Uzakdoğu'da Bir Süper Gücün Doğuşu: Japonya'da Meiji Restorasyonu

1850’lere doğru Japonya’da hâkim olan feodal hükümet çözülmeye başlamış, ABD ile Japonya’nın ilişki kurmasına neden olacak siyasi gelişmeler yaşanmıştır. Amerika’nın batısının yerleşime açılması ve Pasifik’te ABD’nin ticari faaliyetlerinin gelişmesi, Amerika’nın Doğu Asya’ya ilgisinin artmasını, bu politikada daha kararlı
hareket etmesini sağlamıştır. Bunun üzerine ABD tarafından ilişkilerin başlatılması için Amiral Matthew Calbraith Perry görevlendirilmiştir.
ABD’nin görevlendirdiği ve toplamda 4 gemiden oluşan bu küçük filo 1853 yılının Temmuz ayında Tokyo körfezinin güney ucundaki Uraga limanına ulaşmıştır. ABD, gemilerinin gereksinimlerinin karşılanmasını, Amerikalı denizcilerin kazalarıyla ilgilenilmesini ve ticari ilişkilere dair anlaşma imzalanmasını, dolayısıyla Japon
yönetiminin dışa kapalı siyasetini sonlandırmasını isteyen bir ültimatom vermişti. Bu vaka neticesinde, orijinal Japoncası ”Tokugawa Bakuku” olan, Tokugawa Shougunluğu (feodal, askeri sistem), ABD’nin askeri gücü karşısında şaşırmış ve bundan bir yıl sonra yani 1854 yılında M.C. Perry’nin tekrar ve bu sefer daha büyük bir filoyla Japonya’ya dönmesi üzerine mecburi olarak bir dostluk anlaşması imzalamıştır.
Bazı limanların sığınma limanları olarak açılmasını, gemicilerin dönüşlerine izin verilmesini ve konsolosluk kurulmasına yönelik olan bu anlaşmanın, daha sonra başta İngiltere olmak üzere Rusya ve Hollanda tarafından duyulması üzerine, onlarla da benzer anlaşmalar yapmak mecburiyetinde bırakılan Japonya’nın, dışa kapalı siyasetine son verilmeye başlanılmıştır. Ticari ilişkilerin başlanmasına yönelik yoğun baskıların ardından 1856 yılında ilk Amerika konsolosu Japonya’ya geldiğinde onun aracılığıyla sürdürülen diplomati baskıların nihayetinde 1858 yılında, ABDJaponya Dostluk ve Ticaret Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmalardan sonra Japonya dış dünyaya kapalı olan siyasetinden çıkmış ve Tokugawa Shougunları döneminden bu yana devam eden kapalılık siyasetini sona erdirmiştir.
Başta ABD olmak üzere batı ülkeleri ile eşit olmayan ve Japonya’nın aleyhine maddeler içeren anlaşmalar, Japonya tarafında güven ihtiyacını artırmıştır. Batılı devletlerin çıkarları karşısında Japonya eşit statü kazanmak için çalışmaya başlamış, bunun içinde dönem boyunca Amerika ve Avrupalı ulusların uygarlıklarını kapsamlı
olarak gözlemlemişlerdir.

Meiji Restorasyonu Dönemi (Japon Yenileşme Dönemi)

