etmektedir. Bu süre; Akdeniz ve Ege kıyılarında 1 gün ya da daha az, Marmara ve Karadeniz kıyılarında 10-20 gün, Doğu Anadolu’da, İç Anadolu’da 20-40 gün, Doğu Anadolu’da ise yaklaşık 120 gün civarındadır.Tüm bu faktörler birleşerek Türkiye’nin su sorunu giderek gözle görülür boyuta taşımaktadır.
Yararlanılan Kaynak
Birol Akduman, Artan Küresel Su Sorunu Bağlamında Frat-Dicle Örneği Ve Bölgesel Çatışma Riskinin Değerlendirilmesi
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Birol Akduman’a aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.