1868 yılına gelindiğinde, Prens Mutsuhito’nun tahta geçmesiyle, Japonya’nın yenilenme dönemi olan Meiji Dönemine (Meiji Restorasyonu) giriliyordu. Bu döneme Japonya’nın modernleşme devri de diyebiliriz. Bu dönemin amacı Japonya’yı dış dünyanın etkisi altında kalarak bozulmaktan korumak ve imparatorla shogunun çift idaresinin hâkim olduğu devirden, on asır önceki altın çağa dönme çarelerini aramaktı.
İmparator Meiji Osmanlı Devletinde ki Tanzimat benzeri yenilik hareketlerine başlamış ve bunun içinde dünyanın dört bir tarafına araştırmacılar göndermiştir. Hatta Osmanlı Devletinin hukuk ve adalet sistemini araştırmak üzere İstanbul’a ve Mısır’a elemanlar gönderilmiştir. Uzun araştırma, gözleme dayanan ve her şeyden önce iyi tespit edilen, geri kalmışlık konuları somut olarak ortaya konmuş ve çareleri de ona göre aranmıştır. Çözümler de problemlerin tespitinin doğruluğu nispetinde başarılı olmuştur.
İmparator Mutsuhito 17 Nisan 1868’de 5 maddelik bir ferman yayınlamıştır. Bu fermanda yer alan başlıca konular şunlar olmuştur:
a) Bir Danışma Meclisi’nin kurulması.
b) Alınacak karar ve tedbirlerin kamu oylamasıyla kabul edilmesi.
c) Ekonomik bazı tedbirlerin alınması ve bu tedbirlerin halk tabakasında
tartışılarak karar verilmesi.
d) Bazı eski ve anlamsız bağnaz adetlerin kaldırılması.
Ayrıca Japonya kapalı toplum yapısından açık toplum yapısına geçmek için büyük adımlar atmaya başlamıştır. Meiji dönemi süresince Japon liderler Japonya’yı Batılı ülkeler ile aynı kapasitede modern bir sanayi toplumuna dönüştürmek ve bu zamana kadar aleyhine olan anlaşmalardan kurtarmak için bir program yapmışlardır. Bu
sırada İmparator başkenti Kyoto’dan, günümüzde Tokyo adını almış olan Edo şehrine taşımıştır.

İdari Alanda Yapılan Japon Reformları

Japon imparatoru Meiji, ilk danışma meclisini daymiyolardan kurarak reformları uygulamak istemiştir. Ama danışma meclisi daymiyolar, köklü reformları kabullenmeyince meclisi feshetmiş ve idareyi kendi eline alarak reformları gerçekleştirmiştir. İmparatorun yenilik hareketlerini destekleyenlere “İsshin”, karşı olan gruba da “Fukko” denilmiştir.
Meiji Döneminde başarıyı ve modernleşmeyi sağlayan temellerden birisi de “merkezden yönetim” sisteminin Japonya’da yürürlüğe sokulması olmuş; feodal dönemin idari bölgeleri olan “daymiyoluk” 1871’de kaldırılarak, yerine merkezden tayin edilen valilerle yönetilen vilayetler esası kabul edilmiştir. Bu değişiklik devlet ve yönetim sistemindeki en önemli değişikliklerden biri olmuştur. Toplum böylelikle sınıfsız bir hale getirilmiştir. Bunun öncesinde Japon toplumunun en alt tabakasını “Eta” denen paryalar teşkil ediyordu.
Onun üzerinde ise tüccar ve esnafın meydana getirdiği “Heimin” denilen orta sınıf bulunurken, asker ve asillerden müteşekkil “Joumin” ler de toplumun en üst sınıfını oluşturuyordu. Ülkenin siyasal yapısını feodalite temsil ediyordu. Her derebeyliğin başında bir “daymiyo” bulunuyordu. Daymiyolara hizmet eden şövalye sınıfına “samuray” denilirdi. Daymiyolar kendi topraklarında mutlak otoriteye sahiptiler. Yönetim, adalet ve mali alanlarda geniş yetkilere sahiptiler. Böyle olmasına rağmen daymiyolar shougunların mutlak otoritesi altında bulunmaktaydılar. Dolayısıyla yenilenme döneminde sınıf ayrımına dayalı düzen değiştirilerek, hükümet mekanizmasının 19. yüzyıl batı sistemine göre şekillendirilmesi gerçekleştirilmiştir diyebiliriz.

Yukarıda da bahsedildiği gibi 1871 yılında daymiyoluğun kaldırılması, feodal beylerin topraksız kalmasına neden olmuştur.

Bu yüzden topraksız kalan daymiyolara maaş bağlanmış, ancak bu maaş devlet hazinesine ağır gelmeye başlayınca maaş esası kaldırılmış ve daymiyolar devlet memuru olarak çalışmaya başlamışlardır. Dolayısıyla Japon toplumunun sıkı bir hiyerarşiye sahip olması, dağınık ve düzensiz olmaması
Japonya’nın hızlı güçlenmesi ve kalkınmasında, reformların uygulanmasında önemli bir rol oynamıştır. Bir de haliyle yarı Tanrı hüviyetinde olan İmparator tarafından kendi rızası ile gerçekleştirilmiş olmasının etkisi büyüktür.
1873 yılında yenilikçiler tarafından Avrupa’ya yapılan bir gezi sonrası İmparatora bir rapor sunulmuştur. Bu raporda, Japonya da demokratik müesseselerin ve anayasal bir rejimin kurulması tavsiye edilmiştir. Bu rapor üzerine yenilikçiler arasında bir görüş ayrılığı daha yaşanmış, demokrasi aleyhtarları, Japon milletinin buna hazır
olmadığını savunmuşlardır. İmparator da bu görüşü benimsemiş ancak demokrasi fikri zamana yayılarak, liberal muhalefeti ortaya çıkarmıştır. Daha sonra liberallerin etkisiyle İmparator, 1878 yılında il genel meclislerinin kurulmasını onaylamıştır. 1880 yılında da seçim sistemine dayalı belediye meclisleri kurulmuştur.
Bu demokratik ve liberal gelişmeler sonucunda İmparator anayasal bir rejimin kurulmasını da onaylamış ve 1889 yılında ilk Japon anayasası yayınlanmıştır. Bu anayasa, devletin ve siyasi iktidarın işleyişini düzenleyen yasalar getiriyordu. Anayasanın ilk 17 maddesi İmparatorun yetkileriyle ilgili olup, İmparatorun kişiliğinin “kutsal” olduğunu vurgulamakla birlikte, imparatorun yürütme yetkisi başta olmak üzere geniş yetkilerini elinde tutmasını içeren maddelerden oluşuyordu. Bakanları İmparator tayin ediyor ve bakanlarda imparatora karşı sorumlu oluyordu. Yasama yetkisi de imparatordaydı, ancak imparator bu yetkisini bazı sınırlandırmalar ile kullanabiliyordu. Bunun için iki meclis bulunmaktaydı. İlk meclis, imparator aile üyelerinden oluşan asillerin temsilcilerinden ve imparatorun seçtiği kişilerden meydana gelen senato niteliğinde bir meclisti. İkinci meclis ise halk tarafından seçilen üyelerden meydana gelmekteydi. Ancak bu seçim hakkına sadece yılda belli bir miktar vergi ödeyen kimseler sahipti. Halk her iki meclise de şikâyetlerini bildirebilir ve dilekçe verebilirdi. İmparatorun Meclisler karşısında kesin üstünlüğü mevcuttur.
Anayasada halka da bir takım hak ve hürriyetler verilmekteydi. Doğal olarak imparatorun yetkileri karşısında, bu hürriyetler sınırlı kalıyordu. Zira İmparator, istediği zaman kararname yayınlayabileceği gibi, anayasada değişiklik yapılması da yine imparatorun teklifi ile mümkün oluyordu.

Askeri Alanda Yapılan Japon Reformları

Feodal yönetimin kaldırılması ve daymiyo sınıfının dağıtılmasıyla Japonya askeri güçten mahrum kalmıştır. Çünkü daha önceden askeri güç ihtiyacı daymiyolara bağlı samuraylardan karşılanmaktaydı. Bunun üzerine 1873 yılında çıkarılan bir kanunla mecburi askerlik sistemi getirildi. Bu şekilde yeni orduların kurulmasıyla
samurayların varlığı da tehlikeye girmiş olduğundan ortaya samuraylar problemi çıkmış, emekliliği kabul edenlerine tazminatları ödenerek askerlikten el çektirilmişti. Ayrıca askerlerin dışında kalan kimselerin silah taşımaları da yasaklanmıştır. Bu tedbirlerin alınmasında haliyle samuraylardan gelebilecek tehditlerin ortadan kaldırılmak istenmesi en büyük etken olmuştur.
Ancak samuraylar da kendilerinin halk gibi silahsız bırakılmasını hazmedememiş ve liderleri Saigou Takamori’nin (西郷 隆盛 23 Ocak 1828~24 Eylül 1877) meseleyi yabancı aleyhtarlığına çevirmesiyle 1877 yılında isyan etmişlerdir. 840.000 Samuray modern bir şekilde kurulan 60.000 kişilik halk ordusuna mağlup olmuştur. Bu mağlubiyetle birlikte samurayların tarihteki rolü de ortadan kalkmıştır. İsyan sonrası bazı samuraylar halk ordusuna ve donanmaya girmiştir. 1894 yılında çıkarılan bir kanunla harbiye bakanının generalden ve bahriye bakanın da amiralden olması şartı getirilmiştir. 1882 yılında ki İmparator beyannamesine göre de harbiye ve
bahriye mensuplarının siyasetle meşgul olmayıp, sadece milli müdafaayla ilgilenmeleri bildirilmiştir.

Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan Japon Reformları

Japonya Meiji döneminde kültür ve eğitim işlerine de büyük önem vermiştir. 1872 yılında çıkarılan bir kanunla, kız ve erkek her Japon çocuğu için ilköğretim mecburiyeti getirilmiş, altı yıllık genel ve parasız ilk eğitim uygulanmaya başlanmıştır. 1873’te %28 olan ilköğretim düzeyinde okullaşma oranı, 1900-1905 yılları arasında %
98’e ulaşmıştı. Kültür reformları da etkilerini göstermeye başlamış, 1871’de ilk Japon günlük gazete yayınlanmaya başlamıştır. Avrupa’ya öğrenci yollanmış ayrıca Meiji Hükümeti Batı’dan yabancı hocaları ülkeye davet ederek pozitif ve sosyal bilimler okutturmuştur. Bu da Japonya’nın açık bir toplum olması için atılan bir adım olmuştur. Manevi bilgiler, edebiyat ve teorilerden ziyade, pozitif bilim ve teknoloji ağırlıklı bir eğitim sistemi ortaya çıkmıştır. Orta ve yüksek öğretimde, özellikle teknik dallardaki okullaşma oranı artarak talebi karşılayacak bir hızla gelişmiştir.
Bağımsızlığın ve toprak bütünlüğünün korunması, Japonların o dönemdeki başlıca kaygısı olmasından dolayı bütün çağdaşlaşma ve modernleşme hareketlerinde olduğu gibi ekonomik modernleşmenin temelinde de ulusal çıkarları ön plana alan milliyetçilik duygusunun yattığı bir gerçektir.

Ekonomik Alanda Gerçekleşen Japon Reform ve Gelişmeleri

1868’de başlatılan Japon modernleşmesi, Japon ulusunun tutum ve disiplini sayesinde, 1904-1905 yıllarında, Japonya’yı devrin en güçlü ekonomik ve endüstri devleti haline getirmiştir. 1876-1880 döneminin kavurucu enflasyonuna çareler aramak, Meiji döneminin kaygılarından olmuştur. Ve alınan ekonomik tedbirler, halkın tepki
göstermesine rağmen sürdürülmüş, 1884’de alınan bu tedbirler neticesinde enflasyon durdurularak, ekonomik ve siyasi hedeflere ulaşılmaya çalışılmıştır. Bunlara ilaveten Japon ekonomisini çağa uygun şekilde geliştirmek için modern bankacılık ve para sistemi yürürlüğe konmuştur.
Japonya’nın ekonomik alandaki gelişmeleri çok hızlı bir şekilde gerçekleşmiştir. Japonya’da makine sanayisi 1860’lı yıllarda gemi tamir atölyelerinde başlamıştı. Japonlar önce basit sonra gittikçe karmaşıklaşan makine parçalarının yapımını sağlamış, daha sonra Japon atölyeleri sadece kendi parça gereksinimlerini karşılamaktan daha çok piyasa için üretmeye ve pazarlamaya geçmiştir. Üretimin genişlemesi, uzmanlaşmayı ve sonunda küçük parçalardan oluşan makinelerin de yapımını mümkün kılmıştı. Ve bu sayede Japonya’da makine sanayisi doğmuştu. 1870 yılında Tokyo-Yokohama arasındaki ilk demiryolu yapımına başlanmıştır. 20 yıl içerisinde 7.200 km.lik demiryolu sistemine sahip olunmuştur. 1870 yılında 17.000 tonluk ticaret filosu 1896 yılında 128.000, 1904 yılında ise 6.000.000 ton olmuştur.

Japonya’nın sanayileşme deneyimi hem kendine has yönleri hem de diğer Doğu Asya ülkelerinin sanayileşme politikaları üzerinde yaptığı etki bakımından önemli olmuştur.

Meiji döneminde yeterli sermaye ile birlikte teknik bilgi ve imkânlar bulunmamaktaydı. İlk olarak sanayi ve endüstrileşmede çelik, çimento, porselen, tuğla ve tekstil alanlarının kurulmasına öncülük ederek, batının üretim yöntem ve teknikleri takip edilmiştir. Sanayinin gelişmesinde ise devletçilik büyük rol oynamıştır. Yabancı sermayeden yararlanma yoluna gidilmemiştir. Çünkü askeri gücün de, destek ve ihtiyacı olan sanayiyi, yabancı sermayenin güdümüne bağlamak istememişlerdir. Ancak bu durum, Japonya’nın ekonomik kalkınmada, yabancılardan faydalanmadığı anlamına da gelmemektedir. Ekonomik konularda yabancı uzmanlara başvurulmuş ve teknik adamların yetiştirilmesi istenilmiştir. 1868-1898 yılları arasındaki otuz yıllık süreçte Japonya, sahip olduğu fabrikalarla Asya’nın en büyük sanayi ülkesi haline gelmiştir.

Tarımda altyapı yatırımlarının ve verimliliğin artması, tarımda ki işgücü fazlalığını ortaya çıkarmış ve pazarlanabilir ürün fazlasına neden olmuştur.

Bu birikim Meiji döneminin tarımı vergilendirerek sanayileşme için sermaye oluşturmasını sağlamıştır. Japonya’da diğer ülkelerde olduğu gibi tarımsal üretimin toplam ekonominin büyük bir bölümünü oluşturması, sanayileşmenin finanse edilmesi için kullanılmıştır. Japonya bu aşamada tarımdan sanayileşmeye kaynak aktarımını, diğer ülkelerdeki tarımın ticaret hadlerindeki bozulma yoluyla değil vergilendirme yoluyla gerçekleştirmiştir. Ve bu durum aynı zamanda Japon ekonomisinin temel özelliğini
belirlemiştir.
Söz konusu bu politika kaynak aktarım sürecini, köylü nüfusun önemli bir kısmını fakirleştirme yoluyla değil, nispeten “ödeme gücüne dayalı bir vergi sistemiyle” sağlamıştır. Devlet bu durumda köylünün ve genel olarak düşük gelirlinin gözünde, fakirin çıkarına çalışan bir kurum görünümü kazanmıştır. Halk kitleleriyle devlet arasındaki güven ve saygınlık, ilişkilerin gelişmesi açısından çok önemli olmuştur. Elde edilen kaynaklar, genel olarak sanayi ürünleri üreten ve satan çok sayıda kimsenin elinde kaldığı halde, devletin elinde toplanmış ve devlet kontrolünde harcanmıştır. Dolayısıyla Japonya’da güçlü devlet ve bürokrasinin modern temelleri böyle atılmıştır.
Meiji hükümetleri bu şekilde sistemli olarak yaratılan kaynakları kullanarak ülke dışından makine, teknisyen ve hammadde sağlayarak yeni sanayiler kurmuş ve bu  sanayileri, devletin seçtiği özel girişimcilere devretmiştir. Dönemin hükümetleri, devlet eliyle kurulan sanayi tesislerini kısa süre sonra büyük sermaye sahibi ailelere, genellikle eski feodal daymiyolara devretmiştir. Bu sanayileşme biçimi, bir yandan aşırı hızlı göçü ve şehirleşmeyi önlemiş, bir yandan da erken aşamalarda, sanayi ve sanayi dışı faaliyetin aynı topluluklarda yapılmasına izin vermiştir.

Bu gelişmeler neticesinde sanayide rekabet ve canlılık sağlanmış, az yatırımla çok istihdam gerçekleştirilmiştir.

Bu da Japonya’da yapısal işsizliğin diğer ülkelere oranla az olmasına katkı sağlamıştır. Çünkü bir bölgede kurulan, gelişen ve büyüyen sanayi işletmesi yöresindeki küçük işletmelerin de sağlıklı bir biçimde gelişmelerini
sağlayacak ilişkilere önem vermiştir. Örnek verecek olursak, makine üreten büyük bir işletme çeşitli parçaların küçük işletmelerde üretilmesini sağlayıp, ürettikleri ürünü alarak kendi ürünlerini ortaya çıkarır ve pazarlanmasını sağlardı. İlk dönemlerde amaç, sermayeden tasarruf ve istihdam yaratmak değil, makinelerin teknolojik düzeylerini eldeki insan gücünün yeterliliği ile dengeli hale getirmek olmuştur.
Modern sanayi sektörü hızla büyümüş, ayrıca tekstil ihracat oranı da diğer ülkelerle kıyaslandığında daha fazla artmıştı. I. Dünya Savaşı aynı zamanda beraberinde ekonomik patlamayı ve Japonya’nın büyük güç kazanmasını sağlamıştı. Japonya o dönemde Batı Dünyasına kafa tutabilecek tek Asya ülkesi olmuştur. 1920’lerdeki ekonomik sorunlar, 1929 yılındaki Büyük Bunalım şeklinde de ifade edilen dünya ekonomik krizinin başlamasıyla daha da ağırlaşmışsa da, Japon ekonomisi 1932’den itibaren hızla düzelmiş ve gelişen dış ticaret, ağır sanayinin kurulmasına ilave bir katkıda bulunmuştur.

Meiji Döneminin Sona Ermesi

Meiji, 44 yıl imparatorluk yaptıktan sonra 1912’de ölünce yerine oğlu Taishou geçmiştir. Bu dönem de I. Dünya Savaşı’nda İngiltere ile ittifak halinde olan Japonya savaştan kârlı çıkmış, Çin’i işgal etmek için 70.000 kişilik askerî birliğini Doğu Sibirya’ya göndermiştir. 1923’te meydana gelen Büyük Kanto depreminde binlerce kişi ölmüş Tokyo ve Yokohama şehirleri tamamen yıkılmıştı. Tahtını 1926’da oğlu Hirohito’ya terk eden Taishou 1926 yılı sonunda ölünce, Japon tarihinde Shouwa dönemi başlamıştı. 20. yüzyılda ülke tarihinin en önemli hadiselerine sahne olan bu dönemde, Japonya’da “Büyük Asya Fikri” uygulanmaya konulmuştur.
Yayılmacı, emperyalist politikalar izleyecek olan, yeni imparatorla birlikte Japonya’da, 1930’lu yıllar ilerledikçe ordunun politikadaki rolü her zamankinden daha fazla önem kazanmış ve nüfus artışının getirdiği sorunlar, iç ticarette korumacılık ve tarımsal fakirleşme, Japonların büyük bir bölümünü, saldırgan toprak yayılmacılığı,
ekonomik otarşi ve Asya liderliği arayışının ardında toplamıştır. 1936’dan itibaren ise yabancı fikirlere ve tesirlere karşı önlem alınmaya başlamış, okul kitaplarından batılı fikirler uzaklaştırılmış, milli ideolojiyi gösteren parçalar ilave edilmiştir.
Yararlanılan Kaynaklar
Fethi Yılmaz Kaleli, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk-Japon Ekonomik İlişkilerinin Başlangıcı Ve Gelişimi
Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi
Ahmet Kavas, ”Japonya”, TDV DİA, Cilt 5
Attila Sönmez, Doğu Asya Mucizesi ve Bunalımı
Pertev Demirhan, Japonların Asıl Kuvveti: Niçin ve Nasıl Yükseldi?
 
 
*Bu çalışmanın tüm hakları, Fethi Yılmaz Kaleli’ye aittir.
*Bizimle iletişime geçmek için: kenandabirkuyu10@gmail.com

Ömer Burak Karatay

Uzun zamandır bildiklerini siz değerli kullanıcılarımıza aktarmaktan mutluluk duyan, araştırıp öğrendikçe bu siteye yazıp diğer insanların da bilgilenmelerini sağlamaktan zevk alan bir yönetici ve yazar. Ekonomi alanındaki gelişmeler / bilgilendirici metinler için www.ekodemi.com'a davetlisiniz. Bizlere her türlü fikir, istek ve şikayetlerinizi admin@kenandabirkuyu.com üzerinden; markalarınızı değerlendirmek ve binlerce tekil kullanıcıya reklamınızı yapmak için reklam@kenandabirkuyu.com adreslerinden benimle iletişime geçebilirsiniz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Tek amacımız sizlere temiz bilgi sunmak, lütfen reklam engelleyicinizi kapatın.